Şuara 227 Ayet Mekke · الشعراء
26

Şuara

Şairler · Mekke
26
Şairler · Mekke
الشعراء
227
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓمٓۜ ١
Tâ, sin, mim.
Tâ-Sîn-Mîm![³¹⁶⁸] [3168] Mukatta’ât için iniş sürecinde ilk geçtiği yer olan Kalem 1’in ilk notuna bakınız.— M.İslamoğlu
26:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
BUNLAR açık ve açıklayıcı olan[³¹⁶⁹] Kitâb’ın âyetleridir. [3169] Mubîn, geçişsiz ve geçişlidir. Özünde açık ve nesnesini açıklayıcıdır. Âyetle ilgili farklı bir çeviri imkânı için bkz: 12:1, not 2. Vahye inananlardan yüceltici bir edayla, “Biz bu yüce mesajı anlayamayız!” ya da inanmayanlardan aşağılayıcı bir edayla “Bu ne anlaşılmaz, karmaşık metin böyle?” türünden her iddiayı daha baştan red içindir. Mubîn olan Kur’an vahyine “İnanmıyorum” diyenler olacaktır, fakat kimse “anlamıyorum” diyemez. Zira konuşan hiç kimse anlaşılmamak için konuşmaz. Hele Allah hiç!..— M.İslamoğlu
26:2
3
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٣
Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn(mu’minîne).
Mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin.[³¹⁷⁰] [3170] Allah’ın kulları helâk olmasın diye kendini helâk etmek... “Alemlere rahmet” olanın şefkat ve merhametinin ulaştığı zirvenin belgesi. Allah Rasûlü’nün bu örnekliği, İslâm’ın bir şefkat hareketi olduğunun en çarpıcı göstergesidir.— M.İslamoğlu
26:3
4
اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ٤
İn neşe’ nunezzil aleyhim mines semâi âyeten fe zallet a’nâkuhum lehâ hâdıîn(hâdıîne).
Eğer tercih etseydik onlara semadan öyle bir kudret delili indirirdik ki, onun karşısında (mecburen) boyun büker, baş eğerlerdi.[³¹⁷¹] [3171] Sözgeliminden âyetin sonu zımnen şöyle biter: ..fakat dilemedik. “Boyun bükmek” çaresiz kalmayı, “baş eğmek” ise mecburi itaati ifade eder. Sözün özü: İman değerini, insanın hür iradesiyle yaptığı özgür seçimden alır.— M.İslamoğlu
26:4
5
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ٥
Ve mâ ye’tîhim min zikrin miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu’ridîn(mu’ridîne).
Ama onlara Rahmân’ın katından yeni bir hatırlatıcı mesaj gelse, kesinlikle ondan yüz çevirirler.— M.İslamoğlu
26:5
6
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٦
Fe kad kezzebû fe seye’tîhim enbâu mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Nitekim işte (bunu) da yalanladılar. Buna rağmen, alay edip durdukları haberler yine de karşılarına çıkacaktır.[³¹⁷²] [3172] Zımnen: Reddedilme ihtimaline bakarak hakikate davet sorumluluğu terk edilemez.— M.İslamoğlu
26:6
7
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٧
E ve lem yerev ilel ardı kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
Peki, şimdi onlar yeryüzüne bakıp da orada her çiftin iyi ve yararlı olanını[³¹⁷³] bitirdiğimizi hiç mi görmezler? [3173] Kerîm: Türünün en iyisi olan, ait olduğu türe keramet kazandıran. Bitkilerin dahi “kerim”i olsun da, insanın “kerimi” olmasın mı?— M.İslamoğlu
26:7
8
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨
İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Elbet bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır:[³¹⁷⁴] [3174] Bir önceki âyette geçen kerîm ile buradaki “insanların çoğu” arasında zımnî bir karşıtlık vardır. Kaliteli olanın az olduğu vurgusunu taşır. Allah Rasûlü bu hakikati şöyle ifade eder: “İnsanlar develere benzer. Bazen yüzü bir arada bulunur da, içlerinden binecek bir tane bile bulamayabilirsin” (Buhârî).— M.İslamoğlu
26:8
9
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٩
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîme).
ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.[³¹⁷⁵] [3175] Bu iki âyet, bu sûrede tam sekiz kez önümüze çıkar. Hepsi de birbiriyle aynı lafzı taşımalarına rağmen nakarat anlamında bir tekrar sayılamazlar. Bu âyetler, doğrudan sonlarında yer aldıkları olgu ve olaylara vurgu yapmaktadırlar. Parantez içi açıklamalarımızın gerekçesi de, bu vurgu farklılıklarını göstermek içindir.— M.İslamoğlu
26:9
10
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ٠١
Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ eni’til kavmez zâlimîn(zâlimîne).
HANİ bir zamanlar Rabbin Musa’ya şöyle nida etmişti: “Şu zalimler güruhuna git;— M.İslamoğlu
26:10
11
قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ١١
Kavme fir’avn(fir’avne), e lâ yettekûn(yettekûne).
Firavun’un kavmine!..[³¹⁷⁶] (Ve sor onlara):[³¹⁷⁷] Hâlâ Bana karşı sorumlu davranmayacaklar mı?”[³¹⁷⁸] [3176] A’râf 103’te bundan farklı olarak “Firavun ve önde gelen yakın çevresine” ifadesi yer alır. Zira orada vahyin muhataplarının durumuna, burada ise vahyi iletenlerin durumuna ve özellikle “Rasul Musa”ya, Kasas sûresinde ise “insan Musa”ya vurgu yapılmaktadır. [3177] Söz geliminden rahatlıkla çıkarılabilecek bu geçiş ibâresi, sözün delâleti açık olduğu için lafzen yer almaz (Taberî). Bu aynı zamanda, Kur’an’ın veciz/eliptik diline güzel bir örnektir. [3178] Veya: öncesiyle birlikte “..şu bana karşı sorumluluk duymayan Firavun’un kavmine git!” Ela yettekûnun, soru olmaktan daha çok durum bildiren bir işleve sahip olduğunu söyleyen Zemahşerî’ye dayanarak. Kısa bir iki atıf hariç, muhtemelen Kur’an’da Musa kıssasının anlatıldığı ilk sûredir. Buradaki anlatımla Medenî sûrelerdeki anlatım arasındaki esaslı fark şudur: Burada ve Mekkî sûrelerde Musa’nın Firavun’a karşı verdiği tevhid mücadelesi, Medenî sûrelerde ise kendi kavmi olan İsrâiloğullarına karşı verdiği ıslah ve yeniden inşa mücadelesi ele alınır. Bu da bu sûredeki anlatımın öncelikli amacının Allah Rasûlü’nün şahsiyetini inşâ olduğunu gösterir. Anlatımın özet halinde olması, detaylarının bölge Yahudilerinden dolayı nüzul ortamında bilindiğini gösterir.— M.İslamoğlu
26:11
12
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ٢١
Kâle rabbi innî ehâfu en yukezzibûn(yukezzibûni).
(Musa): “Rabbim!” dedi, “Onların beni yalanlamasından endişe ediyorum!— M.İslamoğlu
26:12
13
وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ٣١
Ve yadîku sadrî ve lâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn(hârûne).
Bundan dolayı göğsüm daralacak, dilim dolaşacaktır: işte bu yüzden Harun’a (da) elçilik ver![³¹⁷⁹] [3179] Buradaki fe-ersil ilâ Hârûn ibâresi, “yakınlarımdan yükümü paylaşacak birini görevlendir” (20:29); “görevimden bir pay da ona ver” (20:32) ve “onun dili benden daha açık, daha düzgün” (28:34) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır (Ferra). Parantez içi “da”nın gerekçesi budur.— M.İslamoğlu
26:13
14
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ٤١
Ve lehum aleyye zenbun fe ehâfu en yaktulûn(yaktulûni).
Üstelik ortada onların lehine benim aleyhime olan bir suçlama da var; bundan dolayı beni öldürmelerinden çekiniyorum.[³¹⁸⁰] [3180] Hz. Musa’nın cinayetle suçlandığı ölümlü kavgaya ilişkin bir atıf (Bkz: 28:15 vd.) Burada çekinilen şey öldürülme korkusundan daha çok, verilen görevin bu yüzden akamete uğrama tehlikesidir. Allah Rasûlü’ne zımnen şu söylenmektedir: Musa’nın şartları daha zordu.— M.İslamoğlu
26:14
15
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ٥١
Kâle kellâ, fezhebâ bi âyâtinâ innâ meakum mustemiûn(mustemiûne).
(Allah) buyurdu ki: “Asla (öyle olmayacak). Siz ikiniz âyetlerimizle gidiniz! Elbet Biz, sizinle birlikte (olup bitenlerin) takipçisiyiz.[³¹⁸¹] [3181] Lafzen: “dinleyicisiyiz”. Bu ifade zorunlu olarak mecazdır.— M.İslamoğlu
26:15
16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٦١
Fe’tiyâ fir’avne fe kûlâ innâ resûlu rabbil âlemîn(âlemîne).
Haydi artık, siz ikiniz Firavun’a gidiniz ve deyiniz ki: “Biz âlemlerin Rabbinin mesajını taşıyoruz:— M.İslamoğlu
26:16
17
اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ ٧١
En ersil meanâ benî isrâîl(isrâîle).
İsrâiloğullarını bırak, bizimle gelsinler!”[³¹⁸²] [3182] Çeviride karşılığını bulmamış gibi gözüken en edatının haberden diyaloga geçildiğini belirtme işlevini, çevirimizde çift tırnak (“…”) karşılamaktadır.— M.İslamoğlu
26:17
18
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يداً وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ٨١
Kâle e lem nurabbike fînâ velîden ve lebiste fînâ min umurike sinîn(sinîne).
(Firavun) dedi ki: “Seni daha çocukken aramıza alıp yetiştirmedik mi? Ve ömrünün uzun yıllarını aramızda geçirmedin mi?— M.İslamoğlu
26:18
19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٩١
Ve fealte fa’letekelletî fealte ve ente minel kâfirîn(kâfirîne).
Ama en sonunda sen yine yapacağını yaptın[³¹⁸³] ve nankörlerden biri olup çıktın!”[³¹⁸⁴] [3183] Bir sonraki âyetten da açıkça anlaşılacağı gibi, Prens Musa’nın neden olduğu ölümlü kazayı îmâ ediyor (Bkz: 28:15 vd.). [3184] Bu iki âyette Hz. Musa’nın bütün bir hayatı özetlenmektedir: Saraya su yoluyla geliş… Evlat edinilerek prens olarak büyütülüş… Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş… Kaza cinayeti ve kaçış.— M.İslamoğlu
26:19
20
قَالَ فَعَلْتُـهَٓا اِذاً وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ٠٢
Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne).
“Evet o işi ben yaptım” dedi, “çünkü o sırada kendimi kaybetmiştim;[³¹⁸⁵] [3185] 19. âyette Hz. Musa’ya Firavun tarafından söylenen kâfirîn nasıl şer’î değil de lafzî olan “nankör” anlamını ifade ediyorsa, buradaki dâllîn de kök anlamı olan “kaybetme, yitme, yitirme” anlamını ifade eder. Zaten dilde ed-dalâl kasıtlı-kasıtsız, küçük-büyük olmak üzere sapmanın her türünü ifade eder. Buradan yola çıkan Râğıb, her tür hatanın dalâl olarak nitelendirilebileceğini ifade eder ve örnek olarak peygamberlere atfen kullanıldığı Duha 7; Yusuf 8, 30, 95 ve bu âyeti gösterir (Müfredât). Ona göre buradaki dalâl “yanılgı, kasıtsız hata” (sehv) anlamındadır ki, olayın anlatıldığı âyetten Hz. Musa’nın öldürme kastı taşımadığı anlaşılmaktadır (28:15-16; krş: Râzî).— M.İslamoğlu
26:20
21
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْماً وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ١٢
Fe ferartu minkum lemmâ hıftukum fe vehebe lî rabbî hukmen ve cealenî minel murselîn(murselîne).
ardından da, sizden korktuğum için yanınızdan kaçtım.[³¹⁸⁶] Daha sonra Rabbim bana doğru düşünme yeteneği bahşetti ve beni elçiler arasına kattı. [3186] Hz. Musa, burada Firavun’un nankör ithamını kibar bir dille reddediyor. Nankör olmadığını, hatasını bildiğini, fakat hak etmediği bir muameleye maruz kalmaktan korkup kaçtığını dile getiriyor. Zira ondan kurtulmak isteyen güç sahipleri (mele’), elinden çıkan bu kazadan dolayı öldürülmesini gündeme getirmişlerdi (28:20).— M.İslamoğlu
26:21
22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ ٢٢
Ve tilke ni’metun temunnuhâ aleyye en abbedte benî isrâîl(isrâîle).
Ve şu başıma kaktığın iyilik, İsrâiloğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu, (öyle değil mi)?”[³¹⁸⁷] [3187] Bu köleleştirme soykırım boyutuna varmıştı (Msl: 2:49). Zımnen: Eğer zulmün anaların rahmine kadar uzanmasaydı, başıma kaktığın bu şeye de gerek kalmazdı.— M.İslamoğlu
26:22
23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٣٢
Kâle fir’avnu ve mâ rabbul âlemîn(âlemîne).
Firavun: “Âlemlerin Rabbi de neyin nesiymiş?” dedi.— M.İslamoğlu
26:23
24
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٤٢
Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).
(Musa): “Eğer gerçeğe boyun eğeceksen, (bil ki) O göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabbidir!”[³¹⁸⁸] [3188] Krş: 17:102.— M.İslamoğlu
26:24
25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَـهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ٥٢
Kâle li men havlehû e lâ testemiûn(testemiûne).
(Firavun) çevresindekilere yönelerek “Ne diyor, duydunuz mu?” dedi.— M.İslamoğlu
26:25
26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٦٢
Kâle rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).
(Musa) dedi ki: “O sizin de, sizin önden giden[³¹⁸⁹] atalarınızın da Rabbidir” [3189] el-Evvelîn, hem zamana hem makama ilişkin önceliği ifade eder.— M.İslamoğlu
26:26
27
قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّـذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٧٢
Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn(mecnûnun).
(Firavun) dedi ki: “Size gönderil(diğini iddia ed)en elçiniz gerçekten de delinin tekiymiş.”— M.İslamoğlu
26:27
28
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ٨٢
Kâle rabbul meşrıkı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
(Musa) dedi ki: “Eğer kafanızı çalıştırırsanız anlayabilirsiniz ki O, doğunun, batının[³¹⁹⁰] ve bu ikisi arasında kalan her varlığın Rabbidir!”[³¹⁹¹] [3190] Yani: “..her yerin..” [3191] Varlık kategorilerinin tümünü içeren tevhidî bir çağrı: 24. âyet, ilâhî müdâhale olan rububiyyetin, kâinatın tamamını içeren kozmik alandaki tezahürüdür. 26. âyet, bilinçli varlıkların en üstünü olan insanlık alanındaki tezahürüdür. Bu âyetse, insan altı varlıklar olan madenler, bitkiler ve hayvanlar dünyasındaki tezahürüdür (Krş: Elmalılı).— M.İslamoğlu
26:28
29
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهاً غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ٩٢
Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn(mescûnîne).
(Firavun) dedi ki: “Eğer sen benden başka bir ilâhta ısrar edersen, seni kesinlikle mahpuslar arasına katarım!”[³¹⁹²] [3192] Zımnen: Mahpus edilip ebedîyen susturulanlar arasına katarım ki sen onların akıbetinin ne olduğunu biliyorsun! le-escunenneke yerine bu formun kullanılması, metne bu yan anlamları katmaktadır (Krş: Râzî).— M.İslamoğlu
26:29
30
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ٠٣
Kâle e ve lev ci’tuke bi şey’in mubîn(mubînin).
(Musa) dedi ki: “Sana, (hakikati) bütün açıklığıyla ortaya koyan bir şeyle gelmiş olsam da mı?”— M.İslamoğlu
26:30
Yükleniyor...
Şuara
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle