Secde 30 Ayet Mekke · السجدة
32

Secde

Secde · Mekke
32
Secde · Mekke
السجدة
30
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif-Lâm-Mîm[³⁶⁷³] [3673] Bu harfler Allah Rasûlü’nün vahyi bir tek harfini dahi zayi etmeden bize ulaştırdığının canlı şahididirler (Bkz: 68:1, not 1). Veda Hutbelerindeki “Bakın, tebliğ ettim mi?” (Buhari, İlim 37) sorusu çağları aşıp bize kadar ulaşan gözü yaşlı Nebi’ye, kendi şimdi ve buradamızın şahitleri olarak cevap veriyoruz: “Tebliğ ettin ey Allah’ın Rasulü! Biz şahidiz!”— M.İslamoğlu
32:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ٢
Tenzîlul kitâbi lâ reybe fîhi min rabbil âlemîn(âlemîne).
BU İLÂHÎ kelâmın indirilişi, hiç kuşku yok ki[³⁶⁷⁴] âlemlerin Rabbindendir.[³⁶⁷⁵] [3674] Veya: “Kendisinde hiç şüphe olmayan bu ilâhî kelâm..” [3675] İsim cümlesiyle başlaması, anlama “bu sürekli ve değişmez bir hakikattir” vurgusunu katar. Zımnen: Âlemlerin bir Rabbi olduğuna inanmak, O’nun terbiyesinin ifadesi olan vahye inanmayı gerekli kılar.— M.İslamoğlu
32:2
3
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yehtedûn(yehtedûne).
Yine de[³⁶⁷⁶] onlar “Onu o uydurdu” diyorlar. Hayır! O Senin Rabbinden gelen bir hakikattir; senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu belki doğru yola gelirler diye uyarman içindir.[³⁶⁷⁷] [3676] Em, “e..em../ya..ya da..” kalıbıyla gelmediği zaman farklı vurgular taşır (Ebu Ubeyde). [3677] “Kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplum” ifadesi ilk bakışta, “hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı çıkmamış olsun” (35:24) âyetiyle çelişik görünse de, Mâide 19’da geçen “uzun bir fetret” bu âyetle neyin kastedildiğini açıklar. Bu toplumun kapsamını tesbitle ilgili bir not için Furkan 38’e bkz. Fâtır 24 ışığında, bu toplumun, benzerleri içerisinde uyarıcıya en çok muhtaç olan toplum olduğunu düşünebiliriz.— M.İslamoğlu
32:3
4
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤
Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin ve lâ şefîi(şefîin), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).
GÖKLERİ, yeri ve bu ikisi arasındakileri altı aşamada yaratan,[³⁶⁷⁸] sonra da hükümranlık makamına kurulan Allah’tır;[³⁶⁷⁹] (hesap günü) sizi O’ndan koruyacak ne bir dost ne de bir kayırıcı bulamazsınız: peki, hâlâ ders almayacak mısınız?[³⁶⁸⁰] [3678] Lafzen: “altı günde”. Uzay sistemlerinin oluşumunun henüz tamamlanmadığı bir ortamda “gün” elbette görecedir. Altı aşama, altı zamanlı bir oluşum sürecini ifade eder (Bkz: 50:38, not 37). Kur’an’da yevmin görece niteliği bir sonraki âyette ifade edilmektedir. Altı aşamada yaratma, tekamül yasasına delâlet eder. Tekâmül yaratılışın kanunudur. Varlığa bu kanunu yerleştiren âlemlerin Rabbidir. Ol deyince yaratacak bir Rabbin varlığı tekâmül yasasına tabi kılması, insan terbiyesinde takip edilecek yöntem için de yol göstericidir. [3679] İstevâ ‘ale’l-‘arş, Yahudi ilâhîyatındaki tatil tezini çağrıştıran Yaratıcıya tatil yapmayı, varlığa ilgisiz kalmayı atfeden tüm tasavvurları red içindir (Krş: 20:5, not 4). Kur’an’da geldiği her yerde, Allah’ın varlıktan elini çekmediğine, mahlûkata ilgisiz kalmadığına delâlet eder. [3680] Ders: Hayata bir nizam ve intizam koyan, kâinat ağacının en soylu meyvesi olan insanı başıboş bırakır mı?— M.İslamoğlu
32:4
5
يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٥
Yudebbirul emre mines semâi ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mıkdâruhu elfe senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
Gökten yere kadar bütün bir oluşu O düzenler; en sonunda bütün bir oluş sizin hesabınıza göre bin yıl kadar süren bir günde[³⁶⁸¹] O’na yükselir. [3681] Zımnen “hesabını tutamayacağınız bir sürede”. Buradaki ibare, Son Saat tehdidinin yer aldığı bir bağlam olan Hac 47’de, ke benzetme edatıyla kullanılır. ‘Bin yıl süren bir gün’ kullanımı tabiatıyla aritmetik değildir (22:47’nin notuna bkz). Fakat bazı astrofizikçiler, bu âyeti Yunus 5 ışığında, ayın bin yıllık yolu bir günde almasından yola çıkarak, bunun ışık hızına tekabül ettiği sonucuna varmışlardır.— M.İslamoğlu
32:5
6
ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ٦
Zâlike âlimul gaybi veş şehâdetil azîzur rahîm(rahîmu).
