وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقاً لِمَا بَـيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَـيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٦
Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye’tî min bagdîsmuhû ahmed(ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Yine bir zamanlar Meryem oğlu İsa’nın; “Ey İsrâiloğulları! Elbet ben, Tevrat’tan bana kadar gelen tüm hakikatleri doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmet adındaki[⁵⁰⁸³] bir elçiyi müjdelemek için size gönderilen Allah elçisiyim” dediğini hatırlatıyor.[⁵⁰⁸⁴] O onlara hakikatin apaçık belgeleriyle geldiğinde, “Bu ayan açık bir sihirdir!” dediler.[⁵⁰⁸⁵]
[5083] Veya ism ile müsemma kastedilerek “övgüye daha lâyık olan”; ya da ismuhûya zikruhû anlamı vererek “övgüye mazhar olarak anılan”; ya da, muzari fiil olarak “adını en çok övdüğüm” mânaları verilebilir (Krş: İbn Âşûr). [5084] Şu soru akla gelebilir: ‘Allah Rasûlü yaşarken “Ahmed” ismiyle anılmış mıdır?’ Evet, rasul şairi Hassan b. Sabit bir şiirinde onu “Ahmed” ismiyle anmıştır. Kur’an, Tevrat ve İncil’in Allah Rasûlü’nü müjdelediğini haber verir (7:157). Burada verilen haberi, beş husus teyit eder: 1) Yuhanna incilinde Hz. İsa’dan sonra geleceği ifade edilen Periklytos’a (bozulmuş şekli: Parakletos) yapılan müteaddit atıflar (14:16-17, 25-26, 30; 15:26; 16:17, 12-15). İncil(ler)in ilk 4 asırda kaynak dilden Grekçe’ye, oradan da Latince’ye taşınırken yolda geçirdiği sayısız kazanın bir benzerini, bu kelimenin de Ârâmcadan Süryâncaya, oradan da Grekçeye taşınırken geçirdiğini görürüz. Uğradığı ağır hasarlı yol kazası, kelimenin aslını tanınmaz hale getirmiştir. Kelime’nin Süryânca aslına ulaşmak için yoğun çaba harcayanlar, karşılarında “çok övülen, övülmüş” anlamına gelen Munhamenna’yı bulmuşlardır. Bunun sıfat ve isim olarak karşılığı Ahmed ve Muhammed’dir. Habeş kralı Necaşi, daha Nebi hayattayken onu kendi kaynaklarında bulduklarını itiraf etmiştir. Kaynaklarımızdaki şekliyle Faraklit problemi, daha 2. yüzyılın başında fark edilmiştir (es-Sira I, 251). 2) Yuhanna İncilinde, zamanının büyük hahamları Hz. Yahyâ’nın Mesih mi, İliyah mı yoksa ‘o elçi’ mi olduğunu öğrenmek isterler. Yahyâ üçü de olmadığını söylediğinde şu cevabı verirler: “Madem ki sen ne Mesih, ne İliyah, ne de ‘elçi’sin, o zaman ne diye insanları takdis edersin?” (1:19-25). Burada Mesih’le İsa, İliyah’la İlyas kastedilmektedir. “O Elçi” için tek şık kalmaktadır: “övülmüş olan” Ahmed. İslâm tarihinde Allah Rasûlü’nden sonra ilk “Ahmed” isminin ünlü dilci Halil’in (ö 175) babasına verildiğini biliyoruz. Sahabe’de bu isme rastlamıyoruz. Bu da Ahmed’in isimden çok vasıf olarak görüldüğünü teyid eder. 3) Luka incilinde “Eudokia” diye bir karşılık vardır. Bu hedef kelimenin kaynak dildeki karşılığını bulmak istediğinizde, tam bir sağır duvarla karşılaşırsınız. Gerçek mânada bir İncil uzmanı olan Abdülehad Dâvud (Benjamin Keldani), bu kelimenin kaynak dildeki karşılığını “Ahmed” olarak tesbit etmiştir (İncil ve Salib, İstanbul-1999). 4) M.S. 496 yılına kadar doğruluğu kabul edilip kiliselerde okunduğu halde, hangi endişeyle bilinmez, Papa Gelasius tarafından “zındıkça” ilan edilip yasaklanan Barnabas İncili’nde Allah Rasûlü’nün ismi, hem de Arapça aslıyla zikredilmiştir. Ne ki bu İncil’in orijinal metninin başına diğerlerinden daha ağır bir yol kazası gelmiş, elde kala kala 14 veya 16. yüzyıldan kalma bir İtalyanca tercüme kalmıştır. Varlığı 18. yüzyılda tesbit edilen İspanyolca bir nüsha, daha sonra esrarengiz biçimde yok olmuştur. Bu orijinalden istinsah edilerek Oxford Universty Press tarafından 1907’de basılan eser, iki nüshası hariç piyasadan kaybolmuştur (M. Aydın, DİA, ilgili md). Barnaba İncili’nden, Kilisenin 1500 yıllık yok etme siyasetinden her seferinde aldığı ağır yaralarla gizli-saklı birkaç tercüme nüsha bugünlere kadar gelebilmeyi başarmıştır. Kilise’nin bu konudaki son siyaseti, kendi açtığı yok etme savaşının bu İncil üzerindeki ağır darbe izlerini göstererek, “bakın, bunun aslı faslı belli değil” demekten ibârettir. 5) İncil kelimesinin kökeni meselesi... Başka mânaları olsa da, bu konuda tüm araştırmaların varıp dayandığı nokta “müjde” mânasıdır. Müjde, “gelmesi beklenen sevindirici habere” denir. Peki, İncil’in müjdelediği geleceğe ilişkin sevindirici haber nedir? Bu soruya Kur’an “Ahmed’dir” diyor (Bkz: İncil ve Salib). [5085] Bu cümle, her iki rasûlü de gösterecek şekilde yerleştirilmiştir.— M.İslamoğlu