Meryem 98 Ayet Mekke · مريم
19

Meryem

Meryem · Mekke
19
Meryem · Mekke
مريم
98
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
كٓـهٰيٰعٓصٓۜ ١
Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.
Kâf-Hâ-Yâ-‘Ayn-Sâd![²⁴⁵²] [2452] Manası konusunda sözün tükenmeyeceği bu harfler, Allah Rasûlü’nün vahyi tek bir harfini dahi zayi etmeden ilettiğinin şahididir (Bkz: 68:1, not 1).— M.İslamoğlu
19:1
2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.
KULU Zekeriyya’ya,[²⁴⁵³] Rabbinin rahmetinin yâd edilmesine dairdir:[²⁴⁵⁴] [2453] Krş: 3:38-41. Yeni Ahid’de yer alan ve Kur’an tarafından reddedilmeyen bilgiye göre, Hz. Zekeriyya Meryem’in teyzesinin kocasıdır. Mabed’in din hizmetlilerini çıkaran Levililere (Harunoğulları) mensuptu. Bu işi yapan 24 aileden biri de Hz. Zekeriyya’nın lideri olduğu Abiya ailesiydi (I. Tarihler 23-24). [2454] Zikr hem Kur’an’ın tamamının vasfı olarak, hem de dinler tarihinin ‘büyük anlatıları’ olan Kur’an Kıssaları’nın “anlatısı” olarak geçer.— M.İslamoğlu
19:2
3
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ ٣
İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).
Hani o Rabbine (içinin) ta derinliklerinden[²⁴⁵⁵] seslenerek, [2455] Lafzen: “gizlice..”— M.İslamoğlu
19:3
4
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ ٤
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
şöyle yalvarmıştı: “Rabbim! Benden (iş) geçti, kemiklerim eridi, başa ak düştü;[²⁴⁵⁶] ama (ey) Rabbim, sana dua edip de eli boş kaldığım hiç olmadı.[²⁴⁵⁷] [2456] Lafzen: “..baş ihtiyarlık (ateşiyle) tutuştu”. [2457] Hz. Zekeriyya’yı bu noktaya getiren süreç için bkz: 3:33-37. Duadan önce acziyeti itirafın duanın edebinden olduğu öğretiliyor.— M.İslamoğlu
19:4
5
وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ ٥
Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).
Ve gerçek şu ki ben, benden sonra yakınlarımın (yerimi doldurabileceğinden) kaygı duyuyorum;[²⁴⁵⁸] üstelik kadınım[²⁴⁵⁹] da kısır: öyleyse, bana kendi katından yerimi dolduracak ehil bir takipçi ver; [2458] Hz. Zekeriyya’nın ardıllarına dair liyakat ve ehliyet kaygısı için bkz: 21:89. [2459] Burada ve Âl-i İmran 40’ta imrae (kadın) kullanılırken Hz. Yahyâ doğduktan sonra aynı kişiden zevc (eş) diye söz edilir. Çocuğun karı-kocayı “eş” yapan fonksiyonuna atıf olsa gerektir.— M.İslamoğlu
19:5
6
يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ ٦
Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).
hem bana, hem Yakub oğullarına vâris olsun; ve Sen de Rabbim, onu razı olacağın biri kıl!”[²⁴⁶⁰] [2460] Âyet, “Bir ebeveynin çocuğu için en büyük endişesi ne olmalı?” sorusunun cevabıdır.— M.İslamoğlu
19:6
7
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ ٧
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
(Allah, melekler vasıtasıyla şöyle seslendi): “Ey Zekeriyya! İşte Biz sana adı Yahyâ olan bir oğlan çocuğu[²⁴⁶¹] müjdeliyoruz! “Daha önce hiç kimseyi ona adaş kılmadık.”[²⁴⁶²] [2461] Veya: “Adı dünyalar durdukça duracak, dillere destan olacak bir oğlan çocuğu”. Yahyâ, “o hep yaşayacak” anlamına gelir. Ona Allah’ın koyduğu bu İlâhî isimle onun genç yaşta bir koç gibi başı kesilerek katledilmesi arasındaki bağın sırrı, “yaşamak ve ölmek” kavramlarının tarifinde saklıdır. [2462] Yeni Ahid, Hz. İsa’nın ağzından Hz. Yahyâ hakkında şu övgü dolu sözü nakleder: “Hiçbir anneden Vaftizci Yahyâ’dan daha iyisi doğmamıştır” (Matta 11:11).— M.İslamoğlu
19:7
8
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ ٨
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
(Zekeriyya) “Rabbim!” dedi, “Nasıl olur da benim bir oğlum olabilir? Çünkü eşim kısır, ben ise yaşlılıktan dolayı gücü tükenmiş biriyim!”[²⁴⁶³] [2463] Hz. Zekeriyya aşkın dünyasında yaptığı duayı aklın dünyasına dönünce makul bulmamış olacak ki “nasıl” diye soruyor. Bu âyetler iki dünya arasındaki kod farkına delâlet eder.— M.İslamoğlu
19:8
9
قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً ٩
Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).
(Cevap verildi): “Öyledir (ama)”[²⁴⁶⁴] dedi, “Rabbin diyor ki: “Bu Benim için kolaydır; zira daha önce seni de Ben yaratmıştım, oysa sen hiçbir şey değildin!” [2464] Bu ibâreye Zemahşerî’nin verdiği alternatif bir anlam için bkz: 3:40, not 27.— M.İslamoğlu
19:9
10
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ ٠١
Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
(Zekeriyya): “Rabbim!” dedi, “Bana bir işaret tayin et!”[²⁴⁶⁵] (Melek) “Senin işaretin tastamam[²⁴⁶⁶] üç gün[²⁴⁶⁷] insanlarla konuşamamandır.”[²⁴⁶⁸] [2465] Dua eden Hz. Zekeriyya’nın kendisi idi, kabul edilince bir belge isteyen de kendisi. Zımnen, kalbin tatmini için aklın sorduğu bu tür soruların Allah’a karşı su-i edep olmadığına delâlet eder. Tıpkı Hz. İbrahim’de olduğu gibi (2:260). [2466] Seviyyen: “üç gece/gün”ün sıfatı olması durumunda anlam tercih ettiğimiz gibi olur. Eğer bu kelime Zekeriyya’nın niteleyeniyse, bu durumda anlam “..özürsüz olduğun halde üç gün insanlarla konuşmamandır” şeklinde olur. Bu alternatif anlam, oğlan çocuğu müjdesini alınca dili tutulduğunu söyleyen Yeni Ahid’in bu iddiasına (Luka 1:20-22) bir alternatif teşkil eder. Bu âyetten açıkça Hz. Zekeriyya’nın konuşma özürlü olduğu için değil, ilâhî kudret delîli bir işaret olarak konuşamadığı anlaşılmaktadır. [2467] Lafzen: “üç gece”. Arap dilinde gün “gece” ile telaffuz edilmektedir. Çünkü bu dilin dünyasında, çevresel şartlar gereği günün en hareketli saatleri geceye tekabül etmektedir. [2468] Veya: “Konuşmamandır”. Hz. Zekeriyya’nın kendi yaşlılığına ve karısının kısırlığına rağmen evlat müjdesi alması bir ilâhî kudret delîlidir. Kendisi bu ilâhî kudret delîli olan müjdenin gerçekleşeceğine dair “âyet” istiyor. Âyet, yani “ilâhî kudret delîli olan bir işaret, belge, delil”. Bu talebi, başkalarını ikna için” şeklinde tahsis etmek doğru değildir. Zira talebi başkalarıyla birlikte kendisini de iknaya yöneliktir. Bu durumda ibâreyi “konuşmama” değil “konuşamama” olarak anlamak daha açıklayıcıdır. Birincide kendi iradesiyle girdiği bir “sükût orucundan” söz edebiliriz ki, bu, âyet (ilâhî kudret delîli) niteliği taşımaz. İkincisi ise iradesine rağmen konuşamamadır ki, bu durumda bir “ilâhî kudret delilinden” söz edebiliriz. Allahu a’lem.— M.İslamoğlu
19:10
11
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ ١١
Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Derken o, mabetteki inziva hücresinden[²⁴⁶⁹] çıkarak onlara; “Sabah akşam Rabbinizin şanını (ibadetle) yüceltmeye devam edin!” diye işaret etti.[²⁴⁷⁰] [2469] Mihrâb: o dönemdeki mabetlerde, kendini ibadete adamış ruhban sınıfının ibadet için inzivaya çekildikleri, çok basamaklı bir merdivenle çıkılan çilehane vari mekân. Genellikle mabedlerin kemerli duvarlarının içerisine gizlenmiş olarak inşâ edilirdi (Krş: 38:21). Bu ibâre ‘Zekeriyya, hücresinden, ibadet için mabede toplanmış insanların huzuruna çıkarak…’ şeklinde anlaşılmalıdır. [2470] Hz. Zekeriyya’nın işaret diliyle konuşması hangi mesajı vermektedir? İki ihtimalden birincisi şu: mabette din hizmetlisi olan Hz. Zekeriyya, ibadet yaptırdığı insanlara bu üç gün zarfında kendisinin görevde bulunmayacağını, ibadetlerini kendisi olmadan eda etmeleri gerektiğini söylüyor. Bu Kur’an’da gördüğümüz her açıdan sorumlu ve görevine ölümüne sadık Hz. Zekeriyya karakteriyle uyumlu değildir. İkincisi de şu: Konuşamamasına rağmen görevini aksatmayacağını, fakat konuşamama sorununu işaret diliyle aşıp görevini yapmaya çalışacağını söylüyor. Bu ikinci ihtimale göre mesaj göreve sadakat ve sorumluluk bilincidir. Muhtemelen bu, Hz. Zekeriyya’nın kendi tercihi olmalıdır.— M.İslamoğlu
19:11
12
يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ ٢١
Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh(kuvvetin), ve âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).
(Yahyâ doğup büyüdüğünde ise şöyle vahyettik:) “Ey Yahyâ! İlâhî hükümlere sımsıkı sarıl!” Zira Biz, daha çocukluğunda ona doğru hükmetme yeteneği vermiştik.— M.İslamoğlu
19:12
13
وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ ٣١
Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh(zekâten), ve kâne tekıyyâ(tekıyyen).
Ve kendi katımızdan ince ruhlu bir sevecenlik ve kendini geliştirme yeteneği[²⁴⁷¹] bahşetmiştik; dahası o, sorumluluk sahibi biriydi; [2471] Zekâtın “artma ve gelişme” kök anlamına istinaden. “Sevecenlik” ile karşıladığımız hanânen, rahmetenin eşanlamlısı kabul edilse de, kural gereği bu ikisi arasında mutlaka bir fark olmalıdır.— M.İslamoğlu
19:13
14
وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ ٤١
Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ(asıyyen).
ana-babasına karşı da oldukça iyi davranırdı; nitekim o hiçbir zaman isyankâr bir zorba olmadı.— M.İslamoğlu
19:14
15
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ ٥١
Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ(hayyen).
İşte bu yüzden o, doğduğu gün İlâhî koruma ve esenlik kapsamındaydı;[²⁴⁷²] öleceği[²⁴⁷³] ve tekrar dirilip kalkacağı gün de (öyle olacaktır). [2472] Selâmunun türetildiği es-selm veya selamet, “tüm görünen ve görünmeyen, niceliğe ve niteliğe yönelik her türlü olumsuzluktan koruma ve uzak tutma” anlamına gelir (Râğıb). Selam, özellikle burada, “İlâhî koruma ve esenlik” anlamına gelir. Bu da sonunda ‘ebedî mutluluğu’ (cennet) getiren bir hayat demektir. Cennetin bir adının da “selam yurdu” olduğu hatırlanmalıdır (6:127; 10:25). [2473] Yahyâ, “hep yaşayacak” anlamına geliyordu. Fakat Hz. Yahyâ, karısı Herodias’ı meşru olmayan bir yolla alıp bunu meşrulaştırmak için kendisine başvuran ve reddedilen Kral Herod tarafından kafası kesilerek şehid edilecektir. Bu âyetler Mekke’de indi. Mekke mü’minlerin okulu ve laboratuvarıydı. Mü’minler o okulda ağır acıların imtihanından geçerek hayat diplomasını aldılar. Bu gerçekler hatırlanacak olursa, zımnen söylenen şudur: Allah bir vererek sınar, bir alarak: Siz ikisine de hazır olun!— M.İslamoğlu
19:15
16
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ ٦١
Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
BU KİTAPTA[²⁴⁷⁴] Meryem’i[²⁴⁷⁵] de gündeme taşı![²⁴⁷⁶] Hani o ailesinden ayrılarak doğu yönünde bir yere çekilmişti. [2474] el-Kitab, “bir şeyi bir başka şeyde toplamak, bir araya getirmek” anlamına gelir (Mekayîs). “Yararlı bir anlam ve amaç için parçaları bir araya getirmek” şeklinde de tanımlanmıştır. Mesela bir alanda eğitilmiş bir birime ketîbe denilir. Buna timde yer alan komutan ve askerler dahil olduğu gibi timin kullanacağı araçlar ve silahlar da dahildir. Mesela Nebe’ 29’da “tasnif” anlamında kullanılır. Belli bir konu etrafında toparlanmış metinlere ya da farklı konuların kendisinde toplandığı kümelere de kitab adı verilir. Buna göre Kur’an’daki ahkâm âyetleri, kıssalar, kıyamet âyetleri birer kitap olarak nitelendirilebilir ki, “içerisinde (önceki) kitapların ölmez yitmez (değerleri) bulunur” (98:3) âyetiyle kastedilen de budur. Bütün bu açıklamaların ışığında “bu kitapta” (fi’l-kitâb) ifadesi, “kıssalardan oluşan bu demet içerisinde” şeklinde anlaşılır. [2475] Kur’an’da övgüyle anlatılan başka hiçbir kadın adıyla anılmaz. Çünkü Arap kültüründe saygın makamlarda cariye dışında hür ve saygın kadınlar adlarıyla anılmazdı. Kur’an hem ona ve oğluna yapılan iftirayı red, hem de Roma’nın erkek egemen kültürüne bir cevap olsun için Hz. Meryem’i adıyla anar. Belki de Allah Rasûlü’nün Hz. Meryem hakkındaki büyük övgü ve iltifatları, onun ismiyle anılmasının yukarıdaki arka plandan beslenen Arap tasavvurunda uyandırması muhtemel olumsuz imajı izale etmeyi amaçlıyordu. [2476] Lafzen: “an”. Bu anma emri, hiç şüphe yok ki gündeme taşıma amacına yönelik bir emirdir. Hem kendi gündemine, hem ilk muhatapların gündemine, hem de tüm zaman ve zeminlerdeki muhatapların gündemine. Zira gündeme taşınması istenen şahsiyet tarihî bir figür değil, tüm zamanlarda geçerli değerler olan iffet ve adanışın sembolüdür. Özünde taşınması emredilen Meryem’in şahsı değil şahsiyetidir.— M.İslamoğlu
19:16
17
فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ ٧١
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).
Olabildiğince kendini onlardan uzak tutup sakınıyordu; hal böyleyken ona ‘ruh’umuzu gönderdik;[²⁴⁷⁷] öyle ki, o ona eli yüzü düzgün bir insan sûretinde göründü. [2477] Rûhun “vahiy” anlamı için bkz: 16:2, not 5. Ayrıca rûh “vahyin kaynağı” anlamına da kullanılır (Bkz: 17:85). Burada ve daha başka yerlerde “rûhumuz” ifadesi, vahye ya da hayat soluğuna aracılık yapan “meleğe” işaret etmektedir. Ebu Müslim’e göre buradaki ruh Meryem’in rahmindeki ceninin canıdır (Nkl: Râzî). Ancak, âyetin devamı bu görüşü teyit etmez.— M.İslamoğlu
19:17
18
قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ ٨١
Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyâ(tekıyyen).
(Meryem): “Senden, O sınırsız merhamet sahibinin koruyuculuğuna sığınırım!” dedi, “Tabii ki eğer sorumlu davranan biriysen!”— M.İslamoğlu
19:18
19
قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ ٩١
Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ(zekiyyen).
(Melek): “Ben sadece Rabbinin elçisiyim; sana pırıl pırıl bir oğlan çocuğu armağan etmek için buradayım!” dedi.— M.İslamoğlu
19:19
20
قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ ٠٢
Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).
(Meryem): “Benim nasıl bir oğlum olabilir ki?” dedi; “Bana hiçbir erkek[²⁴⁷⁸] eli değmedi, üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim!” [2478] Lafzen: “insan..”— M.İslamoğlu
19:20
21
قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ ١٢
Kâle kezâlik(kezâliki), kâle rabbuki huve aleyye heyyin(heyyinun), ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ(makdıyyen).
(Melek): “Orası öyledir (ama)” dedi, “Rabbin diyor ki ‘Bu benim için çok kolaydır;[²⁴⁷⁹] üstelik Biz onu insanlar için (canlı) bir âyet ve katımızdan bir rahmet kılacağız; zaten bu iş artık gerçekleşmiş bulunmaktadır,” [2479] Zımnen: Allah isterse neler olmaz ki? 35. âyete zımnî bir atıf içermektedir.— M.İslamoğlu
19:21
22
فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ ٢٢
Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ(kasıyyen).
İşte böylece (Meryem) ona hamile kaldı; bundan dolayı da, (insanların gözünden) uzak, kuytu bir köşeye çekildi.— M.İslamoğlu
19:22
23
فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ ٣٢
Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh(nahleti), kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ(mensiyyen).
Ve doğum sancısı (tutunacak bir dal arayan Meryem’i) hurma ağacının gövdesine doğru sürüklerken diyordu ki: “Ah n’olaydım, keşke bundan önce öleydim de unutulup gidenlerden olaydım!”[²⁴⁸⁰] [2480] Bu âyet, özellikle Hz. Meryem’i insanüstüleştirmeye karşı alınmış bir tedbir gibidir. Onun da her kadın gibi çocuğunu doğal bir biçimde sancılı bir doğumla dünyaya getirdiği dile getirilmektedir. Bu vurgu, kilisenin çok sonraları Meryem’i beşerî kimliğinden soyutlayıp teslise dördüncü bir unsur olarak ekleyen tavrına zımnî bir cevap olsa gerektir.— M.İslamoğlu
19:23
24
فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ ٤٢
Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ(seriyyen).
Bunun ardından o (hurma ağacının) alt tarafından[²⁴⁸¹] ona hitaben bir ses geldi: “Sakın üzülme! İşte, Rabbin senin (rahminde) olanı şerefli kılmıştır;[²⁴⁸²] [2481] Ya da: “(Meryem’in) alt tarafından”. Hâ zamirinin nereye gittiğine bağlı olarak iki anlama da gelebilir. Katâde, “hurmanın alt tarafından” şeklinde okumuştur (Taberî). Min edatı ilgi zamiri olan men şeklinde okunarak “Meryem’in altında bulunan kimse ona seslendi” anlamı da verilmiştir. Ferrâ, her iki halde de seslenenin melek olduğunu söylemiştir. Tüm göstergeler Hz. Meryem’in bir bahçede doğum yaptığı yönündedir. Tercihimizin gerekçesi budur. [2482] Veya: “Rabbin senin alt tarafında küçük bir su yürütmüştür”. Bir şeyin serâsı “en yüce tarafı’dır. es-Serv, “yücelik, şeref, saygınlık” (er-rif’ah) demektir (Râğıb). Tercihimizin gerekçesi budur.— M.İslamoğlu
19:24
25
وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ ٥٢
Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ(ceniyyen).
haydi, hurma dalını kendine doğru silkele, üstüne taze ve olgun hurmalar dökülsün;— M.İslamoğlu
19:25
26
فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ ٦٢
Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
sonra da ye, iç, gözün aydın olsun! Ve eğer insanlardan herhangi birine rastlarsan, o zaman da (işaret yoluyla) de ki: ‘Ben O sınırsız merhamet sahibine oruç[²⁴⁸³] adadım: dolayısıyla bu gün insanlardan hiç kimseyle konuşmayacağım!” [2483] Vahiy sürecinde ilk burada kullanılan savm, “tutmak, eylemden el çekmek” anlamına gelir. Bu, kişinin “güdülerini kontrol altına alması, kendini tutması” anlamına gelir. Burada olduğu gibi “dili tutmak” ya da Medenî âyetlerde olduğu gibi “yeme içme arzusunu tutmak” anlamlarını kazanmıştır (Krş: 2:183 ve 33:35).— M.İslamoğlu
19:26
27
فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ ٧٢
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh(tahmiluhu), kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen).
Nihayet, onu alarak kavminin yanına döndü. “Ey Meryem!” dediler, “Doğrusu sen dehşet bir iş işlemişsin![²⁴⁸⁴] [2484] Feriyyâ, “dehşete saldı” ya da “ürününü aldı, derledi, peydahladı” anlamına gelen feriyeden (Mekâyîs). Şu anlam da verilebilir: “Doğrusu sen peydahladığın bir ürünle gelmişsin”. Bu kökten yola çıkarak, aslı olmayıp peydahlanan şeylere de aynı kökten gelen iftirâ adı verilir.— M.İslamoğlu
19:27
28
يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ ٨٢
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki begıyyâ(begıyyen).
Ey Harun (soyu)nun kız kardeşi![²⁴⁸⁵] Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi!” [2485] Sami geleneğinde, bir kadını ailesinden bir erkeğe nisbetle anmak ona saygı ve hürmet ifadesiydi. Burada geçen Harun’un, Hz. Meryem’in bire bir erkek kardeşi olması gerekmez. Bu, ailenin geçmişte yaşamış büyük isimlerine nisbetle anılma geleneğinin bir örneğidir. Kaldı ki Luka’da, Meryem’in teyzesi olan Hz. Zekeriyya’nın karısı Elişa “Harun’un bacılarından biri” olarak anılır (I:5, 36). Yine Luka’da Hz. İsa için “Dâvudoğlu” (1:32), Meryem’in nişanlısı (?), Yusuf için de “Dâvudoğlu Yusuf” diye hitap edilmektedir (1:20). 13. Kabile olan Levililerin büyük atası olarak bilinen Hz. Harun’a nisbet edilen Meryem’e bir paye verilmektedir.— M.İslamoğlu
19:28
29
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ ٩٢
Fe eşâret ileyh(ileyhi), kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen).
Bunun üzerine (Meryem) çocuğa işaret etti. Onlar; “Biz, daha dünkü bir beşik bebesiyle nasıl muhatap oluruz!?” dediler.[²⁴⁸⁶] [2486] Ebu Ubeyde, bu âyetin yorumunda kâne yardımcı fiilinin farklı okunuşlarının anlama nasıl yansıdığını göstermiş, birinci sıraya ise “geçmişte kalmış, olup bitmiş bir iş” anlamını yerleştirmiştir (Mecâz). İşte bu bağlamda kânenin açılımı olarak gördüğümüz “daha dünkü” ifadesini parantez içine almadık. Bir sonraki âyette kendisine nübüvvet verildiğini söyleyen Hz. İsa’nın, henüz düşünme melekeleri tekâmül etmemiş ve hayat tecrübesi oluşmamış bir “beşik bebesi” olması düşünülemez. Bu yüzden ibârede geçen “beşik bebesi”, lafzî değil kinaî olarak anlaşılmalıdır. Kaldı ki 31. âyette salat ve zekâtla emrolunduğunu, 32. âyette de anasına iyilik yapmakla emrolunduğunu ve zorba kılınmadığını söyler. Bütün bunların “beşik bebesi”nin değil erişkin birinin yapabileceği şeyler olduğu açıktır. Belli ki, genç yaşta nübüvvet verilen Hz. İsa, onların gözünde ‘ağzı süt kokan dünkü çocuk’ olarak görülmektedir. Yaşını başını almış Yahudilerin, genç bir insanın kendilerine ebedî hakikatleri hatırlatmasını onur meselesi yaptıkları açıktır. Zira Kureyş’in Nebi’ye tavrı da aynıdır.— M.İslamoğlu
19:29
30
قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ ٠٣
Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(İSA) dedi ki:[²⁴⁸⁷] “Ben Allah’ın kuluyum: O bana İlâhî vahyi ulaştırdı ve beni nebi tayin etti; [2487] Önceki âyetle bu âyet arasında zamansal bir farklılık olsa gerektir. Kur’an’ın bu veciz (eliptik ve eksiltili) üslubunun örneklerini bir çok yerde görmek mümkündür. Bu iki pasaj arasında İsa büyümüş, vahiy almış ve tebliğe memur kılınmış olmalıdır. Âyetin gösterdiği budur.— M.İslamoğlu
19:30
Yükleniyor...
Meryem
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle