Hucurat 18 Ayet Medine · الحجرات
49

Hucurat

Odalar · Medine
49
Odalar · Medine
الحجرات
18
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe semîun alîm(alîmun).
SİZ ey iman edenler! Asla Allah’ın ve Rasûlü’nün önüne geçmeyin[⁴⁶²⁹] ve sorumlu davranın: çünkü Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir! [4629] Veya ikinci bir tümleç takdiriyle: “Allah’ın ve Elçi’sinin görüşlerinin önüne (kendi görüşlerinizi) geçirmeyin” (Krş: 33:36). Yani, konumunuzu bilin. Elçi ile birlikte Allah’ın zikredilmesini Elçi’ye itaatin Allah’a itaat olduğunu söyleyen âyetin ışığında anlamak gerekir. Fakat Allah ile Elçi’nin vav ile bağlanmasındaki incelik de unutulmamalıdır: İki isim vav ile bağlanırsa bu ikisi arasındaki mahiyet ve cevher farkına, fâ ile bağlanırsa cevher birliğine rağmen nitelik ve araz farkına delâlet eder. En sahih rivayete göre, Ebu Bekir ile Ömer Hz. Rasûl’ün önünde tartışmışlar ve seslerini yükseltmişler, âyet bunun üzerine nazil olmuştur.— M.İslamoğlu
ای اهل ایمان! بر خدا و پیامبرش [در هیچ امری از امور دین و دنیا و آخرت] پیشی مگیرید و از خدا پروا کنید که خدا شنوا و داناست.— IRI — H.Ansarian
49:1
2
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ ٢
Ya eyyuhâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(teş’urûne).
Siz ey iman edenler! Sesleriniz, Nebi’nin sesinden daha yüksek çıkmasın! Birbirinizle bağıra çağıra konuştuğunuz gibi, onunla da (kavga eder gibi) bağıra çağıra konuşmayın ki, siz farkında olmadan iyilikleriniz boşa gitmesin![⁴⁶³⁰] [4630] Ağır işittiği için yüksek sesle konuşan Sabit ibn Kays bu âyetle kendisinin kastedildiği kanaatiyle “ben cehennemliğim” diye kendisini evine hapsetmiş, fakat durumu öğrenen Allah Rasûlü, “Hayır, o cennetliktir” diyerek Sabit’in âyete getirdiği lafzî yorumu reddetmiştir (Buhârî ve Müslim). Bu âyet, 1. âyetin devamı mahiyetindedir.— M.İslamoğlu
ای مؤمنان! صدایتان را بلندتر از صدای پیامبر نکنید، و آن گونه که با یکدیگر بلند سخن می گویید با او بلند سخن نگویید، مبادا آنکه اعمالتان تباه و بی اثر شود و شما تباهی آن را درک نکنید.— IRI — H.Ansarian
49:2
3
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٣
İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikel lezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun).
Hani şu Allah Rasûlü’nün yanında seslerini kısanlar var ya; işte onlar, Allah’ın gönüllerini sorumluluk sınavından geçirdiği kimselerdir:[⁴⁶³¹] onlar için sınırsız bir bağış ve büyük bir ödül vardır. [4631] Veya: “takva ile donatarak sınava çektiği kimselerdir”. Takvâ ile donatarak sınamak, “sınavı geçecek donanıma kavuşturmak” demektir; tıpkı aklı bilgiyle donatıp sınava sokmak gibi. Zımnen: Allah size olan lutfunu, imtihandan muaf tutmak yerine, imtihanı verebilecek bir donanıma kavuşturarak gösterdi. ‘Kalpleri takva sınavından geçirmek’, gönülleri dayanıklık testine tabi tutmaktır!— M.İslamoğlu
بی تردید کسانی که صدایشان را نزد رسول خدا پایین می آورند، همانان هستند که خدا دل هایشان را برای پرهیزکاری امتحان کرده، آنان را آمرزش و پاداشی بزرگ است.— IRI — H.Ansarian
49:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَٓاءِ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ ٤
İnnellezîne yunâdûneke min verâil hucurâti ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ne var ki sana hanelerin berisinden[⁴⁶³²] seslenenler de var; onların çoğu, akıllarını kullanmıyorlar.[⁴⁶³³] [4632] Min sanıldığı gibi zait değildir. Verâ’ zarfına “her yönün ötesinden” anlamı katar (Krş. 59:14). [4633] Saygı, edep ve terbiyeye dair bu âyet, ‘bedevi’ âklı ‘medeni’ olmaya davet etmektedir. Nezaket ve görgü kurallarının insan ilişkilerindeki önemine bir atıftır. Âyetin son cümlesi, her tür saygısızlık ve edepsizliğin temelinde, aklını kullanmama illetinin yattığını söylüyor.— M.İslamoğlu
یقیناً کسانی که تو را از پشت اطاق ها صدا می کنند، بیشترشان معرفت و آگاهی [به حرمت و عظمت تو] ندارند.— IRI — H.Ansarian
49:4
5
وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّٰى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
Ve lev ennehum saberû hattâ tahruce ileyhim le kâne hayren lehum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ama eğer sen kendilerine çıkıp gelinceye kadar sabretselerdi, elbet bu kendileri için daha hayırlı olurdu:[⁴⁶³⁴] ne ki Allah tarifsiz bağışlayandır, eşsiz merhamet kaynağıdır. [4634] Zımnen: Ey ümmet-i Muhammed! Önderlerinize (imam) gösterdiğiniz saygı, aslında kendinize gösterdiğiniz saygıdır! Hayatlarını size vakfeden ulema ve ümera gibi önderlerin zaman yönetimini ifsat etmeyin!— M.İslamoğlu
و اگر آنان صبر می کردند تا به سویشان بیرون آیی، یقیناً برای آنان بهتر بود، و خدا بسیار آمرزنده و مهربان است.— IRI — H.Ansarian
49:5
6
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ۬ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُص۪يبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ ٦
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in câekum fâsikun bi nebein fe tebeyyenû en tusîbû kavmen bi cehâletin fe tusbihû alâ mâ fealtum nâdimîn(nâdimîne).
SİZ ey iman edenler! Fâsığın[⁴⁶³⁵] teki size (önemli) bir haberle geldiğinde, durup gerçeği araştırın![⁴⁶³⁶] Yoksa cehalet sebebiyle bir toplumun başına iş açar, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.[⁴⁶³⁷] [4635] Fâsık, benzer bağlamlarda muttakinin zıddı olarak “sorumsuz” anlamına kullanılmıştır (Krş: 9:24, not 28). Bu tür bir hareket, 1. âyetteki “sorumlu davranın” emrinin karşısında yer almaktadır. [4636] Âyette bi-haberin denilmiyor, bi-nebein deniliyor. Haber önemli önemsiz her şeydir. Fakat nebe’ sadece önemli olan haber için kullanılır; sahibi için değerli olan, sonuçlarıyla sahibini sevindiren veya üzen haber... [4637] Örnek olaydan yola çıkarak zımnen: İslâm cemaatinin şeref ve itibarını örseleyecek haberlere karşı uyanık olun! Olumsuz haberlere inanmaya yatkın hastalıklı tavırlar göstermeyin! Günümüze mesaj: Medyalar tarafından kolaylıkla gözü boyanabilen ahmak bir güruh olmayın!— M.İslamoğlu
ای اهل ایمان! اگر فاسقی خبری برایتان آورد، خبرش را بررسی و تحقیق کنید تا مبادا از روی ناآگاهی، گروهی را آسیب و گزند رسانید و بر کرده خود پشیمان شوید.— IRI — H.Ansarian
49:6
7
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ ف۪يكُمْ رَسُولَ اللّٰهِۜ لَوْ يُط۪يعُكُمْ ف۪ي كَث۪يرٍ مِنَ الْاَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ الْا۪يمَانَ وَزَيَّـنَهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَۙ ٧
Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aklınızdan çıkarmayın ki aranızda Allah Rasûlü var; eğer o birçok işte size uysaydı, kesinlikle haliniz harap olurdu.[⁴⁶³⁸] Lakin Allah size imanı sevdirdi ve onu yüreklerinizde güzelleştirdi;[⁴⁶³⁹] yine O size hakikati inkârı, fâsıkça davranmayı ve (iyi olana) karşı çıkmayı çirkin gösterdi. İşte onlar doğru tarafa yönelenlerdir [4638] ‘Anittum için bkz: 9:128, not 164. [4639] Dinin temeli sevgidir, çatısı da öyle. İman ağacının kökü sevgidir, meyvesi de öyle. Buradaki türden, bir “tohum” gibi gelişip büyüyen sevgiye hubb, muhabbetin ürünü olan iman ve amele karşılık olarak Allah’ın verdiği sevgiye vudd diyor Kur’an: “İmanda sebat eden ve o imanla uyumlu bir hayat yaşayan kimseler var ya: o sonsuz rahmet kaynağı onlar için sonsuz bir sevgi var edecek” (19:96; ayrıca: 19:96, not 91).— M.İslamoğlu
و بدانید که پیامبر خدا در میان شماست [و بر شما واجب است در همه امور از او پیروی کنید]، اگر او در بسیاری از کارها از شما پیروی کند، قطعاً دچار گرفتاری و زحمت می شوید، ولی خدا ایمان را محبوب شما قرار داد و آن را در دل هایتان بیاراست، و کفر و بدکاری و نافرمانی را ناخوشایند شما ساخت، اینان [که دارای این ویژگی ها هستند] هدایت یافته اند.— IRI — H.Ansarian
49:7
8
فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨
Fadlen minallâhi ve ni’meh(ni’meten), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah’ın lutfu ve nimeti sayesinde: zaten Allah her şeyi bilir, her hükmünde tam isabet kaydeder.— M.İslamoğlu
[این محبت و ناخوشایندی نسبت به حق و باطل] عطیه و نعمتی از سوی خداست؛ و خدا دانا و حکیم است.— IRI — H.Ansarian
49:8
9
وَاِنْ طَٓائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّت۪ي تَبْغ۪ي حَتّٰى تَف۪ٓيءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰهِۚ فَاِنْ فَٓاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُواۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ٩
Ve in tâifetâni minel mû’mînînektetelû fe aslihû beyne humâ, fe in begat ihdâhumâ alel uhrâ fe kâtilûlletî tebgî hattâ tefîe ilâ emrillâh(emrillâhi), fe in fâet fe aslihû beynehumâ bil adli ve aksitû, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).
Şu halde mü’minlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah’ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, tarafların arasını adâletle ayırın ve (bunun için gerekirse) kendi hakkınızdan feragat edin: çünkü Allah (barış için) hakkından feragat edecek kadar fedakârlık edenleri sever.[⁴⁶⁴⁰] [4640] Kıst: Binası tek olup birbirine zıt iki anlama gelen kelimelerdendir. Kıst, “hakkı tahsıl etmek”, kast “haktan yüz çevirmek”tir (el-‘udûl ‘ani’l-hak). Kıst’ın anlam alanına kendi hakkından yüz çevirmek, yani “hakkından feragat etmek” de dahildir. Burada tam da bu mânaya gelir. Aynı kelime Allah için kullanıldığında hak ettiğinden fazlasını vermek veya kulu üzerindeki hakkından feragat etmek mânasına gelir (Bkz: 10:4, not 9).— M.İslamoğlu
و اگر دو گروه از مؤمنان با یکدیگر بجنگند میان آنها صلح و آشتی برقرار کنید، و اگر یکی از آن دو گروه بر دیگری تجاوز کند، با آن گروهی که تجاوز می کند، بجنگید تا به حکم خدا باز گردد. پس اگر بازگشت، میانشان به عدالت و انصاف، صلح و آشتی برقرار کنید؛ و همواره دادگری را پیشه سازید که خدا دادگران را دوست دارد.— IRI — H.Ansarian
49:9
10
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟ ٠١
İnnemel mû’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn(turhamûne).
Mü’minler sadece kardeştirler;[⁴⁶⁴¹] öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız![⁴⁶⁴²] [4641] Baştaki edat, mü’minlerin kardeşliği dışındaki her tür ihtimali kategorik olarak dışlar. Bu kardeşliğin tek çimentosu vardır: İman. Şu halde iman çözülmeden bu kardeşlik çözülemez. Bu kardeşliğe sadece hayatta olanlar değil, âhirete göçenler de girer: Derler ki: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla!” (59:10) [4642] Zımnen: Zedelenen kardeşlik ilişkilerini düzeltmek her mü’minin imanî görevidir.— M.İslamoğlu
جز این نیست که همه مؤمنان با هم برادرند؛ بنابراین [در همه نزاع ها و اختلافات] میان برادرانتان صلح و آشتی برقرار کنید، و از خدا پروا نمایید که مورد رحمت قرار گیرید.— IRI — H.Ansarian
49:10
11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ نِسَٓاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ١١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayren minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayren minhunn(minhunne), ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâb(elkâbi), bi’sel ismul fusûku ba’del îmân(îmâni), ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
SİZ ey iman edenler! Hiçbir kişi ve zümre bir diğer kişi ve zümreyi hor görerek alaya almasın: belki diğerleri berikilerden daha değerli olabilirler. Yine bir kısım kadınlar da diğerlerini (böyle) görmesinler: ötekiler onlardan daha değerli olabilir. Asla birbirinizi[⁴⁶⁴³] itibardan düşürmek için karalamayın ve (kötü) lakaplar takarak yaralamayın: iman ettikten sonra fâsıklıkla anmak-anılmak ne berbat bir şey![⁴⁶⁴⁴] Ve kim (bu tür davranışlardan) pişmanlık duyup vazgeçmezse, işte zalim olanlar onlardır. [4643] Lafzen: “kendinizi”. Bu, hem “mü’minler bir bedenin organları gibidir, bedene ait bir organı karalayan kendisini karalamış olur” anlamına hem de “birini karalamak gibi kötü bir şey yapan, aslında kendini karalamış olur” anlamına gelir. [4644] Zımnen: “iman sâbıka bırakmaz” anlamına gelir. “İslâm kendisinden öncesini kesip atar” hadisi bu ilâhî tavsiye ışığında söylenmiştir. Hem birini imanından sonra önceki hayatında yaptığı kötülükle anmayı hem de âyetin kınadığı şeyleri yapanların kötü anılacaklarını ifade eder.— M.İslamoğlu
ای اهل ایمان! نباید گروهی گروه دیگر را مسخره کنند، شاید مسخره شده ها از مسخره کنندگان بهتر باشند، ونباید زنانی زنان دیگر را [مسخره کنند] شاید مسخره شده ها از مسخره کنندگان بهتر باشند، و از یکدیگر عیب جویی نکنید و با لقب های زشت و ناپسند یکدیگر را صدا نزنید؛ بد نشانه و علامتی است اینکه انسانی را پس از ایمان آوردنش به لقب زشت علامت گذاری کنند. و کسانی که [از این امور ناهنجار و زشت] توبه نکنند، خود ستمکارند.— IRI — H.Ansarian
49:11
12
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ(ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh(kerihtumûhu), vettekullâh(vettekullâhe), innallâhe tevvâbun rahîm(rahîmun).
Siz ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) zandan şiddetle kaçının![⁴⁶⁴⁵] Unutmayın ki zannın bir kısmı ağır bir vebaldir![⁴⁶⁴⁶] Birbirinizin gizli saklısını da asla araştırmayın[⁴⁶⁴⁷] ve birbirinizin gıybetini etmeyin! İçinizde ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanan biri var mı? Bakın, tiksindiniz işte![⁴⁶⁴⁸] Sözün özü: Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın! Kuşkusuz Allah tevbeleri kabul edendir, kullarına merhametlidir. [4645] Minin beyaniyye anlamıyla. Zanndaki belirlilik çeviriye “kötü” karşılığıyla yansımıştır. Kötü zan (suizan) kalbin bedduasıdır. Suizanna ayarlı olanlar, başkalarında kendilerini görürler. Birine suizanla yaklaşmak, aslında “Ben onun yerinde olsam böyle yapardım” itirafıdır. Bilginin hakikate nisbeti dörttür: Vehm, şekk, zann, yakîn. 1) Vehm: Hakikatten hiçbir payı yoktur, serapa asılsızdır. Fakat olmayan şey varmış gibi vehmedildiği için, sahte bir nisbetten, yani kurgusal bir nisbetten söz edilebilir. Fakat bu en küçük bir gerçeğe tekabül etmez. 2) Şekk: Hakikate ve yalana nisbeti eşittir. Tam ortada durur. 3) Zan: Hakikate nisbeti yalana, nisbetinden daha yakındır. Fakat zan bilginin hakikate nisbetini ifade eden kavramlar arasında en muğlak ve en tehlikeli olandır. Zira yakine benzerliğinden dolayı pirincin içindeki beyaz taştır. Bu yüzden Kur’an, zannın “günah” olan bir türü olduğunu, ama hiçbir türünün hakkın yerini tutmayacağını (10:36) söyler. Doğruya isabet eden tahmin ile elde edilen bilgi, ‘ilme’ değil ‘irfana’ tekabül eder. Bu yüzden Allah’a “ârif” denmez, ama “âlim” denir. 4) Yakîn: Hakikate nisbeti yüzde yüzdür. Üç kısımdır: İlme’l-yakin, ayne’l-yakin, hakka’l-yakin. İlki bilgiyle, ikincisi gözlemle, sonuncusu yaşayarak elde edilir. [4646] “Geri bırakmak, hız kesmek” anlamına gelen ism, müeyyide gerektiren günah için kullanılır (25:68). Bir hadiste “saf iyiliğin” zıddı “kökten kötülük” olarak yer almıştır (İbn Hanbel). Suî zandan hesap sorulur. Zira suizan yamuk bakıştır. Yamuk bakan, baktığını doğru göremez. [4647] Ve: Açık aramayın! Başkalarının ayıplarını ortaya serenin, kendi ayıplarını da Allah ortaya serer. [4648] Zımnen: Gıybet ahlâkî yamyamlıktır. Bu yamyamlık türü, eti yenilenden daha çok başkalarının etini yiyen gıybet hastalarına zarar verir. İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla ilişkisini çürütür.— M.İslamoğlu
ای اهل ایمان! از بسیاری از گمان ها [در حقّ مردم] بپرهیزید؛ زیرا برخی از گمان ها گناه است، و [در اموری که مردم پنهان ماندنش را خواهانند] تفحص و پی جویی نکنید، و از یکدیگر غیبت ننمایید، آیا یکی از شما دوست دارد که گوشت برادر مرده اش را بخورد؟ بی تردید [از این کار] نفرت دارید، و از خدا پروا کنید که خدا بسیار توبه پذیر و مهربان است.— IRI — H.Ansarian
49:12
13
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ٣١
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun).
Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz.[⁴⁶⁴⁹] Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır;[⁴⁶⁵⁰] şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. [4649] Sûrenin 10. âyetinde imanda kardeşlik vurgulanmıştı. Burada ise insanlıkta eşlik vurgulanıyor ve insanlık ortak paydasına dikkat çekiliyor. Farklılıklar, insanlık ailesini oluşturan unsurların birbirine tahakküm ve üstünlük gerekçesi değil, “tanışma” gerekçesi olmalıdır. [4650] İslâm’ın evrenselliğini tüm zamanlarda haykıran bir âyet. Zımnen: Kimse doğuştan imtiyazlı/doğuştan mahrum değildir. Kişinin kendi seçmediği şeylerle övünmesi anlamsızdır. Takvâ, kişilerin kendi akıl ve iradeleriyle yaptıkları bilinçli tercihi ifade eder. Bu şu mânayı içerir: Ne kadar sorumlu davranırsanız, o kadar üstün olursunuz! (Ekramekum için krş: 17:70, not 90).— M.İslamoğlu
ای مردم! ما شما را از یک مرد و زن آفریدیم و ملت ها و قبیله ها قرار دادیم تا یکدیگر را بشناسید. بی تردید گرامی ترین شما نزد خدا پرهیزکارترین شماست. یقیناً خدا دانا و آگاه است.— IRI — H.Ansarian
49:13
14
قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّاۜ قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُٓوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْا۪يمَانُ ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَاِنْ تُط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤١
Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
BEDEVİLER[⁴⁶⁵¹] “İman ettik” dediler. De ki “iman etmiş değilsiniz, lakin ‘teslim olduk’ diyebilirsiniz,[⁴⁶⁵²] zira iman henüz[⁴⁶⁵³] kalplerinize girmiş değil. Ama eğer Allah ve Rasulü’ne uyarsanız, Allah amellerinizin zerresini eksiltmez: çünkü Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet sahibidir.” [4651] Zımnen: “medenileşmemiş, sığ akıllar”. [4652] Anlamı belirlemede, eslemnâ fiilinin akidevi mi lugavi mi, teslimiyet merciinin Allah mı yoksa Müslümanlar mı olduğu önemlidir. Mücahid, Said b. Cübeyr ve İbn Zeyd’in buradaki fiili lügat anlamıyla “öldürülme ve esir edilme korkusundan Müslümanlara teslim olma” (istislam) şeklinde yorumladığını nakleden Taberî’nin kendisi de, buradaki teslim oluşu, “İslâm toplumuna politik ve sosyal katılım” anlamında alır. Özetle söylenen şudur: Birinin İslâm cemaatine aidiyeti, onun gerçek bir mü’min olduğu anlamına gelmez. Mü’minin mü’minlik kriteri cemaat aidiyeti ve sosyal konumu değil, kalbinin Allah’a karşı duruşudur. [4653] Lemma edatı, yan anlam olarak bu kimselerin ileride istenilen anlamda mü’min ve medeni olacaklarına delâlet eder (Krş: Zemahşerî).— M.İslamoğlu
بادیه نشینان گفتند: ما [از عمق قلب] ایمان آوردیم. بگو: ایمان نیاورده اید، بلکه بگویید: اسلام آورده ایم؛ زیرا هنوز ایمان در دل هایتان وارد نشده است. و اگر خدا و پیامبرش را اطاعت کنید، چیزی از اعمالتان را نمی کاهد؛ زیرا خدا بسیار آمرزنده و مهربان است.— IRI — H.Ansarian
49:14
15
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ ٥١
İnnemel mû’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi), ulâike humus sâdikûn(sâdikûne).
Gerçek mü’minler sadece Allah’a ve Rasulü’ne iman edenler, ondan sonra da kuşkunun semtine uğramayanlar ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir: İşte bunlar sadık olanların ta kendileridir.[⁴⁶⁵⁴] [4654] Âyetin el-mu’minûn ile gelmesinin anlamı şudur: Önemli olan sizin kendi imanınız hakkında ne dediğiniz değil, Allah’ın sizin imanınız hakkında ne dediğidir (ellezîne âmenû ile el-mu’minûn farkı için bkz: 4:136, not 132).— M.İslamoğlu
مؤمنان فقط کسانی اند که به خدا و پیامبرش ایمان آورده اند، آن گاه [در حقّانیّت آنچه به آن ایمان آورده اند] شک ننموده و با اموال و جان هایشان در راه خدا جهاد کرده اند؛ اینان [در گفتار و کردار] اهل صدق و راستی اند.— IRI — H.Ansarian
49:15
16
قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّٰهَ بِد۪ينِكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٦١
Kul etualli mûnallâhe bi dînikum vallâhu ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
De ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?[⁴⁶⁵⁵] Ama Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir: zira Allah her şeyi ayrıntısıyla bilendir.” [4655] Zımnen: Kitab’a değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir: 1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir. 2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.— M.İslamoğlu
بگو: آیا خدا را از دین خود [به خیال اینکه آگاه نیست] خبر می دهید [که از عمق قلب ایمان آورده اید؟!] در حالی که خدا آنچه را در آسمان ها و آنچه را در زمین است می داند، و خدا به همه چیز داناست.— IRI — H.Ansarian
49:16
17
يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُواۜ قُلْ لَا تَمُنُّوا عَلَيَّ اِسْلَامَكُمْۚ بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ هَدٰيكُمْ لِلْا۪يمَانِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٧١
Yemunnûne aleyke en eslemû kul lâ temunnû aleyye islâmekum, belillâhu yemunnu aleykum en hedâkum lil îmâni in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Onlar teslim oldular diye seni minnet altına almaya kalkıyorlar. De ki: “İslâmınızdan dolayı beni minnet altına alıp bana lutfettiğinizi sanmayın; eğer (hakikate) sadıksanız, sizi doğru yola yönelttiği için asıl Allah size lutufta bulunmuştur.[⁴⁶⁵⁶] [4656] el-Mennu, “ölçülebilen ve değerlendirilebilen şey” mânasına gelir. Değer ifade ettiği için “nimete” de minnet denilmiştir. ‘Alâ ile kullanıldığında, “karşıdakini kul etmek için iyilik yapmak, minnet altına almak” mânasına gelir. Bu anlamda minnet sadece Allah’ın hakkıdır, zira nimetin gerçek sahibi O’dur (Râğıb). Zaten kelimenin Kur’an’daki tüm kullanımları da buna işaret eder (et-Tefsiru’l-Beyani II, 48-49). Zımnen: Siz iman ettiniz diye Allah’ın hiçbir şeyi artmaz. Dolayısıyla imanınızı Allah’a bir lütuf gibi sunmaya kalkmayın! Aksine sizi imanla şereflendirdiği için Allah’a sonsuz minnet borçlusunuz! Bilinç ters dönerse, kişi minnet etmesi gerekirken minnet altına almaya kalkar. Bu, nimete ihanetin bir göstergesidir.— M.İslamoğlu
از اینکه اسلام آورده اند بر تو منت می گذارند؛ بگو: اگر [در ادعای مؤمن بودن] راستگویید، بر من از اسلام آوردن خود منت نگذارید، بلکه خداست که با هدایت شما به ایمان بر شما منت دارد.— IRI — H.Ansarian
49:17
18
اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨١
İnnallâhe ya’lemu gaybes semâvâti vel ard(ardı), vallâhu basîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Şu kesin ki Allah, göklerin ve yerin sırlarını bilir; dahası Allah yaptığınız her şeyi görür.— M.İslamoğlu
یقیناً خدا نهان آسمان ها و زمین را می داند و خدا به آنچه انجام می دهید، بیناست.— IRI — H.Ansarian
49:18
Hucurat
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle