Müminun 118 Ayet Mekke · المؤمنون
23

Müminun

İnananlar · Mekke
23
İnananlar · Mekke
المؤمنون
118
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١
Kad eflehal mu’minun(mu’minune).
DOĞRUSU,[²⁸⁸⁷] gereği gibi inananlar[²⁸⁸⁸] gerçek kurtuluşa erecekler:[²⁸⁸⁹] [2887] Mazi fiilin başında gelen kad, ya bir beklentiye cevap ya da haksız bir ithamı red içindir. [2888] el-Mu’minûndaki belirlilik, anlama “gereği gibi” ifadesiyle yansıtılmıştır. [2889] Lafzen: “kurtuluşa ermişlerdir”. Kur’an’da örneğine çokça rastlanan dil kuralına göre gerçekleşmesi kesin olan bir olay hakkında, muhatabın inancını pekiştirmek için, geçmiş zaman kipi kullanılır. Sûrenin ilk âyeti “inananlar kurtuluşa erecekler” derken, sondan bir önceki 117. âyeti “inkârda ısrar edenler asla kurtuluşa eremeyecekler” der.— M.İslamoğlu
23:1
2
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢
Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
Onlar ki, ibadetlerinde derin bir ürperti ve tevazu[²⁸⁹⁰] içinde olurlar; [2890] Salât, ekâme yardımcı fiili olmaksızın kullanıldığı bu bağlamda, “ibâdet ve kulluk” vurgusuna sahiptir. (Bkz: 107:4, not 4. Ayrıca krş: 8:35 ve 87:15, ilgili notlar.) “Baş eğmek, boyun bükmek” mânasındaki huşû‘un hudû‘ ile farkı şudur: İlki ses ve bakışta, ikincisi bedende tezahür eder (Mekâyîs). Fakat buna itiraz eden İbn Dureyd, huşû‘u rukû‘ ile açıklamıştır (Cemhera). Esasen gönülden kopup gelen bir ürpertinin, insanın başını sonuna kadar Rabbine eğmesidir. Buradaki salât genel manâsıyla “ibadet”, özel manâsıyla “namaz”dır. Namazın başı kıyam, ortası rükû, sonu secdedir. Namazın bir rekâtının ana hattını oluşturan bu sürecin, kuru bir âyin olarak değil de, kalbî bir ürpertiye bağlı olarak doğal süreç içinde gelişmesine huşu‘ denir. Sözün özü huşu: Akleden kalbin namazına bedenin katılmasıdır.— M.İslamoğlu
23:2
3
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣
Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn(mu’ridûne).
onlar ki, boş ve karalayıcı sözlerden yüz çevirirler;[²⁸⁹¹] [2891] Hem düşmanlarından gelen, hem de kendilerinden sâdır olan boş ve karalayıcı/yaralayıcı sözlerden... Lağv, amacı gerçekleştirmede herhangi bir işlev üstlenmeyen söz, tavır, eylem ve her şey. Kelime daha sonra Fussılet 26’da geçtiği anlamıyla “çirkin ve karalayıcı söz” anlamını almıştır (Müfredât ve Mekâyîs). Mukâtil âyeti “Müşriklerin boş ve karalayıcı sözlerine aldırmazlar” şeklinde anlamıştır.— M.İslamoğlu
23:3
4
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤
Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne).
onlar ki, arınmak için gerekeni yaparlar;— M.İslamoğlu
23:4
5
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥
Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).
onlar ki, iffetlerini korurlar;— M.İslamoğlu
23:5
6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).
fakat kendi eşleri, yani meşru olarak sahip oldukları müstesna;[²⁸⁹²] zaten onlar (meşru eşleriyle paylaştıkları cinsellikten dolayı) kınanamazlar. [2892] Buradaki eve beyaniyye işlevi yükleyen Esed’in bu âyetin yorumuna ilişkin emeğe dayalı açıklamasını buraya alıyorum: “Çoğu müfessir bu ibârenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir; çünkü böyle bir öngörü ya da ön kabul Kur’an’ın kendisiyle çelişmektedir (4:3, 24, 25; 24:32). Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an mü’minler terimiyle hem erkek hem de kadın mü’minleri kastetmekte; ezvâc (eşler) terimi de hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymanuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anlamına yorulması için ortada hiçbir neden yoktur. Öte yandan bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kastedilmiş olması da söz konusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat Bakara sûresinin 24. âyetindeki gibi nikâh ya da evlilik yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler anlamına geldiği aşikârdır.” Bu konudaki açıklamalarımız için bkz: 4:24 ve 47:4, ilgili notlar).— M.İslamoğlu
23:6
7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).
Ama bu sınırın ötesine geçen kimseler, haddi aşmış olanlardır— M.İslamoğlu
23:7
8
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).
yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler;— M.İslamoğlu
23:8
9
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne).
ve onlar ki, ibadetleri üzerine titizlenirler.[²⁸⁹³] [2893] En geniş anlamıyla: Allah’a karşı esas duruşlarını korurlar.— M.İslamoğlu
23:9
10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ٠١
Ulâike humul vârisûn(vârisûne).
İşte onlar, (mutluluk yurduna) vâris olacak kimselerdir:— M.İslamoğlu
23:10
11
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
onlar ki, görkemli cennetlerin mirasçısı olacaklar,[²⁸⁹⁴] onlar orada ebedî kalacaklar.[²⁸⁹⁵] [2894] Kökenini Kehf 107’nin notunda dile getirdiğimiz el-firdevs, “İçerisinde her türden ağaç, özellikle üzüm bağları bulunan görkemli bahçe” anlamına gelir. Kur’an’da iki yerde geçer (diğeri 18:107). Fîhâdaki dişil zamir eril bir kelime olan firdevsi (ç. ferâdîs) gösterdiğine göre, bu kelime “cennet” yerine kullanılmaktadır. Çevirimiz buna dayanır. Sahih hadislerdeki kullanımdan, firdevsin cennetin en görkemli yeri/tepesi olduğu sonucu çıkmaktadır (Taberî). Bunun esas alınması durumunda, çeviri “cennetlerin en görkemli yerinin vârisi..” şeklinde olacaktır. [2895] Sûrenin ilk pasajıyla Me’âric 22-35 arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.— M.İslamoğlu
23:11
12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ٢١
Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn(tînin).
DOĞRUSU Biz insan türünü,[²⁸⁹⁶] bir nevi[²⁸⁹⁷] konsantre balçıktan yarattık;[²⁸⁹⁸] [2896] el-İnsandaki belirlilikten dolayı türün tüm bireylerini kapsar. [2897] “Bir nevi”, sulâle ve tîndeki belirsizliğin anlama yansımasıdır (Krş: 15:26-27, not 22). [2898] İnsanın embriyolojik yaratılış sürecini işleyen bu âyetler, insan var oldukça sürecek yaratılış yasasına dikkat çekmektedir. “Yarattık” şeklindeki geçmiş zaman kipi, “yaratılış yasası takdir ettik” anlamını içerir. Taberî sulâleyi hulâsa ile karşılar. Kelimenin ait olduğu fu‘âle vezninin “bir şeyi mümkün olan en aza indirmeye” delâlet ettiği hatırlanacak olursa, bizim tercih ettiğimiz “konsantre” kelimesi bunun en uygun karşılığıdır. Aynı veznin bir fiilin son amacına delâlet etmesinden yola çıkarak da bu süzülme işleminin “hayat tohumu” elde etmek amacıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmış olur. İnsanın balçıktan yaratılmasının hem elementer, hem embriyolojik hem de doğduktan sonraki biyolojik varlık süreçlerinin tamamını toprağa borçlu olduğunun bir ifadesidir (Ayrıca bkz: 15:26-27, not 21-22). Çamur, toprakla suyun bileşimini temsil eder. İnsanı besleyen tüm bitkisel ve hayvanî besinler toprak ve suyun bileşiminden elde edilmiş olur. Toprakta mevcut element ve minerallerin insanda da yaklaşık olarak bulunduğu gerçeği bunu doğrular. Bu âyet aynı zamanda, insanın ilk canlıdan son canlıya kadar yeryüzündeki serüveniyle, anne karnındaki spermadan doğuma kadarki serüveni arasında paralellik olduğunu da îmâ eder.— M.İslamoğlu
23:12
13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ٣١
Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn(mekînin).
epey sonra onu, karar kılacağı (rahimde) yer tutan bir hayat tohumu kıldık;[²⁸⁹⁹] [2899] Nutfe, sadece hayat suyu olan meninin adı değil, onun içindeki “hayat tohumu”nun, yani “sperma”nın adıdır. Zira rahimde sağlama alınan, meni değil ondaki “hayat tohumu” olan spermadır (Nutfe için bkz: 16.4, not 7).— M.İslamoğlu
23:13
14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ٤١
Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
daha sonra, o hayat tohumundan döllenmiş hücreyi yarattık; hemen sonra döllenmiş hücreden cenini yarattık; ve ceninden de kemikleri yarattık; en sonunda kemiklere kas giydirdik; sonuçta, onu bağımsız[²⁹⁰⁰] bir varlık olarak inşâ ettik: işte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın[²⁹⁰¹] şanı böyle yücedir![²⁹⁰²] [2900] Lafzen: “diğer, başka”. Burada anne-cenin irtibatının mucizevî tabiatına (ki anne bünyesi kendisine yabancı olan bu hücreyi tıbben kabul etmemesi lazım) ve bebeğin anneden bağımsız bir birey olarak varlık dünyasına katılmasına atıf yapılmaktadır. [2901] Veya, ahsenin ism-i tafdil anlamıyla: “yaratanların en güzeli olan Allah’ın..” Halk bir çok yerde olduğu gibi burada da “yoktan var etme” (ibda) değil, “var olanların terkibinden bir başka varlık çıkarma” (icad) anlamındadır. Bu anlamıyla hem Allah için hem de insan için kullanılabilir (Bkz: 3:49). Allah, yoktan var etmede rakipsiz, vardan var etmede emsalsizdir. Buradaki “yaratma”, “takdir etme” olarak anlaşıldığında, bu “yaratılışın yasasını koyma” anlamını taşır (Râzî). Bu âyet, “Oysa ki sizi uzun süreçler içinde halden hale evirip çevirerek yaratan O’dur.” (71:14) âyetinin açılımıdır. [2902] Tebâreke, bereketten “uzama ve artma”, burûkdan “sebat ve devam” anlamlarına gelebilir. Bu durumda mâna şöyle olur: “Varlık alanındaki her türlü oluş, artış, süreklilik ve kalıcılığın kaynağı olan Allah yaratanların en güzelidir.” Hicr sûresinin 26. âyeti ile birlikte düşünüldüğünde, elementer kökeni temsil eden dört unsurla embriyolojik süreci temsil eden dört unsur arasında şöyle bir eşleştirme yapılabilir: tıyn-nutfe (meni), salsal-alaka (ceninin ilk evresi), hamein mesnun-mudğa, fahhar-ızam (kemik). Birinci sürecin sonucunu ifade eden nefha-i ruh (ruh üfleme), ikinci sürecin sonu için de aynen geçerlidir.— M.İslamoğlu
23:14
15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ٥١
Summe innekum ba'de zâlike le meyyitûn(meyyitûne).
Ve kuşku yok ki siz, bu sürecin ardından elbette öleceksiniz.— M.İslamoğlu
23:15
16
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ٦١
Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûn(tub’asûne).
Yine kuşku yok ki siz, Kıyamet Günü (tekrar) diriltileceksiniz.[²⁹⁰³] [2903] Zımnen: İnsan gibi bir şaheser yok olup gitmesin diye âhiret var.— M.İslamoğlu
23:16
17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ٧١
Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
DOĞRUSU yine Biz, sizin üzerinizde kat kat yollar[²⁹⁰⁴] yaratmışız: zira Biz, yaratmanın hiçbir çeşidinden habersiz değiliz.[²⁹⁰⁵] [2904] Lafzen: “yedi yol..” Yedi sayısının “çeşitlilikten” kinaye oluşuna ilişkin bkz: 15:44, not 34. “Çeşitli yollar” ya da daha doğru ifadeyle “kat kat yollar” tercihimiz, tarâik kelimesinin “üst üste dizdi” (târeka) kök mânasına dayanmaktadır (Halil). Bu ibâre gezegenlerin (kevâkib) ya da yıldızların (nucûm) yörüngelerine atıf olabileceği gibi, birini içinde bulunduğumuz evrenin teşkil ettiği yedi kozmik sisteme atıf da olabilir (Krş: 25:25, not 33). [2905] Veya: “yaratılmış hiçbir varlıktan habersiz değiliz” (el-Halk için bkz: 14:19, not 20).— M.İslamoğlu
23:17
18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ٨١
Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).
Ve gökten suyu bir yasaya bağlı olarak Biz indirmekteyiz; ve yeryüzünde onu tutmaktayız; şu da var ki Biz, onu gidermeye elbette kâdiriz.— M.İslamoğlu
23:18
19
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٩١
Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâb(a’nâbin), lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Ve nihayet onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları yeşertmekteyiz; orada sizin için bir çok meyve bulunmakta ve onunla beslenmektesiniz.— M.İslamoğlu
23:19
20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٠٢
Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn(âkilîne).
Yine Sînâ Dağı[²⁹⁰⁶] (havalisinde) yetişen, ürünü sayesinde yağ elde edilen ve yiyenler için hoş bir katık sağlayan (zeytin) ağacından da…[²⁹⁰⁷] [2906] Seynâ’ ve sînâ’ olarak iki şekilde de okunmuştur (Bkz: 2:63, not 117). [2907] Bu veciz ibârede yüklem kullanılmamış olsa da, bir önceki âyetin yüklemi olan “beslenmektesiniz” bu âyet için de zımnen geçerlidir. Üç noktanın işaret ettiği budur.— M.İslamoğlu
23:20
21
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٢
Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh(ibreten), nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Yine, evcil hayvanlarda da sizin için elbet bir ibret vardır: onların karınlarında bulunan sütten size içiriyoruz; ve sizin için onlarda birçok yarar bulunuyor; üstelik onlar sayesinde besleniyorsunuz.— M.İslamoğlu
23:21
22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn(tuhmelûne).
Onlara (karada), tıpkı (denizdeki) gemilere (olduğu gibi) yük taşıtırsınız.[²⁹⁰⁸] [2908] Veya: “(Karada) onlara, (denizde) ise gemilere yük taşıtırsınız”.— M.İslamoğlu
23:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
DOĞRUSU Nûh’u da, kendi kavmine Biz göndermiştik.[²⁹⁰⁹] Nitekim, onlara demişti ki: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin! Sizin O’ndan başka bir ilâhınız bulunmamaktadır: hâlâ sorumluluk bilinciyle hareket etmeyecek misiniz?” [2909] Bu şekildeki tercümemiz, âyetin (ayrıca 1, 12, 17. âyetlerin) başındaki edatlar paketinin (ve-le-kad “doğrusu ..de Biz ..idik”), sadece lafzen değil vurgu olarak da çeviriye yansıtılma çabasının bir ürünüdür. Bilindiği gibi, başında kad edatı bulunan bir cümle, ya bir beklentiye cevap ya da haksız bir ithamı red amacı taşır. Üstteki pasajlar da dahil, burada vurgu Yaratıcı Özneye, özellikle de O’nun mesaj gönderme vasfına yapılmaktadır.— M.İslamoğlu
23:23
24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٤٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne).
Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar eden kimseler şöyle dedi: “Bu da, sadece sizin gibi ölümlü bir insan;[²⁹¹⁰] onun amacı size üstünlük sağlamak; hem eğer Allah isteseydi, gökten bir melek indiriverirdi; (üstelik) bizler, bu konuda önder[²⁹¹¹] atalarımızdan bir şey işitmiş de değiliz. [2910] İnsan peygamber itirazı, bu sûrenin kıssalarını diğerlerinden ayıran özel vurgudur. Bu itirazı bu sûrede helâki anlatılan diğer kavimler de tekrarlar (Bkz: 33, 34, 47). [2911] Evvelîn, bu bağlamda, zaten geçmiş zamanda yaşamış olan ataların zamansal önceliğinden daha çok, “önderliğini” ifade etse gerektir.— M.İslamoğlu
23:24
25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٢
İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin).
O ise kaçığın teki: artık siz de onu bir süre gözetim altında tutarsınız.[²⁹¹²] [2912] Veya: “Bir süre daha ona tahammül gösterin bakalım.”— M.İslamoğlu
23:25
26
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٦٢
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).
(Nûh) demişti ki: “Rabbim![²⁹¹³] Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” [2913] Kur’an’da, Allah’tan kullara yönelik nidalarda yâ ünlemi kullanıldığı halde, kullardan Allah’a yönelik nidalarda Furkan 30 ve Zuhruf 88 hariç kullanılmaz. Bu iki örnekte de Rasul’ün kıyamete ertelenmiş şikâyet ihtimali dile getirilmekte ve muhatapları uyarma amacı taşımaktadır. Çünkü yâ/ey ünlemi daha çok habersiz birini uyarmak ya da uzak birine duyurmak içindir. Allah ise her şeyden haberdardır ve insana şahdamarından yakındır. Metinde görülen bu üslup, mealimizin tamamında aynen korunmuştur.— M.İslamoğlu
23:26
27
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٧٢
Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
Bunun üzerine ona şöyle vahyetmiştik: “Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi inşâ et;[²⁹¹⁴] unutma ki hükmümüzün vakti gelip çattığında, tandır da kaynamaya başlar. Bu takdirde sen yanına her tür (canlıdan) birer çift ve bir de kendileri hakkında hüküm kesinleşmiş olanlar hariç, aile efradını al! Ama sakın kendilerine kıymakta ısrar eden kimseler hakkında Benimle muhatap olayım deme! Karar kesin: onlar boğulacaklar! [2914] Zımnen tüm muhataplara: Günah okyanusunda bir sevap adası ol ve kınayıcının kınamasına aldırmadan karada gemini yap! Bir gün deniz lazım olursa suyun Rabbi onu ayağına getirir! Zira kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar (Bkz: 11:37, not 48).— M.İslamoğlu
23:27
28
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٨٢
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Ardından sen ve beraberinde bulunanlar gemiye yerleşir yerleşmez de(yin) ki: “Zalim kavimden bizi kurtaran Allah’a sonsuz hamd ü senalar olsun!”— M.İslamoğlu
23:28
29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٩٢
Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn(munzilîne).
Bir de “Rabbim!” diye yalvar, “Beni bereketli bir yere ulaştır; zira Sen kişiyi (maksadına) ulaştıranların en hayırlısısın!”— M.İslamoğlu
23:29
30
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٠٣
İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn(mubtelîne).
Elbet bunda (akleden kimseler için) işaretler vardır; ve elbet Biz (öncekileri) de sınavdan geçirmişizdir.— M.İslamoğlu
23:30
Yükleniyor...
Müminun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle