Beled 20 Ayet Mekke · البلد
90

Beled

Şehir · Mekke
90
Şehir · Mekke
البلد
20
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ١
Lâ uksimu bi hâzel beled(beledi).
ÖTESİ yok, işte Ben yemin ediyorum[⁵⁷²⁶] bu beldeye;[⁵⁷²⁷] [5726] Lâ uksimu Kur’an’da 8 yerde gelir ve hepsinde de yemin Allah’a isnat edilir. Lânın tekit için geldiği söylenmişse de, Arapça’da tekit için bu kadar edat varken üstelik lânın aslî anlamı olumsuzken neden bu formda geldiğinin beyânî izahı yapılmamıştır. “Yemine gerek yok” mânası verilebilir (Abduh). Lâ hakikidir diyen Ebu Hayyan şu mânayı verir: “Bu beldelere yemin etmem, zira oranın sakinleri oranın hürmetini ihlal ettiler”. Fakat Vâkı’a 75-76’nın delâletiyle bu mâna da isabetli değildir. Tercihimiz bu formdaki tüm yeminlerin Allah’a isnadına ve lânın aslî anlamına dayanmaktadır. Allah’ın ettiği yeminin azametini, yani “ondan ötesinin yokluğunu” ifade eder (Krş: Âişe Abdurrahmân, et-Tefsiru’l-Beyani, 165-170). [5727] Kur’an’da hâze’l-beled formu hassaten Mekke’ye delâlet eder (Krş: 95:3; 14:35). Yani: İnsanlığı ilk misafir eden ve insanlığın ilk mabedine ev sahipliği yapan Mekke’ye.— M.İslamoğlu
90:1
2
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ٢
Ve ente hıllun bi hâzel beled(beledi).
senin her tür saldırıya açık olduğun bu beldeye;[⁵⁷²⁸] [5728] Veya Ebu Hayyan’ın yukarıdaki tercihinin devamı olarak: “bu belde senin saygınlığını ihlal etti” (el-Bahr). Ya da hıllin “mukim, sakin” mânasına gelen hâllenin sıfatı veya mastarı oluşuna dayanarak: “bu beldenin sakinisin” (Müfredât ve Mekâyîs).— M.İslamoğlu
90:2
3
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ ٣
Ve vâlidin ve mâ veled(velede).
ve babaya ve oğluna:[⁵⁷²⁹] [5729] Veya: “doğurana ve doğurmayana” (Krş: tek ve çift şahit olsun: 89:3 ve 112:3). Baba, yani vahyin “babanız İbrahim” dediği Hz. İbrahim ve onun oğlu Hz. İsmail ve dolaylı olarak Hz. Muhammed. Mekke’nin ruhu Kâbe, dünyanın ruhu da insandır. Büyük yetimin babası ve büyük yetim Hz. Nebi de kastedilmiş olabilir. Bu ibare doğrudan İbrahim ve İsmail’i ifade etse de, dolaylı olarak âdemoğullarının tümünü kapsar. Mekke’nin diğer şehirlere göre merkezi konumu ne ise, Âdem’in âdemoğullarına ve Âdemoğullarının da diğer yaratılmışlara göre konumu odur.— M.İslamoğlu
90:3
4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ ٤
Lekad halaknel insâne fî kebed(kebedin).
Hakikaten Biz insanoğlunu farklı meşakkatlere dayanıklı yarattık.[⁵⁷³⁰] [5730] Veya: “dengeli ve uyumlu”. Sadece burada geçen kebedîn hem “meşakkat” hem de “güç ve kudret” mânalarına dayanarak. Ayrıca bu mâna, bir sonraki âyetle uyum içindedir.— M.İslamoğlu
90:4
5
اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ ٥
E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad(ehadun).
Ne yani, şimdi insan kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?— M.İslamoğlu
90:5
6
يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ ٦
Yekûlu ehlektu mâlen lubedâ(lubeden).
(Dahası) “Ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım” mı diyor?[⁵⁷³¹] [5731] Ehlektu (helâk ettim); “gurur ve kibir için harcanan servet helâk edilmiştir” iması taşır.— M.İslamoğlu
90:6
7
اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ ٧
E yahsebu en lem yerahû ehad(ehadun).
Yoksa o, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?[⁵⁷³²] [5732] Zımnen: “Allah’ın görmediğini mi”. Bir sonraki âyetle birlikte: “Kendisi yaratılmış olduğu halde görüyor da Allah yaratan olduğu halde görmüyor, öyle mi?” İlk muhatapların Allah inancının nasıl kırılgan olduğunun vurucu bir ifadesi.— M.İslamoğlu
90:7
8
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ ٨
E lem nec’al lehu ayneyn(ayneyni).
Ona iki göz vermedik mi?[⁵⁷³³] [5733] Bir önceki âyetle birlikte zımnen: Herkesi kör sananın kendisi kördür.— M.İslamoğlu
90:8
9
وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ ٩
Ve lisânen ve şefeteyn(şefeteyni).
Dahası bir dil ve bir çift dudak?[⁵⁷³⁴] [5734] Zımnen: Hakikati itiraf etsin diye gerekli olan tüm araçlarla donattık. Konuşmada dil dudaksız dudak dilsiz işe yaramaz. Bu üç âyette görme ve konuşma duyuları dile getiriliyor. Zımnen: Hakikati görmeyen kör ve dilsizdir.— M.İslamoğlu
90:9
10
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ ٠١
Ve hedeynâhun necdeyn(necdeyni).
Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi?[⁵⁷³⁵] [5735] Zımnen: “Ona kullanabileceği bir irade vermedik mi?” Krş: “sonra ona yolu kolaylaştırdı” (80:20 ve 76:3). Necdeyn (t. necd) “görünen, belirgin yol”. Sadece burada geçer. Zımnen: Ona iyiyi kötüden ayırma yeteneği olan iradeyi bahşetti. Eşyada hayır ve şer, imanda hak ve bâtıl, sözde doğru ve yalan, eylemde güzel ve çirkin… Geçmiş zaman kullanılması, şuur ve vicdanın gurur ve isyandan aslî ve öncelikli olduğunu gösterir.— M.İslamoğlu
90:10
11
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ ١١
Fe laktehamel akabete.
Fakat o, (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemedi.[⁵⁷³⁶] [5736] Yani: İyi olmanın bedelini ödemeye yanaşmadı, sıkıntıya gelemedi. Oysa ki Allah insanı yaratırken “meşakkatlere dayanıklı” yaratmıştı (4. âyet). Ama o, yaratılıştan taşıdığı vicdanın hakkını dahi vermeye yanaşmadı.— M.İslamoğlu
90:11
12
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ ٢١
Ve mâ edrâke mel akabeh(akabetu).
Bilir misin nedir o sarp yokuş?— M.İslamoğlu
90:12
13
فَكُّ رَقَبَةٍۙ ٣١
Fekku rekabetin.
Bir kişiyi[⁵⁷³⁷] daha zincirlerinden kurtarmaktır;[⁵⁷³⁸] [5737] Lafzen: “boynu”. [5738] Zımnen: Bir köleyi daha özgürleştirerek, tüm kölelikleri ortadan kaldırmak için adım atmaktır. Bu bir özgürlük çağrısıdır. Bu çağrı yalnızca fiziki köleliği değil, sosyal, ekonomik ve siyasal türevleriyle birlikte mânevî köleliği de kaldırmaya yöneliktir. İkrime bunu “boynu günah zincirinden kurtarmak” olarak anlamıştır (Beğavî). Bu anlayış Rasulullah’ın “Ya Fatıma! Nefsini Allah’ın elinden satın al! Vallahi yarın senin için de bir şey yapamam!” türü uyarılarıyla da uyum arz etmektedir. Ebu Hanife’ye göre sadakanın en hayırlısı bir kişiyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Parantez içi ifademiz 17. âyete dayanmaktadır. Öncelik özgürlüktür, yeme içme bile sonra gelir.— M.İslamoğlu
90:13
14
اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ ٤١
Ev ıt’âmun fî yevmin zî mesgabeh(mesgabetin).
veya açlık gününde (yoksulu) doyurmaktır;— M.İslamoğlu
90:14
15
يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ ٥١
Yetîmen zâ makrabeh(makrabetin).
(mesela) yakını olan bir yetimi,[⁵⁷³⁹] [5739] Yetîmendeki belirsizliği anlama “mesela” ile yansıttık.— M.İslamoğlu
90:15
16
اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ ٦١
Ev miskînen zâ metrabeh(metrabetin).
ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü…[⁵⁷⁴⁰] [5740] Lafzen: “Topraktan başka barınağı olmayan” (Râğıb).— M.İslamoğlu
90:16
17
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ ٧١
Summe kâne minellezîne âmenû ve tevâsav bis sabri ve tevâsav bil merhame(merhameti).
Daha sonra[⁵⁷⁴¹] iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir.[⁵⁷⁴²] [5741] Bazı müfessirlerimiz summe’yi aslî anlamından çıkarırlar. Oysa ki buna gerek yoktur. Huden li’l-muttakinde (2:2) ifadesini bulan hidayetten önceki takvâ, nasıl “sorumluluk ahlâkıysa”, burada imandan önce sayılanlar da benzer bir hakikatin ifadesidir. Bu davranışlar kişiyi imanın kapısına getirecektir. Özgürlüğe kavuşturma, açları doyurma, yetimi ve düşkünü gözetme gibi temel ahlâkî sorumlulukları yerine getirmeyen hem imanın ahlâkî zeminini İnşâ etmemiş hem de iyiliği emr ve kötülükten sakındırma aşamasına gelmemiş demektir. [5742] Bir ahlâkî davranışın temeli iman olursa, ancak o zaman o davranışın sahibi Allah’tan âhirette ödül bekleyebilir. İnanmadığı bir dünyada karşılık bulmak, yatırmadığı bir hesaptan para talep etmek kadar abestir.— M.İslamoğlu
90:17
18
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨١
Ulâike ashâbul meymeneh(meymeneti).
İşte bunlardır bahtiyar[⁵⁷⁴³] kesime dahil olanlar; [5743] el-Yemin, dilde “bereket, uğur, müjde, hayır ve güç” ifade eder. Allah Musa’ya “bereketli vadi’nin kenarından” seslenmiştir (28:30). Mü’mine cennet müjdesi sağından verilecektir (17:71). Cennetlikler ashab-ı yemin’dirler. İmân, kalbin en hayırlı halidir. Yemin, hem “söz” hem “sağ”dır. Mecazen “sağduyu”yu, yani vicdanı da ifade eder.— M.İslamoğlu
90:18
19
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩١
Vellezîne keferû bi âyâtinâ hum ashâbul meş’emeh(meş’emeti).
âyetlerimizi inkârda ısrar edenler ise bedbaht kesime dahil olanlardır;— M.İslamoğlu
90:19
20
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ ٠٢
Aleyhim nârun mu’sadeh(mu’sadetun).
tarifsiz bir ateş onların üzerine güdümlenmiştir.[⁵⁷⁴⁴] [5744] el-Îsâd: “bir şeyi kilitlemek”, îsâdu’n-nâr ‘aleyh: “ateşi bir şey üzerine kilitlemek”. Bunun karşılığı güdümlü bir füze gibi ateşi birine kilitlemektir. Fevkahum yerine ‘aleyhim gelmesi, onu atlatmanın imkânsızlığına delâlet eder.— M.İslamoğlu
90:20
Beled
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle