Fecr 30 Ayet Mekke · الفجر
89

Fecr

Tan Vakti · Mekke
89
Tan Vakti · Mekke
الفجر
30
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالْفَجْرِۙ ١
Vel fecr(fecri).
(KARANLIĞI) yarıp çıkan sabah vakti[⁵⁷⁰⁴] şahit olsun![⁵⁷⁰⁵] [5704] Zımnen; “Yokluk karanlığını yarıp çıkan varlık sabahı”; ya da “cahiliyye karanlığını yarıp çıkan vahyin nurlu sabahı”; veya “bütün sabahlar”. F-c-r kökü “yarıp çıkmak” mânasına gelir. Hayır olanı fecr, şer olanı fucr ile ifade edilir. Geceyi yardığı için sabaha ve toprağı yarıp çıktığı için artezyene fecr denir. İnsan kişiliğini yarıp parçaladığı için günaha fucur, haram ayın hürmetini yarıp kırdığı için Cahiliyye savaşlarına ficâr denilmiştir. [5705] Kasem vavı ile ilgili bir not için bkz: 93:1.— M.İslamoğlu
89:1
2
وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ ٢
Ve leyâlin aşr(aşrın).
O tarifsiz on gece şahit olsun![⁵⁷⁰⁶] [5706] Zımnen: Vahyin başlangıcı olan Kadir gecesini içinde barındıran on gece... Belirsiz gelen bu on gece, ikisi de bayramla biten Ramazan’ın son on günü veya Zilhicce’nin ilk on günü olabilir. Ramazan’ın son on günü itikâf ve vahyin iniş günü olan Kadir gecesini içinde barındıran günler, Zilhicce’nin ilk on günü hac günleridir. Bu ikincisi Hz. İbrahim’e emredilmiş, fakat “nesî” geleneğiyle bu günlerin gerçek zamanı kaybolmuştur. Bkz: 9:37, not 46. Sûrenin iniş zamanı dikkate alınacak olursa, bu on günün vahyin iniş gecesi olan Kadr’i içinde barındıran Ramazan’ın son on günü olması daha güçlü görünmektedir. “On gün” ibaresinin belirsiz gelmesi, anlamın teke indirilmesini güçleştirmektedir. Bu, yokluk karanlığından varlık sabahına geçişteki “varlığın ilk on birimlik zamanı” da olabilir.— M.İslamoğlu
89:2
3
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ ٣
Veş şef’ı vel vetr(vetri).
Çift ve tek[⁵⁷⁰⁷] şahit olsun! [5707] Yani: yaratılan ve Yaratan. “Çift” mahlukatın çift kutuplu tabiatını ifade etse gerektir. Âyet varoluşun ardından ilk element olan Hidrojen’in ve ondan diğer çift elementlerin oluşmasına atıf olarak da yorumlanabilir.— M.İslamoğlu
89:3
4
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ ٤
Vel leyli izâ yesr(yesri).
Sabaha yürüyen[⁵⁷⁰⁸] gece şahit olsun![⁵⁷⁰⁹] [5708] es-Sera, “bitkilerin toprağın altında yol alan saçakları”. Zımnen, kökün güçlenmesi bitkiyi büyüttüğü ve yücelttiği için “yücelik” anlamı kazanmıştır. İsrâ ile aynı köktendir (Krş: 17:1, not 7). [5709] Kur’an’da hiçbir yerde mücerret karanlığa yemin edilmez. Geceye de iza şartıyla edilir: iza seca, iza yağşa, iza ‘as’ase, iz edbera, iza vekab… Bu, geceyi gece yapan karanlığın, ışığın yokluğu hali olduğunu ifade eder. Karanlık izafî, arızî ve geçicidir, kendi başına bir varlığı yoktur. Aynı zamanda karanlığın iki fecr ve iki gündüz arasında olduğunu, vahyin insanı aydınlığa çıkaracağını îmâ eder.— M.İslamoğlu
89:4
5
هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ ٥
Hel fî zâlike kasemun lizî hicr(hicrin).
Ne yani, şunların hepsinde[⁵⁷¹⁰] sahibini koruyan oturaklı bir aklı olanlar için, sağlam bir şahitlik yok mudur?[⁵⁷¹¹] [5710] Hem öndeki yemin edilenlerde, hem arkadan gelen kıssalarda. [5711] Akıl Kur’an’da fonksiyonlarına göre isim alır. Buradaki hicr’in açılımı “oturaklı, sağlam, taş-kaya gibi bir akıl” vurgusu taşır. “Taş, kaya” mânasına gelen hacer ile aynı köktendir. Nuhâ “çirkin şeyi engelleyen akıl”; kalb “devinen, gezinen akıl”; fikr “bir noktada karar kılan akıl”; fuâd “gönül, iç akıl, içli akıl, öz akıl, tasavvur”. Bu âyet sûrenin kalbidir. Sûrenin tüm âyetleri bu kalbe bağlanan birer damar hükmündedir. Bu âyet insana bu cihana sahip olmak için değil şahit olmak için geldiğini hatırlatır. Zımnen: zaman ve mekân şahit olsun da ey insan sen şahit olmayasın, olur mu hiç?— M.İslamoğlu
89:5
6
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ ٦
E lem tere keyfe feale rabbuke bi âd(âdin).
Görmedin mi Rabbin neler yaptı Âd kavmine;[⁵⁷¹²] [5712] Âd’ın hikâyesi, cenneti dünyada arayan zavallıların acıklı hikâyesidir. Kur’an’da 24 kez geçen ‘Âd kavminin nüzul sürecinde ilk geçtiği yer burasıdır. Kur’an’da 22 yerde Âd, Semud ile birlikte veya art arda anılır. Ayrıntılı olarak 26:123-159; 11:50-68; 41:15-18; 23:31-44; 29:38’de ele alınır. Bu iki kıssa Kitab-ı Mukaddes’te hiç yer almaz. Nûh kavminin ardından gelir. İnsanlık tarihinde dillere destan olmuş efsanevî İrem Bağları’nın sahibi olan bu uygarlık Ahkâf’ta kurulmuştu. Burası, Arabistan yarımadasının güneyinde okyanusa paralel ve Rub’u’l-Hali çölünün alt kıyısı boyunca uzanan ve bugün adına “Hadramevt” denilen vadide bulunuyordu. Refahın verdiği şımarıklık sonucu Hûd peygamberi dinlemedi ve helâke uğradı. Onlardan arta kalanlar, helâk bölgesinden uzaklaşarak yarımadanın kuzeyinde, görkemli kaya kentlerin olduğu “Hicr” diye anılan bölgeye yerleştiler. Semud adıyla anıldılar. Semud, ‘Âd’ın yaşadığı tecrübeyi yanlış okudu. ‘Âd’ın helâkini inşaat malzemesinin çürüklüğüne bağladı. Kum tepelerinin (Ahkâf) eteğinde bir medeniyet kurduğu için helâk olduğunu düşündü ve gitti kayalardan kendisine görkemli kentler İnşâ etti. Buraya Vadi’l-Kura denildi. Sorunu böyle çözdüğünü düşünmüştü. Fakat helâk sebebinin yapı malzemesinden değil insandan kaynaklandığını akıl edemedi. Ve sonunda “kaya gibi sağlam” mekânlarında onlar da helâke uğradılar. Şimdi onlardan geriye kalan harabeler, Medâin-i Sâlih adıyla anılmaktadır.— M.İslamoğlu
89:6
7
اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ ٧
İreme zâtil ımâd(ımâdi).
sütun (gibi bina)lar[⁵⁷¹³] sahibi İrem’e;[⁵⁷¹⁴] [5713] Parantez içi açıklamamız Şu’arâ sûresinin 128-129. âyetine dayanmaktadır. [5714] “İrem’in Âd’ı” (bi ‘âdin ‘irem) şeklinde tasrih ile gelmesi, tarihte iki Âd kavmi olduğu içindir. Biri Hûd’un kavmi Âd (11:60), diğeri İrem-i Âd.— M.İslamoğlu
89:7
8
اَلَّت۪ي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِۙۖ ٨
Elletî lem yuhlak misluhâ fîl bilâd(bilâdi).
ki o (günün) dünyasında, bir benzeri daha İnşâ edilmemişti?— M.İslamoğlu
89:8
9
وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ ٩
Ve semûdelleziyne câbûssahre bil vâd(vâdi).
Yine kayaları vadiler oluşturma amacıyla kesip oyan[⁵⁷¹⁵] Semud’a?[⁵⁷¹⁶] [5715] el-Cevb (veya el-ceyb): “kesmek” (el-kat’) mânasına gelir. Soru soranın sesini kestiği için verilen karşılığa cevab denmiştir. Rivayete göre kayalara 1700 mağara-şehir oymuşlardır (Râzî). [5716] Semud: “az su” anlamına gelen semdden türetilmiştir. Bir su uygarlığıdır. Yılda yağması beklenen bir karış suyu kayalarda açılan sarnıçlarda biriktirip tasarruflu kullanarak İnşâ edilen görkemli bir medeniyettir. Sâlih Nebî’i yalanladı ve helâke uğradı. Kamu malı bir deveyi önce susuz bırakıp sonra işkenceyle öldürmeleri bardağı taşıran son damla oldu (Bkz: 11:64, not 80). Bugün Kuzey Arabistan’daki bu mekân Medain-i Sâlih olarak bilinmektedir. MÖ. 7. yüzyılda yazılmış olan Sargon Kitabesi, ayrıca Aristo, Ptolemy ve Plini eserlerinde Semudlulardan (Samudai) söz ederler (Krş: 26:142-159).— M.İslamoğlu
89:9
10
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙۖ ٠١
Ve fir avne zîl evtâd(evtâdi).
Ve (piramitlerle dünyaya) kazık çakan Firavun’a?[⁵⁷¹⁷] [5717] “Kazık” anlamına gelen evtâd, aynen Nebe’ 7’de dağlar için kullanılır. Buradaki kullanımının da insan eliyle yapılan bir dağı andıran piramitlerle ilgili olsa gerektir.— M.İslamoğlu
89:10
11
اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ ١١
Ellezîne tagav fîl bilâd(bilâdi).
Onların hepsi de kendi ülkelerinde haddi aşmış kimselerdi;— M.İslamoğlu
89:11
12
فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ ٢١
Fe ekserû fîhel fesâd(fesâde).
derken oralarda ahlâkî çürüme ve toplumsal yozlaşmayı körüklediler;— M.İslamoğlu
89:12
13
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙۖ ٣١
Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb(azâbin).
bu yüzden Rabbin onların üzerine envai çeşit azap kamçısı yağdırdı.— M.İslamoğlu
89:13
14
اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِۜ ٤١
İnne rabbeke le bil mirsâd(mirsâdi).
Şu kesin ki Rabbin her an ve her yerde herkesi gözetleme makamındadır.— M.İslamoğlu
89:14
15
فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ ٥١
Fe emmel insânu izâ mebtelâhu rabbuhu fe ekremehu ve na’amehu fe yekûlu rabbî ekremen(ekremeni).
VE insana gelince… Ne zaman Rabbi onu (varlıkla) sınayıp ona ikram edecek ve nimetlere gark edecek olsa, hemen (Allah’ın kendisini desteklediğini düşünerek) “Rabbim bana ikram etti” der;[⁵⁷¹⁸] [5718] Zımnen: “Rabbim bana ikram ettiğine göre beni destekliyor demektir” der. Yani serveti Allah’a yakınlığın nedeni, yoksulluğu Allah’a uzaklığın nedeni olarak görür.— M.İslamoğlu
89:15
16
وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ ٦١
Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehânen(ehâneni).
Ne zaman da Rabbi onu (darlıkla) sınayıp onun geçim alanını sınırlandıracak olsa, bu kez de “Rabbim bana değer vermedi” der.[⁵⁷¹⁹] [5719] Bu âyetlerdeki ikram ve zilletin dünyada değil âhirette olduğunu söyleyenler vardır (Taberî). Fakat bunların imtihan (ibtila) olması, dünyada olmasını gerektirir.— M.İslamoğlu
89:16
17
كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ ٧١
Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm(yetîme).
Asla! Bilakis siz yetime izzet ikram göstermiyorsunuz,— M.İslamoğlu
89:17
18
وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ ٨١
Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn(miskîni).
yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,— M.İslamoğlu
89:18
19
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ ٩١
Ve te’kulûnet turâse eklen lemmâ(lemmen).
emeksiz kazancı[⁵⁷²⁰] haram-helâl demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz, [5720] Lafzen: “mirası”. Bu ilâhî yergi rantçılığın her türünü içerir.— M.İslamoğlu
89:19
20
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ ٠٢
Ve tuhıbbûnel mâle hubben cemmâ(cemmen).
dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz.— M.İslamoğlu
89:20
21
كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ ١٢
Kellâ izâ dukketil ardu dekken dekkâ(dekken).
Yoo, öyle yapmayın! Yeryüzü art arda[⁵⁷²¹] sürekli bir sarsılışla sarsılıp dümdüz olduğu zaman, [5721] Mutlak mef’ul olan birinci dekken mecaz ihtimalini dışlar, ikincisi bunun “art arda” olduğunu ifade eder.— M.İslamoğlu
89:21
22
وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ ٢٢
Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffâ(saffen).
Rabbinin (fermanı) da gelmiş ve melekler saf saf dizilmiş olacak;— M.İslamoğlu
89:22
23
وَج۪ٓيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰىۜ ٣٢
Ve cîe yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insânu ve ennâ lehuz zikrâ.
o gün Cehennem[⁵⁷²²] de ortaya getirilmiş olacak; o gün (sınavı kaybetmiş) insan (gerçeği) itiraf edecek; ama bu itirafın ona hiçbir yararı olmayacak. [5722] Cehennem: Nüzul sürecinde ilk geçtiği yer. İbranice “derin kuyu” anlamına gelen go-hinnom’dan gelir. Kelimenin etimolojisinde ateş çağrışımı bulunmamaktadır “Cehennem azabı” ve “yakıcı azab”ın Buruc 10’da yan yana gelmesi, bu ikisinin mahrumiyetin iki ayrı türünü ifade etmesi olarak anlaşılabilir. Cehennem âhiretteki ilâhî ceza mekânının cins ismidir. Kur’an’da “ateş” anlamındaki nâr cehenneme izafe edilir. Cahîm, hutame, sa’ir ve lezâ ise sanıldığı gibi cehennem’in değil, “ateş”in sıfatlarıdır. Bize göre sıfatların farklılığı insanı ateşe mahkûm eden günah kaynaklarının farklı oluşuna delâlet eder. Kaynağında duyuların olduğu ve göz önünde işlenen günahlar göze dair bir kelime olan cahîm sıfatlı bir ateş ile cezalandırılır (Bkz: 73:12, not 13). Kaynağında insan duygularının ve iç dünyasının yer aldığı günahlar, Kur’an’da insanın bütün bir iç dünyasını yakıp kavuracağı ifade edilen hutame ile cezalandırılır (104:5-7). Haddini ve Allah’ın sınırlarını tecavüz eden bir akıl yüzünden cehennemi boylayanlar, “çıldırmış bir ateş” anlamındaki sa’ir ile cezalandırılır (76:4, not 7). Tensel hazlar ve dünyalıklar yüzünden ateşi boylayanlar ise, deriyi yakıp kavuracağı buyurulan lezâ ile cezalandırılır (70:15-18). Hâviye ise ateşin değil cehennemin vasfı olarak geçer (101:9).— M.İslamoğlu
89:23
24
يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ ٤٢
Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.
O diyecek ki: “Ah n’olaydım, keşke bu hayatım için hazırlık yapmış olaydım!”— M.İslamoğlu
89:24
25
فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ ٥٢
Fe yevmeizin lâ yuazzibu azâbehû ehad(ehadun).
İşte o gün hiçbir kimse O’nun tattırdığı can yakıcı mahrumiyeti tattıramaz;[⁵⁷²³] [5723] ‘Azâbı çevirimizin gerekçesi için bir önceki nota ve ayrıca Kalem sûresinin 33. âyetinin notuna bkz.— M.İslamoğlu
89:25
26
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ ٦٢
Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad(ehadun).
ve hiçbir kimse, O’nun kelepçelediği gibi kelepçeleyemez.— M.İslamoğlu
89:26
27
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ٧٢
Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
(İMDİ) ey mutmain kişi![⁵⁷²⁴] [5724] Bu âyet müşriğe mi, mü’mine mi hitap etmektedir? Eğer hitap müşriğe ise zımnî anlam şudur: ‘Ey mal ve dünyalıklarla tatmin olmuş kişi!” Eğer hitap mü’min-muvahhide ise, zımnî anlam şudur: ‘Ey Allah ve cennet ile tatmin olan kişi!” Sûrenin iç ve dış bağlamı gibi tüm göstergeler ilk anlamı desteklemektedir. Zira buraya kadarki 26 âyetin konusu mal ve dünyalıklarla tatmin olan kişi ve uygarlıkların fena akıbetidir. Bu surenin vahyin ilk yıllarında indiğini hesaba katarsak, nüzul ortamı da bu iç bağlamı teyit eder. Bizce sûrenin son üç âyetinde hitap edilen ‘kişi’, mü’min-muvahhid değil, içinde bulunduğu durumdan memnun olan, konforunu bozmak istemeyen müşrik-kâfir kişidir. İç ve dış bağlamın desteklemediği bütünden kopuk ikinci anlamı destekleyenler daha çok batıni/sûfi ekollerdir. Hatta bu zorlama anlamdan yola çıkılarak “Nefs-i Mutmainne” adıyla bir de kavramsallaştırmaya gidilmiş ve “Nefsin Mertebeleri” bahsinde kullanılmıştır. Bağlamından koparılıp tam karşı kutba savrulan bu âyet, Kur’an’dan semantik kopuşa ilginç bir örnek teşkil etmektedir. (Konuyla ilgili doyurucu bir makale için bkz: Nefs-i Mutma’inne âyetine Yeni Bir Yaklaşım, Murat Sülün, AÜİFD, 50:1 (2009), ss.1-24.)— M.İslamoğlu
89:27
28
اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ٨٢
İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Sen O’ndan, O da senden razı olacak şekilde dön Rabbine!— M.İslamoğlu
89:28
29
فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ ٩٢
Fedhulî fî ibâdî.
Böylece (sadece Bana kulluk eden muvahhid) kullarımın arasına gir!— M.İslamoğlu
89:29
30
وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي ٠٣
Vedhulî cennetî.
Sözün özü: (sen de) gir cennetime![⁵⁷²⁵] [5725] Zımnen: Cennete giden yol, kullarımın arasından geçer. Cennete girmek isteyen önce kullarımın arasına girsin. Fildişi kulelerde cennet aranmaz. “Bir dost bir post yeter bana” diyerek de cennete ulaşılmaz.— M.İslamoğlu
89:30
Fecr
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle