Hadıd 29 Ayet Medine · الحديد
57

Hadıd

Demir · Medine
57
Demir · Medine
الحديد
29
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١
Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
GÖKLERDE ve yerde olan her şey (onlara yaratılış amacını yükleyen) Allah adına hareket etti:[⁴⁹³⁰] zira mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde tam isabet kaydeden O’dur. [4930] Benzer bir ibâre ve çevirimizin gerekçesi için bkz: 59:1, not 1.— M.İslamoğlu
57:1
2
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢
Lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), yuhyî ve yumît(yumîtu), ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
O’na aittir göklerin ve yerin mülkü; O yaşatır ve O öldürür; her şeye güç yetiren de O’dur.— M.İslamoğlu
57:2
3
هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٣
Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (aynı anda) el-Evvel ve el-Âhir’dir; ez-Zâhir ve el-Bâtın’dır;[⁴⁹³¹] ve O her şeyi en iyi bilendir. [4931] Yani: “O öncesiz ilk, sonrasız sondur” (Bkz: 55:26). O bütün varlığın hem görülebilen aşkın sebebi hem de görülemeyen içkin hakikatidir (Krş: 6:103). Zımnen: Kadim felsefe ve inançların hakikati parçalayıcı Tanrı anlayışları tümden yanlıştır. Mahlûkatın çift kutupluluğu yasası yer-gök çiftinde dile geliyor. Allah tektir. Fakat el-Bâkî yerine el-Evvel ve el-Âhir, el-Hak veya el-Vâcid yerine ez-Zâhir ve el-Bâtın anlam çiftleri kullanılıyor. Çünkü aşkın hakikat ancak çift kutuplu kavramlarla beşer idrakine nâzil oluyor. Kur’an’da el-Esmau’l-Husna yalnız burada bağlaçla birbirine atfen gelir. Bunlar iki isim çiftidir: el-Evvel ve’l-Âhir; ez-Zahir ve’l-Bâtın’dır. Bu iki çiftin de vav bağlacıyla birbirlerine bağlanması öncelikle onların biri olmadan diğerinin anlaşılamayacağına delâlet eder. Allah’ın “öncesiz ilk” olması “sonrasız son” olmasından ayrı ve bağımsız düşünülemez. Bir diğer nedeni bu isim çiftlerini oluşturan isimlerin birbirlerinin mukabili olmasıdır. Üçüncü bir neden de dört ismin birbirine atfedilmesinden çıkan mânadır. el-Evvel’in ez-Zâhir’le bir münasebeti vardır. Dünya ve görünen varlıklar bu iki ismin tecellisidir. el-Âhir’in el-Bâtın’la bir münasebeti vardır. Âhiret ve görünmeyen varlıklar da bu iki ismin tecellisidirler. Allahu a’lem.— M.İslamoğlu
57:3
4
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٤
Huvellezî halakas semâvâti vel ardafisitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), a’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ ya’rucu fîhâ, ve huve meakum eyne mâ kuntum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Gökleri ve yeri altı aşamada yaratan,[⁴⁹³²] ardından hükümranlık makamına kurulan O’dur.[⁴⁹³³] O hem toprağa giren ve orada çıkan her şeyi hem de gökten inen ve onda yükselen her şeyi bilir.[⁴⁹³⁴] Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir ve Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. [4932] Fî sitteti eyyâmin ibâresi, göklerin ve yerin yaratılışının ilâhî takdir gereği “çok aşamalı bir süreç içinde” tamamlandığına delâlet eder. Eyyâmı lafzî mânasıyla “günler” olarak alır ve 6 gün üzerine “yokluk”un 1 gününü de eklersek, 7 sayısına ulaşırız. Bu da yaratılışın sürekliliği anlamını verir (Bkz: 25:59, not 72’nin devamı). [4933] Bkz: 20:5, not 4. Zımnen: Mutlak mülkiyet iddiasında bulunmak, Allah’tan rol çalmaya yeltenmektir (Krş: 13:2-5, 41:11-15). Servet mülkiyet değil emanettir (Krş: 7. âyet). [4934] Sûrenin ana teması olan infak bağlamında zımnen: Gökten indirdiği servetin büyüklüğünü bildiği için, sizin infakınızla övündüğünüzde, nasıl gülünç duruma düştüğünüzü de bilir.— M.İslamoğlu
57:4
5
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٥
Lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Göklerin ve yerin mülkü O’nundur; ve bütün işler Allah’a döndürülür.[⁴⁹³⁵] [4935] Umûrun tekili olan emr, “emir, talimat, iş, oluş, söz, eylem, şey” mânalarına gelir. Varlığın cevher ve ârazının, varlık yasalarının ilk sebep ve son gayesinin Allah olduğuna bir atıftır. Esasen emr “üst olanın isteğini”, mes’ele/suâl “ast olanın isteğini”, taleb “eşit olanın isteğini” ifade eder. Zımnen: Siz de O’nun mülküsünüz, servetiniz de. O sizden infak etmenizi isterken, mülkünden mülkünü istemektedir.— M.İslamoğlu
57:5
6
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٦
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyl(leyli) ve huve alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Geceyi kısaltıp gündüzü uzatıyor; yine gündüzü kısaltıp geceyi uzatıyor;[⁴⁹³⁶] ve O, göğüslerin en mahrem sırlarını bilendir. [4936] “Bizi sadece Dehr/Zaman yok eder” (45:24) diyen inkârcı aklın reddi ve Allah’ın zamana her an müdahil oluşunun ifadesi. Tıpkı gece ve gündüz gibi, varlık ve yokluk, darlık ve bolluk, açlık ve tokluk, azlık ve çokluk da O’nun müdâhalesiyledir.— M.İslamoğlu
57:6
7
اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ ٧
Âminû billâhi ve resûlihî ve enfikû mimmâ cealekum mustahlefîne fîh(fîhi), fellezîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(kebîrun).
ALLAH’A ve Rasûlü’ne yürekten güvenin ve O’nun sizi kendisine emanetçi kıldığı şeylerden infak edin![⁴⁹³⁷] Artık sizden iman ve infak eden kimseler için büyük bir ecir vardır.[⁴⁹³⁸] [4937] Mustahlefîne fîh, zımnen: “size mülkiyetini verdiği” değil, “emanet ettiği” anlamına gelir. [4938] Müslümanlara hitap eden âyetin “iman edin” demesinin, infakla doğrudan bir münasebeti vardır. Zira îman edip infak etmemek, Allah’a inanıp da O’na güvenmemek gibidir. Kur’an üç şeyi “Allah yoluna” nisbet eder: İnfak, cihad ve hicret. Müslüman tasavvurunda infak üç temele dayanır: 1) Mülk Allah’ındır. 2) İman Allah’a güvendir. 3) Servet insana emanettir. Servet ata benzer; sırtına binerseniz siz ona sahip olursunuz, sırtınıza binerse o size sahip olur. Vahyin infak konusundaki tavsiyesi üçtür: 1) Bollukta da darlıkta da infak et (3:134). 2) Sevdiğinden ver (2:177). 3) Gizlice de açıktan da ver (13:22). İnfakın âdâbı üçtür: 1) Allah için verdiğini çok görmemek (74:6), 2) Hadisin ifadesiyle “kusmuğunu yalayan köpek” durumuna düşmemek, 3) Başa kakmamak (2:262-264). Zımnen: Allah için vermek, vermek değil almaktır.— M.İslamoğlu
57:7
8
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ م۪يثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨
Ve mâ lekum lâ tu’minûne billâh(billâhi), ver resûlu yed’ûkum li tû’minû bi rabbikum ve kad e haze mîsâkakum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Neden siz Allah’a inanıp güvenmeyesiniz; üstelik Rasul sizi Rabbinize inanıp güvenmeye çağırdığı, O da sizden söz almış olduğu halde? Tabii ki inanan ve güvenen kimselerseniz?— M.İslamoğlu
57:8
9
هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٩
Huvellezî yunezzilu alâ abdihî âyâtin beyyinâtin li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr(nûri), ve innellâhe bikum le raûfun rahîm(rahîmun).
Kulu (Muhammed’e) sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için hakikatin apaçık belgeleri olan âyetleri indiren O’dur; çünkü Allah size karşı elbet çok şefkatli, çok merhametlidir.[⁴⁹³⁹] [4939] Zımnen: Küçük hesap yapmayın! Allah’ın şefkat ve merhametine lâyık olun! Sizi karanlıktan kurtaranın nimetinin yanında, sizin maddî fedakârlıklarınızın ne kıymeti var! Bu sayede servetin efendisi oluyorsunuz, az şey mi? İnanıyorsanız güvenin, güveniyorsanız infak edin!— M.İslamoğlu
57:9
10
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَو۪ي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذ۪ينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ٠١
Ve mâ lekum ellâ tunfikû fî sebîlillâhi, ve lillâhi mîrâsus semâvâti vel ard(ardı), lâ yestevî minkum men enfeka min kablil fethi ve kâtel(kâtele), ulâike a’zamu dereceten minellezîne enfekû min ba’du ve kâtelû ve kullen ve adallâhul husnâ, vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Neden siz Allah yolunda infak etmeyesiniz ki? Üstelik göklerin ve yerin mirası tamamen Allah’a aitken… İçinizden zor ve kor zamanlarda[⁴⁹⁴⁰] infak edenler ve savaşanlarla, (iş kolaya binince bunları yapanlar) bir olmaz; böyleleri derece olarak, daha sonra infak edenler ve savaşanlardan daha üstündür; ve böyle davranan herkese Allah en güzeli vaad etmiştir: ve Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.[⁴⁹⁴¹] [4940] Lafzen: “fetihten önce”. Zor zaman dostlarından söz ediliyor. Buradaki fetih Mekke’nin fethi türünden başarılı bir askerî operasyon değil, Fetih sûresinin girişinde kastedilen türden kalplerin islâma açılışıdır. [4941] Bu âyetlere medar olacak Medine’de yaşanmış örnek bir olayı müfessirlerimiz 92. sûrenin tefsirinde, İbn Abbas’tan İkrime yoluyla gelen ve İbn Ebi Hatim’in tahric ettiği bir rivayet naklederler: Ensar’dan birinin hurması yetimler sahibi yoksul komşunun bahçesine ağmaktadır. Bu dallardan dökülen hurmaları komşu evin çocukları yemektedirler. Bahçe sahibi bir gün hışımla gelir, toplanmış hurmaları alır ve çocukları döver. Olay Allah Rasûlü’ne intikal edince bahçe sahibini çağırtır ve o ağacın meyvesini vakfetmesi durumunda kendisine Allah’tan âhirette bir bahçe vermesi için dua edeceğini vaad eder. Sonuçta, servete sahip değil servete ait olduğu anlaşılan adam (rivayetin orijinalinde “münafıklardan biri” olduğu yorumu yapılıyor) bu muhteşem fırsatı teper. Bu olayı duyan Uhud gazisi Sabit b. Dahdah el-Belevî iki gözü iki çeşme Allah Rasûlü’ne gelerek “Aynısı benim için de geçerli mi?” diye sorar ve Medine’nin en değerli hurmalıklarından olan bahçesine karşılık o ağacı alarak vakfeder (İbn Âşûr, Leyl sûresinin tefsirinde). Hadis kaynaklarında böyle yer alan olay, siyer kaynaklarında (msl: Meğazî) bazı farklılıklarla nakledilir. Buna göre Evs’ten Ebu Lübabe’nin velayeti altındaki bir yetim, velisinin kendisine ait bir hurma ağacına sahip çıktığı şikâyetinde bulunur. Allah Rasûlü, Ebu Lübabe lehine hükmeder. Fakat ağacın sahibi olduğu fikrine kendisini alıştıran yetim, bu sonuca çok üzülür. Allah Rasûlü, Ebu Lübabe’den cennette bir bahçe bahşedilmesi için dua etmesi karşılığında o ağacı hediye etmesini ister. Fakat yetimin yaptığına içerleyen Ebu Lübabe teklifi kabul etmez. Olayın devamı yukarıdaki şekilde gelişir.— M.İslamoğlu
57:10
11
مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ ١١
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehu ve lehû ecrun kerîm(kerîmun).
ALLAH’A güzel bir borç verip de, kendisine kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği bahtiyarlar kimlerdir?[⁴⁹⁴²] Ayrıca böylelerini, tarifsiz güzellikte bir ödül beklemektedir. [4942] Zımnen: Allah için karşılıksız harcamada bulunan, O’na borç vermiş gibidir (Bkz: 18. âyet; Krş: 2:245). Burada “borç” değil “güzel borç”tan söz ediliyor. Bunun için veren içinden gelerek verecek, verdiğini hissettirmeyecek, Allah’a zaten borçlu olduğunu unutmayacak, verip başa kakmayacak ve verip karşılık beklemeyecektir.— M.İslamoğlu
57:11
12
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ ٢١
Yevme terel mû’minîne vel mû’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîh(fîhâ), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Bütün mü’min erkekleri ve mü’min kadınları önlerini ve sağ taraflarını aydınlatan nurlarıyla hızla ilerlerken[⁴⁹⁴³] gördüğün gün (onlara): “Bugün size müjde var: Zemininden ırmaklar akan, içinde yerleşip kalacağınız cennetler!.. Bu, işte budur muhteşem zafer!” [4943] Bu dünyanın sahte yıldızlarına/starlarına karşılık, kalıcı dünyanın etraflarına ışık saçan gerçek yıldızları onlar olacak.— M.İslamoğlu
57:12
13
يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراًۜ فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ ٣١
Yevme yekûlul munâfikûne vel munâfikâtu lillezîne âmenûnzurûnâ naktebis min nûrikum, kîlerci’û verâekum fel temisû nûrâ(nûren), fe duribe beynehum bi sûrin lehu bâb(bâbun), bâtınuhu fîhir rahmetu ve zâhiruhu min kıbelihil azâb(azâbu).
O gün bütün münafık erkekler ve münafık kadınlar mü’minlere şöyle diyecekler: “Bize bakın[⁴⁹⁴⁴] da ışığınızdan biz de yararlanalım!” Onlara denilecek ki: “(Yapabiliyorsanız), arkanızdaki (hayata) dönün de,[⁴⁹⁴⁵] kendinize bir ışık arayın!”[⁴⁹⁴⁶] Derken onlarla mü’minler arasına kapısı olan bir sur çekilecek,[⁴⁹⁴⁷] onun iç tarafında rahmet bulunacak, dış tarafında ise azap. [4944] Veya: “Bekleyin” ya da “gözetin”. İnfakla ilgili bir pasajın içinde nifakla ilgili âyetler dikkat çekicidir. Kâfiri mü’minden iman ayırır (8. âyet), münafığı mü’minden infak ayırır. İman küfrü def eder, infak nifakı. Ancak çift dünyalı olanlar infak edebilir. İki dünyası olanın iki yüzü değil tek yüzü olur. [4945] Bu ifade, “uzak durun, yaklaşmayın” şeklinde de anlaşılabilir. [4946] Yani: Hayattayken yaptığınız iyiliklerin ışığını arayınız. [4947] Surdaki kapı, günahkârlar için rahmet kapısı: Allah Rasûlü’nün ilâhî rahmeti okuyuşuna göre; günahlarından arındıktan sonra kalbinde hardal tanesi kadar iman olanlar Cennet’e girecektir (Buhârî).— M.İslamoğlu
57:13
14
يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٤١
Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve garrekum billâhil garûr(garûmu).
(Münafıklar) seslenecekler: “Biz sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler) şöyle cevap verecekler: “Öyleydi! Ama siz birbirinizi ayarttınız. (Başımıza bir bela gelmesini) gözlediniz.[⁴⁹⁴⁸] (Hesap Günü’ne dair) kuşkuya kapıldınız. Allah’ın emri gelinceye kadar malum kuruntularla avundunuz.[⁴⁹⁴⁹] Dahası, aldatıcı sizi Allah ile aldattı.” [4948] İbn Zeyd’e göre “tereddüt ettiniz”. [4949] Yani: Ütopyanızın peşinde kendinizi aldattınız.— M.İslamoğlu
57:14
15
فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٥١
Fel yevme lâ yû’hazu minkum fîd yetun ve lâ minellezîne keferû, me’vâkumun nâr(nâru), hiye mevlâkum, ve bi’sel masîr(masîru).
Artık Bugün, ne sizden ne de kâfirlerden kurtuluş akçesi kabul edilmez. Son durağınız ateştir ve tek can dostunuz da odur: o ne kötü varış yeridir.[⁴⁹⁵⁰] [4950] Bu cümle bir önceki âyetin devamı olarak mü’minlere atfen okunabileceği gibi, müstakil olarak Allah’a atfen de okunabilir.— M.İslamoğlu
57:15
16
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٦١
E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
İMAN (ettiğini iddia) edenlerin, Allah’ın zikrine, yani Hâk katında inen vahye karşı, ta kalplerinde ürperti duymalarının vakti hâlâ gelmedi mi?[⁴⁹⁵¹] Ta ki kendilerine daha önce vahiy verilip de, üzerlerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar;[⁴⁹⁵²] ki onların birçoğu yoldan sapmıştır.[⁴⁹⁵³] [4951] İbn Ömer bu âyeti okuduktan sonra vahiyle diyaloga girerek gözyaşları içinde şöyle dedi: “Evet, geldi ey Rabbim!” [4952] Ümmet-i Muhammed’in yahudileşme tehlikesine dikkat çeken âyetlerden biri. Yahudilerin vahiy karşısındaki kalp katılıklarını ele alan Bakara 74 ve vahye karşı duyarlılığın zirvesini tasvir eden Enfâl 2 ışığında anlaşılmalıdır. [4953] Kur’an ehl-i kitaptan söz ederken genelleme yapmaz. Kategorik değil analitik bir üslûp kullanır. Bu konuda da toptancı bir akıl değil mümeyyiz bir akıl inşâ eder.— M.İslamoğlu
57:16
17
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٧١
İ’lemû ennellâhe yuhyil arda ba’de mevtihâ, kad beyyennâ lekumul âyâti leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
İyi bilin ki Allah, ölümünden sonra toprağa can verir. İşte aklınızı kullanabilesiniz diye âyetlerimizi size böyle açıklamış bulunuyoruz.[⁴⁹⁵⁴] [4954] Burada, bir üstteki âyetin sonunda kullanılan temyize dayalı üslubun gerekçesi ele alınmaktadır. Ölü toprağa can veren, manen ölü sayılan dînî gurup ve kesimlere de can verebilir. Onlar arasından da dirilecekler çıkar. Nitekim ehl-i kitap arasından az da olsa hakikate teslim olanlar her dönemde çıkmıştır.— M.İslamoğlu
57:17
18
اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ ٨١
İnnel mussaddikîne vel mussaddikâti ve akradûllâhe kardan hasenen yudâafu lehum ve lehum ecrun kerîm(kerîmun).
İMANA sadâkatin bedelini ödeyen erkekler ve kadınlar[⁴⁹⁵⁵] ile Allah’a güzel bir borç verenlere gelince:[⁴⁹⁵⁶] (bu) onlara kat kat fazlasıyla geri dönecek ve tarifsiz güzellikte bir ödül onları bekleyecek. [4955] Veya el-musaddikîn ve’l-musaddikât okuyuşunu esas alarak: “Hakikati tasdik eden erkekler ve kadınlar”. [4956] Krş: “Kim sorumlu davranır ve (Allah yolunda) verirse; üstelik en güzel olanı da tasdik ederse; işte ona cennetini kolaylaştırırız” (92:5-7). Bu âyet Bakara sûresinin 261-274 ve Kamer sûresinin 17. âyetleriyle birlikte okunmalıdır. İnfak, servetin budanmasıdır. Allah’a borç vermek Allah’a güvenmektir. Güven imanın ahlâkî karşılığıdır. Kazancın filtresi infaktır. Nebi buyurur: “Sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür.” 15. âyetin içeriğiyle sadakanın söndürücü hakikati birlikte düşünülmelidir.— M.İslamoğlu
57:18
19
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِـه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ٩١
Vellezîne âmenû billâhi ve rusulihî ulâike humus sıddîkûne veş şuhedâu inde rabbihim, lehum ecruhum ve nûruhum, vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
Allah’a ve elçilerine (sadâkatin bedelini ödeyerek)[⁴⁹⁵⁷] iman edenler var ya: onlardır doğruluk ve dürüstlük sembolü olanlar; yine onlardır Rableri katında şahitliğine (değer) verilenler;[⁴⁹⁵⁸] ödül de onların, ışık da onların olacak.[⁴⁹⁵⁹] Ama inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar, çılgın ateşin sakinidirler. [4957] Parantez içi açıklamanın gerekçesi infakla ilgili bağlamdır. [4958] Veya: “örnek ve rol model olanlar”. [4959] Veya: “(Ödül) onların ödülü, (ışık) onların ışığıdır”.— M.İslamoğlu
57:19
20
اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ٠٢
İ’lemû ennemel hayâtud dunyâ leibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beynekum ve tekâsurun fîl emvâli vel evlâd(evlâdi), ke meseli gaysin a’cebel kuffâre nebâtuhu summe yehîcu fe terâhu musferren summe yekûnu hutâmâ(hutâmen), ve fîl âhıreti azâbun şedîdun ve magfiretun minallâhi ve rıdvân(rıdvânun), ve mel hayâtud dunyâ illâ metâul gurûr(gurûri).
İyi bilin ki (tek başına) bu dünya hayatı bir oyun ve oynaştan, albenili bir gösteri ve birbirinize karşı övünme yarışından, mal ve evlat çoğaltma hırsından ibâret olurdu.[⁴⁹⁶⁰] Bu (tiplerin sonu) şu yağmur meseline benzer: O (yağmurun) yeşerttikleri, çiftçileri/nankörleri[⁴⁹⁶¹] pek sevindirir; sonra kurur ve sen onu sararmış görürsün; en sonunda toz toprak olur. Ama âhirette (böyle olmayacak). Ya şiddetli bir mahrumiyet veya Allah’tan bir mağfiret ve hoşnutluk olacak: Zira (tek başına) bu dünya hayatı, aldatıcı ve geçici bir tatmin aracından başka bir şey değildir. [4960] Parantez içi açıklama, innemâ hasr edatının metne kattığı vurgudur. Öbür dünya göz ardı edildiğinde bu dünyanın tüm anlam ve amacını yitireceğine atıftır. Bu âyet ruhbanlığı haklı çıkarır tarzda anlaşılamaz. Zira buna, arkadan gelen 27. âyet manidir. [4961] Kuffâr kelimesindeki tevriye sanatına binaen (Krş: İbn Âşûr).— M.İslamoğlu
57:20
21
سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ١٢
Sâbikû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ keardıs semâi vel ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih(rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
Allah’a ve elçilerine iman edenler için hazırlanan, alanı göğün ve yerin genişliği kadar olan cennete kavuşmak ve Rabbinizin mağfiretine nail olmak için birbirinizle yarışın![⁴⁹⁶²] Bu Allah’ın tercih edene/ tercih ettiğine bahşettiği[⁴⁹⁶³] lutfudur: zira Allah muazzam lutuf sahibidir. [4962] Zımnen: Dünya hayatının geçici nimetini elde etmek için değil, âhiretin yıldızı olmak için yarışın! [4963] Yeşa’ fiilinin çift özneyi gören yapısına uygun olan bu okuma, Kur’an’daki ilâhî ve beşerî iradenin etkileşimiyle ve baştaki “yarışın!” emriyle uyumludur. Tersi olan bir anlayış sorunludur. (Bkz: 10:25; 13:27; 14:4; 24:21, ilgili notlar.)— M.İslamoğlu
57:21
22
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ ٢٢
Mâ esâbe min musîbetin fîl ardı ve lâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebreehâ, inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
NE yeryüzünün ne de sizin başınıza, Biz onu varlık sahnesine çıkarmadan önce kayıt altına aldığımız[⁴⁹⁶⁴] bir yasa olmadıkça asla bir musibet gelmez; şüphesiz bu Allah için pek kolaydır.[⁴⁹⁶⁵] [4964] Yani: “hayat için koyduğumuz yasalar”. Buradaki “daha önceden kayıt altına alma”, başka bazı âyetlerde yer alan “Allah’ın izni” istisna cümlelerine benzemektedir (Bkz: 64:11, not 11). [4965] Allah hayata her an müdahildir. Daha hayatı yaratmadan önce onun yasalarını yaratmış, hayatı şansa veya kör rastlantıların eline bırakmamıştır. Fakat insan zamansızlığı idrak edemeyeceği için Allah’ın zamandan bağımsız irade ve meşietini kavrayamaz. Bu yüzdendir ki öncelik ve sonralığın ilâhî faaliyet için geçmediğini anlamakta da zorlanır.— M.İslamoğlu
57:22
23
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ ٣٢
Li keylâ te’sev alâ mâ fâtekum ve lâ tefrehû bi mâ âtâkum, vallâhu lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
Böyle takdir etmiştir ki elden kaçırdıklarınıza (aşırı) üzülmeyesiniz, ele geçirdiklerinize de (aşırı) sevinmeyesiniz:[⁴⁹⁶⁶] nitekim Allah hiçbir kendini beğenmiş şımarığı sevmez; [4966] Çünkü bütünü asla göremezsiniz. Gördüğünüz parçadır. Bütünü gören biri var: Allah. Parçayı görene düşen, bütünü görene teslim olmaktır.— M.İslamoğlu
57:23
24
اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٤٢
Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhl(buhli), ve men yetevelle feinnellâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
yani cimrilik edip insanlara da cimriliği teklif edenleri... Kim (O’na) sırt çevirirse, iyi bilsin ki Allah, evet O’dur kendi kendine yeten mutlak zengin, bütün övgülerin tek layığı.[⁴⁹⁶⁷] [4967] Yani: Dinine sizden yardım istiyorsa, size muhtaç olduğu için değil, siz O’na muhtaç olduğunuz içindir. Zira Allah her ne ki ister, almak için değil, daha çok vermek için ister.— M.İslamoğlu
57:24
25
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ٥٢
Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).
Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve insanlığı adâletle ayakta tutsun diye mizanı indirdik;[⁴⁹⁶⁸] ve içinde hem kahredici bir güç hem de insanlar için sayısız faydalar bulunan demiri indirdik:[⁴⁹⁶⁹] Ki böylece Allah, kendisine ve elçilerine gıyapta destek çıkanları seçip ayırsın: Şüphesiz Allah tarifsiz bir güç ve kuvvet, üstünlük ve yücelik sahibidir.[⁴⁹⁷⁰] [4968] Zira, devletin imanı adâlettir. [4969] Kitap, mizan ve demir, dengeli bir hayatın üç ayağıdır: Kitap vahyi, mizan (terazi, ölçme-değerlendirme yetisi) adâleti, demir kuvveti temsil eder. Bu üçü de “indirilmiş”, yani ilâhî bir “ikram” olarak sunulmuştur. Demirin hem yararı hem de zararı dile getirilerek, kitapsız ve adâletsiz kalan bir gücün tahribatına gönderme yapılıyor. Mizan aynı zamanda din anlayışındaki dengeye tekabül eder. Zımnen: Hıristiyanlıktaki Ruhbanlık, terazisiz ve endazesiz bir aklın eseridir. [4970] Âyetin sonundaki esma, bir önceki âyete düştüğümüz notla birlikte değerlendirilmelidir.— M.İslamoğlu
57:25
26
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٦٢
Ve lekad erselnâ nûhan ve ibrâhîme ve cealnâ fî zurriyyetihimen nubuvvete vel kitâbe fe minhum muhted(muhtedin), ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Doğrusu Nûh ve İbrahim’i de (aynı amaçla) göndermiştik; ve o ikisinin soylarından gelenlere nübüvvet ve vahiy vermiştik; fakat onlardan bir kısmı hidayete erdi, ama birçokları da yoldan saptı.— M.İslamoğlu
57:26
27
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَـتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٧٢
Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi’îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînet tebeûhu re’feten ve rahmeh(rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe rıdvânillâhi fe mâ reavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynellezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Sonra onların peşinden (başka) elçilerimizi de getirdik; peşlerinden de Meryem oğlu İsa’yı getirdik ve ona İncil’i verdik; ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Ama ruhbanlık başka…[⁴⁹⁷¹] Onu kendilerine emretmediğimiz halde onlar uydurdu, gerekçesi de Allah’ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya...[⁴⁹⁷²] Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan birçoğu yoldan saptılar. [4971] Rahbâniyyeten, ce‘ale fiilinin üçüncü mef’ulü olarak da okunmuştur. Bu durumda mâna “kalplerine şefkat, merhamet ve ruhbanlık yerleştirdik” olur. Fakat bu hemen arkadan gelen “onu biz emretmediğimiz halde onlar uydurdu” cümlesiyle çelişir. Metin her iki okumaya da açıktır ve tercihimiz vahyin genel karakteriyle tam bir uyum arzeder (Krş: Keşşâf). [4972] Hıristiyan ruhbanlığı konusunda bkz: Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an.— M.İslamoğlu
57:27
28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ٨٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenût tekûllâhe ve âminû bi resûlihî yû’tikum kifleyni min rahmetihî ve yec’al lekum nûren temşûne bihî ve yagfir lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Siz ey (tevhide) iman eden (ehl-i kitab!)[⁴⁹⁷³] Allah bilinciyle hareket edin ve O’nun rasûlüne de iman edin ki, O size rahmetinden iki kat versin! Yine size aydınlığında yürüyeceğiniz bir nûr bahşetsin ve size mağfiret etsin: Zira Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. [4973] Burada hitap edilen teslisi reddeden ve tevhide inanan İsevilerdir (Krş: 5:14, not 22 ve 82, not 88).— M.İslamoğlu
57:28
29
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٩٢
Li ellâ ya’leme ehlul kitâbi ellâ yakdirûne alâ şey’in min fadlillâhi ve ennel fadle bi yedillâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
Kitap ehli bilmez mi ki, Allah’ın lütfundan hiçbir şey üzerinde tekel oluşturamazlar. Çünkü lütuf Allah’ın elindedir; onu hak edip tercih eden/tercih ettiği kimselere verir.[⁴⁹⁷⁴] Nitekim Allah, muazzam ikram sahibidir. [4974] Baştaki li ella ya‘leme ibâresini İbn Mes’ud ve İbn Abbas li ya‘leme (bilsinler için) şeklinde okumuştur. Baştaki akıbet lâmı sayılırsa mâna “Sonuçta…bilemeyecekler” olur.— M.İslamoğlu
57:29
Hadıd
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle