اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ ٣
İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ancak, iman edenler,[⁵⁸⁸¹] salih amel işleyenler;[⁵⁸⁸²] ve[⁵⁸⁸³] birbirlerine hakkı tavsiye edenler[⁵⁸⁸⁴] ve sabrı tavsiye edenler[⁵⁸⁸⁵] müstesna...[⁵⁸⁸⁶]
[5881] Kurtuluşun temel şartı ikidir: İman ve onun üzerine bina edilen sâlih amel. Amelin üzerine bina edildiği iman, insanlığın belli bir zaman ve mekânıyla sınırlı bir iman değil, insan soyunun tamamını kapsayan bir imandır. Böyle bir imanın ait olduğu İslâm’ın tarifi, “insanlığın değişmez değerleri olan ezelî ve biricik hakikat” olmalıdır. [5882] Farklı formlarla birçok yerde gelen ‘amilu’s-sâlihât (‘amelen sâlihan) terkibi Kur’an’ın 23 yıllık iniş sürecinde farklı vurgular kazanır. Vahyin ilk yıllarındaki vurgusu “sorumlu davranış”tır. Bu davranış, Bakara 2’den yola çıkarak “hidayetten önceki takvâ” diyebileceğimiz sorumluluk bilincine ve ahlâkına dayanır. Erdemlilik ve dürüstlüğü ifade eder. İlerleyen yıllarda vahiy Allah’ın razı olup olmadığı, imana yaraşan ve yaraşmayan eylemleri beyan ettikten sonra “sâlih amel” terkibi “Allah’ın razı olduğu imana uygun davranış” vurgusunu kazanmıştır. İslâm cemaatinin iktidar yıllarını teşkil eden Medine’de ise aynı terkip “sahibini ve başkalarını ıslah edici iyilikler” vurgusuna ulaşmıştır. Aslında bu son vurgu sâlihât kelimesinin aslî vurgusudur ve imkânla orantılı olarak her dönemde sâlih amelin ana hedefini ifade eder. Sûrenin son âyetindeki hakkı ve sabrı tavsiye sâlih amelin mükemmel bir örneğidir. Başta iman olmak üzere Allah’a itaat, namaz kılmak ve zekât vermek gibi hukukullah ile ilgili ibadetler bu yüzden Kur’an tarafından sâlihâttan değil hasenâttan sayılmıştır (11:23 ve 2:277). Fakat hasenât, sosyal amaçları gerçekleşince sâlihât vasfını da kazanır. Mâ‘ûn sûresi, namaz ibadeti özelinde, hasenâtı sâlihâta tebdil etmenin formülünü sunar (Krş: 107:5, not 6). Hasenâta bire on vaad edilirken (6:160), sâlihâta kesintisiz nimet ve cennet vaad edilmektedir (Msl: 95:6; 85:11). Hasenât sahipleri seyyiâtı örtülmekle müjdelenirken, sâlihât sahipleri canlıların en iyisi olmakla müjdelenir (25:70; 98:7). Allah Rasûlü’ne nisbet edilen “Bir saatlik âdil yönetim 70 yıllık nafile ibadetten hayırlıdır” (Taberânî, el-Kebir) hadisi, sâlihât ile hasenât arasındaki büyük farka dair nebevî bir okumadır. [5883] Veya atf-ı beyan olarak “yani”. Sâlih amelin mahiyeti göz önüne alındığında, bu vavın beyan vurgusu daha isabetli gibidir. Âyetteki dört unsurdan ilk ikisi aslî son ikisi tâlîdir. Hakkı ve sabrı tavsiye, aslında sâlih amelin açılımı ve iki örneğidir. Benzer formdaki 95:6 da tercihimizi teyit eder (Bkz. Bir önceki not). [5884] Hakkı tavsiye etmek, zımnen: inançta tevhidi, eylemde sâlihât ve adâleti tavsiye etmektir. Hakikati, hakkın yolunu, hakka ve hukuka riayeti tavsiye etmektir. [5885] Zımnen: Hakkı tavsiye etmenin bedeli vardır, bu bedeli ödemek gerektiğinde sabır tavsiye edenler... Bu sabrın tarifini de verir: Sabır, hak ve hakikat üzerinde direnmek, düzeltme işinden vazgeçmemektir. Hz. Ali şöyle der: “Dert yanmak sabretmekten daha çok yorar”. Bu tavsiye, daha sonraları el-emr bi’l-ma’ruf ve’n-nehy ani’l-münker emrine dönüşecektir (7:157; 3:104, 110, 114; 9:112). Hatta bir âyette el-emr bi’l-marufun ardından sabır emredilir (31:17). Beled 17 ile bu âyet arasında açık bir benzerlik vardır. Bu da sabrın aynı zamanda bir “merhamet” olduğunu gösterir. Sabr üç ayrı edatla üç ayrı mâna kazanır: ‘an ile “hakta direnmek”, ‘alâ ile “bela ve sıkıntıya göğüs germek”, lâm ile “ibadet, hak, hayır ve adâlette sebat” mânaları kazanır. Burada bâ ile gelmiştir ve bu üç mânayı da kuşatmıştır. Sabır izzet ve şeref verir. Ne ki zillet ve mezellete düşürüyor, o sabır değil acziyettir. Sabır, omuzladığı hayat emanetini sahibine zayi etmeden ulaştırmak için götürürken, rüzgâr tersinden esmeye başladığında geri adım atmamak, yükü atmamak, yolu satmamak, yola yatmamaktır. Kişinin hakikate olan sadâkati, onun uğruna ödemeyi göze aldığı bedelle orantılıdır. [5886] Sözün özü şudur: Yalnızca iman edip sâlih amel işlemek kişiyi “iyi” yapar, hakkı ve sabrı tavsiye etmek ise kişiyi “aktif iyi” yapar (Krş: 74:2). Kurtuluşun anahtarı “aktif iyilerin” elindedir. Asr sûresinin son âyeti, toplumun ıslahının sadece emir ve yasaklarla değil, iman ve sâlih amel sahiplerinin hakkı ve hakta direnişi tavsiyesi ile sağlanacağını ifade eder. Kurtulmak için sadece inanmak yetmez, ıslah edici eylemler yapmak, bu cümleden olarak hakkı ve ‘hakta direniş’ demeye gelen sabrı tavsiye etmek gerekir. Bunlar imanın gereğidir. Bunu yapmayan fert veya toplum, isterse mü’min olsun, ziyandan kurtulamaz (Krş. 8:25). Ey Rabbimiz! Bizi ziyanda olanlardan ve ziyankâr olanlardan kılma!— M.İslamoğlu