1
وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ ١
Vel âdiyâti dabhâ(dabhan).
YAZIKLAR olsun;[⁵⁸⁵⁷] (vahye) dinmez bir hınçla saldıranlara,[⁵⁸⁵⁸]
[5857] Yemin vav’ının cevabı sadedinde gelen 6-11. âyetler, bu bağlamda vavın “tazim” değil, “tehdit, tekdir ve kınama” vurgusu taşıdığının delilidir. Seleflerimiz vava azamet vurgusu verdikleri için, devamını da zorunlu olarak “Bedir’deki mü’min savaşçıların savaş atı” (veya “hacıların develeri”) olarak yorumlamışlardır. İbn Abbas’ın bu görüşü Hz. Ali’ye nakledildiğinde; “Bilgi sahibi olmadığın bir konuda insanlara görüş açıklıyorsun. Vallahi İslâm’da ilk savaş Bedir idi, bizim tarafta Zübeyr ve Mikdad’ın atından başka at yoktu” der (Taberî). Kaldı ki bu âyetler, savaş veya İslâmî mânada hac bir yana, henüz sözlü mücadelenin bile başlamadığı Mekke’nin ilk yıllarına aittir. Hepsinden öte, ‘âdiyât kelimesi her halükârda “düşman” ile ilgili bir mâna barındırır. el-‘Adv, ‘aduv, ‘adavet, ‘udvan ile aynı köktendir. Kelimenin sülâsî mücerredinin ‘a-d-y olma ihtimali bu sonucu değiştirmez. İştikâk açısından hepsi de aynı mânada buluşur. Baştaki yemin ile sûre baştan sona meşhed (sahne) kılınmıştır. Bu meşhedin iki yüzü sûrenin iki bölümünde görünür. İlk sekiz âyet dünyada görünen yüzü, son üç âyet âhirette görünen yüzüdür. İlk yüzdeki üslubun şiddet, hareket ve dehşeti, ikinci yüzdeki ğaybî hakikatlere muhatabın görür gibi inanmasını sağlamak amacına matuftur. Allah’ın insana imanı emretmesi, şefkatinin eseridir. [5858] ‘Adiyât ism-i failinin türetildiği el-‘adv, “hızlı gitmek, saldırmak, akın düzenlemek” anlamına gelir. ed-Dabh, “nefesi çıkaramadığı için göğüsten gelen hırıltılı ses”. Bizce bu sıfatlar, benzer durumdaki Murselât, Nâzi’ât, Sâffât ve Zâriyât sûrelerinin girişi gibi doğrudan veya dolaylı olarak vahiyle ilgilidir. Genellikle mukatta’â harfleriyle başlayan sûreler nasıl vahye atıfla başlıyorsa (Bkz: 68:1, not 1), mevsufsuz sıfatla başlayan sûreler de vahye işaret ederler. Bu işaretin “vahyin âyetleri”, “onu getiren melekler”, onun geldiği “peygamberler” veya gelen vahyin ona inanan veya onu inkâr eden muhatapları olması işin özünü değiştirmez.— M.İslamoğlu
100:1