Adiyat 11 Ayet Mekke · العاديات
100

Adiyat

Nefes Nefese Koşan · Mekke
100
Nefes Nefese Koşan · Mekke
العاديات
11
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ ١
Vel âdiyâti dabhâ(dabhan).
YAZIKLAR olsun;[⁵⁸⁵⁷] (vahye) dinmez bir hınçla saldıranlara,[⁵⁸⁵⁸] [5857] Yemin vav’ının cevabı sadedinde gelen 6-11. âyetler, bu bağlamda vavın “tazim” değil, “tehdit, tekdir ve kınama” vurgusu taşıdığının delilidir. Seleflerimiz vava azamet vurgusu verdikleri için, devamını da zorunlu olarak “Bedir’deki mü’min savaşçıların savaş atı” (veya “hacıların develeri”) olarak yorumlamışlardır. İbn Abbas’ın bu görüşü Hz. Ali’ye nakledildiğinde; “Bilgi sahibi olmadığın bir konuda insanlara görüş açıklıyorsun. Vallahi İslâm’da ilk savaş Bedir idi, bizim tarafta Zübeyr ve Mikdad’ın atından başka at yoktu” der (Taberî). Kaldı ki bu âyetler, savaş veya İslâmî mânada hac bir yana, henüz sözlü mücadelenin bile başlamadığı Mekke’nin ilk yıllarına aittir. Hepsinden öte, ‘âdiyât kelimesi her halükârda “düşman” ile ilgili bir mâna barındırır. el-‘Adv, ‘aduv, ‘adavet, ‘udvan ile aynı köktendir. Kelimenin sülâsî mücerredinin ‘a-d-y olma ihtimali bu sonucu değiştirmez. İştikâk açısından hepsi de aynı mânada buluşur. Baştaki yemin ile sûre baştan sona meşhed (sahne) kılınmıştır. Bu meşhedin iki yüzü sûrenin iki bölümünde görünür. İlk sekiz âyet dünyada görünen yüzü, son üç âyet âhirette görünen yüzüdür. İlk yüzdeki üslubun şiddet, hareket ve dehşeti, ikinci yüzdeki ğaybî hakikatlere muhatabın görür gibi inanmasını sağlamak amacına matuftur. Allah’ın insana imanı emretmesi, şefkatinin eseridir. [5858] ‘Adiyât ism-i failinin türetildiği el-‘adv, “hızlı gitmek, saldırmak, akın düzenlemek” anlamına gelir. ed-Dabh, “nefesi çıkaramadığı için göğüsten gelen hırıltılı ses”. Bizce bu sıfatlar, benzer durumdaki Murselât, Nâzi’ât, Sâffât ve Zâriyât sûrelerinin girişi gibi doğrudan veya dolaylı olarak vahiyle ilgilidir. Genellikle mukatta’â harfleriyle başlayan sûreler nasıl vahye atıfla başlıyorsa (Bkz: 68:1, not 1), mevsufsuz sıfatla başlayan sûreler de vahye işaret ederler. Bu işaretin “vahyin âyetleri”, “onu getiren melekler”, onun geldiği “peygamberler” veya gelen vahyin ona inanan veya onu inkâr eden muhatapları olması işin özünü değiştirmez.— M.İslamoğlu
100:1
2
فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ ٢
Fel mûriyâti kadhâ(kadhan).
ve (içindeki) öfke ateşiyle etrafı tutuşturanlara,— M.İslamoğlu
100:2
3
فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحاًۙ ٣
Fel mugîrâti subhâ(subhan).
ve sabah(lar)a kadar kıskançlıktan kıvrananlara,[⁵⁸⁵⁹] [5859] Veya, “dibini boyladı, alçaklaştı” anlamındaki ğavr köküne nisbetle: “Sabah(lar)a kadar kin çukurunun dibini bulanlara”. Tercihimiz ğayr köküne nisbetledir. Kıskançlıktan kıvrananların başında Mekke’nin belâgat dâhisi Velid b. Muğire geliyordu. Bu kıskançlığın sebebi, Kur’an hakkında ne düşündüğünü soran Ebu Cehil’e verdiği şu cevapta görülür: “Ne mi düşünüyorum? Vallahi ona hiçbir şey benzemez. O ulaşılamayacak kadar yüksek bir şey!” (Kur’an karşısında onun yaşadığı derin tereddüt ve iç çelişki için bkz: Müddessir 18-25).— M.İslamoğlu
100:3
4
فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعاًۙ ٤
Fe eserne bihî nak’â(nak’en).
sonuçta bu kıskançlıkla tozu dumana katarak ortalığı bulandıranlara:— M.İslamoğlu
100:4
5
فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعاًۙ ٥
Fe vesatne bihî cem’â(cem’an).
nihayet bu düşmanlıkla toplumun ortasına dalanlara…— M.İslamoğlu
100:5
6
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ ٦
İnnel insâne li rabbihî le kenûd(kenûdun).
Ki gerçekten de (bu) insan tipi Rabbine karşı çok nankördür;[⁵⁸⁶⁰] [5860] el-İnsândaki el ahd içindir. Dolayısıyla “nankörlük” insan soyunun vasfı değil, yukarıda olumsuz nitelikleri sayılan “insan tipi”nin vasfıdır. el-Kenûd, “çoraklaşıp verimliliğini yitiren toprak” (Mekâyîs). Rabbi insana o kadar cömert davranmaktadır ki, insan bu cömertlik karşısında ne yaparsa yapsın Rabbinin hakkını ödemekten âciz kalmaktadır.— M.İslamoğlu
100:6
7
وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ ٧
Ve innehu alâ zâlike le şehîd(şehîdun).
üstelik insanın kendisi de buna şahittir;[⁵⁸⁶¹] [5861] İnnehudaki zamir insanı da Rabbi de görüyor. Çoğunluk birincisini, İbn Abbas, Hasan Basrî ve Süfyan ikincisini tercih etmiş. Mücahid ve Katâde her ikisini de tercih etmişler. Kur’an’da birden fazla yeri gören zamirler vardır (Bkz: 2:177; 9:99; 11:28; 10:83). Fakat bizce bu onlardan değildir. Zira bir sonraki âyette gelen innehu zamiri, bir öncekinin merciini de sabitlemektedir. Tercihimizin gerekçesi budur. Şehid, “ikrar eden” veya “bilen” mânasınadır.— M.İslamoğlu
100:7
8
وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ ٨
Ve innehu li hubbil hayri le şedîd(şedîdun).
zira o servete pek tutkundur![⁵⁸⁶²] [5862] Servet tutkunluğu, Allah’a karşı nankörlüğün sebebidir. Bazı kaynaklarda Allah Rasûlü’ne, bazılarındaysa sahabeye nisbet edilen senedi sorunlu “Dünya sevgisi tüm kötülüklerin başıdır” sözü, bu ve benzeri âyetlerin tefsiri olsa gerektir. Serveti paylaşmamanın Allah’a nankörlük sayılması pek manidardır.— M.İslamoğlu
100:8
9
اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِۙ ٩
E fe lâ ya’lemu izâ bu’siramâ fîl kubûr(kubûri).
O bilmez mi ki, kabirlerde bulunan herkes diriltilip ortaya çıkacağı zaman,— M.İslamoğlu
100:9
10
وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِۙ ٠١
Ve hussıle mâ fîs sudûr(sudûri).
ve gönüllerde saklı her şey önlerine serildiği (zaman):— M.İslamoğlu
100:10
11
اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ ١١
İnne rabbehum bihim yevme izin le habîr(habîrun).
Elbet Rableri, o gün onları (bekleyen akıbetin) iç yüzünden bütünüyle haberdardır![⁵⁸⁶³] [5863] Veya habîre muhbir anlamı vererek: “haberdar edecektir”. Habîr, ‘Alîm olarak anlaşılamaz. Birçok âyette bu ikisinin birlikte kullanılması bir yana, Alîm’den farklı olarak Kur’an’da Habîr sadece Allah’a isnat edilir. Türetildiği kök olan habr, “suyun ana çıkış menfezi”, “ilk kırkım yün” demektir. Demek ki, Habîr olmak, onun gerçek aslını ve ilk illetini tüm ayrıntısıyla bilmektir ki, bu da yalnız Allah’a mahsustur. Sadekallahu’l‘azîm (Allah doğru söyledi). Ya Rab! Sen doğru söyledin, bize de doğru anlamayı bahşet!— M.İslamoğlu
100:11
Adiyat
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle