اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً ٧٢
İnneke in tezerhum yudıllû ıbâdeke ve lâ yelidû illâ fâciren keffârâ(keffâre).
Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, Senin kullarını yoldan çıkarmaya (çalışacaklar); onlardan fesatçılar ve küfre saplananlardan başkası doğmayacaktır.[⁵³⁴⁰]
[5340] Bu ifadeler, Hz. Nûh’un harcadığı emeğin ve davet yolunda katlandığı zorluğun büyüklüğünü göstermek içindir. Hz. Nûh’un duasının kabul olması, “Her nebînin ümmeti hakkında kabul olmuş bir duası vardır” hadisi ışığında anlaşılmalıdır (Şatıbî, el-Muvâfakât IV, 283). İbn Mes’ud, içinde bu duanın geçtiği şu hadisi nakleder: “Bedir esirleri getirildiğinde Hz. Ebubekir: ‘Ya Rasulallah! Onlar senin kavmindendir; istersen onları bırakabilirsin: umulur ki Allah onlara dönüş nasip eder!’ dedi. Ömer de dedi ki: ‘Ya Rasulallah! Onlar seni yalanladılar, yurdundan çıkardılar ve sana karşı savaştılar: vur boyunlarını!’ Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle buyurdu: ‘Allah kimi kalpleri pamuk gibi yumuşak, kimilerini de kaya gibi sert yaratır. Ey Ebubekir, sen: ‘Artık kim bana uyarsa işte o bendendir..’ (14:36) diyen İbrahim; ve ‘Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır..’ (5:118) diyen İsa gibisin. Ey Ömer, sen de ‘Rabbimiz! Onların servetlerini kökünden kazı ve yüreklerine bunun acısını oturt..’ (10:88) diyen Musa ve ‘Rabbim yeryüzünde kâfirlerden numunelik tek kişi dahi bırakma!’ (26) diyen Nûh gibisin” (Tirmizî ve İbn Hanbel). Hz. Nûh, kendi kanaatini yansıtan bu duayı felaketin ardından da yapmış olabilir. Zira bu iki âyetin öncesi buna delâlet eder. Bunu Hûd 36 da teyit eder. Zira söz konusu âyette, “Bundan böyle toplumundan kimse sana inanmayacak” denilmektedir.— M.İslamoğlu