Kaf 45 Ayet Mekke · ق
50

Kaf

Kaf · Mekke
50
Kaf · Mekke
ق
45
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ ١
Kâf vel kur’ânil mecîd(mecîdi).
Kâf![⁴⁶⁵⁷] BU şanlı-şerefli[⁴⁶⁵⁸] Kur’an’ın değerini bilin![⁴⁶⁵⁹] [4657] Mukatta’ât hakkında ayrıntılı bir tahlil için nüzul sürecinde ilk geçtiği 68:1’in 1 nolu notuna bakınız. [4658] Hem özünde şerefli olan ve hem de hayatını onunla inşâ edene şeref ve onur katan... [4659] Mukatta‘âttan sonra gelen ve cevabı olmayan vav’ları bu şekildeki çevirimizin gerekçesi için bkz: 43:2, not 2. Bu sûre ile Sâd sûresi, iniş yılları farklı olsa da giriş ve konu itibarıyla benzerlik ve tamamlayıcılığa sahiptir. Sâd sûresi tevhide, bu sûre âhirete ilişkindir.— M.İslamoğlu
50:1
2
بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْـكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ ٢
Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.
Ama nerde! Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar[⁴⁶⁶⁰] ve içlerindeki kâfirler dediler ki: “Bu ne acayip bir iş! [4660] Kendi içlerinden insan bir elçi gelmesine muhatapların şaşkınlığından söz eden ilk âyet. Şaştılar, zira kendileri umutsuz vaka oldukları için insan soyundan da umut kesmiştiler.— M.İslamoğlu
50:2
3
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباًۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ ٣
E izâ mitnâ ve kunnâ turâbâ(turâben), zâlike rec’un baîdun.
Ölümümüzün ve toza toprağa karışmamızın ardından (diriliş) ha? Böyle bir dönüş, çok uzak bir ihtimal.”[⁴⁶⁶¹] [4661] Hesabı verilebilir bir hayat yaşamayanların, hesap sorulan bir hayata bakışı...— M.İslamoğlu
50:3
4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ ٤
Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum, ve indenâ kitâbun hafîzun.
Doğrusu Biz, yerin onları nasıl çürütüp toprak edeceğini daha baştan bilmekteyiz; zira katımızda mahfuz bir yasa mevcuttur.[⁴⁶⁶²] [4662] Kitabın “yasa” anlamı için bkz: 11:6, not 11.— M.İslamoğlu
50:4
5
بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ ٥
Bel kezzebû bil hakkı lemmâ câehum fe hum fî emrin merîcin.
Dahasını da yaptılar;[⁴⁶⁶³] ayaklarına kadar gelen hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.[⁴⁶⁶⁴] [4663] Bel edatı bu vurguyu içerir (Bkz: Ebüssuud). [4664] Çevirimizin gerekçesi, merîcin aslî anlamıdır. Zımnen: ne diyeceklerini, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Kâh sihirbaz, kâh şair, kâh deli veya kâhin iftirasında bulunuyorlar.— M.İslamoğlu
50:5
6
اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ٦
E fe lem yanzurû iles semâi fevkahum keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâ ve mâ lehâ min furûcin.
Onlar üzerlerindeki göğe dönüp de bakmadılar mı? Onu nasıl inşâ ettik ve ışıl ışıl bezedik; üstelik hiçbir eksik gedik bırakmadık![⁴⁶⁶⁵] [4665] Mânın kem vurgusuyla; “ona nice geçit noktaları yerleştirdik” anlamına da ulaşılabilir.— M.İslamoğlu
50:6
7
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ ٧
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîcin.
Yeryüzünü ise (engebeli arazi yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira oraya sağlam ve sarsılmaz dağlar yerleştirdik;[⁴⁶⁶⁶] üstelik orada her tür çiftten güzelim bitkiler yeşerttik ki, [4666] Bkz: 13:3, not 6. Zımnen: Nasıl ki engebeli yapısı yeryüzünün alanını büyütüyorsa, insan hayatının iniş-çıkışları da hayata zenginlik katıyor: tekdüze olsa hayat çekilmez olurdu.— M.İslamoğlu
50:7
8
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ ٨
Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.
gönüllü olarak O’na yönelen her kul için bir bilinç kaynağı ve bir uyarı vesilesi olsun.[⁴⁶⁶⁷] [4667] Tebsıraten için krş: 7:203, not 166 ve 45:20. Tebsıra “deneysel bilgiye”, zikrâ ise akleden kalbi aydınlatan “ilme” delâlet eder.— M.İslamoğlu
50:8
9
وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكاً فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ ٩
Ve nezzelnâ mines semâi mâen mubâreken fe enbetnâ bihî cennâtin ve habbel hasîdi.
Yine Biz, gökten bereketli bir su indirdik ve onunla has bahçeleri yeşerttik; dahası hasat edilen tahılı— M.İslamoğlu
50:9
10
وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَض۪يدٌۙ ٠١
Ven nahle bâsikâtin lehâ tal’un nadîdun.
ve sıra salkımlı meyveleriyle boylu poslu hurma ağaçlarını,— M.İslamoğlu
50:10
11
رِزْقاً لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ ١١
Rızkan lil ibâdi ve ahyeynâ bihî beldeten meytâ(meyten), kezâlikel hurûcu.
bütün kullara bir rızık olarak (verdik): Evet, Biz ölü bir beldeye o (su) ile can verdik; işte (insanın) yeniden dirilişi de böyle olacaktır.[⁴⁶⁶⁸] [4668] Bitkinin çıkışı ihya ile, insanın yeniden dirilişi ihrac ile ifade ediliyor. Oysa tersi olması lazım. Bununla, bitkinin insanın gördüğü kadar basit olmadığı, insanın yeniden yaratılışının da Allah için sanıldığı kadar zor olmadığı ifade edilmektedir. Ölü toprağa suyla can verme metaforunun geçtiği her yerde, zımnen vahyin ölü yüreklere hayat vermesi hatırlatılır.— M.İslamoğlu
50:11
12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ ٢١
Kezzebet kablehum kavmu nûhın ve ashâbur ressi ve semûdu.
Onlardan önce Nûh kavmi, Ress sakinleri[⁴⁶⁶⁹] ve Semud da yalanladı; [4669] Krş: 25:38. Birçok dilcinin “kuyu” anlamı verdiği er-ress, bölge insanlarının bildiği, cahiliyye şiirinde de geçen bir vadinin adıdır (Mekâyîs). Bu vadinin yeri ve helâk edilen sakinlerinin kimliği müfessirlerimizi hayli yormuştur. Bunlardan birine göre, Güney Arabistan’da yer alan Ress sakinleri elçi olarak gönderilen Hanzala b. Saffan’ı katletmişler ve belâya uğramışlardır (Krş: Râzî). Bu Ress’in Duhân 37 ve Kâf 14’de geçen Tubba‘ kavmiyle ardışık olması mümkündür. İbn Abbas’ın Ka’b’dan yaptığı bir nakle, muhtemelen buna dayanan Süddi’ye göre Ress Antakya’dadır. Bu isimler, bununla “Yâsîn Sahibi” diye bilinen marangoz Habib’in kastedildiği görüşündedirler. Ress’in, Azerbaycan taraflarında, üzerinde çok gelişmiş bir uygarlığın kurulduğu bir vadi olduğu da söylenmiştir. Diğerinin âyetle çelişir gözükmesi bu ihtimali daha da güçlendirmektedir.— M.İslamoğlu
50:12
13
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ ٣١
Ve âdun ve fir’avnu ve ihvânu lûtın.
yine ‘Âd, Firavun[⁴⁶⁷⁰] ve Lût’un kardeşleri… [4670] Başka yerlerde kavmuhu denilirken bu bağlamda kavmu fir‘avn veya kavmuhu yerine sadece fir‘avn gelmiş. Zira bu bağlamda vurgu, Firavun’un tek merkezden koca bir toplumu şahsiyetsizleştirerek sürüleştirmesine yapılmıştır. Artık ortada kavim değil, sadece Firavun kalmıştır. “Nuh kavmi” gibi diğer kavimler, kendini tanrı ilan eden bir zorbanın zoruyla değil, kendi hevalarıyla inkâr etmiştiler.— M.İslamoğlu
50:13
14
وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۜ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَع۪يدِ ٤١
Ve ashâbul eyketi ve kavmu tubbain, kullun kezzeber rusule fe hakka vaîdi.
Yine ormanlık vadinin sakinleri ve Tübba‘ kavmi…[⁴⁶⁷¹] Bunların hepsi de elçileri yalanladılar: sonunda vaad ettiğim ceza gerçekleşti. [4671] Bkz: 44:37, not 25.— M.İslamoğlu
50:14
15
اَفَعَي۪ينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِۜ بَلْ هُمْ ف۪ي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَد۪يدٍ۟ ٥١
E fe ayînâ bil halkıl evvel(evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd(cedîdin).
Şimdi Biz, ilk yaratış sırasında bitkin düşmüşüz, öyle mi?[⁴⁶⁷²] Asla! Ama onlar, yeniden yaratmanın (imkânından) kuşku duymaktalar. [4672] Sûrenin 38. âyetiyle karşılaştırınız. Burada müşriklerin “uzak tanrı” tasavvurlarıyla Yahudilerin “yorulan tanrı” tasavvurları arasındaki ortak nokta olan “yetersiz tanrı” sapmasına dikkat çekiliyor.— M.İslamoğlu
50:15
16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ٦١
Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.
Doğrusu insanı Biz yarattık ve iç beninin ona neler fısıldadığını[⁴⁶⁷³] iyi biliriz: zira Biz insana şahdamarından daha yakınız.[⁴⁶⁷⁴] [4673] Vesvese ‘fıs fıs’tan türetilmiştir ve iç benin “fısıltılarını” ifade eder. İrade ve vesvese ters orantılıdır: biri büyürse diğeri küçülür. [4674] Zımnen: İnsan Allah için kendi başına bırakılmayacak kadar önemlidir. Zira dışarıdan hiç müdâhale olmasa dahi, içindeki imkânı zaafa dönüştürerek ya kula kul olur ya da kulu kendine kul eder. Sonuçta vesveseden vicdanının sesini duyamaz olur. O sesi duyması için şahdamarına, yani kendisine yaklaşması şarttır. Krş: “Yaratan bilmez mi hiç?” (67:14). Şeytanî fısıltının fiil ile ifadesi iç benin ayartmalarının sürekli değişken ve kestirilemeyen yapısına delâlet eder. Âyet, Yaratıcısına yabancılaşmayan insana, Allah’ın kendi benliğinden de yakın olduğunu beyan eder.— M.İslamoğlu
50:16
17
اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ ٧١
İz yetelakkâl mutelakkîyâni anil yemîni ve aniş şimâli kaîdun.
(Zıt kutuplarda) konuşlanmış olan o iki (unsur),[⁴⁶⁷⁵] sağdan ve soldan karşı karşıya geldiği zaman [4675] Yani: bir önceki âyette yer alan “insan” ve “iç beni”. Bizim “konuşlanmış” karşılığını verdiğimiz, “oturmuş güdülere” ve insanı yönlendiren “köklü saiklere” (Bkz: 21. âyetteki sâik) delâlet eden ka‘îd, hem özne hem nesne anlamına sahiptir. Burada işteşli eylem bağlamında her ikisine de ihtimal vardır (İbn Âşûr). Bu iki “unsur”, çoğunluk tarafından bazı rivayetlere dayanarak insanın iyilik ve kötülüklerini yazan iki melek olarak yorumlanmıştır. Allah Rasûlü’nün, dili bu meleklerin kalemi, tükürüğü ise mürekkebi olarak nitelemesi, bu âyetteki yoğun sembolizme işaret eder (Zemahşerî). Sağ iyiliği, sol kötülüğü sembolize eder. Bunların insanda meleke haline gelen iyilikler-kötülükler olarak yorumlanması mümkün olduğu gibi, insandaki akl-ı selim ve onun zıddı olan içgüdüler olarak da yorumlanabilir. Bu ibareyi Esed “insanın tabiatında mevcut iki eğilim” olarak anlamış ve bunu da içgüdüsel arzu ve dürtüler-sezgisel ve düşünsel akıl zıtlarıyla açıklamıştır. Ka‘îd formunun aktif ve pasif ikili yapısı göz önüne alındığında, âyeti her iki yorumu da kapsayıcı şekilde anlamak mümkündür (Ayrıca 23’ün 25 nolu notuna bkz).— M.İslamoğlu
50:17
18
مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ ٨١
Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.
insandan herhangi bir söz çıkmaya görsün; illa ki, kendi içinde bile onu gözetleyip kaydeden Biri vardır.[⁴⁶⁷⁶] [4676] Söz, tasavvurla eylemin orta noktasında bulunur. Düşüncenin meyvesi, eylemin tohumudur. Zımnen: Eğer söz kaydediliyorsa eylem haydi haydi kaydediliyor demektir. Gözetleyenin “Allah” olduğunu, 16. âyetten çıkarabiliriz.— M.İslamoğlu
50:18
19
وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَح۪يدُ ٩١
Ve câet sekretul mevti bil hakk(hakkı), zâlike mâ kunte minhu tehîdu.
Derken ölüm kâbusu tüm gerçekliğiyle çıkagelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!— M.İslamoğlu
50:19
20
وَنُفِـخَ فِي الصُّورِۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَع۪يدِ ٠٢
Ve nufiha fîs sûr(sûri), zâlike yevmul vaîdi.
Nihayet (diriliş için) sura üflenir:[⁴⁶⁷⁷] işte bu da (ey insan), kendisine karşı uyarıl(dığın) gündür. [4677] Bkz: 20:102, not 84.— M.İslamoğlu
50:20
21
وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ ١٢
Ve câet kullu nefsin meahâ sâikun ve şehîdun.
Ve her can kendisini yönlendiren unsurlar ve tanıklarla[⁴⁶⁷⁸] (huzura) gelir; [4678] Hem etkileyen dış/aktif/özne unsurlar hem de etkilenen iç/pasif/nesne unsurlar. (Bkz: 17 ve 23. âyet ve ilgili notlar). Sâık (sürücü) ve şehîd (tanık olan/olunan), vicdan ve eylemdir.— M.İslamoğlu
50:21
22
لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَـكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ ٢٢
Lekad kunte fî gafletin min hâzâ fe keşefnâ anke gıtâeke fe besarukel yevme hadîdun.
“Doğrusu sen” (denilir), “buna karşı gaflet içindeydin; işte, artık senin perdeni[⁴⁶⁷⁹] önünden kaldırdık: şimdi gözün daha bir keskindir.”[⁴⁶⁸⁰] [4679] Yani: vicdanının ve sağduyunun üzerine örttüğün küfür perdesini; seni kör, sağır ve dilsiz eden perdeyi... [4680] Bu dünya hakikatin yansıdığı perdedir. Zira hakikati mutlak niteliğiyle göremeyiz. Görsek ölürdük, o yüzden ölünce göreceğiz. İman bu açıdan da bir nimettir, yakin âhirettir. Tıpkı Hz. Ali’nin söylediği gibi: “İnsanlar bir tür uykudadır, ölünce uyanırlar”.— M.İslamoğlu
50:22
23
وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ ٣٢
Ve kâle karînuhu hâzâ mâ ledeyye atîd(atîdun).
Güdümüne girdiği (şeytanî öteki kişiliği) der ki: “İşte, bir uydu gibi emrime pervane olan budur!”[⁴⁶⁸¹] [4681] Krş: 41:25 ve 43:36. Bütün bu âyetlerde yer alan karînin tefsiri bu âyettir. Karîni “şeytanî öteki kişilik” olarak alışımızın gerekçesi, 16. âyette yer alan “iç beninin ona neler fısıldadığı” ifadesidir. Bu âyetten, pasaj boyunca karşı karşıya gelen iki kişiliğin tek bir şahsa ait olduğu sonucuna varıyoruz.— M.İslamoğlu
50:23
24
اَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٤٢
Elkıyâ fî cehenneme kulle keffârin anîdin.
(Allah emreder): “İnkârda ısrar eden her inatçı kâfiri (uydusu olduğu odakla) birlikte cehenneme fırlatın:— M.İslamoğlu
50:24
25
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ ٥٢
Mennâın lil hayri mu’tedin murîbin.
her hayra engel olanları,[⁴⁶⁸²] her haddini bilmez saldırganı, kuşku ve fesat yayan herkesi, [4682] Veya: “değer yıkıcılık yapanları”.— M.İslamoğlu
50:25
26
اَلَّذ۪ي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّد۪يدِ ٦٢
Ellezî ceale meallâhi ilâhen âhara fe elkıyâhu fîl azâbiş şedîdi.
Allah dışında başka ilâhlar peydahlayanı… Haydi, (özne ve nesnesiyle birlikte) hepsini şiddetli azabın bağrına fırlatın!— M.İslamoğlu
50:26
27
قَالَ قَر۪ينُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٧٢
Kâle karînuhu rabbenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin.
Güdümüne girdiği (şeytanî öteki kişilik) diyecek ki, “Rabbimiz! Onu azdırıp saptıran ben değildim; kaldı ki o zaten derin bir sapıklığın içindeydi.”[⁴⁶⁸³] [4683] İbn Abbas, Mücahid ve Katâde bu konuşanı “O kişi için görevlendirilen şeytan” olarak yorumlar (İbn Kesir).— M.İslamoğlu
50:27
28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَع۪يدِ ٨٢
Kâle lâ tahtesımû ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bil vaîdi.
(Allah) buyuracak: “Benim huzurumda hesaplaşmayın;[⁴⁶⁸⁴] zira Ben sizi azabıma karşı uyarmıştım; [4684] Veya zımnen: “Özeleştiriyi Benim huzurumda yapmayın, bunun bir yararı yok”.— M.İslamoğlu
50:28
29
مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ٩٢
Mâ yubeddelul kavlu ledeyye ve mâ ene bi zallâmin lil abîd(abîdi).
Benim katımda verilen söz değişmiyor; ve benim kullarıma zulmetme ihtimalim yoktur.”[⁴⁶⁸⁵] [4685] Nefyin haberi bâ ile gelirse imkân ve/veya ihtimal yokluğuna delâlet eder (Krş: 6:107, not 89). Mübalağa kipi, zulmün olumsuzlanmasına ilave bir vurgudur (İbn Âşûr). Bkz: “Onlara zulmeden biz değildik, ne var ki onlar asıl kendi kendilerine zulmettiler.” (16:118).— M.İslamoğlu
50:29
30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَز۪يدٍ ٠٣
Yevme nekûlu li cehenneme helimtele’ti ve tekûlu hel min mezîdin.
O gün cehenneme “Doldun mu?” diye soracağız; o “Daha var mı?” diyecek.[⁴⁶⁸⁶] [4686] Zımnen: Her varlık gibi cehennem de yaratılış amacı uğrunda çaba gösterecek. Tıpkı şahit olan organlar gibi, cehennemin konuşan bir özne olarak tasvir edilmesi dikkat çekicidir. Cehennemin özne olarak tasviri Kur’an’ın tamamında yer alan bir özelliktir. Bu, hem kul kendi eylemleriyle kendisini yakar mesajı içerir hem de aktif bir özne olan cehennemin elinden cehennemliğin kaçıp kurtulamayacağını ifade eder. Zira cehenneme lâyık olan kişi, kendini güdülerinin eline vererek nesneleştirmenin cezasını çekmektedir.— M.İslamoğlu
50:30
Yükleniyor...
Kaf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle