Necm 62 Ayet Mekke · النجم
53

Necm

Yıldız · Mekke
53
Yıldız · Mekke
النجم
62
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ١
Ven necmi izâ hevâ.
VAHYİN necm necm inişi şahit olsun![⁴⁷⁷¹] [4771] Veya: “Yücelerden inen vahyin gözler önüne serdiği (hakikat) şahit olsun!” ya da “Göründüğü zaman yıldız şahit olsun!” Bağlamla uyum halindeki tercihimiz, Mücahid’in İbn Abbas’tan naklîne dayanır (Taberî). Kur’an pasajlarının her biri bir “necm”dir. Necm “yıldız” demektir. Nasıl ki gökteki yıldızlar çöl yolcusuna yol gösterirse, kelâmın yıldızı olan Kur’an pasajları da, hayat yolcusu olan insana öyle yol gösterir. Yemin vavı için bkz: 93:1, not 1.— M.İslamoğlu
53:1
2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ٢
Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ.
Arkadaşınız ne sapmıştır, ne kanmıştır;— M.İslamoğlu
53:2
3
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ٣
Ve mâ yentıku anil hevâ.
ne de kafasına eseni konuşmaktadır;— M.İslamoğlu
53:3
4
اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ٤
İn huve illâ vahyun yûhâ.
(Naklettiği) bu (Kur’an), kendisine indirilen bir vahiyden ibârettir.[⁴⁷⁷²] [4772] Muhtemelen vahy teriminin ilk geçtiği yer. İslâm öncesinde dikili taş anıtlar için kullanılmaktaydı. Kök olarak “açığa çıkarmak, ifşa etmek, imâda bulunmak, kafa sallamak, işaretleşmek, birisinin aklına düşürmek, ilham etmek” anlamlarına gelir. Kelimenin iki temel vasfı “hızlılık” ve “gizlilik”tir. Bir mesajı dil dışı bir yolla muhataba iletmeyi ifade eder. “İlham, işaret, îmâ, ilka, ihsas” vahyin anlam alanına dahildir. Terim olarak “İlâhî mânaların vasıtalı veya vasıtasız Rasûl’ün kalbine ilka edilmesi” olarak tarif edilir. Vahyin inişi, bir ucu Allah’a dayalı gaybî bir süreçtir. Aşkınla içkin arasındaki ilişki ve iletişimin ifadesi olan vahyin inişine dair tüm açıklamalar, son tahlilde, işin mahiyeti gereği gaybın akıl sır ermez duvarına toslamağa mahkûmdur (Vahye dair bkz: 99:5, not 6; 42:51, not 62).— M.İslamoğlu
53:4
5
عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ٥
Allemehu şedîdul kuvâ.
Onu, melekeleri son derece güçlü biri öğretmiştir;— M.İslamoğlu
53:5
6
ذُومِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ٦
Zû mirreh(mirretin), festevâ.
etkileyici ve tam donanımlı:[⁴⁷⁷³] Derken o (onunla) eşit düzlemde göründü![⁴⁷⁷⁴] [4773] Zû-mirra, murûrdan mastardır. “Öd, akıl, kuvvet, yetenek, donanım, sağlamlık” demektir. Zımnen: Vahiy meleği, türünün en iyisidir. [4774] Veya: “Tüm varlığıyla doğruldu”. Öznesi Nebi de olabilir. Tercihimizin Cebrail olması Tekvir 23’e dayanmaktadır: “Doğrusu onu ufukta bütün açıklığıyla gördü”.— M.İslamoğlu
53:6
7
وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ٧
Ve huve bil ufukil a’lâ.
Bu sırada o, en yüksek ufku kaplamıştı.— M.İslamoğlu
53:7
8
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ٨
Summe denâ fe tedellâ.
Daha sonra yaklaştı, derken iyice sokuldu.— M.İslamoğlu
53:8
9
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ٩
Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.
Öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı:[⁴⁷⁷⁵] [4775] Bu bir deyimdir. İki taraf arasındaki yakınlığı ifade eder. İki yayı birleştirip onlarla tek bir ok atmak güç birliğini simgelerdi. Bu deyim Türkçe’de “aralarından su sızmıyordu” ile karşılanır. Dostluğa ve yakınlığa delâlet eder.— M.İslamoğlu
53:9
10
فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ٠١
Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ.
