وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ٠١
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
Şimdi âsânı yere bırak!”[³²⁸⁵] Fakat o âsâsının çevik ve kıvrak bir yılan gibi salındığını görünce, ardına bakmadan kaçmaya başladı.[³²⁸⁶] (Allah) “Ey Musa, korkma! Çünkü Benim huzurumda elçiler korkuya kapılmazlar![³²⁸⁷]
[3285] Asâ tedbiri temsil ediyordu. Oysa o tecelli anı tedbire mahal olmayan, Allah’a mutlak güvenin esas olduğu bir andı. O makam tedbir değil teslim makamıydı. Bu nedenle Musa’ya asâsını bırakarak tam bir teslimiyetle gelmesi emredildi. [3286] Ke (gibi) teşbih edatı, ke-ennehâ cânnun ibaresine “o bir yılan oldu” değil, “sanki bir yılan gibi göründü” anlamını katar. Ke edatını klasik müfessirler, onun iri cüssesine rağmen küçük bir yılan gibi çevik hareket etmesiyle açıklamıştır (20:20 ve 26:32, not 26). Fakat bu açıklama elbette ikna edici değildir. Zira “yılan gibi” olan şey Musa’nın asâsıdır. Asâ bir çoban değneğidir. Ebadı da üç aşağı beş yukarı bellidir. Şu durumda ke-ennehâ (sanki.. gibi..) bileşik edatı, “yılanın niteliğine” değil de “görüntünün mahiyetine” ilişkin anlaşılmalıdır. Eğer durum buysa, “yılan gibi görme” âyeti/‘ilâhî kudret delîli’, görülen nesnenin mahiyetine yönelik bir müdâhaleyle değil, gören öznenin algısına yönelik bir müdâhaleyle gerçekleşmiş olmalıdır (Bkz: aynı ibâreyle 28:31). Allahu a’lem. [3287] Zira, ilâhî bir koruma ve güvence altındadırlar: “Çünkü sen güvence altında olanlardan birisin” (28:31).— M.İslamoğlu