وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَاماًۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ٤١
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).
DOĞRUSU Biz Nûh’u da kendi kavmine elçi göndermiştik:[³⁴⁸⁴] Nûh da onlar arasında -elli yıl eksiğiyle- bin sene[³⁴⁸⁵] kalmıştı;[³⁴⁸⁶] ve onlar iyice zulme gömülüp gitmiş bir haldeyken, tufan onları enseleyivermişti.[³⁴⁸⁷]
[3484] Bu sûrede anlatılan peygamber kıssaları, birinci âyetin ışığında zımnen şöyle okunmalıdır: Yalnız iman ettik demekle sınanmadan denenmeden bırakılacaklarını sananlar, iyi bilsinler ki Allah en büyük peygamberlerini bile ağır sınavlardan geçirmiştir. [3485] Aynı cümlede hem sene hem ‘âm kelimelerinin kullanılması, ikisi arasındaki nüansa delâlet eder. Sene çoğunlukla çetin ve kurak geçen yıl, ‘âm ise bereketli ve yağışlı geçen yıl için kullanılır (Râğıb). Bu dilsel tahlilden yola çıkarak, Hz. Nûh’un ömürlük davetinin çok kısa kısmı hariç tamamına yakınının “çetin ve zor” geçtiğini söyleyebiliriz. [3486] Bu âyetle ilgili şahsi yorumumuz şudur: “Dokuz yüz elli yıl” yerine “elli yıl eksiğiyle bin sene” şeklinde gelmesi, zamanın uzunluğuna dikkat çekmek içindir. “Bin yıl yaşamak” ifadesi, tam da bu deyimsel anlamıyla, Bakara 96’da kullanılır (Ayrıca Kur’an’da “bin yıl” ve “elli bin yıl” ifadelerinin rakamsal değerler dışında, zamanın izafî niteliğini belirtmek için kullanıldığı yerler için bkz: 22:47; 32:5 ve 70:4). Bu ifadenin deyimsel karşılığı “çok uzun yaşamak” olarak ortaya çıkıyor. Bunu esas alırsak “-elli yıl eksiğiyle- bin sene kalmıştı” ifadesi, peygamberlik öncesi hariç, bir insanın yaşayabileceği en uzun süre kavmini yılmadan usanmadan davet ettiğine delâlet eder. İşte böylece, “Yeryüzünde onlardan bir kişi dahi bırakma” (71:26-27) şeklindeki elçiler arasında yalnızca Hz. Nûh’a ait olan kahır duasının nedeni de anlaşılmış olur. Ayrıca bu âyet sûrenin 2. âyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Hz. Nûh’un bunca uzun süren çabası, onun ödediği ağır bedel olarak sunulmaktadır. [3487] Tûfân kelimesiyle ilgili bir açıklama için bkz: 7:133. Zımnen: Tuğyan olan yerde mutlaka tufan olur. Tufan tuğyan edenler için bir felaket, iman edenler için bir nimettir. Tufan, toprağa aldırılan gusül abdestidir.— M.İslamoğlu