İşte (Cebrail, Allah’ın) kulu (Muhammed’e) vahyettiği şeyi, böylece iletmiş oldu.— M.İslamoğlu
53:10
11
مَا كَذَبَ الْفُؤٰ۬ادُ مَا رَاٰى ١١
Mâ kezebel fuâdu mâ reâ.
Gördüğünü gönül yalanlamadı:[⁴⁷⁷⁶] [4776] “Gördü” (raâ) fiilinin faili tartışmasız “gönül (fuâd)”dır. Kur’an’a göre, Allah Rasûlü melek Cebrail’i “gönül gözüyle” görmüştür.— M.İslamoğlu
53:11
12
اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ٢١
E fe tumâr rûnehu alâ mâ yerâ.
ne yani, şimdi siz ne gördüğü hususunda onunla tartışacak mısınız?— M.İslamoğlu
53:12
13
وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ٣١
Ve lekad reâhu nezleten uhrâ.
Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü;[⁴⁷⁷⁷] [4777] Bu âyet Enbiyâ 28 ve Tekvîr 23’e atıf olarak okunmalıdır.— M.İslamoğlu
53:13
14
عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ٤١
İnde sidretil muntehâ.
en sonuncu sidre ağacının yanında,[⁴⁷⁷⁸] [4778] Veya: “hayranlığın sınırında”. Sidrenın “göz kamaşmak, hayran olmak” anlamındaki seder (ç. sederât) kök anlamına dayanarak. Arapça’da Nebk da denilen bu iğneli ağaç türü için üç özellik sayılır: Gölgesi geniş, meyvesi leziz, kokusu hoş (İbn Âşûr). Allah Rasûlü’nün vahiy meleğiyle özel buluşmasını tasvir eden bu pasaj içinde ağacın merkezî bir yer işgal etmesi, Hz. Mûsa’nın Tuvâ vadisinde vahyi ilk alışını hatırlatmaktadır. Ona da ilâhî kelâm bir ağaç üzerinden tecelli etmişti (28:30). Elçi melek ile elçi insanın buluşması yoluyla vahyin alındığı durumlarda (Krş: 42:51), ağaçla vahiy arasında izah edemediğimiz ve sırrını kavrayamadığımız bir ilişki var gibi görünmektedir.— M.İslamoğlu
53:14
15
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ ٥١
İndehâ cennetul me’vâ.
vaad edilen cennetin (görüntüsü) eşliğinde,[⁴⁷⁷⁹] [4779] “Kendisine sığındı” mânasındaki evâ’nın mastarı olan me’vâ, “sığınak, barınak, korunak, son durak” mânalarına gelir. Kelimenin yapısı gereği hem sığınma zamanını, hem sığınma mekânını hem de sığınmayı ifade eder. Bu âyette gerçekleşen olağanüstü buluşmanın adresi, Mekke’deki “Me’vâ Bahçesi” adı verilen bir yer olabilir mi? Evet dememiz için me’va’nın Kur’an’da dünyaya ilişkin kullanıldığı bir önek bulmamız gerekir. Oysa ki farklı formlarla 22 yerde gelen kelimenin tamamı da âhirete ilişkindir. Bu sonuç ışığında âyetin açılımı şudur: dünyadaki has bahçelerin değil, arka planda, âhiret cennetinin görüntüsü eşliğinde... Âyet, Allah Rasûlü’nün, vahiy meleğiyle ikinci randevusundaki iç içe geçmiş çok özel müşahedeye atıftır. Zımnen: Beşerî bilginin ve insanın idrak kapasitesinin sınırını ifade eder.— M.İslamoğlu
53:15
16
اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ٦١
İz yagşes sidrete mâ yagşâ.
kaplayan o şey[⁴⁷⁸⁰] sidreyi çepeçevre kuşattığında… [4780] Fevkaladenin akılla kavranamayan yapısını ifade eden bilinçli bir müphemlik.— M.İslamoğlu
53:16
17
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ٧١
Mâ zâgal basaru ve mâ tegâ.
Gönül gözü ne şaştı ve kamaştı ne de haddi aştı:[⁴⁷⁸¹] [4781] Yani: görmesi gerekeni gördü, görmemesi gerekeni görmeye yeltenmedi. Burada Hz. Mûsa’nın “bana kendini göster” talebine kinaye yollu bir îmâ var gibidir (Krş: 7:143).— M.İslamoğlu
53:17
18
لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْـكُبْرٰى ٨١
Lekad reâ min âyâti rabbihil kubrâ.
hakikaten de o, Rabbinin en büyük âyetlerinden birini görmüştü.[⁴⁷⁸²] [4782] Veya: “bazılarını”. Eğer “birini” şeklinde okursak, “o” vahiy meleği Hz. Cebrail olmalıdır. İbare “bazılarını” şeklinde anlamaya da açıktır. Bu sıra dışı müşahedenin bir benzerini (veya aynısını) anlatan İsrâ 1’de de, Rabbinin tüm ayetlerini değil bazılarını gördüğü ifade edilir. Bu âyet, Rasulullah’ın bu özel müşahedede Allah’ı değil “Allah’ın âyetlerini” gördüğüne delâlet eder. Râzî, “Rabbinin âyetleri” ifadesinin “Rabbini gördü” şeklindeki bir anlamaya meydan vermediğini, eğer öyle olsaydı bu mucizevî müşahedenin tek amacının Rabbi görmek olacağını, oysa ki burada raâ rabbehu değil min âyâti rabbihi denildiğini ifade eder. Bu sıradışı görüşmeye dair “Öyle bir makama yükseldim ki, kalemlerin cızırtısı işitiliyordu” gibi rivayetler şaibelidir (Buhari). Bu müşahede sırasında Rasulullah’ın Burak’a binip yükselmesini Şah Veliyyullah “Nefs-i hayvaniyyeye galip gelip nefs-i ruhaniyye ile yücelme” şeklinde anlar (H. Bâliğa). Bu âyetle İsra 1 arasında bağ olduğunu düşünürsek, 12-18. âyetler arasının İsra’yı anlattığı sonucuna varırız. Bu durumda iki sûre arasındaki zaman farkı, şu üç ihtimalden biriyle açıklanır: 1) Bu müşahede birden fazla gerçekleşmiş olabilir. 2) 12-18. âyetler, İsrâ 1’den sonra gelmiş olabilir. 3) İsrâ 1, daha erken bir zamanda inmiş olabilir. Burada 13. âyetin de açıkça ifade ettiği gibi iki görüşme anlatılmaktadır: Biri 6-12 arasında, diğeri 13-18 arasında. İsrâ 1’de nakledilen ve aynı surenin 60. âyetinde “rüya” olduğu teyit edilen özel olay, bu müşahedeler serisinin devamı olmalıdır. Allahu a’lem.— M.İslamoğlu
53:18
19
اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ٩١
E fe reeytumul lâte vel uzzâ.
PEKİ hiç düşündünüz mü Lat, Uzza[⁴⁷⁸³] [4783] Lât (el-Lât, el-Lâhe): Taif’te dikili bir puttu. Kelimenin üretildiği leviyye, hayranlık verici parlaklıkta, sokunca öldüren dişi bir yılanın adıdır. “Dövüp ezmek” anlamındaki let’e de nisbet edilmiştir. Uzza: “en yüce güç” anlamındaki e‘azz’ın dişili. Tapınağı Mekke-Taif arasındaki Hurad’daydı. Lât “otorite”, Uzzâ “güç”, Menat “para”yı sembolize eder.— M.İslamoğlu
53:19
20
وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ٠٢
Ve menâtes sâlisetel uhrâ.
ve sonuncusuna, (hani) şu üçüncüleri olan Menat’a[⁴⁷⁸⁴] (neden dişi adlar verdiğinizi)?[⁴⁷⁸⁵] [4784] Menat: “kader, ölüm” anlamındaki menâdan. Tapınağı Medine yolu üzerindeydi. [4785] Tarihçilerin çoğu bu âyetlerle ilgili şöyle bir olay naklederler: Kureyş’in şiddetli baskı ve zulümlerine maruz kalan bir kısım Müslüman önce Habeşistan’a hicret etti, iki ay sonra Mekke’ye döndü. Bu dönüşün sebebi şöyle açıklandı: Allah Rasûlü, Mekke soylularının kendisine tavır koymasından müteessir oldu. İçinden Allah’ın onları kendisine yaklaştıracak bir şey yapmasını temenni etti. Bunun üzerine Necm’in buraya kadarki âyetleri nâzil oldu. 20. âyete gelince, şeytan onun diline “Bunlar yüce kuğulardır, elbet şefaatleri umulur” cümlelerini söyletti. Bunu duyan Kureyş sevindi ve secde eden Rasul ile birlikte secde etti. Bunun haberi Habeşistan’a gidince, oradakilerin bir bölümü “Kureyş teslim oldu” gerekçesiyle döndü (İbn İshak, Sîra; Taberî, Tarih; İbnu’l-Esir, Tarih vd.) Bu olayı, Hac 52 ile açıklayanlar da olmuştur. Bazı yorumlara göre, güya bunları Allah Rasûlü’nün diline şeytan koymuştur. Şeytan bu sözleri Allah Rasûlü’ne değil, bu (yalanı uyduran) zındıkların diline koymuş olmalıdır. Zira: “Ve şeytanlar kendi dostlarına, sizi (haramı-helali belirleme konusunda) tartışmaya çekmeyi telkin ederler” (6:121). İbn İshak b. Huzeyme’nin dediği gibi “Bu, zındıkların uydurmasıdır”. Bu haber dış ve iç bağlam açısından izahı mümkün olmayan iki çelişki içermektedir: 1) Bu rivayet, Necm sûresinin Habeş hicretinden sonra indiği yorumuna bina edilir. Bu kesinlikle yanlıştır. Necm sûresi Kureyş tanrılarını açıkça eleştiren ilk sûredir; ve Kureyş baskı politikasını putlarına yönelik yoğun eleştirilerin ardından başlatmıştır. Zira bu eleştiri olmadan baskı, şiddetli bir baskı olmadan da hicret olamazdı. 2) Allah Rasûlü’nün secdesi söz konusuysa, bunu sûredeki secde âyetine geldiğinde yapmış olmalıdır. Secde âyetiyse sûrenin son âyetidir. Bu durumda bu putları ve onlara tapan Kureyş’i yerden yere vuran 21-32. âyetleri de okumuştur. Şu halde: Bunları duyduktan sonra şeytanın attığı iddia edilen sözlerin hükmü tamamen geçersiz kalır, bu bir. Söz konusu âyetlerdeki ağır eleştiriyi duyan müşriklerin secdesinden söz etmek abestir, bu da iki.— M.İslamoğlu
53:20
21
اَلَـكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ١٢
E lekumuz zekeru ve lehul unsâ.
Erkekler size kızlar O’na, öyle mi?[⁴⁷⁸⁶] [4786] Müşrikler meleklerin sûreti saydıkları heykellere tapıyorlardı. Bunların tümü de dişi yontulardı. Onlara “Allah’ın haremi” anlamına “Allah’ın kızları” diyorlardı. Kışı biriyle yazı diğeriyle geçirdiğine inanıyorlardı. Dolayısıyla onları razı edince Allah’ın onların hatırını kıramayacağı gibi bâtıl bir inanca sahip idiler (Krş: 39:3). Meleklere dişilik atfeden, Allah’a da zımnen erkeklik atfetmektedir. İlâhî mükemmelliğe yakışmayan her inanç ve düşüncenin reddi.— M.İslamoğlu
53:21
22
تِلْكَ اِذاً قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ٢٢
Tilke izen kısmetun dîzâ.
O halde bu ne berbat bir paylaşım böyle!— M.İslamoğlu
53:22
23
اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ٣٢
İn hiye illâ esmâun semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzelallâhu bihâ min sultân(sultânin), in yettebiûne illez zanne ve mâ tehvel enfus(enfusu), ve lekad câehum min rabbihimul hudâ.
Bunlar, sadece sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden ibârettir; Allah bunlara hiçbir yetki ve otorite devretmemiştir. Bunu söyleyenler sadece zannın ve keyfi ürettikleri hurafelerin peşine takılıyorlar; oysa, Rablerinden kendilerine ilâhî rehberlik gelmiş bulunuyor.— M.İslamoğlu
53:23
24
اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ٤٢
Em lil insâni mâ temennâ.
Yoksa insan,[⁴⁷⁸⁷] (hakikatin) kendi arzu ve isteğine tâbi olduğunu mu sanıyor?[⁴⁷⁸⁸] [4787] Bazıları bununla Allah Rasûlü’nün kastedildiği, ona verilen ve gösterilenin kendi arzusuna bağlı olmayıp ilâhî bir lütuf olduğunun dile getirildiği yorumunu yapar (Taberî). [4788] Zımnen: hakikat insanın arzu ve isteğine göre şekillenmez. Farklı bir ifadeyle: sizin yamuk bakışınız, baktığınız şey üzerinde hiçbir kalıcı iz bırakmaz.— M.İslamoğlu
53:24
25
فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ٥٢
Fe lillâhil âhiretu vel ûlâ.
Fakat âhiret de dünya da Allah’a aittir.— M.İslamoğlu
53:25
26
وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ٦٢
Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zenallâhu limen yeşâu ve yerdâ.
Her ne kadar göklerdeki melek sayısı çoksa da, Allah’ı tercih eden/tercih ettiği kimseler için verdiği şefaat izni olmadıkça, onların şefaati hiçbir fayda sağlamayacaktır.[⁴⁷⁸⁹] [4789] Tüm şefaat âyetleri Zümer 44 ışığında anlaşılmalıdır (Bkz: 34:23; 74:48, ilgili notlar).— M.İslamoğlu
53:26
27
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ٧٢
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti le yusemmûnel melâikete tesmiyetel unsâ.
Elbet âhirete inanmayan kimseler, melekleri dişi isimlerle adlandırırlar.[⁴⁷⁹⁰] [4790] Müşrik Mekke toplumunda meleklerin şefaatine inanan bu kesimin, ikircikli de olsa âhirete de inandıkları söylenebilir. 38. âyetin nüzul sebebi rivayeti de bunu destekler. Buna rağmen onlar, âhireti inkâr eden “dehrî” reislerle aynı gözede buluştular: yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmemek ve hesap vermekten kaçmak (Krş: 45:23, 25, 32, 24, 28 ve 31 nolu notlar ve 78:3, not 4).— M.İslamoğlu
53:27
28
وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۚ ٨٢
Ve mâ lehum bihî min ilm(ilmin), in yettebiûne illez zann(zanne), ve innez zanne lâ yugnî minel hakkı şey'â(şey’en).
Ama onların bu konuda hiçbir bilgisi bulunmamakta, sadece zannın peşine düşmekteler: fakat hiçbir zan, hak ve hakikat adına hiçbir değer ifade etmez.— M.İslamoğlu
53:28
29
فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ٩٢
Fe a'rıd an men tevellâ an zikrinâ ve lem yurid illel hayâted dunyâ.
Şu halde, artık sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt dönen ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici zevkleri) olan kimseleri ciddiye alma![⁴⁷⁹¹] [4791] İ‘rad kötü veya kötü sanılanla mesafeyi sınırlamayı ifade eder. Tevelli ise hem iyiden yüz çevirmeyi, hem iyiye sırt dönenden yüz çevirmeyi ifade eder (Krş: 74:23 ve 4:63, not 87). Bu âyetteki tevellî, hakikati bulduktan sonra ondan yüz çevirip, kendi heva ve hevesine yönelmektir.— M.İslamoğlu
53:29
30
ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ٠٣
Zâlike mebleguhum minel ilm(ilmi), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi menihtedâ.
Onların bilgi ufku da işte bu (dünya ile) sınırlıdır.[⁴⁷⁹²] Elbet senin Rabbin kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilendir, kimin doğru yola yöneldiğini de en iyi bilendir. [4792] Yani dünya hayatının/aşağı hayatın, bilgi hiyerarşisinde en altta yer alan bilgisi kadar.— M.İslamoğlu
53:30
Yükleniyor...
Necm
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle