Tevbe 129 Ayet Medine · التوبة
9

Tevbe

Tövbe · Medine
9
Tövbe · Medine
التوبة
129
1
بَرَٓاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۜ ١
Berâetun minallâhi ve resûlihî ilâllezîne âhedtum minel muşrikîn (muşrikîne).
BU, Allah ve O’nun elçisi tarafından, müşrikler[¹³⁹⁸] içerisinden[¹³⁹⁹] anlaşma yaptıklarınıza yönelik bir ilişik kesme ilanıdır: [1398] Müşrikîn, baskın özellik anlamında tarihsel olana atıf olarak kullanıldığı bu âyette bir türe ait isim olarak çeviride aynen yer alırken, 3. âyette soyut ve türe ilişkin bir vasıf olarak açılmıştır. [1399] Min edatının ‘bütünden bir parça’ vurgusu taşıdığı 4. âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Aynı âyet, ilişik kesme ilanının muhataplarının tüm müşrikler değil sadece anlaşmayı bozanlar olduğunu da açıklamaktadır.— M.İslamoğlu
9:1
2
فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ ٢
Fesîhû fil ardı erbeate eşhurin va'lemû ennekum gayru mu'cizîllâhi ve ennallâhe muhzîl kâfirîn(kâfirîne).
Bundan böyle, işte size dört ay daha serbest dolaşım izni![¹⁴⁰⁰] Ama bilin ki siz, Allah’ı asla atlatamayacaksınız; yine unutmayın ki, Allah inkâr ve ihanette ısrar edenleri onursuzluğa[¹⁴⁰¹] mahkûm edecektir. [1400] Enfâl 58. âyet, anlaşmaların hangi zorunlu durumlarda bozulacağını düzenler. [1401] Muhzi (hızyden), İnsan onurunun bir dış müdâhaleyle ya da bir iç muhasebeyle kırılışını ifade eder. Ayrıntılı bir tahlil için ilk kullanıldığı 20:134’e bkz. Zımnen: Onur imandandır, Allah’tan kopan onurdan da kopar.— M.İslamoğlu
9:2
3
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ٣
Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilân nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluhu, fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemû ennekum gayru mu'cizîllâh (mu'cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).
Yine Allah ve O’nun Elçisi’nden, Büyük Hac[¹⁴⁰²] gününde bütün insanlığa yapılmış bir duyurudur ki; Allah kendine mahsus özellikleri başkalarına yakıştıranlarla[¹⁴⁰³] ilişiğini kesmiştir; O’nun elçisi de öyle. Bundan böyle tevbe ederseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır; fakat (bu davetten) yüz çevirirseniz, iyi bilin ki siz Allah’ı asla atlatamazsınız. Nitekim, inkâr ve ihanette ısrar edenleri elem verici bir azap ile müjdele.[¹⁴⁰⁴] [1402] Umre ile haccın arasını ayırmak için hac “büyük hac” olarak adlandırılmıştır. Bu durumda umre de “küçük hac” olmaktadır. [1403] Müşrikînin tam açılımı (Bkz: âyet 1, not 1). [1404] 4. âyetin içeriğine baktığımızda 2 ve 3. âyetlerin sonundaki kâfirînin akidevi olmaktan daha çok ahlâkî çağrışımıyla “nankörler” anlamında kullanıldığı söylenebilir. Âyetin bütününde şirk inkâr olarak takdim edilmekte, tevbenin şirkten vazgeçmek olduğu vurgulanmaktadır.— M.İslamoğlu
9:3
4
اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـٔاً وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَداً فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٤
İllâllezîne âhedtum minel muşrikîne summe lem yankusûkum şey'en ve lem yuzâhirû aleykum ehaden fe etimmû ileyhim ahdehum ilâ muddetihim, innallâhe yuhıbbul muttekîn (muttekîne).
Ne var ki, şirk koşanlar arasından kendileriyle anlaşma yapmış olduğunuz ve daha sonra bu anlaşmayı herhangi bir biçimde ihlal etmeyen ve sizin hasımlarınızdan hiç biriyle dayanışma içine girmeyen kimseler bunun dışındadır.[¹⁴⁰⁵] Artık onlarla olan anlaşmanıza süresi doluncaya kadar riayet edin! Unutmayın ki Allah sorumlu davrananları sever. [1405] Ahde vefa ahlâkî bir sorumluluktur, ahdin tarafı isterse karşıt inançtan olsun. Muhatabın inanç kimliği, ahde vefasızlık gibi ahlâkî olmayan bir davranışın mazereti olamaz.— M.İslamoğlu
9:4
5
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
Fe izânselehal eşhurul hurumu faktulûl muşrikîne haysu vecedtumûhum ve huzûhum vahsurûhum vak'udû lehum kulle marsad (marsadin), fe in tâbû ve ekâmûs salâte ve âtûz zekâte fe hallû sebîlehum, innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve (bu) yasak (kapsamındaki) aylar çıktığında,[¹⁴⁰⁶] artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; yakalayın, çepeçevre kuşatın, onları her gözetim noktasına kurulup gözetleyin![¹⁴⁰⁷] Fakat eğer onlar dönüş yapar, namazı istikametle eda eder ve arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli ödemeyi kabul ederlerse, işte o zaman bırakın yakalarını![¹⁴⁰⁸] Unutmayın ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. [1406] Veya: “Dokunulmazlık ayları”. Buradaki el-eşhuru’l-hurumdan kasıt, bilinen haram aylar değil, anlaşma süresine denk gelen 4 aydır. Cahiliyyede insanın dokunulmazlığı istisna idi. Vahiy, insan dokunulmazlığını kural hâline getirdi ve dokunulabilirlik istisna oldu. Bu yüzden de geleneksel “haram aylar” uygulaması boşa çıktı. [1407] Bu savaşın gerekçesi 7. âyetten de anlaşılacağı gibi “anlaşmaya ihanet”tir, asla “Ya İslâm, ya ölüm!” seçeneğine zorlama değildir (Krş: 8:61). [1408] Lafzen: “..bırakın, yollarına gitsinler”.— M.İslamoğlu
9:5
6
وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦
Ve in ehadun minel muşrikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblighu me'menehu, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya'lemûn(ya'lemûne).
Ve eğer müşriklerden biri senden sığınma hakkı isterse, ona eman ver ki Allah’ın kelâmını dinleyebilsin.[¹⁴⁰⁹] Sonunda onu kendini güvende hissedebileceği bir yere bırak! Böyle davran, çünkü onlar hakikati bilmeyen bir topluluktur.[¹⁴¹⁰] [1409] Zımnen: Zaten cihadın amacı da İslâm ile insan arasındaki engeli kaldırıp insanı kazanmaktır. [1410] Bu âyet, bir önceki âyetteki “öldürme” emrinin gerekçesinin dînî değil konjonktürel ve siyasi olduğunu göstermektedir. Tarihsel uygulama da bunu doğrular niteliktedir: Bu âyetleri ilan eden Hz. Ali’ye bir müşrik Rasulullah’la anlaşma süresinin dolmasından sonra Allah kelâmını dinlemek ya da bir iş görüşmesi yapmak istediğinde öldürülüp öldürülmeyeceğini öğrenmek istemiş, Hz. Ali güvenlikte olduğunu söyleyerek bu âyeti okumuştur (Râzî)— M.İslamoğlu
9:6
7
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِك۪ينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِه۪ٓ اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۚ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَق۪يمُوا لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٧
Keyfe yekûnu lil muşrikîne ahdun indallâhi ve inde resûlihî illâllezîne âhedtum indel mescidil harâm(harâmi), fe mâstekâmû lekum festekîmû lehum, innallâhe yuhıbbul muttekîn(muttekîne).
Şirk koşan kimselerin Allah’la ve O’nun Elçisi’yle[¹⁴¹¹] anlaşma yapmaları nasıl mümkün olabilir ki! Ne var ki sizin Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle anlaşma yaptığınız kimseler hariç; onlar size verdikleri söze sadık kaldıkları sürece siz de onlara verdiğiniz söze sadık kalın: unutmayın ki Allah sorumlu davrananları sever.[¹⁴¹²] [1411] “..ve O’nun elçisi”, elçiye zeval olmaz vurgusuna sahiptir. Zımnen: Ona saldıran onu gönderen makama saldırmış olur. [1412] Son cümle, en şiddetli savaş şartlarında dahi “sevginin” belirleyici rolüne atıftır.— M.İslamoğlu
9:7
8
كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلاًّ وَلَا ذِمَّةًۜ يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبٰى قُلُوبُهُمْۚ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَۚ ٨
Keyfe ve in yazherû aleykum lâ yerkubû fîkum illen ve lâ zimmet (zimmeten), yurdûnekum bi efvâhihim ve te'bâ kulûbuhum, ve ekseruhum fâsikûn(fâsikûne).
(Düşmanlarınızın) size galip gelmeleri hâlinde, size karşı ne bağlayıcı bir yükümlülük ne de anlaşmadan doğan bir sorumluluk üstlenmemişken, (başka) nasıl olabilirdi ki? Sözleriyle sizi hoş tutmaya çalışırken, yürekleri onları yalanlamaktadır; zira onların çoğu (fıtratın gösterdiği) yoldan sapmış kimselerdir.[¹⁴¹³] [1413] Bu âyet meşru savaşın ahlâkî ilkeler uğruna yapılan savaş olduğunun tescilidir. Yaptığı anlaşmayı bozan müşrikler için fâsık kullanılması manidar. Bu bağlamda fâsık, müşriki değil “hain”i ifade etmektedir. Vahyin inşâ ettiği mümeyyiz akla muhteşem bir örnektir.— M.İslamoğlu
9:8
9
اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩
İşterev bi âyâtillâhi semenen kalîlen fe saddû an sebîlihî, innehum sâe mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
Allah’ın âyetlerini az bir menfaate değiştiler ve O’nun yoluna engel oldular; onlar, ne berbat şeyler yapıp duruyorlar:— M.İslamoğlu
9:9
10
لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلاًّ وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ ٠١
Lâ yerkubûne fî mu'minin illen ve lâ zimmeh(zimmeten), ve ulâike humul mu'tedûn(mu'tedûne).
(Saldırmazlık güvencesi verdikleri) bir mü’min için, ne bağlayıcı bir yükümlülük, ne de anlaşma ve yakınlıktan doğan bir sorumluluk gözetiyorlar. İşte böyleleri, haddi aşanların ta kendileridir.— M.İslamoğlu
9:10
11
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِۜ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ١١
Fe in tâbû ve ekâmus salâte ve âtuz zekâte fe ıhvânukum fîd dîn (dîni), ve nufassılul âyâti li kavmin ya'lemûn(ya'lemûne).
Ama eğer dönüş yapar, namazı istikametle kılar ve zekâtı gönülden gelerek verirlerse, o zaman sizin dinde kardeşiniz olmuş olurlar. Ve Biz âyetlerimizi, (değerini) bilen bir toplum için işte bu şekilde tüm boyutlarıyla açıklıyoruz.— M.İslamoğlu
9:11
12
وَاِنْ نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ فَقَاتِلُٓوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِۙ اِنَّهُمْ لَٓا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ ٢١
Ve in nekesû eymânehum min ba'di ahdihim ve taanû fî dînikum fe kâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn(yentehûne).
Fakat, anlaşma yaptıktan sonra sözlerini bozar ve inanç sisteminize hakarete yeltenirlerse, işte o zaman küfrün öncülerine karşı savaş açın;[¹⁴¹⁴] çünkü sözü-sebatı olmayan bu tipler, hainliklerine belki (bu sayede) bir son verirler. [1414] Zımnen: Anlaşmaya ve Allah’a ihanet hâlinde küfrün önderlerine savaş açmak şart olur.— M.İslamoğlu
9:12
13
اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْماً نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۜ اَتَخْشَوْنَهُمْۚ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٣١
E lâ tukâtilûne kavmen nekesû eymânehum ve hemmû bi ihrâcir resûli ve hum bedeûkum evvele merrah(merratin), e tahşevnehum, fallâhu ehakku en tahşevhu in kuntum mu'minîn(mu'minîne).
Hâlâ sözlerini bozan, Elçi’yi kovuncaya kadar çabalayan ve önce kendileri saldırmış bulunan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Yoksa onları gözünüzde büyütüp saygınlık mı kazandırıyorsunuz?[¹⁴¹⁵] Ama, eğer gerçekten imanda ısrarlıysanız, unutmayın ki Allah kendisini tazim edip saygı duymanıza daha lâyıktır. [1415] Zımnen: Onlardan korkmanızın sebebi güçlü olmalarıysa, Allah onlardan güçlüdür; o zaman Allah’tan korkun! (Haşyet için bkz: 10:62, not 83).— M.İslamoğlu
9:13
14
قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ ٤١
Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu'minîn(mu'minîne).
Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap edip onları rezil etsin; dahası onlara karşı size yardım edip inananların gönlüne ferahlık versin;— M.İslamoğlu
9:14
15
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٥١
Ve yuzhib gayza kulûbihim, ve yetûbullâhu alâ men yeşâu, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
nihayet kalplerindeki öfkeyi dindirsin.[¹⁴¹⁶] Sonuçta Allah tercih ettiğine affını tahsis eder; zira Allah her şeyi bilendir, her hükmünde üstün hikmet sahibidir. [1416] Öfkesini dindirmek, öfkeliye yapılacak en büyük yardımdır. Zira öfkeyle kalkan sadece zararla değil, aynı zamanda zulümle oturur.— M.İslamoğlu
9:15
16
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلَا رَسُولِه۪ وَلَا الْمُؤْمِن۪ينَ وَل۪يجَةًۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ٦١
Em hasibtum en tutrekû ve lemmâ ya'lemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ resûlihî ve lâl mu'minîne velîceh(velîceten), vallâhu habîrun bi mâ ta'melûn(ta'melûne).
Yoksa siz, Allah’ın içinizden kendi yolunda tüm çabasını seferber edenleri; Allah’tan, O’nun Elçisi’nden ve inananlardan başkasını can yoldaşı edinmeyecek kimseleri seçip ayırmadan,[¹⁴¹⁷] karma karışık bir hâlde[¹⁴¹⁸] bırakılacağınızı mı sandınız? Oysa Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. [1417] Lafzen: “bilmeden”. Zımnen: Hayat Allah’ın okulu, siz de onun öğrencilerisiniz. [1418] Velîcetene Ebu Ubeyde şu anlamı verir: kullu şey’in edhaltehu fi şey’in leyse minhu (senin, bir şeyin içerisine onun cinsinden olmayanı karıştırdığın her şeydir). Çevirimiz buna dayanır.— M.İslamoğlu
9:16
17
مَا كَانَ لِلْمُشْرِك۪ينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِد۪ينَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۚ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ ٧١
Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
İNKÂRLARINA yine bizzat kendileri tanıklık edip dururken, Allah’ın mescidlerini ziyaret edip onarmak[¹⁴¹⁹] Allah’a ortak koşanlara düşmez. Onların yaptıkları boşa gitmiştir; zira onlar ateşte yerleşip kalacaklardır. [1419] Bir mescidi ziyaret edip içinde ibadet etmek, onu mânen imar etmek olduğu için küçük hacca “umre” adı verilmiştir.— M.İslamoğlu
9:17
18
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ٨١
İnnemâ ya'muru mesâcidallâhi men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve ekâmes salâte ve âtez zekâte ve lem yahşe illâllâhe fe asâ ulâike en yekûnû minel muhtedîn(muhtedîne).
Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman eden, namazı istikametle kılan ve zekâtı içinden gelerek veren; dahası Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan kişiler mamur edebilirler. Nitekim, yalnızca böyleleri doğru yolda olmayı umabilir.[¹⁴²⁰] [1420] Yani: İçlerindeki kalp Kâbe’sini şirk ve küfür darbesiyle imha edenler, Kâbe’yi gerçek mânada imar edemezler.— M.İslamoğlu
9:18
19
اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۢ ٩١
E cealtum sikâyetel hâcci ve ımâratel mescidil harâmi ke men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve câhede fî sebilillâh(sebilillâhi), lâ yestevûne indallâh(indallâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Yoksa siz, (yalnızca) hacıları suvarmayı ve Mescid-i Haram’ı ziyaret edip tamir etmeyi, Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etmek ve Allah yolunda elden gelen gayreti göstermekle eşdeğerde mi tutuyorsunuz?[¹⁴²¹] Allah’a göre bunlar birbirine eşdeğer değildirler. Ve Allah, zalim bir toplumu doğru yola yöneltmez. [1421] İmana dayalı gerçek dindarlıkla imaja dayalı sahte dindarlık arasındaki derin uçurum.— M.İslamoğlu
9:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ٠٢
Ellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi bi emvâlihim ve enfusihim a'zamu dereceten indallâh(indallâhi) ve ulâike humul fâizûn (fâizûne).
İman eden ve hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla her türlü çabayı gösterenler, Allah nezdinde daha yüce bir makama sahiptirler: işte onlar başarının gerçek sahibidirler.— M.İslamoğlu
9:20
21
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ ف۪يهَا نَع۪يمٌ مُق۪يمٌۙ ١٢
Yubeşşiruhum rabbuhum bi rahmetin minhu ve rıdvânin ve cennâtin lehum fîhâ naîmun mukîm(mukîmun).
Rableri onları yüce katından bir rahmetle, rıza-yı Bârî ile ve kendilerini içerisinde kesintisiz her tür nimetin beklediği cennetlerle müjdeler.— M.İslamoğlu
9:21
22
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٢٢
Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), innallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).
Onlar orada ebedî kalacaklar; çünkü, katında yüce ödül(ler) bulunan yalnızca Allah’tır.— M.İslamoğlu
9:22
23
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْا۪يمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٣٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbûl kufre alâl îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
SİZ ey iman edenler! Eğer iman yerine küfrü tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veli olarak görmeyin.[¹⁴²²] İçinizden kim onları sığınılacak bir dost olarak görürse, işte onlar, evet onlardır zalimler. [1422] Kan bağına dayalı bedevî bir toplumu değerler sistemi demeye gelen din bağına dayalı medenî bir toplum hâline getiren temel bir ilke.— M.İslamoğlu
9:23
24
قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَـهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٤٢
Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâratun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye'tiyallâhu bi emrihî, vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn(fasikîne).
De ki: “Eğer babalarınız,[¹⁴²³] çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensubu bulunduğunuz topluluk, kazandığınız mallar, kötüye gitmesinden kaygı duyduğunuz ticaret ve pek hoşlandığınız konaklar; Allah’tan, O’nun Elçisi’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyorsa, Allah’ın buyruğu gerçekleşinceye kadar bekleyin![¹⁴²⁴] Ne ki Allah, sorumsuzca davranan[¹⁴²⁵] bir toplumu doğru yola yöneltmez. [1423] Lugavî açıdan âbâ’, sadece “babaları” değil, anneler, dedeler ve amcaları da kapsar. Bu nedenle bunlar ayrıca zikredilmemiştir (Krş: Râğıb). [1424] Sevgide en büyük hak, En Büyük Olan’ın hakkıdır (Bkz: 2:165). Ölümsüz sevgi, ölümsüzün sevgisidir. [1425] el-Fasikîn; bu bağlamda ve daha bir çok yerde “sorumlu davrananlar” anlamına gelen el-müttakinin karşıtı olarak “sorumsuz davrananlar” biçiminde çevrilmiştir.— M.İslamoğlu
9:24
25
لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَوَاطِنَ كَث۪يرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَـثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـٔاً وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِر۪ينَۚ ٥٢
Lekad nasarakumullâhu fî mevâtıne kesîratin ve yevme huneynin iz a'cebetkum kesretukum fe lem tugni ankum şey'en ve dâkat aleykumul ardu bi mâ rahubet summe velleytum mudbirîn(mudbirîne).
Doğrusu Allah, size bir çok savaş alanında yardım etmişti; özellikle de Huneyn Günü: Hani o zaman çokluğunuz sizi gururlandırmıştı, fakat hiçbir işinize yaramadı;[¹⁴²⁶] ve olanca genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmişti, sonra da geri kaçmıştınız. [1426] Zımnen: Sayı çokluğuna güvenen, Allah’ın tek olduğunu unutmuş olur.— M.İslamoğlu
9:25
26
ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَنْزَلَ جُنُوداً لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ ٦٢
Summe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alâl mu'minîne ve enzele cunûden lem terevhâ ve azzebellezîne keferû ve zâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).
Daha sonra Allah, Rasulü’ne ve inananlara katından bir sükûnet indirmiş, görmediğiniz güçlerle sizi takviye etmiş ve inkârda direnenleri azaba uğratmıştı: İşte bu, hakkı inkâr edenlerin cezasıdır.[¹⁴²⁷] [1427] Mekke-Taif arasındaki Huneyn’de yapılan savaşa bir atıftır. Düşman Hevazin kabileleri ve Taifli Beni Sakif’tir. Aralarına yeni katılanlarla birlikte 12.000 kişiye ulaşan mü’minler düşmanın üç katıdır. Düşürüldükleri pusu ile bozguna uğrayan mü’min ordusu, Ensar ve Muhacirlerin insanüstü gayretiyle kaybedilen savaşı geri almıştır. Bu da gösterdi ki başarının dinamiği ne kan bağı, ne sayısal üstünlüktür; imanın gücü ve Allah’ın yardımıdır (Ilâhî yardımın mahiyeti için bkz: 8:9-12, ilgili notlar).— M.İslamoğlu
9:26
27
ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٧٢
Summe yetûbullâhu min ba'di zâlike alâ men yeşâu, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Fakat bütün bunlara rağmen, Allah dileyenin/dilediğinin yaptığı dönüşe mukabele edecektir;[¹⁴²⁸] zira Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. [1428] Yeşâ’ fiilinin çift zamiri gören konumuna dayanarak, zımnen: “Allah kendisine dönüş yapmayı dileyene, mukabelede bulunmayı diler.” “Allah’ın tevbesi” çift taraflı ‘dönüş’ü ifade eder: Pişman olup Allah’a dönüş yapana, Allah da mukabele eder. Tevbe, “dönmek”tir. İnsanın Allah karşısındaki duruşunu gözden geçirmesi, özeleştiri yapması ve sonuçta bir bilinç yenilemesi anlamına gelir.— M.İslamoğlu
9:27
28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl muşrikûne necesun fe lâ yakrabûl mescidel harâme ba’de âmihim hâzâ ve in hıftum ayleten fe sevfe yugnîkumullâhu min fadlihî in şâe, innallâhe alîmun hakîm(hakîmun).
SİZ ey iman edenler! Bilin ki şirki karakter hâline getiren herkes[¹⁴²⁹] baştan ayağa (manen) pistir.[¹⁴³⁰] Bu nedenle, bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.[¹⁴³¹] Eğer ekonomik krizden endişe ediyorsanız,[¹⁴³²] unutmayın ki gün gelir, Allah isterse sizi lutfuyla bolluğa kavuşturur: Zira Allah her (çareyi) bilendir, onu hikmetle (icra) edendir. [1429] Muşrikûn için bkz: Âyet 1 ve 3, not 1. [1430] Şirk mânevî bir pisliktir ve Mescid-i Haram gibi mübarek bir mekân şirkle kirletilmemelidir. Şirkin pislik oluşu, aklın kullanılmamasıyla alâkalıdır. Bkz: “Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder (10:100). [1431] Bunun anlamı, âyetin zamana dönük yüzü dikkate alındığında “putlarına ibadet amacıyla kutsal mekânları kullanmasınlar” demektir. Nitekim Ebu Hanife de “Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar” ibaresini “Hacc ve umreye gelmesinler” şeklinde anlamıştır. Bu yasağın kapsamı, müşrikleri hacdan men ile sınırlıdır. [1432] Endişeleri, Hz. Muhammed’e tâbi olmaları durumunda, çevredeki Arapların Mekke’nin kutsallığını kabul etmekten vazgeçip sakinlerini yağmalayacakları korkusuydu. Mekke’nin fethinden (630) sonra vahyedilen ve müşriklerin Kâbe’den uzak tutulmasını emreden âyet, ticaret ve ibadet için gelenlerden elde edilen servete delâlet eder.— M.İslamoğlu
9:28
29
قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَد۪ينُونَ د۪ينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ۟ ٩٢
Kâtilûllezîne lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harramallâhu ve resûluhu ve lâ yedînûne dînel hakkı minellezîne ûtûl kitâbe hattâ yu’tûl cizyete an yedin ve hum sâgirûn(sâgirûne).
Kendilerine (daha) önceden kitap verilen zümreden Allah’a da âhiret gününe de (gerçek anlamda) inanmayan, Allah ve O’nun Elçisi’nin yasakladığını yasak saymayan ve hak dini tek din olarak benimsemeyen kimselerle, teslim olmuş bir hâlde güvenlik vergisini kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.[¹⁴³³] [1433] “Cizye âyeti” diye bilinen bu âyet, sığınma hakkı tanıyan 6 ve saldırı hâlinde savaşı meşru kılan 8. âyetle birlikte anlaşılmalıdır. Yalnız burada kullanılan ve “bedel” anlamına gelen cizye “güvenlik bedeli” olarak verilen bir vergidir. Bu bedeli ödeyen, güvenliğini garantiler. Esasen cizye uygulaması, vahyin inanç özgürlüğüne dair titizliğinin muhteşem bir örneğidir. Zira Müslüman cemaatin hayat tarzını ve ideolojisini korumak, o cemaate mensup olanlara ibadet düzeyinde bir vecibedir. Gayr-ı Müslim vatandaşların bu ibadete zorlanmaları haksızlık olurdu. Onlar hiçbir risk almazken, İslâm cemaatinin bu unsurların güvenliğini sağlaması da tersinden bir haksızlıktır. İşte bu âyet her iki taraf için de âdil olan bu yöntemi teşri kılmıştır.— M.İslamoğlu
9:29
30
وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌۨ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَس۪يحُ ابْنُ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْۚ يُضَاهِؤُ۫نَ قَوْلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٠٣
Ve kâletil yahûdu uzeyrunibnullâhi ve kâletin nasârâl mesîhubnullâh(mesîhubnullâhi) zâlike kavluhum bi efvâhihim yudâhiûne kavlellezîne keferû min kablu kâtelehumullâh(kâtelehumullâhu) ennâ yu'fekûn(yu'fekûne).
YAHUDİLER “Uzeyr Allah’ın oğludur” dediler;[¹⁴³⁴] Hıristiyanlarsa “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bunlar, geçmiş dönemlerin ısrarlı inkârcılarının uydurduğu asılsız iddialara özenerek ağızlarında geveledikleri söylentilerdir; Allah kahretsin onları: nasıl da savruluyorlar! [1434] Bu ifade hakikat olarak da mecaz olarak da anlaşılabilir. Mecaz ise, bu Yahudilerin tamamını “Allah’ın oğulları ve ahbabı” kabul etme türünden sayılmalıdır. Bu takdirde “Allah’ın oğlu” tabiri, aşırı yüceltmeci bir yaklaşımı ifade eder (Krş. Menâr). Uzeyr’i (İbranice Ezra, Latince Esdras, MÖ. ykl. 4. yy.) Allah’ın oğlu kabul etme: Eski Ahid’de beklenen Mesih için “Allah’ın oğlu” ibaresi kullanılır. Bahusus, Eski Ahid’de Uzeyr’ (Ezra) için kullanılmaz (Ezra, 7-10 ve Nehemya, 8-10). 21:101’in sebeb-i nüzûlüyle ilgili bir rivayette Kureyşli şair Abdullah b. Ziba‘ra es-Sehmi’nin “Allah’tan başka tapınılan tüm tanrılar cehenneme girecek öyle mi? Biz meleklere, Yahudiler Uzeyr’e, Hıristiyanlar da İsa b. Meryem’e tapıyorlar. (Bunlar da mı cehenneme girecek?)” polemiği üzerine, Allah Rasûlü: “Hayır, siz sadece şeytanlara tapıyorsunuz” der. Bunun üzerine 21:101 nâzil olur. İbn Hazm, Uzeyr Allah’ın oğlu iddiasının Sadukiyye adındaki Yahudi mezhebine ait olduğunu söyler (el-Fasl I, 99). Bu kanaatin nedeni, Uzeyr’in Mesih olduğu iddiası olsa gerektir. Çünkü Eski Ahid’de Mesih’ten “Allah’ın oğlu” olarak söz edilir. Muhtemelen Hz. İsa’nın ve İseviliğin çıkışından sonra Yahudilikteki bu inanç yanlış çağrışımlar yapacağı gerekçesiyle terk edilmiş olmalıdır. Uzeyr’e bu vasfın verilmesinin bir başka nedeni de, tamamen kaybolmuş olan Tora’yı ezberinden okumuş olmasıdır. Yahudi bilginler, onun ezberinden okuduğu Tora ile gömülü olduğu yerden çıkardıkları Tora’nın aynı olduğunu görünce, şaşkınlıklarını “Allah’ın oğlu” nitelemesiyle ifade etmiş olmalıdırlar (Taberi). Bu yüzden onun adı “II. Musa”dır. İsrâiloğullarının yabancı kadınlarla evliliklerine son vererek, gûya kavmi ırken saflaştırmış (Ezra, 9:1-15; 10:1-11), Musa’dan sonra kavminin Allah ile olan misakını yenilemiş ve şeriatı tesis etmiştir (Nehemya, 10:28-31). Eski Ahid’in tam metnini tesbit için Knesset’i kurmuştur. Kaybolan Tevrat kendisine tekrar yazdırılmıştır (II. Esdras, 14:23-26, 37-48). Tefsirlerimizde yer alan hikâyesi kısaca şudur: Uzeyr Babil’de öldüğünde Tevrat’ı bilen son kişi de ölmüştü. Babil dönüşü Tevrat’ı bilen kimse yoktu. Yüz yıl sonra Allah ona hayat suyu içirdi ve dirildi. İsrâiloğullarına yeniden Elçi olarak gönderildi. Kavmine “Ben Uzeyr’im” dedi. Kavmi ona “Atalarımız Uzeyr’in Babil’de öldüğünü söyledi; eğer sen Uzeyr isen Tevrat’ı yazdır” dediler. Onlara Tevrat’ı yazdırdı. Sonra bir adam ortaya çıkıp asıl Tevrat’ın yerini onlara bildirdi. Bulup karşılaştırdılar. Birbirinin aynı olduğunu görünce, “Uzeyr Allah’ın oğlu olsa gerektir” dediler (Beğavi).— M.İslamoğlu
9:30
Yükleniyor...
Tevbe
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle