Ala 19 Ayet Mekke · الأعلى
87

Ala

Yüce · Mekke
87
Yüce · Mekke
الأعلى
19
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ ١
Sebbihısme rabbikel a’lâ.
(EY RASÛL) yücelikte eşsiz olan Rabbin adına[⁵⁶⁷⁷] hareket et![⁵⁶⁷⁸] [5677] Zımnen: Kimin kulu olduğunu, kimin adına hareket ettiğinden yola çıkarak bul. A‘lâ hiyerarşik bir üstünlüğü değil, “üstün” olma mânasının her tür sınırdan ve kayıttan âzâde olarak ulaşabileceği mutlak sınırı ifade eder. [5678] Tesbih, “hareket etme, işini yapma, çaba gösterme” anlamındaki es-sebhten. Kelimenin tersi el-habs, anlamın da tersini verir: “hareketsiz bırakma, tutma, âtıl kılma”. “Allah adına/adıyla başlarım” anlamına gelen bismillah, bu emri yerine getirmenin başlangıç noktasını temsil eder. Tesbîhin “yüceltme” anlamını, tercihimiz içermektedir. Zira, bilinçli varlık olan insanın Rabb adına hareket etmesi, O’nu yücelten varlık korosuna dahil olmasıdır. Tesbihin “işitilen” bir şey olmaktan daha çok “anlaşılan” bir şey olduğunu İsrâ 44’ten anlıyoruz: “Her şey Allah’ı tesbih etmektedir; fakat siz onların tesbihini anlamazsınız” (duymazsınız değil). Bu âyetteki sebbih emri tefsir otoriteleri tarafından farklı yorumlara konu olmuştur. “Namaz kıl”, “hayran ol”, “an”, “yönel”, “O’nu tek bil”, “O’nu tüm noksanlıklardan uzak bil”, “O’nu tenzih et”, “O’nu mukaddes bil” bunlar arasında yer alır. Tercihimiz, kelimenin lafzî anlamına dayanır.— M.İslamoğlu
87:1
2
اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ ٢
Ellezî halaka fesevvâ.
O ki, tüm mahlukatı[⁵⁶⁷⁹] yarattı ve yaratılış amacına uygun bir donanım verdi.[⁵⁶⁸⁰] [5679] Veya Zeccâc’ın tercihine istinaden: “insanı”. [5680] Sevvâ’ya verdiğimiz anlam için bkz: 18:37, not 50. Krş: “Yoksa sizi boş yere ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı mı sanıyorsunuz?” (23:115).— M.İslamoğlu
87:2
3
وَالَّذ۪ي قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ ٣
Vellezî kaddere fe hedâ.
O ki, her şeye yaratılıştan bir ölçü ve amaç takdir etti,[⁵⁶⁸¹] sonra (o ölçüye uyarak amacına ulaşacak) istikamete yöneltti.[⁵⁶⁸²] [5681] Veya: “her şeye (önce) amacına ulaşacak bir güç verdi sonra o istikamete yöneltti”. Krş: “Biz, her şeyi bir ölçüyle yaratmışızdır.” (54:49). Bu âyet Kur’anî kader anlayışını ifade eder. Hidayetin takdire atfı, müsebbebin sebebe atfıdır. Bundan şu sonuç çıkar: Allah’ın takdir ettiği ölçü ve ilkeleri gözeten, hidayete yani yaratılış amacına (mâ hulika leh) erer. Bu vahiy de, insanı yaratılış amacına ulaştıracak ilâhî bir rehberliktir. [5682] Takdir ve hidayetin insana ilişkin boyutu İnsan 3 ve Şems 8 ışığında anlaşılmalıdır.— M.İslamoğlu
87:3
4
وَالَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ ٤
Vellezî ahrecel mer’â.
O ki, tüm bitki örtüsünü çıkardı;— M.İslamoğlu
87:4
5
فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ ٥
Fe cealehu gusâen ahvâ.
sonra onu kapkara-kupkuru bir hale soktu.[⁵⁶⁸³] [5683] Yani: Hayatı ve ölümü yarattı. Öncesiyle birlikte: Âlemlerin Rabbi, takdir ve hidayet yasasına hayatın en alt mertebesi olan çürüyüp gitmesi mukadder bulunan bitkileri dahi dahil ederken, ey insan, seni nasıl bu yasanın dışında tutar? Zımnen: Çöle dönen kalpler vahiy yağmuruyla göle döner.— M.İslamoğlu
87:5
6
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ ٦
Senukriuke fe lâ tensâ.
(EY RASÛL!) Biz seni vahye aracı kılacağız ve sen asla unutmayacaksın;[⁵⁶⁸⁴] [5684] Zımnen: Çünkü bizim okutarak hatırlattıklarımız, senin vicdanında karşılığı olan hakikatlerdir. Buradaki “okutmakla”, ilk inen “oku” emri arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu hitap, bağlamdan kopuk olarak sadece vahyin ilk muhatabına hasredilemez. Zira bağlam tür olarak insanı ele alan bir bağlamdır. Kaldı ki bu âyetin devamı hitabın genelliğini ortaya koymaktadır.— M.İslamoğlu
87:6
7
اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفٰىۜ ٧
İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya’lemul cehre ve mâ yahfâ.
Allah’ın (unutmanı) istedikleri hariç;[⁵⁶⁸⁵] çünkü O açığa çıkanı da bilir gizleneni de; [5685] Bu âyetler, 1-3 ve ‘Alak sûresindeki “O insana (bilgiyi) kalemle (kaydetmeyi) öğretti, O insana bilmediklerini öğretti.” (96:4-5) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır. “Oku” emrine “Benim okumam mümkün değil” diye cevap veren ilk muhataba hem okutturma hem de unutmama garantisi verilmektedir. Zira fıtri bir okumanın sonuçları fıtrat ve vicdana hakkedilmiştir, unutulmaz. Varoluşsal okumada insanın unuttukları kalıcı değil geçici, evrensel değil yerel olanlarla ilgilidir. “Allah’ın unutmanı diledikleri hariç” cümlesi, insanoğlunun unutmasının 3. âyetteki takdire girdiğini gösterir. İbn Abbas’a göre, insan sözcüğü “unutmak” mânasındaki nisyândan türetilmiştir. Bu, unutmanın fıtri oluşuna delâlet eder. Bu unutma iyi unutmadır. Zira unutmak nimet olarak takdim edilmektedir. Çünkü Kur’an insanın yaptığı kötülük ve günahları Allah’ın yaratışına nisbet etmez. Oysa burada “unutturma” Allah’a nisbet edilmiştir. Gerçek şu ki insan unutmasaydı yaşayamazdı. Sûrenin girişindeki tesbih emri de, sûrede Allah’ın muhatap üzerindeki nimetleri sayacağının alametidir. Bu âyetlerdeki hatırlama ve unutmayı sadece indirilen vahyin lafızlarına hasretmek “okutturacağız”daki gelecek zaman edatıyla da çelişmektedir. Zira bu mânadaki “okutturma” gelecekte değil, daha önce başlayıp o anda da devam etmekteydi.— M.İslamoğlu
87:7
8
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ ٨
Ve nuyessiruke lil yusrâ.
böylece zaten kolay olan (vahyi anlamayı) sana daha da kolaylaştırmış olacağız.[⁵⁶⁸⁶] [5686] Kamer sûresinde tam dört kez geçen şu âyetle krş: “Ve doğrusu Biz bu Kur’an’ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse, yok mudur ders alan?” Zira vahiy, insanı yaratılış amacına yönelten bir yol haritasıdır. Ve Nebi’nin buyurduğu gibi “Zaten herkese yaratılış amacı kolay kılınmıştır”.— M.İslamoğlu
87:8
9
فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ ٩
Fe zekkir in nefeatiz zikrâ.
Şu halde sen, -öğüt (sadece bazılarına) fayda verse de-[⁵⁶⁸⁷] hep (fıtratlara nakşolan Allah’ı) hatırlat;[⁵⁶⁸⁸] [5687] Yani, işin tabiatı gereği her hatırlatma, herkese, her zaman fayda vermez. Zımnen: asla “ya hep ya hiç” deme. Bu âyete “Eğer hatırlatman fayda verecekse hatırlat” mânası vermek, bir sonraki âyete aykırıdır. [5688] Bu âyet, tüm insanlığın Allah Rasûlü’nün ümmeti olduğuna delâlet eder. Muhammedî davete icâbet edenler “ümmet-i icâbet”, henüz icâbet etmemiş bulunanlar ise “ümmet-i davet” sınıfına girerler. Bu âyet birinci âyetle doğrudan alâkalıdır. Allah’ı hatırlayanlar O’nun Rab olduğunu bilir ve O’nun adını tesbih eder, yani “O’nun adına hareket eder”. Hatırlatmaktan söz edilen yerde unutma vardır.— M.İslamoğlu
87:9
10
سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ ٠١
Seyezzekkeru men yahşâ.
nasıl olsa Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkanlar öğüt alacaktır;— M.İslamoğlu
87:10
11
وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ ١١
Ve yetecennebuhel eşkâ.
bedbaht olanlar ise öğütten kaçacaktır;— M.İslamoğlu
87:11
12
اَلَّذ۪ي يَصْلَى النَّارَ الْـكُبْرٰىۚ ٢١
Ellezî yaslen nârel kubrâ.
bu gibiler en korkunç ateşi boylayacaktır;— M.İslamoğlu
87:12
13
ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ ٣١
Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ.
sonra orada ne ölebilecek, ne yaşayabilecektir.[⁵⁶⁸⁹] [5689] Zımnen: ne ölebilecek ne de onunla birlikte yaşayabilecek.— M.İslamoğlu
87:13
14
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ ٤١
Kad efleha men tezekkâ.
(Mânevî kirlerden) arınma gayreti[⁵⁶⁹⁰] içinde olanlar kurtuluşa erecek; [5690] Tezekkâ tefa‘ul kalıbındandır. Tefa‘ul tekellüftür; tekellüf azim, sebat ve gayret ister.— M.İslamoğlu
87:14
15
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ ٥١
Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.
Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek).[⁵⁶⁹¹] [5691] Veya: “namaz kılan”. Dahası, kök anlamının yardımıyla: “destek olan” veya “esas duruşunu koruyan”. Salâtı sadece “namaz” ile karşılamak yerine, aslî haliyle bıraktık. Zira salât, Kur’an’da gerçek birçokanlamlı kavram olarak yer alır. Ekâme fiili ile birlikte “namaz ibadetini hakkını vererek kılmak”, Mâide 12’de “destek”, Mâide 58’de “din ve dindarlık”, Mâide 106’da “davet”, Nûr 41’de kuşların salatı olarak “yaratılış amacına uygun hareket etmek”, Meryem 59’da “ibadet” ve daha başka mânalarda kullanılmıştır (Bkz: 2:3, not 6; 5:58, not 69; 107:4, not 4). Burada “zikr” ile yan yana kullanıldığı için ikinci bir mef’ul ile geldiği Tâhâ 14’teki akimi’s-salâte li-zikrî (adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et) ibaresini andırmaktadır. A‘lâ sûresinin 9 ve 10. âyetindeki zikrâ ve men yahşa ile 14-15’teki men tezekkâ ve sallâ arasında sıkı bir irtibat vardır. Salât’ın gerçek anlamını bulmamızda bu pasajdaki kavramsal karşıtlıklar yol göstericidir. Men yahşâ (10) ile el-eşkâ (11) nasıl zıddiyet ilişkisine sahipse, yaslâ (12) ile sallâ (15) da kökenleri bir olmasına rağmen mânaları bakımından zıttır. Birincisi “ateşi desteklemek için cehennemin göbeğine dikilmeyi” ikincisi ise “Allah’a -özünde kendine- destek için esas duruşu korumayı” ifade eder. Zımnen: “Cehennemle doğrulmak istemeyen namazla doğrulsun” mesajını içerir. Zira salleytu’l-‘ûd, “değneği ateşte doğrulttum” demektir. es-Salvu, “insanın dik oturmasını sağlayan oyluklar veya dik yürümesini sağlayan omurga” anlamına gelir (Lisân ve Tâc). Allahu a‘lem.— M.İslamoğlu
87:15
16
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ ٦١
Bel tu’sırûnel hayâted dunyâ.
Fakat siz (ey insanlar), bu yakın ve aşağı hayatı tercih ediyorsunuz;[⁵⁶⁹²] [5692] Sıfat tamlaması olan el-hayatu’d-dunya, el-hayatu’l-ahiranın zıddıdır. el-Hayat dişil olduğu için sıfatı dişil gelmiştir. Mücerret olduğu yerlerde de sanki el-hayat niteleneni varmış gibi dunya olarak anılır. Dunyâ sözcüğünün kendisinden türetildiği ed-dunuv iki anlama birden gelir: 1) Maddî, mânevî ya da hükmî olarak yakınlık (Krş: 8:42). 2) Maddî, mânevî ve hükmî olarak düşüklük, aşağılık. Her iki anlamıyla da mekân, zaman, konum ve makam açılarından her biri için kullanılabilir. Dünya, her iki anlamı da içerisinde taşıyan bir terimdir. Yani hem yakın olan hem de aşağılık olan. el-Hayatu’d-dunya formuyla geldiği hemen her yerde negatif bir anlam yüküyle gelir ki, aşağı ve düşük anlamını kendiliğinden içerir. Eğer dünya ile âhiret bir vav bağlacıyla aynı cümlede bağlanırsa sözün bağlamına göre vurgusu da değişir (2:201; 2:217; 3:45).— M.İslamoğlu
87:16
17
وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْـقٰىۜ ٧١
Vel âhıretu hayrun ve ebkâ.
oysa ki öteki (hayat) daha hayırlı ve daha kalıcıdır.— M.İslamoğlu
87:17
18
اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ ٨١
İnne hâzâ le fîs suhufîl ûlâ.
Elbet bütün bu hakikatler önceki vahiylerde yer almıştır;— M.İslamoğlu
87:18
19
صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى ٩١
Suhufi ibrâhîme ve mûsâ.
(mesela) İbrahim[⁵⁶⁹³] ve Musa’ya indirilen vahiylerde. [5693] Vedalar sahibi Brahma ile Suhuf sahibi İbrahim nebî arasındaki isim benzerliği dikkate değerdir (İkisi arasındaki irtibat için bkz: Hamidullah, Aziz Kur’an).— M.İslamoğlu
87:19
Ala
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle