ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟ ٢١
Summe beasnâhum li na'leme eyyul hızbeyni ahsâ limâ lebisû emedâ(emeden).
Sonra onları dirilttik[²³⁵²] ki, geçip giden süreci iki guruptan[²³⁵³] hangisinin (olayı hakikate uygun bir bakış açısıyla) değerlendirdiğini[²³⁵⁴] belirleyelim.[²³⁵⁵]
[2352] Ya da: “(dış dünyaya yeniden) gönderdik”. Be‘asnâ fiili mecazî anlamda “uyandırdık” şeklinde anlaşılmıştır. Fakat ilginçtir ki bu kıssanın geçtiği âyetlerde “uyku” (nevm) kökenli bir kelimeye hiç yer verilmez. Kur’an’da, yine hayat ve ölümün mahiyetine ilişkin olarak anlatılan buna benzer bir kıssada, Allah’ın 100 yıl öldürdükten sonra dirilttiği bir şahsın olayı anlatılır (2:259). Orada da olay aynı tema etrafında, aynı anahtar kavramlarla işlenir. Dikkate değer olan, söz konusu olayın kahramanının hayata dönüşünün de bu âyette olduğu gibi ba‘s ile ifade edilmesidir. [2353] Bu “iki gurup”, 21. âyette birbirine zıt iki farklı algılama tarzını yansıtan taraflar olsa gerektir. Söz konusu âyette iki taraf da, bu olayın ardından kendi bakış açılarına ve algı tarzlarına göre değerlendirmede bulunmuşlardı. Devamında bunlardan biri muteber addedilirken, diğer bakış açısı olumsuzlanmıştı. [2354] Ahsâ, gerçek bir çok anlamlı kelimedir ve “saymak, hafızaya kaydetmek, saygı duymak, değer vermek, anlamak, anlamlandırmak, dinlemek, değerlendirmek, bilince katmak, ders çıkarmak, hayata aktarmak” gibi anlamlara gelir (Lisân ve Tâc). Hemen belirtelim ki, biz tercümemizde ahsâ’yı, ism-i tafdil olarak değil geçmiş zaman fiili olarak aldık (Zemahşerî ve Râzî). [2355] Veya: “Bilelim diye”. Âyetteki li-na‘leme ibâresi, Allah’ın mutlak bilgisi göz önünde tutularak, fiil “bilmek” anlamına gelen ‘ilm değil de, “işaret, belge, gösterge” anlamına gelen ‘alem mastarına bina edilmelidir. Bu takdirde anlam; “belirlemek, göstermek, belirtmek” olur (Gerekçe için bkz: 2:143, not 274. Ayrıca krş: 3:142; 18:7; 47:31).— M.İslamoğlu