İşte idraki aşan hakikatleri de, idrak ve tecrübe edilebilen gerçekleri de bilen; (hem) her işinde mükemmel olan (hem de) merhamet kaynağı olan yalnızca O’dur.[³⁶⁸²] [3682] el-Aziz ve er-Rahim, tıpkı ğayb ve şehade gibi karşıtlık oluşturmaktadır. Yüceliği celalinin rahmeti, cemalinin göstergesidir. Parantez içi ilaveler, bu yan anlamı çeviriye yansıtmayı amaçlar.— M.İslamoğlu
32:6
7
اَلَّـذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ٧
Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).
O her şeye yaratılış amacıyla en uyumlu olma ve kemalini bulma (yeteneğini) bahşetmiştir.[³⁶⁸³] Öyle ki, insan türünü yaratmaya (basit) bir balçıktan başlamıştır. [3683] Ahsene filî sadece estetik “güzelliği” değil, aynı zamanda fıtrî “amaçlılığı” ve o şeyin “amacıyla uyumluluğunu” da ifade eder. Türkçede güzel “göze el veren”den kısaltılmıştır. Nesnesinin mahiyetinden çok onun göze görünüşüyle alakalıdır ve bu niteliğiyle Arapçadaki zînet’i çağrıştırmaktadır. Âyet varlığın en temel yasası olan “amaçlılık” ve “anlamlılığa” atıftır. Hemen devamında verilen insanın yaratılış örneği bunun en çarpıcı misalidir.— M.İslamoğlu
32:7
8
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ٨
Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).
Sonra onun neslini yine (en az o kadar) basit bir sıvı özünden yaratmıştır.— M.İslamoğlu
32:8
9
ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ ٩
Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Daha sonra onu yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak Kendi ruhundan üflemiştir;[³⁶⁸⁴] derken sizi[³⁶⁸⁵] hem işitme ve görme hem de duygu ve düşünce yetenekleriyle[³⁶⁸⁶] donatmıştır: ne kadar da azınız şükrediyor.[³⁶⁸⁷] [3684] Gerekçesi için bkz: 18:37, not 49. İnsanın yaratılışındaki üç temel aşama dile getiriliyor. Tîn insanın elementer kökenine, sulâle biyolojik kökenine delâlet eder. Bunlar insanın maddî kökenidirler. Bir de üçüncüsü vardır ki o manevî kökeni olan üflenen rûh’tur. [3685] Ruh üflenmeden insan muhatap dahi alınmamıştır. Hep “o” zamiriyle bahsedilmiştir. Ne zaman ki işitme ve görme, duyma ve düşünme yetilerinin kendisi sayesinde var olduğu ruh üflenmiştir, insan o zaman “siz” denilerek Allah’a muhatap olmuştur. [3686] Ef’ideh yalnızca insanın manevî dünyası (gönül) için kullanılır (Bkz: 104:7, not 3). [3687] Çevirimizin gerekçesi “Onların çoğu şükretmez” âyetleridir.— M.İslamoğlu
32:9
10
وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ ٠١
Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne).
Bir de kalkıp derler ki: “Yani biz toprağın içinde kayıplara karışınca mı? Sahiden de biz yeniden yaratılacak mıyız?” Aslında (bu tavırlarıyla) onlar, Rablerinin huzuruna çıkıp (hesap vermeyi) inkâr etmektedirler.[³⁶⁸⁸] [3688] Zımnen: Onların asıl derdi, hesabı verilecek bir hayat yaşamaya razı olmamaktır.— M.İslamoğlu
32:10
11
قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ١١
Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: “Sizin için görevlendirilmiş ölüm meleği (nasıl olsa) sizin canlarınızı alacak;[³⁶⁸⁹] en sonunda Rabbinize döndürüleceksiniz.”[³⁶⁹⁰] [3689] Yani: Ölüm ne kadar gerçekse, hesap günü de o kadar gerçektir: kaçamayacaksınız! Kur’an’da, bahse konu ölüm meleğinin ismi geçmemektedir (Krş: 4:97; 6:61, 93; 7:37; 16:28). [3690] Zımnen: Ey kemale ermiş bir erişkin olmaktan kaçan insan: öldükten sonra ne olmayı düşünüyorsun?— M.İslamoğlu
32:11
12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّـنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـالِحاً اِنَّا مُوقِنُونَ ٢١
Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
Günahı hayat tarzı haline getirenleri[³⁶⁹¹] Rablerinin huzurunda başları eğik vaziyette (şöyle derken) bir görmeliydin: “Rabbimiz, (İşte artık) gördük ve işittik! Şu halde bizi (dünyaya) geri döndür de iyi bir şeyler yapalım! Çünkü (yeniden dirilişe) ikna olmuş bulunuyoruz.”[³⁶⁹²] [3691] Mucrimîn, filîn failde tabiat haline geldiğini gösterir (Bkz: 8:8, not 11). [3692] İman, görmeden inanmaktır. Görünceye kadar inanmamak, zımnen Allah’ın verdiği bilginin doğruluğuna güvenmemektir. Vahiy böylelerine “kâfir” diyor.— M.İslamoğlu
32:12
13
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ٣١
Ve lev şi’nâ le âteynâ kulle nefsin hudâhâ ve lâkin hakkal kavlu minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
İmdi eğer Biz isteseydik, herkesi doğru yola (zorla) sokardık; fakat (bunu istemedik)[³⁶⁹³] ki, (iyiler kötülerden seçilsin de) tarafımdan verilmiş bulunan “Mutlaka cehennemi görünmeyen varlıkların[³⁶⁹⁴] ve insanların (kötüleriyle) tıka basa dolduracağım” sözü gerçekleşsin.[³⁶⁹⁵] [3693] Zımnen: Eğer zorlamış olsaydık, iradenin ve ahlâkî sorumluluğun gerekçesi kalmazdı. Zira inanç, ahlâkî değerini sahibinin o inancı özgürce seçebilme yeteneğinden alır (Krş: 18:29). [3694] Yani: şeytanların.. (Bkz: 7:18 ve 38:85). [3695] Adı geçen söz A’raf 18, Hûd 119 ve Sâd 84-85’te yer alır. Burada dile gelen söz; “Verdiğim irade emanetine ihanet ederek tercihini cehennem yönünde kullananları oraya dolduracağım” şeklinde anlaşılmak zorundadır.— M.İslamoğlu
32:13
14
فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤١
Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum ve zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Haydi, bu buluşma gününü[³⁶⁹⁶] hatırlanmaya değer bulmadığınız için azabı tadın bakalım! Çünkü artık Biz de sizi hatırlanmaya değer bulmuyoruz. Haydi, yapmakta ısrar ettiklerinizden dolayı ebedî mahrumiyeti tadın![³⁶⁹⁷] [3696] Lafzen: “gününüzü..” İronik bir çağrışımla “gününüzü görün bakalım” der gibi. [3697] Allah’ı ve âhireti unutmanın Allah’a bir ziyanı yok. Bundan ziyan gören insandır. Zira Allah’ı ve âhireti unutunca kendini unutuyor, kendini kaybediyor (59:19 ve 9:67).— M.İslamoğlu
32:14
15
Secde
اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ ٥١
İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
BİZİM âyetlerimize iman edenler, ancak kendilerine duyurulduğunda, büyüklük taslamadan saygıyla yerlere kapanıp teslim olanlar ve Rablerinin aşkın yüceliğini hamd ile ananlardır.— M.İslamoğlu
32:15
16
تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاًۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٦١
Tetecâfâ cunûbuhum anil medâcıi yed’ûne rabbehum havfen ve tamaan ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar yataklarından kalkarak[³⁶⁹⁸] tarifsiz bir korku ve büyük bir iştiyakla[³⁶⁹⁹] Rablerine yalvarırlar ve verdiğimiz rızıklardan infak ederler. [3698] Zımnen: uykularını bölerek... Krş: “Ve gecenin bir vaktinde uykuna ara vererek, sana özgü bir armağan olarak namaz kıl” (17:79). Mânevî dayanıklılık testi olan gece namazı, gayba imanın bilinç ve iradeye kattığı enerjiyle harekete geçen ruhun beden kapısını tıklatmasıdır. Ruhun kapı çalışını duyma havf ve iştiyakıyla uykuya yatan beden, ilk tıklayışta fırlayıverecektir. [3699] Birçok müfessir tarafından tame‘ana reca’ (ümit) mânası verilmiştir. Oysa tame‘an, “büyük bir açgözlülükle Allah’tan istemeyi” ifade eder. Maddî olana ilişkin kullanıldığında olumsuz olan tamaın anlamı bu bağlamda gayet olumludur.— M.İslamoğlu
32:16
17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧١
Fe lâ ta’lemu nefsun mâ uhfiye lehum min kurreti a’yun(a’yunin), cezâen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte, yapageldiklerinden dolayı bir mükâfat olarak, onları (cennette) ne türden göz kamaştırıcı sürprizlerin beklediğini hiç kimse bilemez.[³⁷⁰⁰] [3700] Her sürprizin vasfı, sahibi için saklanmış olmasıdır. Mâ uhfiye lehum ibaresine “sürpriz” anlamı vermemiz bundandır. Allah Rasûlü bu âyeti, Allah’ın dilinden şöyle yorumlar: “Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir zihnin tasavvur edemeyeceği güzellikler hazırladım” (Buhârî ve Müslim), İmam Şafiî’den sonra “Kutsî Hadis” adı konulan bu kategorideki hadislerin diğerlerinden tek farkı vardır: bunlar Allah Rasûlü’nün Rabbini okuması ve hakikati tefsiridirler. Zımnen: “Eğer bu hakikati Allah buyursaydı şöyle buyururdu” anlamına gelir. Burada, “kalıcı mutluluğun üretildiği merkez” (13:23) olan cenneti ve âhiret ödüllerini aklın kavramakta acze düşeceği ifade edilmektedir. Bu hakikate rağmen cennet ve âhiret hakkında başka yerlerde gelen ayrıntılı tasvirler, bilinmeyenin bilinenden yola çıkılarak tasviri kabilindendir (Bkz: 13:35, not 47).— M.İslamoğlu
32:17
18
اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كَانَ فَاسِقاًۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ٨١
E fe men kâne mu’minen ke men kâne fâsikâ(fâsikan), lâ yestevun(yestevune).
Öyle ya: hiç imanda sebat eden, fâsık olan gibi muamele görür mü? Bunlar asla aynı olamazlar![³⁷⁰¹] [3701] Deyimsel karşılığıyla: Hiç suyu getirenle testiyi kıran bir olur mu? Cennet ve cehennemin varlığı, ilâhî hakkaniyetin kaçınılmaz sonucudur. Âhireti inkâr, sorumluluğu inkârdır. Bu ise hukuksuzluğu savunmakla eş değerdedir.— M.İslamoğlu
32:18
19
اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلاً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩١
Emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum cennâtul me’vâ nuzulen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İman eden ve o imana uygun değer üretenlere gelince: yapageldiklerinden dolayı mükellef bir ikram olarak ağırlanacakları cennetler onların konağı olacaktır.— M.İslamoğlu
32:19
20
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ٠٢
Ve emmellezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, ve kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
Fasıklık yapmış olanlara gelince: artık onların da konaklayacakları yer ateş olacak; oradan ne zaman çıkmak isteseler, kendilerine “Oldum olası yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın!” denilerek oraya iade edilecekler.— M.İslamoğlu
32:20
21
وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ١٢
Ve le nuzîkannehum minel azâbil ednâ dûnel azâbil ekberi leallehum yerciûn(yerciûne).
Ama onlara, daha büyük mahrumiyeti tattırmadan önce daha yakın (dünya) mahrumiyetini kısmen elbette tattıracağız;[³⁷⁰²] umulur ki (yol yakınken) dönerler.[³⁷⁰³] [3702] Krş: “yaptıklarının (kötü sonuçlarından) bir kısmını kendilerine tattıracaktır” (30:41). [3703] Bu son cümle, dünyada tattırılan bir kısım ‘azâbın/mahrumiyetin uyarı ve ibret amaçlı olduğunun delilidir (‘Azâbı çevirimiz için bkz: 68:33, not 29).— M.İslamoğlu
32:21
22
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ ٢٢
Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî summe a’rada anhâ, innâ minel mucrimîne muntekimûn(muntekimûne).
Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatılıp da, ardından onlara sırt çeviren kimseden daha zalim biri olabilir mi? Elbette Biz, günahı hayat tarzı haline getirenlere yaptıklarının acısını tattırmayı biliriz.[³⁷⁰⁴] [3704] Zımnen: Nasıl ki onlar günahı hayat tarzı haline getirdiler, Biz de onlar için azabı hayat tarzı haline getireceğiz. Mucrimîn için âyet 12’nin notuna bkz.— M.İslamoğlu
32:22
23
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ ٣٢
Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fe lâ tekun fî miryetin min likâihî ve cealnâhu huden li benî isrâîl(isrâîle).
DOĞRUSU Biz Musa’ya da vahiy iletmiştik: şu halde onunla (aynı ortak paydada) buluşacağından asla tereddüdün olmasın![³⁷⁰⁵] Zira Biz, o (vahyi) de İsrâiloğulları için bir yol haritası kılmıştık. [3705] Hitabın Allah Rasûlü’ne ve likâihideki zamirin Hz. Musa’ya ait olduğundan yola çıkarak. Mesaj şu: Musa’nın karşılaştığı engellerle karşılaşacak, onları vahiy sayesinde aşıp sonunda zafere ulaşacaksın. Tercihimizi âyetin devamı doğrulamaktadır. Zamirin kitaba ait olması durumunda anlam şöyle olur: “vahyin (tamamına) kavuşacağından asla kuşku duyma!” (Krş: Zemahşerî). Hitabın vahyin kaynağından kuşku duyanlara yönelik olması da mümkündür (Mirye için bkz: 11:17, not 28).— M.İslamoğlu
32:23
24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ٤٢
Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Yine (unutma ki), zorluklara göğüs gerip âyetlerimize yakînen inandıkları zamanlarda, emrimizle içlerinden hidayete ulaştıran önderler çıkarmıştık.— M.İslamoğlu
32:24
25
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٥٢
İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Şüphesiz kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecek olan elbet senin Rabbindir.— M.İslamoğlu
32:25
26
اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ ٦٢
E ve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le âyât(âyâtin), e fe lâ yesmeûn(yesmeûne).
Şimdi kalıntılarında dolaştıkları kendilerinden önce yaşamış uygarlıklardan nicelerini helâk etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmadı mı? Kuşkusuz bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır: hâlâ mı işitmeyecekler?[³⁷⁰⁶] [3706] Güce taptığı için kulları kendilerine kul eden ve kula kul olan herkese açık uyarı: Zaafınız olan gücünüz aklınızı başınızdan almasın! Dünyada ebedîlikten söz edip de gülünç olmayın!— M.İslamoğlu
32:26
27
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ ٧٢
E ve lem yerev ennâ nesûkul mâe ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihî zar’an te’kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhum e fe lâ yubsirûn(yubsirûne).
Kıraç toprağa suyu sevk edip de onunla kendilerinin ve hayvanlarının beslendiği bitkiler çıkardığımızı nasıl görmezler? Peki ama, daha da mı görmeyecekler?— M.İslamoğlu
32:27
28
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٢
Ve yekûlûne metâ hâzel fethu in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Bir de diyorlar ki: “Eğer doğru söylüyorsanız, bu (bahsi geçen) kesin hüküm[³⁷⁰⁷] ne zaman verilecek?” [3707] Feth için tercihimizi âyetin devamı teyit eder. “Bahsi geçen” açıklaması, işaret zamirinin gösterdiği 25. âyete istinaden konulmuştur. Zaten bir sonraki âyet de buraya zımnî bir atıf içerir.— M.İslamoğlu
32:28
29
قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٩٢
Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
De ki: “Kesin hükmün verileceği gün inkârda ısrar edenlere ne imanları fayda verecek, ne de göz açtırılacak.”— M.İslamoğlu
32:29
30
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ٠٣
Fe a’rıd anhum ventezır innehum muntezırûn(muntezırûne).
Şu halde boş ver onları da (kendi işine bak);[³⁷⁰⁸] ve bekle zaten onlar da beklemektedirler![³⁷⁰⁹] [3708] Fe zerhumden farklılığını, parantez içi açıklamayla vurguladık. Dolayısıyla devamındaki “bekle” emri mücerret beklemeyi değil kendi işine bakmayı âmirdir (Krş: 4:81 ve 53:29, notlar 101 ve 21). [3709] 20. âyet ışığında: Nasıl olsa geri dönüşü olmayan bir gün gelecek, sen o günü bekle!— M.İslamoğlu
32:30
Secde
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle