Fatır 45 Ayet Mekke · فاطر
35

Fatır

Yaratan · Mekke
35
Yaratan · Mekke
فاطر
45
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
BÜTÜN ÖVGÜLER, gökleri ve yeri bir çekirdeği yarar gibi ilk baştan var eden;[³⁸⁷³] melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur.[³⁸⁷⁴] O mahlukatın kapasitesinde tercih ettiği artışı gerçekleştirir:[³⁸⁷⁵] çünkü Allah her şeye güç yetirendir. [3873] Fâtır, hem yoktan var etmeyi, hem yaratma sürecinin başlama noktasını hem de “bir çekirdeği yarma” anlamıyla içindeki gizli potansiyeli açığa çıkarmayı ifade eder. (Lügat anlamı için bkz: 30:30, not 36.) Zımnen: Hamd, varlık çekirdeğinin kabuğunu çatlatıp içindeki varlık ağacını yeşerten Allah’a mahsustur. [3874] “Kanat” anlamına gelen cenâh (ç: ecniha), kuş kanadı için değil, daha çok manevi varlıkların güç ve iktidarını gösteren bir semboldür. Arap dilinde maksûsu’l-cenâh (kanadı kırpık, kanatsız) demek, “iktidarsız, güçsüz” demektir (Tâc). Hindli âlim Muhammed Ali, âyette geçen “ikişer, üçer, dörder” ile, namazların rekatlarına atıf yapıldığı görüşündedir. Buna göre, insan ruhu namaz ile yücelmekte, ikişer, üçer, dörder rekatlı namazlar insanı manevi olarak yücelten kanatlar hükmüne geçmektedir (The Holy Qur’ân). Bazı yorumculara göre bu “iki, üç ve dört” yerine kullanılmıştır (Taberi). Buradaki rakamlar aritmetik değerler olarak algılanmamalıdır. Bir sınır da ifade etmezler. Devamındaki cümle bunu ortaya koymaktadır. İbn Mes’ud kanalıyla gelen bir haberde Allah Rasûlü Cebrail’i altı yüz kanatlı olarak tasvir eder (Buhârî ve Müslim). Bununla, meleğin taşıdığı vahyin mânevî ağırlığı da ifade edilmiş olabilir (Krş: 73:5). Muhtemel tüm yorumlar, meleklerin mânevî varlıklar olduğu gerçeğini gözetmek zorundadır. [3875] Krş: “O doğru yola yönelenlerin hidayetini artırır ve onlara korunma gücü bahşeder” (47:17). Bir önceki cümleyle birlikte düşünüldüğünde, melekler de dahil Allah’ın yaratıkları üzerindeki aktif ve muazzam müdâhalesini, dahası bu müdâhaleyi sayısız yollarla uygulayacağını gösteren bir ibâre.— M.İslamoğlu
35:1
2
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mâ yeftehillâhu lin nâsi min rahmetin fe lâ mumsike lehâ, ve mâ yumsik fe lâ mursile lehu min ba’dih(ba’dihî), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah’ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz; O kapattıktan sonra da onu kimse açamaz:[³⁸⁷⁶] zira O her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet kaydedendir.[³⁸⁷⁷] [3876] Veya bu ifadenin ilk muhatabı Allah Rasûlü özelinde: “Allah rahmetiyle birinin önünü açarsa onu kimse kapatamaz; o birinin önünü kapatırsa kimse açamaz.” [3877] el-Aziz ismi, genellikle muhataba ilâhî öğüt verilip yapılanların zararı beyan edildikten sonra gelir. Söz konusu zarardan etkilenenin Allah değil insan olduğu îmâsını içerir. Zaten sûrenin 15. âyeti de bu gerçeği dile getirir. el-Aziz ile birlikte kullanılan el-Hakîm ismi insanın Allah’ı yanlış anlama ihtimali olan bağlamlarda gelir ve zımnen şu mesajı taşır: Onun hükümlerinin neden ve sonuçlarını kavrayamasanız da O’na güvenin!— M.İslamoğlu
35:2
3
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Yâ eyyuhen nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tû’fekûn(tû’fekûne).
Siz ey insanlar: Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Allah’tan başka sizi gökten ve yerden sürekli[³⁸⁷⁸] doyuracak bir yaratıcı mı var?[³⁸⁷⁹] O’ndan başka ilâh yoktur: şu halde, nasıl böylesine savruluyorsunuz?[³⁸⁸⁰] [3878] Muzari formu “sürekli” anlamını içerir (Bkz: İtkân, II, 317). [3879] Zımnen: Haneye değil hanenin sahibine teşekkür edin! Bu teşekkür, Allah söz konusu olduğunda kulluktan başkası değildir. [3880] Tu’fekûn: “(birine) iftira etti” anlamındaki efekeden meçhul fiil: “İnançta haktan yola çıkıp bâtılda karar kılmak, sözde doğrudan yalana kaymak, eylemde güzelden başlayıp kötüye ulaşmak” manalarını verir (Râğıb). Kur’an’ın iniş sürecinde muhtemelen ilk kullanıldığı bu yerde kelime zihni bir savruluşu ifade eder. İlk neden ve son gaye arasındaki bağı kuramamak işte bu savruluşun sonucudur. “Rabbimiz!.. kalplerimizi saptırma!” (3:8) duası, bu tür bir savruluşa karşı mücadele edenlerin duasıdır.— M.İslamoğlu
35:3
4
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Ve in yukezzibûke fe kad kuzzibet rusulun min kablik(kablike), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Eğer seni yalanlıyorlarsa, unutma ki senden önce de birçok Rasul yalanlanmıştı: nihayet bütün işler (hesabı görülmek üzere) Allah’a döndürülür.— M.İslamoğlu
35:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
SİZ ey insanlar! İyi bilin ki Allah’ın vaadi gerçekleşecektir! Şu halde dünya hayatı sizi asla ayartmasın! Dahası aldatıcının hiçbir türü, sizi Allah ile aldatmasın![³⁸⁸¹] [3881] Aynı ibâre ve parantez içiyle ilgili bir açıklama hakkında bkz: 31:33 not 43.— M.İslamoğlu
35:5
6
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
İnneş şeytâne lekum aduvvun fettehızûhu aduvvâ(aduvven), innemâ yed’û hızbehu li yekûnû min ashâbis seîr(seîri).
Şeytanın sizin düşmanınız olduğu kesin; o halde siz de onu düşman bilin![³⁸⁸²] O kendi yoldaşlarını, çılgın ateşin sakinleri olmaya çağırır. [3882] Yani: Şeytanın hezimeti insanın azîmetine bağlıdır.— M.İslamoğlu
35:6
7
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Ellezîne keferû lehum azâbun şedîd(şedîdun), vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
İnkârda direnenlerin hakkı, şiddetle cezalandırılmaktır. Ama imanda sebat eden ve o imanla uyumlu eylem üretenlere gelince: işte böylelerinin hakkı da sınırsız bir bağış ve muhteşem bir ödüldür.[³⁸⁸³] [3883] Sınırsız bağış “imanın”, muhteşem ödül “sâlih amelin” karşılığıdır.— M.İslamoğlu
35:7
8
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe reâhu hasenâ(hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserât(haserâtin), innallâhe alîmun bimâ yesneûn(yesneûne).
Ne yani, şimdi süslü püslü kötülüklerin albenisine kapılıp bir de onları güzellik gibi gören(in sonu, yukarıdaki) kimsenin sonuyla aynı olur mu? Hiç şüphe yok ki Allah tercih edeni/tercih ettiğini saptırır, tercih edeni/tercih ettiğini de doğru yola yöneltir:[³⁸⁸⁴] Şu halde onların (imana ermesi) için duyduğun özlem seni yıpratmasın;[³⁸⁸⁵] çünkü Allah onların neler yapmakta olduklarını çok iyi biliyor. [3884] Âyetin başı çeviri gerekçemiz için yeterlidir; fakat ayrıntı için bkz: 10:25 not 44 ve 24:21, not 24. [3885] Benzer bir uyarı için bkz: 26:3 ve daha farklı bir metin için krş: 18:6.— M.İslamoğlu
35:8
9
وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Vallâhullezî, erseler rîyâha fe tusîru sehâben fe suknâhu ilâ beledin meyyitin fe ahyeynâ bihil arda ba’de mevtihâ, kezâliken nuşûr(nuşûru).
ALLAH, rüzgârları elçi (gibi) gönderip peşi sıra bulutları tetikleyenin ta kendisidir; derken Biz onu çorak bir beldeye sevk ederiz; ve bu sayede onunla ölü toprağa can veririz:[³⁸⁸⁶] diriliş de işte böyle olacaktır. [3886] Bu âyetin yeniden dirilişe telmih oluşu yanında bir başka çağrışımı daha var: Risalet rüzgârı vahiy rahmetiyle yüklü bulutları Necid çöllerinin göbeğine sürükleyerek küfürle çöle dönmüş yürekleri imanla göle çevirdi.— M.İslamoğlu
35:9
10
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ٠١
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).
Kim kalıcı şeref ve itibar arıyorsa, iyi bilsin ki şeref ve itibarın kaynağı Allah’tır.[³⁸⁸⁷] O’na sadece güzel sözler yükselir, o sözleri yücelten ise sâlih amellerdir.[³⁸⁸⁸] Gizliden gizliye çirkin entrikalar tasarlayanlara gelince:[³⁸⁸⁹] onları şiddetli bir azap beklemektedir; bu gibilerin tuzakları da hiçe[³⁸⁹⁰] çıkacaktır. [3887] Bu kaynakla ilişkisi oranında kişiler şeref ve itibar kazanırlar: “Şeref Allah’a, O’nun Rasulü’ne ve mü’minlere aittir” (63:8. Ayrıca krş: 4:139). Rasul ve mü’minler şereflerini O’na borçludurlar. İlâhî kaynağa nisbeti olmayan her tür şeref ve itibar sahtedir. [3888] Veya yerfa’uhûdaki zamirin Allah’ı göstermesi halinde: “bütün imana uygun eylem(ler)i de O yüceltir”. Yani: “sâlih amelleri de o kabul eder ve değerlendirmeye alır”. Buna göre zımnen: Kelâm ve onu üreten bilinç dolaysız, eylem dolaylı yükselir. Çünkü kelâm insanın alamet-i fârikasıdır, eylem ise her canlıyla paylaştığı ortak niteliktir. Tercih ettiğimiz anlâma göre ise söz ancak eylemle yücelir, değerini bulur. Bkz: “Yapmadığınız/yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında ağır (sonuçları) olan pek dehşetli bir davranıştır.” (61:3; krş: Ferrâ). [3889] “Çirkin entrikalar” ile ilgili krş: 43. âyet not 50. [3890] Yebûr tam da “hiç olmak, sıfıra çıkmak” mânasına gelir (25:18, not 25).— M.İslamoğlu
35:10
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Ve Allah sizi topraktan yaratmıştır; sonra bir damlacık hayat suyundan... Sonra size (birbirinize) eş olacak cinsel bir kimlik vermiştir: hiçbir dişi ne O’ndan habersiz hamile kalabiliyor, ne de doğum yapabiliyor.[³⁸⁹¹] Dahası hiçbir hayat sahibi, O’nun kayıtlı yasası dışında[³⁸⁹²] ne ömrünü uzatabiliyor, ne de kısaltabiliyor: Hiç şüphe yok ki bu, Allah için çok kolaydır.[³⁸⁹³] [3891] 9. âyette büyük kâinat olan âleme ilişkin deliller, bu âyette de küçük kâinat olan insana ilişkin deliller birlikte ele alınarak, söz Fussilet 53’te ifadesini bulan çift boyutlu ilâhî inşâya getirildi. [3892] Kitâbın “yasa” karşılığı ile ilgili bkz: 11:6 not 11 ve 27:75, not 74. [3893] Zımnen: ölümün ve hayatın yasalarını yalnız O koyar. Bununla beraber O koyduğu yasaların mahkûmu değil hâkimidir. Bu yasalar üzerinde tasarruf yapması O’nun için çok kolaydır (Tamamlayıcı bir not için bkz: 20:21).— M.İslamoğlu
35:11
12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٢١
Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Dahası (O’nun benzerler arasında farklılıklar yaratması da zor değildir): İki büyük su kütlesi (bile) aynı olmayabilir: şu biri tatlı, susuzluğu giderici, içimi kolay; o biri tuzlu, acı.[³⁸⁹⁴] Ne ki her birinden hem taze balık eti[³⁸⁹⁵] yersiniz, hem de takı olarak kullandığınız süs eşyaları çıkarırsınız. Bir de (Allah’ın) lutfundan nasibinizi aramanız ve şükretmeniz için, onun bağrında gemilerin denizi yararak yol aldıklarını görürsün(üz). [3894] 10. âyetteki mekr görünüşle mahiyet arasındaki fark olarak anlaşılırsa, bu âyet ona bir atıftır. Fakat bu âyet sûrenin başındaki “O yaratıkların kapasitesinde, tercih ettiği artışı gerçekleştirir” ifadesi ışığında da anlaşılabilir. Bu durumda, 12 ve 13. âyetlerde verilmek istenen varlığın değişmez yasalarından biri olan “çeşitlilik” ve “çift kutupluluktur”. İman ve küfrün varlığına da muhatabın bu yasalar çerçevesinde yaklaşması îmâ edilmektedir. Zira gündüzün farkı geceyle, Âdem’in farkı şeytanla, Musa’nın farkı Firavun’la, İbrahim’in farkı Nemrut’la, imanın farkı küfürle daha iyi anlaşılmaktadır. Bütün bir yaratılmışlar âlemi farklılıkların içtimaına ve zıtların muhteşem uyumuna dayanmaktadır. Âyette tatlı ve acı su kütlelerinin misal verilmesinin hikmeti, vahyin çağrısına karşı insanların neden farklı tepkiler gösterdiğini açıklamak içindir. Zımnen: Her şey bu kadar farklı olsun da insanların hakikate karşı tavrı tek çeşit mi olsun? [3895] Zımnen: lezzetsiz suda lezzetli balık... Eşyadaki zıtların içtimaına ve farklılıkların muhteşem uyumuna atıf. Bu hakikat, 27. âyette açıkça dile getirilmektedir.— M.İslamoğlu
35:12
13
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ٣١
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kıtmîr(kıtmîrin).
O, geceyi uzatarak gündüzü kısaltıyor ve gündüzü uzatarak geceyi kısaltıyor; yine O güneşi ve Ay’ı emre âmâde kılmıştır:[³⁸⁹⁶] her biri belirli bir süre için deveranını sürdürüyor. İşte sizin Rabbiniz, mülkün tamamı kendisine ait olan Allah’tır: O’ndan başka yalvarıp yakardıklarınız hurma çekirdeğinin zarı kadar bile bir şeye sahip değildir.[³⁸⁹⁷] [3896] Teshîr için ilk kullanıldığı 38:18 not 12’ye bkz. [3897] Kıtmîr, hurma çekirdeğinin üzerindeki tartıya gelmeyecek hafiflikteki ince zara verilen isimdir. Vahyin “hiçbir şeye sahip değildir” demek yerine böylesi bir edebi üslubu tercih etmesi, vahyin sahibinin insan muhayyilesinin çalışma stilini dikkate almasıyla açıklanabilir.— M.İslamoğlu
35:13
14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ٤١
İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mestecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr(habîrin).
Onlara yalvarsanız bile sizin yalvarıp yakarışınızı duymazlar; duysalar bile sizin imdadınıza yetişemezler: kıyamet günü de kendilerine yakıştırdığınız ortaklığı reddederler. (Ey insan!) Sana hiç kimse, her şeyden haberdar olan (Allah’ın) verdiği türden bir haber veremez![³⁸⁹⁸] [3898] Ne deney, ne tecrübe, ne keşif, ne cin, ne melek; hiç kimse ve hiçbir şey...— M.İslamoğlu
35:14
15
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٥١
Yâ eyyuhen nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Ey insanlık![³⁸⁹⁹] Allah’a muhtaç olanlar sizlersiniz! Allah’a gelince: O kendi kendine yeten sonsuz zenginlik sahibidir,[³⁹⁰⁰] (bilakis) her şey O’na hamd ile memurdur. [3899] Nida ile ilgili bir açıklama için bkz: 2:21, not 28. [3900] el-Ğanî: muhtemelen Kur’an’ın iniş sürecinde ilk geçtiği yer burasıdır. Ğına, ihtiyaçtan fazlasına sahip olmayı değil, “kendi kendine yeterliliği” ya da “başkasına muhtaç olmamayı” ifade eder. Çölde yeterinden fazla varlık yük addedilirdi. Ancak Araplar yerleşik hayata geçtikten sonra bu kelime “servet biriktirme” anlamını kazanmıştır. Allah’ın el-Ğanî olması, O’ndan başka hiçbir varlığın kendi kendine yetmediği anlamına gelir.— M.İslamoğlu
35:15
16
اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٦١
İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
İsterse sizi ortadan kaldırır ve yerinize yeni bir topluluk getirir:[³⁹⁰¹] [3901] Ya da: “yepyeni bir yaratılışa sahip varlık türü getirir”. Halkın farklı anlamları ve benzer bir âyet için bkz: 14:19-20, not 21.— M.İslamoğlu
35:16
17
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٧١
Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
zira bu Allah’a asla güç gelmez.— M.İslamoğlu
35:17
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu yüklenecek değildir; yükü ağır gelen kimse onu taşımak için yardım istese, yakını da olsa (bir başkası) onun yükünün bir kısmını dahi taşıyamaz.[³⁹⁰²] Şu bir gerçek ki sen, O idraki aşan bir hakikat olmasına karşın, Rablerine karşı derin bir ürperti duyanları ve kulluğun hakkını verenleri[³⁹⁰³] uyarabilirsin; hem kim arınırsa sırf kendisi için arınmış olur: zira bütün yollar Allah’a çıkar. [3902] Hz. Âişe, “Ölü ailesinin ağlamasıyla azap çeker” hadisini bu âyete arzederek, kasıtsız olarak tahrif edildiği sonucuna varır ve reddeder (Buhari, Cenâiz, 32). Bu değerlendirmeye göre bunu kabullenmek, bir kimsenin bir başkasının sorumluluğunu yüklenmesi anlamına gelir. [3903] “Salâtı ikâme”yi bu şekilde çevirimiz için bkz: 20:14 not 16 ve ilk kullanıldığı 87:15, not 15.— M.İslamoğlu
35:18
19
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ٩١
Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru).
Kaldı ki ne (gerçeği) görenle görmeyen bir olur,[³⁹⁰⁴] [3904] Buradaki görme akleden kalple ilgilidir.— M.İslamoğlu
35:19
20
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٠٢
Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
ne de aydınlıkla karanlıklar.— M.İslamoğlu
35:20
21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ١٢
Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
Dahası, ne serinletici gölgeyle kavurucu sıcaklıklar,— M.İslamoğlu
35:21
22
وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢
Ve mâ yestevîl ahyâu ve lel emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
ne de (manen) dirilerle ölüler bir olurlar.[³⁹⁰⁵] Şu kesin ki Allah, tercih edene/tercih ettiğine işittirir, fakat sen mezardakiler (gibi manen) ölülere asla işittiremezsin: [3905] Râzî, 19-22. âyetlerde sayılan unsurların söz diziminde sesin dikkate alındığı görüşündedir.— M.İslamoğlu
35:22
23
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٣٢
İn ente illâ nezîr(nezîrun).
sen sadece adanmış bir uyarıcısın.— M.İslamoğlu
35:23
24
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٤٢
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).
Şüphe yok ki Biz seni hakikate sadık bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik: zira hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı çıkmamış olsun.[³⁹⁰⁶] [3906] Ya da bi’l-hakkın nâ zamirinden hal olduğunu varsayarak: “gerçek bir amaçla..”— M.İslamoğlu
35:24
25
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٥٢
Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
Eğer seni yalanlıyorlarsa, unutma ki bunlardan öncekiler de, elçileri kendilerine hakikatin apaçık delilleriyle, hikmet yüklü sayfalarla[³⁹⁰⁷] ve aydınlatıcı vahiy ile geldiklerinde yalanlamışlardı. [3907] Zuburun bu anlamı için bkz: 16:44, not 48.— M.İslamoğlu
35:25
26
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٦٢
Summe ehaztullezîne keferû fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
En sonunda inkârda ısrar edenleri yakaladım: Artık Beni inkâr nasılmış gördüler![³⁹⁰⁸] [3908] İnkârın mahiyeti için bkz: 22:44, not 65.— M.İslamoğlu
35:26
27
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٧٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen, fe ahrecnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ, ve minel cibâli cudedun bîdun ve humrun muhtelifun elvânuhâ ve garâbîbu sûd(sûdun).
GÖRMEDİN mi ki Allah gökten suyu indirmiştir. Derken, onunla farklı renklerdeki meyveleri yine Biz çıkarmışızdır. Ve dağlardan aşan beyaz-kırmızı rengârenk yollar; ve (zıtların) hayranlık verici (uyumunu simgeleyen) siyahın her tonu…— M.İslamoğlu
35:27
28
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٨٢
Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
Dahası insanlar, (vahşi) canlılar ve evcil hayvanlar da (uyumlu) bir farklılığın renklerini taşıyorlar. İşte (kullar da farklılıkta) böyledir[³⁹⁰⁹] ve Allah’a kulları içinde yalnızca (bunun hikmet ve amacını) bilenler hakkıyla saygı duyarlar: çünkü Allah çok üstün ve yücedir, tarifsiz bir bağışlayıcıdır. [3909] Kezalike her iki cümleye de dahil olabilir.— M.İslamoğlu
35:28
29
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٩٢
İnnellezîne yetlûne kitâballâhi ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten yercûne ticâreten len tebûr(tebûre).
Şüphesiz Allah’ın kelâmını tilavet edenler,[³⁹¹⁰] namazı istikametle kılanlar, ancak verdiğimiz rızıktan gizli ve açık Allah yoluna harcayanlar asla tüketilemez bir kazanç elde etmeyi arzulayabilirler; [3910] Tilavet, “takip etmek, izlemek, yansıtmak” demektir. Dilin ve organların okumasıdır. Kırâet gibi entelektüel faaliyet değildir. Bu yüzden Kur’an okurken Allah’a sığınmayı emreden âyetlerde tilâvet değil kırâet kullanılır (16:98). Çünkü şeytan, Kur’an’ı anlama çabasına yönelik kıraeti —tilaveti değil- saptırır. Kırâet tek kelimede olur, tilâvet olmaz (Furûk).— M.İslamoğlu
35:29
30
لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٠٣
Li yuveffîyehum ucûrehum ve yezîdehum min fadlih(fadlihi), innehu gafûrun şekûr(şekûrun).
neticede (Allah) onlara karşılıklarını tam olarak ödeyecek, üstelik kendisinden bir bağış olarak fazlasını da lutfedecektir: zira O tarifsiz bir bağışlayıcıdır, şükre ziyadesiyle karşılık verendir.— M.İslamoğlu
35:30
Yükleniyor...
Fatır
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle