يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ(ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh(kerihtumûhu), vettekullâh(vettekullâhe), innallâhe tevvâbun rahîm(rahîmun).
Siz ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) zandan şiddetle kaçının![⁴⁶⁴⁵] Unutmayın ki zannın bir kısmı ağır bir vebaldir![⁴⁶⁴⁶] Birbirinizin gizli saklısını da asla araştırmayın[⁴⁶⁴⁷] ve birbirinizin gıybetini etmeyin! İçinizde ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanan biri var mı? Bakın, tiksindiniz işte![⁴⁶⁴⁸] Sözün özü: Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın! Kuşkusuz Allah tevbeleri kabul edendir, kullarına merhametlidir.
[4645] Minin beyaniyye anlamıyla. Zanndaki belirlilik çeviriye “kötü” karşılığıyla yansımıştır. Kötü zan (suizan) kalbin bedduasıdır. Suizanna ayarlı olanlar, başkalarında kendilerini görürler. Birine suizanla yaklaşmak, aslında “Ben onun yerinde olsam böyle yapardım” itirafıdır. Bilginin hakikate nisbeti dörttür: Vehm, şekk, zann, yakîn. 1) Vehm: Hakikatten hiçbir payı yoktur, serapa asılsızdır. Fakat olmayan şey varmış gibi vehmedildiği için, sahte bir nisbetten, yani kurgusal bir nisbetten söz edilebilir. Fakat bu en küçük bir gerçeğe tekabül etmez. 2) Şekk: Hakikate ve yalana nisbeti eşittir. Tam ortada durur. 3) Zan: Hakikate nisbeti yalana, nisbetinden daha yakındır. Fakat zan bilginin hakikate nisbetini ifade eden kavramlar arasında en muğlak ve en tehlikeli olandır. Zira yakine benzerliğinden dolayı pirincin içindeki beyaz taştır. Bu yüzden Kur’an, zannın “günah” olan bir türü olduğunu, ama hiçbir türünün hakkın yerini tutmayacağını (10:36) söyler. Doğruya isabet eden tahmin ile elde edilen bilgi, ‘ilme’ değil ‘irfana’ tekabül eder. Bu yüzden Allah’a “ârif” denmez, ama “âlim” denir. 4) Yakîn: Hakikate nisbeti yüzde yüzdür. Üç kısımdır: İlme’l-yakin, ayne’l-yakin, hakka’l-yakin. İlki bilgiyle, ikincisi gözlemle, sonuncusu yaşayarak elde edilir. [4646] “Geri bırakmak, hız kesmek” anlamına gelen ism, müeyyide gerektiren günah için kullanılır (25:68). Bir hadiste “saf iyiliğin” zıddı “kökten kötülük” olarak yer almıştır (İbn Hanbel). Suî zandan hesap sorulur. Zira suizan yamuk bakıştır. Yamuk bakan, baktığını doğru göremez. [4647] Ve: Açık aramayın! Başkalarının ayıplarını ortaya serenin, kendi ayıplarını da Allah ortaya serer. [4648] Zımnen: Gıybet ahlâkî yamyamlıktır. Bu yamyamlık türü, eti yenilenden daha çok başkalarının etini yiyen gıybet hastalarına zarar verir. İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla ilişkisini çürütür.— M.İslamoğlu
ای اهل ایمان! از بسیاری از گمان ها [در حقّ مردم] بپرهیزید؛ زیرا برخی از گمان ها گناه است، و [در اموری که مردم پنهان ماندنش را خواهانند] تفحص و پی جویی نکنید، و از یکدیگر غیبت ننمایید، آیا یکی از شما دوست دارد که گوشت برادر مرده اش را بخورد؟ بی تردید [از این کار] نفرت دارید، و از خدا پروا کنید که خدا بسیار توبه پذیر و مهربان است.— IRI — H.Ansarian