Cin 28 Ayet Mekke · الجن
72

Cin

Cin · Mekke
72
Cin · Mekke
الجن
28
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ ١
Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).
De ki: “Bana vahyedildi ki,[⁵³⁴²] cinlerden[⁵³⁴³] bir kısmı (bu mesaja) kulak vererek, (dostlarına)[⁵³⁴⁴] şöyle dediler: “Gerçekten de biz olağanüstü güzellikte bir hitap dinledik; [5342] “Bana vahyedildi” ifadesi, Allah Rasûlü’nün cinleri görmediğinin kesin delilidir. Zira Hz. Nebi’ye bu olay vahiyle haber verilmektedir. İblis’in cinlerden olduğuna, Kehf sûresinin 50. âyeti delildir. Cinlerin insanları gördüğü halde insanların cinleri görmediğini yine Kur’an haber verir (7:27). [5343] Cinlerle ilgili bkz: 34:12; 7:179 ve 46:29, ilgili notlar. Kur’an’da cinn gerçek bir çokanlamlı kelimedir. Kur’an’da duyularımıza kapalı olduğu için bize kendilerini dış duyular yoluyla değil de hissiyat yoluyla duyuran varlıklar (6:100 ve 37:158); esrarlı, gizemli, mevhum şeytanî güçler (7:38; 6:112; 11:119; 32:13); büyü sembolleri (2:102; 6:128, 130; 72:5-6); o zamana kadar görülmemiş, ilk defa görülen veya çok uzaktan gelenler (46:29-32; 72:1-17); ilk muhatapların tasavvurundaki folklorik ve mitolojik güçler (34:12-14; 21:82) gibi farklı anlamlarda kullanılır. Cinler insanın gözeneklerine nüfuz edici tarifsiz bir ateşten/enerjiden yaratılmıştır (15:27; 55:15). Şeytanlar cinlerin yoldan çıkmış olanlarıdır (18:50). Bir hadisten de meleklerin nûr’dan yaratıldığını öğreniyoruz. Nâr da nûr da hem lafzî hem zihnî açıdan birbirinden ayrı şeyler değildir. Ateşten hem ısı çıkar hem ışık. Buna göre ışık meleğe, ısı cine delâlet etmektedir. İnsan ve cin irade sahibi olma itibarıyla benzer, fakat bu dünyadaki hayat düzlemlerinin farklılıkları itibarıyla ayrı varlıklardır. Bunun içindir ki Kur’an’da insan ve cinlere kendi türlerinden rasuller gönderildiği ifade edilir (6:130). Eğer Ahkâf 29-32’den yola çıkarsak, ilk pasajda anlatılan olayın kahramanlarının Hz. Musa’ya inandığı ortaya çıkar. İnsan ve cinlere kendi türlerinden rasul gönderildiği ifade edildiğine göre, bu durumda burada cinn adıyla anılanlar insanlar olmalıdır. Şu halde bu âyetlerde geçen cinin anlamı “görünmeyen varlık” olmaktan çok “bölge insanının görmediği uzak mekânların insanları” olsa gerektir. Belki, Allah Rasûlü haberdar olmadan ve kendilerini görmeden onu dinledikleri için de cinn adını almış olabilirler. Allah en doğrusunu bilir. [5344] Veya: “(kendi kendilerine)”.— M.İslamoğlu
72:1
2
يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ ٢
Yehdî iler ruşdi fe âmennâ bih(bihî), ve len nuşrike bi rabbinâ ehadâ(ehaden).
doğru bir bilinç İnşâ eden (bir hitab)… Böylece ona iman ettik: artık asla Rabbimizden başkasına ilâhlık yakıştırmayacağız;— M.İslamoğlu
72:2
3
وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ ٣
Ve ennehu teâlâ ceddu rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veledâ(veleden).
ve şu bir hakikat ki,[⁵³⁴⁵] Rabbimizin şanı pek yücedir: O kendisine ne bir eş ne de çocuk edinmiştir. [5345] Sûrenin 18. âyeti hariç, 3-19 arasındaki âyetlerin başında yer alan edatlar, inne veya enne şeklinde farklı okumaya açıktır. İnne okumak 1. âyetteki innâ semi‘nâya atıf olur ki, bu durumda konuşan cinlerdir. Enne okunması halinde atıfların mercileri farklılaşabilir.— M.İslamoğlu
72:3
4
وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ ٤
Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi şetatâ(şetatan).
Bir başka gerçek de, içimizdeki beyinsiz (kişilerin) Allah’a karşı sorumsuzca konuşması olmuştu.[⁵³⁴⁶] [5346] Şatat, “uzak oldu” kökünden, “haddini aşan” anlamına gelir. Bu pasajı Ahkâf 29-32 ışığında anlarsak, Yahudilerin “Bizler Allah’ın çocukları ve can dostlarıyız” (5:18) türü sözler kastediliyor olsa gerektir. Bu netice 3. âyetin sonuyla da mutabıktır. Ayrıca ilk muhatapların Allah’la cinler arasında bir soy bağı kurmasına red olarak da anlaşılabilir (37:158).— M.İslamoğlu
72:4
5
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ ٥
Ve ennâ zanennâ en len tekûlel insu vel cinnu alâllâhi kezibâ(keziben).
Halbuki biz, ne insanların ne de cinlerin Allah’a iftira edeceğine asla ihtimal vermezdik.”[⁵³⁴⁷] [5347] Zımnen: Böyle sanarak onları taklit ettik ve bu da bizi şirke sürükledi.— M.İslamoğlu
72:5
6
وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ ٦
Ve ennehu kâne ricâlun minel insi yeûzûne bi ricâlin minel cinni fe zâdûhum rehekâ(rehekan).
Hiç kuşku yok ki insanlardan bazıları[⁵³⁴⁸] cinlerden bazılarına sığınırlar, bu da onların (cinler karşısındaki) zillet verici edilgenliğini artırır.[⁵³⁴⁹] [5348] Lafzen: “Bazı erkekler”. Buradaki ricâl, cinsiyeti tahdit için değil insiyyeti tekit içindir. Belki onların hayvanlar gibi iradesizler dünyasına değil, insanlar gibi iradeliler dünyasına ait olduğuna işaret eder. [5349] Zımnen: Cinler üzerinden kendi vehimlerinin oyuncağı oluyorlardı. Bu cinin kendisinden kaynaklanan bir etki değil, insanın ona yüklediği vehme dayalı anlamdan kaynaklanan bir etkiydi. Yani: İnsanlar görünmeyen varlıklarda güç vehmediyorlar, sonuçta evhamlarının esiri oluyorlardı. Bilinmezlik korkuyu, korku vehmi tetikliyor; kişi kendi kendini iradesizleştiriyordu (Krş: Elmalılı). Bu, irade emanetine ihanet eden insana Allah’ın bir cezasıydı. Özelde icat edilmiş Yahudi kimliğinin bir parçası haline gelen Babil büyücülüğüne atıf (Krş: 2:102). Bu âyetle, Allah Rasûlü’nün “Üfleyerek düğüm atan kimse sihir yapmıştır, sihir yapan şirk koşmuştur” dedikten sonra eklediği “kim bir şeye bağlanırsa, o ona havale edilir” (ve men te‘alleka şey’en vukkile ileyh) sözünü bu âyetle birlikte düşünmeli (Nesâi).— M.İslamoğlu
72:6
7
وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ ٧
Ve ennehum zannû kemâ zanentum en len yeb’asallâhu ehadâ(ehaden).
Öyle ki o sapık insanlar, tıpkı sizin sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi elçi göndermeyeceğini[⁵³⁵⁰] sanmışlardı.[⁵³⁵¹] [5350] Veya: “Yeniden diriltmeyeceğini”. Yahudilerin kendi dışındakilere risalet gelmeyeceğine dair inançlarına atıf. Bu söylem, insan neslinden umut kesmeye delâlet eder. [5351] 5 âyetteki ennâ zanennâdaki mütekellim zamirleri ile cinlerin ağzından sürdürülen söylem, 7. âyetteki zannû gaib ve zanentum muhatab zamirleriyle, yerini gerçek mütekellim olan Allah’a bırakmış gibidir. Aynı şey arkadan gelen pasajda da gerçekleşir. Zira 16-19’da konuşan doğrudan Allah’tır. Aslında zamirler ve mercileri arasındaki bu baş döndürücü değişiklik, ele alınan konuda “kim demiş”e değil, “neyi, niçin demiş”e kilitlenmemiz gerektiğini ihsas eder.— M.İslamoğlu
72:7
8
وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ ٨
Ve ennâ le mesnes semâe fe vecednâhâ muliet haresen şedîden ve şuhubâ(şuhuben).
(Yine cinler şöyle dediler): “Gerçek şu ki biz göğü yokladık, ama onu tam donanımlı bir koruma ordusu ve tarifsiz bir göktaşı sağanağıyla dopdolu bulduk;[⁵³⁵²] [5352] Krş: 15:17-18. Yahudi Kabbalizmine dayalı astrolojik çabalarla gaybî bilgiye ulaşmanın imkânsızlığı, dolayısıyla vahyin kaynağını bulandırma çabalarının sonuçsuz kalmaya mahkûm olduğu gerçeğine atıf. Krş: “Ona ancak temiz kılınanlar dokunabilir” (56:79).— M.İslamoğlu
72:8
9
وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ ٩
Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâıde lis sem’i fe men yestemiıl âne yecid lehu şihâben rasadâ(rasaden).
halbuki vaktiyle biz onun uygun yerlerinde (haber) dinlemek için otururduk;[⁵³⁵³] ne var ki şimdi (bizden) her kim dinlemeye kalksa, derhal karşısında hedefe kilitli bir ateş topu buluyor.[⁵³⁵⁴] [5353] Yahudilerin, kendi ırklarından bir rasul beklentisiyle astrolojiyi kullandıklarını îmâ. [5354] Zımnen: Kulak hırsızlıklarına dayalı sahte vahiyleri ve gelecekten haber verme girişimlerini gerçek vahyin nuru, güdümlü bir silah gibi avlayıp geçersiz kılıyor.— M.İslamoğlu
72:9
10
وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداًۙ ٠١
Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bi men fîl ardı em erâde bi him rabbuhum reşedâ(reşeden).
Ve anladık ki, gerçekte biz (gaybı) bilmiyormuşuz; (mesela) şu yerdekilere şer mi murad edilmiş, yoksa Rableri onları doğru bir bilince ulaştırmayı mı murad etmiş?[⁵³⁵⁵] [5355] Şer meçhul kiple gelirken, hayrın Allah’a isnat edilmesi dikkat çekicidir.— M.İslamoğlu
72:10
11
وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ ١١
Ve ennâ minnes sâlihûne ve minnâ dûne zâlik(zâlike), kunnâ tarâika kıdedâ(kıdeden).
Nitekim bizden iyi olanlar var, ama bizden öyle olmayanlar da var: zaten öteden beri biz hep birbirine aykırı yollar izlemişiz.[⁵³⁵⁶] [5356] Yani: Yahudice bir kibrin sonucu olan, toptan kurtuluş tezinin geçersiz olduğunu anladık. Zımnen: Kendi içimizde yollarımız ayrıyken, menzilimiz nasıl bir olur?— M.İslamoğlu
72:11
12
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ ٢١
Ve ennâ zanennâ en len nu’cizallâhe fîl ardı ve len nu’cizehu herebâ(hereben).
Ve nihayet aklımız kesti ki, yeryüzünde asla Allah’a üstün gelemeyiz ve O’ndan asla kaçıp kurtulamayız.— M.İslamoğlu
72:12
13
وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاًۙ ٣١
Ve ennâ lemmâ semi’nel hudâ âmennâ bih(bihî), fe men yu’min bi rabbihî fe lâ yehâfu bahsen ve lâ rehekâ(rehekan).
İşte tam da bu yüzden biz, ilâhî rehberliği işitir işitmez ona inandık; artık kim Rabbine inanırsa, o ne bir ziyana uğrar, ne de gazaba.[⁵³⁵⁷] [5357] Bölge Yahudilerine Muhammedî davete inanmada geç kalmama îmâsı. Zımnen: Uzaktaki Yahudiler inandı da, yakındaki Yahudiler inanmayacak mı?— M.İslamoğlu
72:13
14
وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً ٤١
Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).
Bununla beraber, içimizden Allah’a tam teslim olanlar da var, kendisine kötülük edenler de; ama her kim Allah’a teslim olursa, işte onlar doğru bir bilinç İnşâ etmenin hakkını verenlerdir.— M.İslamoğlu
72:14
15
وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباًۙ ٥١
Ve emmel kâsitûne fe kânû li cehenneme hatabâ(hataban).
Kendisine kötülük edenlere gelince: sonunda onlar cehenneme odun olacaklar.”— M.İslamoğlu
72:15
16
وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ ٦١
Ve en levistekâmû alât tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
İmdi, eğer onlar yolda doğru dürüst giderlerse, elbet Biz de onları bitimsiz bir suyla sularız;[⁵³⁵⁸] [5358] Burada, “Cinlerin su ile ne alâkası olabilir ki?” denilebilir. Muhtemel cevabı, gerçek birçokanlamlı kavram olan el-cinnin taşıdığı muhtemel anlamlar içinde aramak gerekir. 1. âyetin 2. notuna bkz. Gerçek anlamı “görünmeyen varlıklar” olan bu kavram, mecazen “uzaklardan gelen, bölgede tanınmayan, ender görülen garip kimseler” anlamına da gelir. Allahu a‘lem. (İnsan ve cinlere kendi türlerinde elçi gönderildiğiyle ilgili bkz: 6:130).— M.İslamoğlu
72:16
17
لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ ٧١
Li neftinehum fîh(fîhi), ve men yu’rıd an zikri rabbihî yeslukhu azâben saadâ(saaden).
(bunu, nimet) içinde yüzdürerek sınamak için (yaparız); ama Rabbinin vahyinden yüz çeviren kimseyi de pek zorlu bir mahrumiyete mahkûm ederiz.— M.İslamoğlu
72:17
18
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ ٨١
Ve ennel mesâcide lillâhi fe lâ ted’û maallâhi ehadâ(ehaden).
“Yine (bana vahyedildi ki),[⁵³⁵⁹] kesinlikle ibadethaneler[⁵³⁶⁰] Allah’a mahsustur;[⁵³⁶¹] öyleyse Allah’ın yanı sıra başka hiç kimseye yalvarıp yakarmayın!” [5359] İttifakla bu âyet 1. âyetin başına hamledilmiştir. Parantez içi açıklamanın gerekçesi budur. [5360] Veya: “ibadetler/kulluk”; ya da “ibadet zamanları”; yahut “secde organları”. Mesâcid; hem mescid hem de mescedin çoğulu olabilir. Alternatif anlamlar, ikinci ihtimale binaendir. Burada ilk akla gelen başta Hubel olmak üzere putlarla doldurulan Kâbe’dir. Araplarda taştan putlara tapma geleneği, İsmailî Arapların düşmanları tarafından Mekke’den sürüldükleri çok eski zamanlara kadar gider. Kâbe’den ayrılmak zorunda kalan İsmaililer, giderken Kâbe’nin anısını canlı tutmak için ondan birer parça taş götürmüşler, sonraki nesiller bunları tapınılan nesnelere dönüştürmüşlerdir. [5361] Cu‘ilet liye’l-‘ardu mesciden ve tahûran (Bana yeryüzü temiz haliyle mescid kılındı) hadisine göre yeryüzünün tamamı âyetin kapsamına girer. Bu durumda anlam, “Yeryüzü Allah’a/O’na kulluğa mahsustur” olur. Hasan Basri’nin tercihi de budur.— M.İslamoğlu
72:18
19
وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداًۜ۟ ٩١
Ve ennehu lemmâ kâme abdullâhi yedûhu kâdû yekûnûne aleyhi libedâ(libeden).
Ne var ki Allah’ın kulu O’na davete kalkmayagörsün; hemen yek vücut olup üzerine çullanıverirlerdi.— M.İslamoğlu
72:19
20
قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً ٠٢
Kul innemâ ed’û rabbî ve lâ uşriku bihî ehadâ(ehaden).
Oysa onun söylediği (sadece) şuydu:[⁵³⁶²] “Ben yalnızca Rabbime yalvarıp yakarırım ve O’ndan başka hiç kimseye ilâhlık yakıştırmam.”[⁵³⁶³] [5362] Veya: “de ki”. Tercihimiz, çoğunluğun kâle okuyuşuna dayanmaktadır. [5363] Bu âyet açıkça Allah’tan başkalarına duayı şirk olarak nitelemektedir.— M.İslamoğlu
72:20
21
قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً ١٢
Kul innî lâ emliku lekum darren ve lâ reşedâ(reşeden).
DE Kİ: “Ne zarar (ve yarar) verebilirim, ne de hidayet (ve dalâlete) götürebilirim.”[⁵³⁶⁴] [5364] Zımnen: “Ben bile bunları yapamazken, cinlerin yaptığına nasıl inanabilirsiniz?”— M.İslamoğlu
72:21
22
قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ ٢٢
Kul innî len yucîrenî minallâhi ehadun ve len ecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
De ki: “Şu bir gerçek ki, ne beni Allah’a karşı kimse koruyabilir ne de ben O’nun dışında bir sığınak bulabilirim;— M.İslamoğlu
72:22
23
اِلَّا بَلَاغاً مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ٣٢
İllâ belâgan minallâhi ve risâlâtih(risâlâtihî), ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâre cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).
tabii Allah’tan gelen görevi ve O’nun mesajlarını iletme hali başka…”[⁵³⁶⁵] Artık kim Allah’a ve Elçi’sine karşı gelirse, iyi bilsin ki onun payına içinde ebedî kalacağı Cehennem düşecektir. [5365] Zımnen: İnsanın başına gelenlerin sebebi görünmeyen varlıklar değil, kendi sorumsuzluğudur.— M.İslamoğlu
72:23
24
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِراً وَاَقَلُّ عَدَداً ٤٢
Hattâ izâ reev mâ yûadûne fe se ya’lemûne men ad’afu nâsıren ve ekallu adedâ(adeden).
TEHDİT edildikleri azabı görünceye kadar yolları var;[⁵³⁶⁶] işte o zaman, kimin yardıma daha muhtaç ve sayıca az olduğunu anlayacaklar.[⁵³⁶⁷] [5366] Hattâ, izâ ile birlikte cümle başında geldiğinde “söz başı” olduğuna delâlet eder. Âyeti paragraf başı yapmamızın gerekçesi budur. [5367] Allah’a görünmeyen varlıklardan yardımcı, eş, ortak ve evlat tasavvur etmenin arkasındaki zehirli ve hasta bilince işaret. Bu, Allah’ın muhtaç olduğunu vehmetmenin yanında, tevhid akidesinin temeli olan Allah’ın tekliğini bir zaafmış gibi tersinden anlamayı da getiriyor. Yani: Cinleri bir tek olan Allah’a ortak koşanlar, böyle yapmakla Allah’ı güçlendirmiş mi oluyorlar?— M.İslamoğlu
72:24
25
قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَداً ٥٢
Kul in edrî e karîbun mâ tûadûne em yec’alu lehu rabbî emedâ(emedan).
De ki: “Keşke bilseydim tehdit edildiğiniz azap yakın mı, yoksa Rabbim onu bir müddet daha erteledi mi?”[⁵³⁶⁸] [5368] Zımnen: Ama bilmiyorum. Bunu ben bile bilemezken, görünmeyen varlıkların bildiğine nasıl inanırsınız?— M.İslamoğlu
72:25
26
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَداًۙ ٦٢
Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
Gaybı (sadece) O bilir ve O gaybına kimseyi bütünüyle[⁵³⁶⁹] muttali kılmaz; [5369] ‘Alâ edatının “istila” anlamına dayanarak.— M.İslamoğlu
72:26
27
اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَداًۙ ٧٢
İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
razı olduğu elçi[⁵³⁷⁰] müstesna… Bu takdirde de O, önünden ve arkasından o (vahyi)[⁵³⁷¹] koruma altına alarak hedefine ulaştırır.[⁵³⁷²] [5370] Tekvir sûresinin 19. âyeti ışığında, “elçi” ile burada vahiy meleği kastedilmiş olsa gerektir. Bir sonraki âyette ise “elçiler” kastedilmektedir. Vahyin, kaynağından hedefine ulaşırken cinlerin/şeytanların tasallutundan korunduğuna delâlet eder. [5371] Bu âyetler sûrenin ana konusu olan vahiyle ve onun ilâhî koruma altında oluşuyla ilgilidir. [5372] Zımnen: Vahiy kaynağından hedefine varıncaya kadar ilâhî gözetim altındadır.— M.İslamoğlu
72:27
28
لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً ٨٢
Li ya’leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey’in adedâ(adeden).
O’nun böyle yapması, (rasullerin) tebliğ ettiklerinin Rablerinin risaleti olduğunu; dahası ellerindeki (vahyi) çepeçevre kuşattığını ve her şeyi tek tek sayarak muhafaza altına aldığını belirtmek içindir.[⁵³⁷³] [5373] Bu âyet vahyin her türlü saldırıdan, özellikle de cinlerin tasallutundan korunmuş olduğunu ifade eder. Bizce sûrelerin başındaki mukatta’âtın verdiği mesajların ilki budur (Bkz: 68:1, not 1).— M.İslamoğlu
72:28
Cin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle