Büruc 22 Ayet Mekke · البروج
85

Büruc

Burçlar · Mekke
85
Burçlar · Mekke
البروج
22
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ ١
Ves semâi zâtil burûc(burûci).
BURÇLARLA dolu gökyüzü şahit olsun,[⁵⁶⁵⁰] [5650] Nisâ 77 ışığında: Ölüm gelip o zalim ‘burjuvaziyi’ sağlam kale ve burçlarında buldu ve huzur-ı ilâhîye çıkardı.— M.İslamoğlu
85:1
2
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِۙ ٢
Vel yevmil mev’ûd(mev’ûdi).
vaad edilen gün şahit olsun,— M.İslamoğlu
85:2
3
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍۜ ٣
Ve şâhidin ve meşhûd(meşhûdin).
her bir tanık ve sanık şahit olsun[⁵⁶⁵¹] (da şu gerçeği ünlesin):[⁵⁶⁵²] [5651] Veya: “şahit olan ve şahit olunan”. Bir üstteki âyet tartışmasız âhiretten söz ettiğine göre, bu âyet de aynı bağlama ait olsa gerektir. Zira Hesap Günü, “şahit olunan bir gün” (yevmun meşhûd) olarak geçer (11:103 ve ayrıca 19:37). [5652] Zımnen: Ey muhataplar: siz de şahit olun! Zira siz bu âleme sahip olmak için değil şahit olmak için geldiniz (Krş: 3:53).— M.İslamoğlu
85:3
4
قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ ٤
Kutile ashâbul uhdûd(uhdûdi).
Kahrolsun hendek ehli![⁵⁶⁵³] [5653] Rivayetlerden bağımsız anlaşıldığında, ashâbu’l-uhdûd ile ashabu’n-nâr (ateş ehli) kastedilmiş olması bağlama daha uygundur. Esasen Cehennem’in lügat anlamının “dipsiz çukur, uçurum” olduğu, ona verilen haviye adının da yine aynı mânaya geldiği unutulmamalıdır (Bkz: 89:23, not 19).— M.İslamoğlu
85:4
5
اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ ٥
Ennâri zâtil vekûd(vekûdi).
O ateş (hendekleri),[⁵⁶⁵⁴] ağzına kadar doldurulup tutuşturulmuştur. [5654] en-Nâr kavramı Kur’an’da kahir ekseriyetle cehennem için kullanılır. Davetin ilk yıllarında yeminle gelen tüm sûrelerde olduğu gibi bu âyetler de âhiretten söz ediyor olsa gerektir.— M.İslamoğlu
85:5
6
اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ ٦
İzhum aleyhâ kuûd(kuûdun).
O zaman onlar ateşin üstüne[⁵⁶⁵⁵] oturmuşlardır; [5655] ‘Aleyhâ ku‘ûd: “ateşin üstüne”. Tarihî rivayetler bağlamında “ateşin başına”. Kinayeli bir ifade. Zımnen: Yakarken yandıklarının farkında değildiler. Burada Necran veya bir başka mekânda mü’minlere yönelik yakma işkencesinin faillerinin aslında imanı yakmaya çalışmakla ebedî hayatta kendilerini yaktıkları dile getirilmektedir.— M.İslamoğlu
85:6
7
وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌۜ ٧
Ve hum alâ mâ yef’alûne bil mu’minîne şuhûd(şuhûdun).
zira mü’minlere yaptıkları kendi başlarına gelmiştir.[⁵⁶⁵⁶] [5656] Yani: kendileri yaptıklarını yaşamış ve şahit olmuşlardır. Bizce, tarihî rivayetlerin bağlamına bu âyetle dönülmekte, bu ve müteakip âyetle muhtemelen Necran’da Zunüvas’ın mü’minleri imanından döndürmek için yaptığı işkenceye atıfta bulunulmaktadır.— M.İslamoğlu
85:7
8
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ٨
Ve mâ nekamû minhum illâ en yu’minû billâhil azîzil hamîd(hamîdi).
O (zalimler) başka bir sebeple değil, sadece yücelikte eşsiz ve hamdin tümüne lâyık olan[⁵⁶⁵⁷] Allah’a imanda ısrar ettikleri için onlardan intikam[⁵⁶⁵⁸] almışlardır.[⁵⁶⁵⁹] [5657] Aziz ve Hamid isimlerinin ihsas ettirdiği mâna şudur: Kâfirin imanından dolayı mü’mine saldırısı, özünde Allah’a saldırıdır. Fakat Allah Aziz’dir, hiçbir saldırıdan etkilenmeyecek kadar üstün ve yücedir. Mü’min, imanından dolayı baskıya uğruyorsa, bu sızlanılacak değil hamdedilecek bir olaydır. Zira 1) İmanı Allah tarafından sınanmaya lâyık görülmüş ve ilâhî ilgiye mazhar olmuştur. 2) O mü’min bu sınav sayesinde ecir sahibi olmuştur. Bu tüm hamdlerin kendine mahsus olduğu Allah’a hamd etmeyi gerektirir. [5658] Enkera “reddetti”, nekame “reddedip cezalandırdı” anlamına gelir. [5659] Tefsirlerin çoğu bu pasajla tarihsel olaylar arasında bire bir bağ kurarlar. Fakat anlatılanlar çeşitli, birbirine zıt ve hatta çelişkilidir. İnanca baskı olayının yaşandığı yer konusunda farklı rivayetler vardır. Necran, Suriye, Sümer, Babil, Filistin, Habeşiştan, Anadolu bunlar arasındadır. İnanca yönelik zulmü, bu yerlere bağlı olarak Necran’ın Yahudi (veya putperest) kralı Zunüvas İsevi mü’minlere, Nemrud Hz. İbrahim’e, Babil kralı Nabukadnazar sürgündeki Yahudilere (Eski Ahid, Daniel, 3:19-21), Romalı Antonyus İsevilere karşı yapmıştır. Mesela müfessir Beğavi sondan ikinci şıkkı tercih eder. Bunlar arasında en makul olanı miladî 523 yılında vuku bulduğu nakledilen Himyer kralı Zunüvas’ın İsevî mü’minlere karşı uyguladığı korkunç zulümdür. Rivayete göre Zunüvas, inancından vazgeçmeyen mü’minleri kazdırdığı ateş dolu hendeklerde yakmıştır. Son zamanlarda bulunan tarihi bir belge, yukarıdaki bilgileri destekler mahiyettedir. Bu belge, Yahudilerin 2000 İsevi’yi bir mabedde topladıktan sonra mabedin çevresine odun yığarak içindekilerle birlikte yaktıklarını anlatmaktadır. (İrfan Şehid, The Martyrs of Nejran: New Documents, 1971, sh. 46 vd.) Hilafeti döneminde Hz. Ömer’in mazlumların hatırasına felaket mahalline bir cami inşâ ettirmesi de bu bulguları teyit eder.— M.İslamoğlu
85:8
9
اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌۜ ٩
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
O Allah ki, göklerin ve yerin hâkimiyeti sadece O’na aittir; üstelik Allah her şeye şahittir.— M.İslamoğlu
85:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ ٠١
İnnellezîne fetenul mu’minîne vel mu’minâti summe lem yetûbû fe lehum azâbu cehenneme ve lehum azâbul harîk(harîkı).
Bakın, mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar cehennem azabına müstahaklar ve onların hakkı harlı ateşin azabına mahkûm olmaktır.[⁵⁶⁶⁰] [5660] Yan yana kullanılan “cehennem azabı” ve “ateş azabı” vav bağlacının mahiyetinden dolayı iki ayrı şey olmak durumundadır (Bkz: 49:1, not 1’in devamı). “O halde bu ikisini birbirinden ayıran nedir?” sorusunun doğru cevabı, cehennem ve ‘azab kelimelerinin kök anlamlarında gizlidir (Bkz: ‘azab için ilk kullanıldığı 68:33, not 29 ve cehennem için 89:23, not 19).— M.İslamoğlu
85:10
11
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْـكَب۪يرُۜ ١١
İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum cennâtun tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), zâlikel fevzul kebîr(kebîru).
Şüphesiz iman eden ve Allah’ın razı olacağı davranışlarda bulunanları da, zemininden ırmaklar akan cennetler bekleyecektir: işte büyük başarı budur.— M.İslamoğlu
85:11
12
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَد۪يدٌۜ ٢١
İnne batşe rabbike le şedîd(şedîdun).
ŞÜPHESİZ Rabbinin kıskıvrak yakalaması pek çetindir;— M.İslamoğlu
85:12
13
اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُع۪يدُۚ ٣١
İnnehu huve yubdiu ve yuîd(yuîdu).
çünkü O, evet O’dur yoktan var eden ve o yaratmayı sürekli tekrar eden de yine O’dur.[⁵⁶⁶¹] [5661] Zımnen: Soluk alan bir canlı gibi, atom altı parçacık düzeyinde hayatın sürekli bir alış-verişle yenilenmesini sağlayan O’dur. Veya: yoktan var ettiği gibi yeniden yaratacak olan O’dur.— M.İslamoğlu
85:13
14
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُۙ ٤١
Ve huvel gafûrul vedûd(vedûdu).
Ve mutlak bağış sahibi, hep seven ve sınırsızca sevilmeye lâyık olan O’dur;[⁵⁶⁶²] [5662] İbareyi bir sıfat tamlaması olarak görürsek, zımnen: O Ğafur olduğu için Vedûd değil, Vedûd olduğu için Ğafur’dur. Yani sonsuzca seven ve sevilen olduğu için çok bağışlayandır. Bağışlaması sevgisinin sonucudur.— M.İslamoğlu
85:14
15
ذُوالْعَرْشِ الْمَج۪يدُۙ ٥١
Zul arşil mecîd(mecîdu).
Ulu arşın sahibidir, şanı pek yücedir.— M.İslamoğlu
85:15
16
فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ ٦١
Fa’âlun limâ yurîd(yurîdu).
O, dilediği her şeyi yapan tek zattır.— M.İslamoğlu
85:16
17
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْجُنُودِۙ ٧١
Hel etâke hadîsul cunûd(cunûdi).
MALUM orduların olayından haberin var mı?[⁵⁶⁶³] [5663] Hadisi çevirimizin gerekçesi için bkz: 66:3, not 5. Takrirî istifhamın bir sonucu olarak “haberin var mı?” sorusu, aslında “mutlaka haberin vardır” vurgusunu taşır.— M.İslamoğlu
85:17
18
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ ٨١
Fir’avne ve semûd(semûde).
Firavun’un ve Semud kavminin (ordularından)?[⁵⁶⁶⁴] [5664] Firavun ve Semud kavmi. Biri sapık örgütlü güce, diğeri sapık topluma örnektir. Birincisi inanca devlet baskısını, ikincisi inanca toplumsal baskıyı temsil eder.— M.İslamoğlu
85:18
19
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي تَكْذ۪يبٍۙ ٩١
Belillezîne keferû fî tekzîb(tekzîbin).
Maalesef[⁵⁶⁶⁵] inkârı önyargı haline getirenler yalanlamakta ısrar etmişlerdir; [5665] Bel edatının bu bağlamdaki en uygun karşılığı budur. Çevirimiz boyunca edatların farklı vurgularına atıf yaptık. Bu, edatların, Rummâni’nin iddia ettiği gibi birbirinin eşanlamlısı olduğu anlamına asla gelmez, fakat çokanlamlı edatların varlığı da bir gerçektir.— M.İslamoğlu
85:19
20
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُح۪يطٌۚ ٠٢
Vallâhu min verâihim muhît(muhîtun).
Allah ise onları hiç hesaba katmadıkları yerden çepeçevre kuşatandır.— M.İslamoğlu
85:20
21
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَج۪يدٌۙ ١٢
Bel huve kur’ânun mecîd(mecîdun).
Hepsinden öte bu şanlı-şerefli bir hitaptır;[⁵⁶⁶⁶] [5666] Mecîd sıfatı, formu gereği, hem “özünde şerefli olan” ve hem de hayatını onunla İnşâ edene “şeref ve onur katan” anlamlarının her ikisini de içerir (Krş: 50:1)— M.İslamoğlu
85:21
22
ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ ٢٢
Fî levhın mahfûz(mahfûzın).
tarifsiz bir hafızada koruma altına alınmıştır.[⁵⁶⁶⁷] [5667] Yani: ne cin ne şeytan o kaynağı bulandıramaz. Kitâbun mubîn ve imâmun mubîn diye de anılan Levh-i Mahfuz (“akıl sır ermez bir korunmuş anakart” veya “sınırsız merkezi bellek”), vahiy dahil bütün bir varlık âlemine dair ilâhî bilginin kayıtlı tabiatını ifade eder. Tıpkı insan hafızası gibi bu kayıt, kâğıtla kalemle izah edilemez. Zaten levhin mahfûzindeki belirsizlik, onun akla hayale sığmayan bir “merkezî hafıza” olduğunu ifade eder ve bu yapısıyla, “Allah Rasûlü’nün vahyi yazdırdığı sayfalardır” türünden bir yorumun imkânını dilsel olarak daha baştan yok eder. (Kitâbin mubînindeki lugavî belirsizlik ve lafzî apaçıklığın oluşturduğu tezata dair bir açıklama için bkz: 11:6, not 11.)— M.İslamoğlu
85:22
Büruc
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle