Tekvir 29 Ayet Mekke · التكوير
81

Tekvir

Dolama · Mekke
81
Dolama · Mekke
التكوير
29
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِذَا الشَّمْسُ كُـوِّرَتْۙۖ ١
İzeş şemsu kuvviret.
GÜNEŞ(İN defteri) dürüldüğünde,[⁵⁵⁸⁶] [5586] İbn Abbas ve Mücahid’in dediği gibi, güneş içine çöküp yutan veya yutulan bir karanlık haline geldiğinde (“Azlemet, idmehallet ve zehebet”, Taberî). Bu dürülme sonucunda güneş ve diğer kozmik varlıklar bir çekirdek gibi aslına rücu edecek, sanki yeniden yaratılış bu çekirdeğin yeniden çatlatılması ile (İnfitâr) vuku bulacaktır (Bkz: 21:104). Allahu a’lem.— M.İslamoğlu
81:1
2
وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۙۖ ٢
Ve izen nucûmun kederet.
yıldızlar sönüp döküldüğünde,— M.İslamoğlu
81:2
3
وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙۖ ٣
Ve izelcibâlu suyyiret.
dağlar yürütüldüğünde,— M.İslamoğlu
81:3
4
وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙۖ ٤
Ve izel ışâru uttılet.
doğumu yakın develer terk edildiğinde,[⁵⁵⁸⁷] [5587] Veya istiare olarak: “Yağmur yüklü bulutlar terkedilip yağmur yağdırmadığında”.— M.İslamoğlu
81:4
5
وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْۙۖ ٥
Ve izel vuhûşu huşiret.
bütün yabanî hayvanlar birbirine sokulduğunda,[⁵⁵⁸⁸] [5588] Lafzen: “Bir araya toplandığında”. Zımnen, kıyametin dehşetinin bir göstergesi olarak: “avcılar ve avları birbirine sığındığında”. ‘Abese 34-37 birlikte zımnen: İnsan da hayvan da Son Saat’e alışılmadık tepkiler verecek.— M.İslamoğlu
81:5
6
وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙۖ ٦
Ve izel bihâru succiret.
denizler fokur fokur kaynatıldığında,— M.İslamoğlu
81:6
7
وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْۙۖ ٧
Ve izen nufûsu zuvvicet.
herkes (iman ve amellerine göre) tasnif edildiğinde,[⁵⁵⁸⁹] [5589] Lafzen: “Eşleştirildiğinde”. Tabii ki dünya hayatındaki seçimlerine göre. Krş: “Sizler üç sınıfta tasnif edilmiş olacaksınız” (56:7, 8-10). Âyette, hayvanlar dahil tüm canlıları ifade eden enfus çoğulu değil, sadece insanları ifade eden nufus (nefisler) çoğulu kullanılmıştır. “İnsanlar” şeklindeki çevirimizin gerekçesi budur. Genellikle Kur’an, âhiret hayatını ele alırken cinsiyet, sınıf, milliyet gibi fizikî ve sosyal tanımlamaların ötesine geçen nefs kelimesini kullanır (3.185; 89:27). Bu kullanım, âhiretteki ceza ve ödülün cinsiyet dahil her tür fizikî ve sosyal farklılığın ötesinde, insanın özü ve aslı bağlamında ele alındığının göstergesidir. Tekrar dirilecek olan da nefstir.— M.İslamoğlu
81:7
8
وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْۙ ٨
Ve izel mev’udetu suilet.
diri diri gömülen kız çocukları sorduğunda[⁵⁵⁹⁰] [5590] Veya çoğunluğun okuduğu gibi: “sorulduğunda” (Tercihimiz olan kıraat için bkz. Taberî).— M.İslamoğlu
81:8
9
بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ ٩
Bi eyyi zenbin kutilet.
hangi suçtan dolayı öldürüldüklerinin hesabını,[⁵⁵⁹¹] [5591] Maddî gelişmeyle övünen ilk muhataplara, refahın felahın garantisi olmadığını, öz çocuklarını diri diri gömmek gibi vahşice bir cinayeti güzel gösteren gelenekle övünmelerinin gülünçlüğünü ifade eder.— M.İslamoğlu
81:9
10
وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙۖ ٠١
Ve izes suhufu nuşiret.
(insanların) amel defterleri açıldığında,— M.İslamoğlu
81:10
11
وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ ١١
Ve izes semâu kuşitat.
gök, (bir gövdenin derisi gibi) soyulduğunda,[⁵⁵⁹²] [5592] Semanın geriye sarılış ve dürülüş (21:104) sürecinin tamamlanışını ifade eder.— M.İslamoğlu
81:11
12
وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙۖ ٢١
Ve izel cahîmu su’ıret.
Cehennem kışkırtıldığında,[⁵⁵⁹³] [5593] Bu âyetin açık göstergesi, cehennemin bilinen kozmosun haricinde anlaşılması gerektiğidir.— M.İslamoğlu
81:12
13
وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۙۖ ٣١
Ve izel cennetu uzlifet.
ve Cennet(in görüntüsü) yakın plan sunulduğunda;[⁵⁵⁹⁴] [5594] Tıpkı cehennem gibi, cennetin de gökler ve yıldızlara dahil olmadığının delili olsa gerektir. Allah en doğrusunu bilir.— M.İslamoğlu
81:13
14
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ ٤١
Alimet nefsün mâ ahdaret.
(işte o zaman) her can ne hazırladığını (yakînen) bilir.[⁵⁵⁹⁵] [5595] Bu pasajın ifade ettiği hakikatin farklı bir anlatımı için bkz: 18:47-49.— M.İslamoğlu
81:14
15
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ ٥١
Fe lâ uksimu bil hunnes(hunnesi).
BUNDAN ötesi yok![⁵⁵⁹⁶] İşte Ben yemin ederim gizlenenlere,[⁵⁵⁹⁷] [5596] Çevirimizin gerekçesi için bkz: 90:1, not 1. [5597] Bu ve müteakip âyetteki sıfatların mevsufları yoktur. Bunlar “yıldız, gezegen” gibi gök cisimleri veya yuvalarına girip çıkan yabanî hayvanlar olarak yorumlanmıştır (Taberî). Bizce benzeri yerlerde olduğu gibi bu sıfatların mevsufları vahiy veya o vahyin inşa ettiği mü’minlerdir. Bu takdirde mâna zımnen şöyle olur: Yemin ederim gönüllere gizlenerek onları harekete geçiren vahye, o vahyin yörüngesinde kâh gizli kâh alenî atağa kalkan mü’minlere. Eğer sûrenin başından beri izlenen kozmik süreç bağlamında anlaşılırsa, bu durumda bu gizlenenler evrenin tüm yıldızları ve galaksileri olur. Zira onlar geri sarılıp dürülmüş ve başlangıcına iade edilmiş bir halde artık tek noktadadırlar (21:104).— M.İslamoğlu
81:15
16
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ ٦١
El cevâril kunnes(kunnesi).
yuvalarına giren[⁵⁵⁹⁸] yıldız ve gezegenlere,[⁵⁵⁹⁹] [5598] Veya “görünmeyen”. Işığı sönüp artık kara delik haline gelmiş yıldızlara atıf olabilir. [5599] el-Cevar, cariye gibi dönüp duran. Bununla yıldızlar ve gezegenler kastedilmiştir. Onlar adeta insana hizmet için dolanan garson kızlar gibidir. Bu âyet, yıldız ve gezegenlerin yuvalarına girişini, yani başlangıç noktasına iade edilişini, zamanın ve mekânın geri sarılış sürecinin sonunu ifade eder.— M.İslamoğlu
81:16
17
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ ٧١
Vel leyli izâ as’as(as’ase).
ve (yokluğun) zifiri karanlığına (zaman ve mekân) geri döndüğünde;[⁵⁶⁰⁰] [5600] Yani: Yokluk gecesinin sonu varlık gündüzünün başı. Sûrenin başından beri nakledilen evrenin geriye sarılış ve aslına iade ediliş sürecinin geldiği son nokta. Yani tekrar yaratılmak için ilk başlangıcına, yokluğa iade edilmesi (21:104 ve 39:67).— M.İslamoğlu
81:17
18
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ ٨١
Ves subhı izâ teneffes(teneffese).
ve henüz soluk almaya başlayan sabaha[⁵⁶⁰¹] (yemin ederim)! [5601] Bu “sabah” sûrenin başından buraya kadarki kozmik geriye sarılış ve dürülüş sürecinin bitiminden sonra yeniden yaratılışın ilk sabahını ifade etse gerektir. Bu aynı zamanda cahiliyye gecesinin zifiri karanlığında imanın neredeyse yok olup, vahyin aydınlığı ile tekrar ortaya çıktığını çağrıştıran tevriyeli bir ifadedir.— M.İslamoğlu
81:18
19
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ ٩١
İnnehu le kavlu resûlin kerîm(kerîmin).
Ki elbet bu (Kur’an), türünün en seçkini olan bir elçi (meleğin) ilettiği sözdür;[⁵⁶⁰²] [5602] Gayet açıktır ki, elçinin sözü elçiye değil elçiyi gönderene aittir. Çünkü o, ilâhî kelâmın elçisidir. Allah, ilâhî kelâmın ruhunu Cebrail kamışı içinden üflemiş, rasulün akleden kalbine indirilen söz orada ortaya çıkmıştır. Burada “elçi”, Hâkka’dakinin aksine melektir. Bağlam bunu tasrih etmektedir.— M.İslamoğlu
81:19
20
ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ ٠٢
Zî kuvvetin ınde zil arşi mekîn(mekînin).
Arş’ın sahibi katından ona hem güç hem de makam bahşedilmiştir;— M.İslamoğlu
81:20
21
مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ ١٢
Mutâın semme emîn(emînin).
orada kendisine itaat edilir; üstelik kendisine güven duyulur.— M.İslamoğlu
81:21
22
وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍۚ ٢٢
Ve mâ sâhıbukum bi mecnûn(mecnûnin).
Arkadaşınız da cin musallat olmuş biri değildir.— M.İslamoğlu
81:22
23
وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ ٣٢
Ve lekad reâhu bil ufukıl mubîn(mubîni).
Doğrusu o, meleği berrak bir ufukta görmüştür;[⁵⁶⁰³] [5603] Vahyin geliş sıklığının henüz tecrübe edilmediği başlangıçta doğal bir molayı vahyin kesildiğine yoran Mekke’deki inkârcıların dedikodularını reddeden bir ifade (Vahiy kesintisiyle ilgili değerlendirmemiz için bkz: 74. sûrenin girişi). “Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü” (53:13) âyeti, buraya atıf olarak okunmalıdır.— M.İslamoğlu
81:23
24
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَن۪ينٍۚ ٤٢
Ve mâ huve alel gaybi bi danîn(danînin).
kaldı ki o, görünmeyenin bilgisi üzerinde tekel kurup (onu saklayan) biri de değildir;[⁵⁶⁰⁴] [5604] Veya: “o gayba ilişkin yalan yanlış bilgilerin peşinde seğirten kâhin ve falcıları kıskanan biri değildir”; veya zamirin meleğe gittiğini varsayarak: “(vahiy gibi) gaybî bir hakikati kıskanan biri değildir”. Mal ve para gibi verince elden çıkan somut değerleri kıskanana bahîl, ilim ve hikmet gibi verince eksilmeyen değerleri kıskanana danîn denilir.— M.İslamoğlu
81:24
25
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۚ ٥٢
Ve mâ huve bi kavli şeytânin recîm(recîmin).
dahası bu kelâm, Allah’ın kendisine sığınanları şerrinden emin kıldığı[⁵⁶⁰⁵] şeytanın sözü de değildir.[⁵⁶⁰⁶] [5605] Racîmin açılımı. Bu âyette şeytan, 19. âyetteki meleğin mukabili olarak yer alıyor. [5606] Şeytanın vahyin iniş sürecinde ilk defa geçtiği yer. Çok sağlam ve uzun ip, halat” anlamına gelen eş-şetanu köküne nisbet edilir. Bu tanıma uygun olduğu için Arapça’da çok özel bir yılan türüne de şeytan denilir. Bu yılanın özelliği sinsi olup uyurken insanın ağzından midesine akması, aniden ve gizlice sokması ve göreni hayrette bırakan at yelesi gibi bir yeleye sahip olmasıdır. Şetane an, “uzaklaştı”, şâtın, “haktan uzaklaşan” demektir (Lisân). Kur’an’da haktan uzak düşen görünür ve görünmez, somut ve soyut her varlık için kullanılmıştır. Kelimenin “habis, melun” anlamındaki İbranca bir kökten türetildiği de söylenmiştir. Eğer kelime ş-t-n değil de ş-y-t kökünden türetilmişse, o zaman kök anlamı “yanmak, öfkeden yanıp tutuşmak” anlamına gelir. Kur’an’da İblis’in Allah ile ilişkisinde “İblis”, insan ile ilişkisinde “şeytan” sıfatı kullanılmıştır. Bakara 34. âyet birincisine, aynı sûrenin 36. âyeti ise ikincisine örnektir. Görünen-görünmeyen, insan-cin her tür varlık için kullanılır. Kur’an’a göre şeytan insanın sahici ve gerçek bir “düşman ötekisi”dir. “O sizin apaçık düşmanınızdır” âyetleri bunu teyit eder. Zira insan “ötekisiz” yapamaz. Eğer şeytan olmazsa insan hep kendi türünden birilerini “düşman öteki” ilan eder ve onu şeytanlaştırır. Bu giderek kendine döner ve sürecin sonunda insan kendi kendisinin şeytanı olur.— M.İslamoğlu
81:25
26
فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ ٦٢
Fe eyne tezhebûn(tezhebûne).
Hakikat buyken (ey insanlar), nereye gidiyorsunuz![⁵⁶⁰⁷] [5607] Veya zehebenin “bir görüşe vardı” anlamıyla: “o sonuca nereden varıyorsunuz?”— M.İslamoğlu
81:26
27
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ ٧٢
İn huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).
Bu vahiy, tüm insanlık için bir uyarı ve öğütten ibarettir;— M.İslamoğlu
81:27
28
لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَق۪يمَ ٨٢
Li men şâe minkum en yestekîm(yestekîme).
sonuçta[⁵⁶⁰⁸] içinizden doğru yolda yürümeyi tercih edenler (öğüt alır). [5608] Akıbet lâmı vurgusuyla.— M.İslamoğlu
81:28
29
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٩٢
Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâhu rabbul âlemîn(âlemîne).
Zaten âlemlerin Rabbi Allah (size irade vermeyi) tercih etmese, siz hiçbir şey tercih edemezdiniz.[⁵⁶⁰⁹] [5609] Yani: Allah sizin iyi ve doğru olanı seçmenizi dilemiş, bunu dilemeniz için hem akıl ve irade vermiş hem de vahiyle yol göstermiştir. (Krş: 74:54-56; 76:3, 29-30).— M.İslamoğlu
81:29
Tekvir
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle