Ankebut 69 Ayet Mekke · العنكبوت
29

Ankebut

Dişi Örümcek · Mekke
29
Dişi Örümcek · Mekke
العنكبوت
69
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif-Lâm-Mîm![³⁴⁶⁷] [3467] 29 sûrenin (bize göre Taha ve Yâsîn hariç) başında yer alan bu sembolik harfler, Meryem, Ankebût ve Rûm sûreleri dışında vahye atıf yapan bir bağlamda yer alırlar (Buna karşılık Kehf, Nûr, Furkan, Kadr sûreleri vahye atıf yaparak başladıkları halde bu harfler yer almaz). Üç istisnadan biri olan bu sûre, sembolik harflerin peşinden fiilî bir vahiy olarak telakki edilmesi gereken insanlık tarihinin bir yasasına atıf yaparak başlamaktadır (2). Dolayısıyla, başında Mukatta‘a harflerinin yer aldığı tüm sûreler, İlâhi yasalara (kavlî, fiilî ya da kevnî) atıf gibi ortak bir bağlamda yer almış sayılmalıdırlar (Mukatta’at için bkz: 68:1, not 1).— M.İslamoğlu
29:1
2
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ٢
E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn(yuftenûne).
İNSANLAR yalnızca “İman ettik” demekle, sınanıp denenmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar?[³⁴⁶⁸] [3468] Krş: 2:214; 9:16 ve 3:179. İşkence gören sahabilerden Habbab b. Eret’in sabır hususunda dua istemesi üzerine, Allah Rasûlü bu âyeti okumuştur (Buhârî). Said b. Müseyyeb bu âyetle 16:110 arasında bağlantı kurmuştur.— M.İslamoğlu
29:2
3
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ ٣
Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le ya’lemennellâhullezîne sadakû ve le ya’lemenel kâzibîn(kâzibîne).
Doğrusu, onlardan öncekileri de sınamıştık; fakat Allah her halükârda hem doğru söyleyenleri belirleyecek,[³⁴⁶⁹] hem de yalancıları belirleyecek. [3469] Lafzen: “bilecek.”Muzari fiil te’kit nunuyla gelirse, fiilin üç zamana muhtemel yapısını gelecek zamana kilitler (Krş: Âyet 11, not 13). Bu âyet, Allah’ın iyiyi kötüden saçip ayıracağını buyuran âyet (3:179) ışığında anlaşılmalıdır. Fiilin nisbet edildiği iki mastardan biri olan ‘alem, “belirti, işaret, belge” demektir. Mutlak olan İlâhi bilginin zamanlar ve mekânlar üstü tabiatı gereği, bu ibâre, Kur’an’ın farklı yerlerindeki benzerleri gibi zorunlu olarak Allah’ın “kullarını belirlemek için sınamasını” ifade eder. Bununla amaçlanan, İlâhi bilginin insan iradesini geçersiz kıldığı yönündeki her tür yaklaşımı temelden reddetmektir (İlahî bilginin çift boyutlu tabiatı için bkz: 2:143, not 274). Özellikle Bakara 214, bu âyetin tefsiri niteliğindedir.— M.İslamoğlu
29:3
4
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَسْبِقُونَاۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٤
Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa o (“İnandık!” deyip de) kötülük yapmayı sürdürenler, Bizi atlatabileceklerini mi sandılar? Ne berbat akıl yürütüyorlar.— M.İslamoğlu
29:4
5
مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٥
Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Zaten kim Allah’ın (rahmetine) kavuşmayı arzuluyorsa, iyi bilsin ki Allah’ın takdir ettiği süre bir gün mutlaka gelip çatacaktır: Her şeyi bilip işiten O’dur.— M.İslamoğlu
29:5
6
وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٦
Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve her kim (yaratılış amacını gerçekleştirmek için) var gücüyle çaba gösterirse, sadece kendisi için çaba göstermiş olur:[³⁴⁷⁰] çünkü Allah, (diğer) tüm varlıklardan farklı olarak,[³⁴⁷¹] kendi kendine yetendir. [3470] Parantez içi açıklamanın gerekçesini Zâriyât 56. âyet gibi insanın yaratılış amacıyla ilgili âyetler oluşturmaktadır. [3471] “..farklı olarak” karşılığı, ‘an harfinin mucaveze vurgusuna dayanır.— M.İslamoğlu
29:6
7
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nukeffiranne anhum seyyiâtihim ve le necziyennehum ahsenellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
İman eden ve imanına uygun iş işleyen kimselere gelince:[³⁴⁷²] evet, onların günahlarını mutlaka örteceğiz; yine onları kesinlikle yapageldiklerinin en güzeliyle ödüllendireceğiz! [3472] ‘Amilu’s-sâlihât ile ilgili bir açıklama için bkz: 2:25 not 31 ve 103:3, not 5.— M.İslamoğlu
29:7
8
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨
Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi husnâ(husnen), ve in câhedâke li tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ, ileyye merciukum fe unebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve zaten insanoğluna anne-babasına iyi davranmasını biz tavsiye etmiştik.[³⁴⁷³] Fakat (sen ey muhatab), eğer hakkında bir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi[³⁴⁷⁴] Bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse, asla o ikisine itaat etme:[³⁴⁷⁵] dönüşünüz sadece Banadır; işte o zaman Ben, yapıp ettiklerinizi size bir bir haber vereceğim. [3473] Atıf yapılan bu tavsiyenin, ikisi de bu sûreden önce inmiş olması gereken Lokman 14-15 ve İsra 23-25’te yer aldığını görüyoruz. Ancak bu âyet, İsrâ’daki “ana babaya iyi davranma” emrinin, ana baba tarafından istismarını önlemeye yöneliktir. Allah Rasûlü: Lâ ta‘ate li mahlûkin fi ma‘siyeti’l-hâlık (Yaratıcıya isyan konusunda yaratılmışa itaat yoktur)” buyurur. [3474] Yani: “Tanrısal bir nitelik taşıdığı hakkında bir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi.” Bilginin olumsuzlanması, bilgi nesnesinin olumsuzlanmasından kinayedir (Zemahşerî). [3475] Sa‘d b. Ebi Vakkas’ın annesinin çağrısı buna örnek gösterilebilir.— M.İslamoğlu
29:8
9
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِح۪ينَ ٩
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nudhılennehum fîs sâlihîn(sâlihîne).
Ama iman edip imanına uygun iş işleyenlere gelince: onları da mutlaka iyi ve erdemli insanların arasına katacağız.— M.İslamoğlu
29:9
10
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ ٠١
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi fe izâ ûziye fîllâhi ceale fitneten nâsi ke azâbillâh(azâbillâhî), ve le in câe nasrun min rabbike le yekûlunne innâ kunnâ meakum, e ve leysallâhu bi a’leme bi mâ fî sudûril âlemîn(âlemîne).
KİMİ insanlar da vardır ki, “Allah’a inandık!” derler; fakat iş Allah (dâvâsı) uğrunda eza cefa çekmeye gelince, insanların baskısını Allah’ın cezası gibi algılarlar;[³⁴⁷⁶] Rabbinden bir yardım ulaşınca da, ısrarla “Zaten biz ta başından beri sizinle beraberdik” derler.[³⁴⁷⁷] Sahi, Allah bütün bilinçli varlıkların[³⁴⁷⁸] gönlünden geçenleri en iyi bilen değil midir? [3476] Burada yerilen “ikiyüzlü” tiple, işkence altında dayanamadığı için işkencecilerin inancına aykırı söz söyleyen kişinin durumu farklıdır. Bu ikinci guruba girenlerin mazur görüldükleri ve birincilerden ayrı değerlendirildikleri Nahl 106’da dile getirilmiştir. Bu münafıkça tavrın sahipleri, Âl-i İmran 119’da da ele alınmıştır. [3477] Bu tavrın tüm nifak tipolojilerinde ortak olduğuna ilişkin krş: Nisâ 141. [3478] ‘Âlemîn, zorunlu olarak “iç dünya”, yani “bilinç” anlamına gelen sudûr sahibi varlıklar olmak zorundadır. “Bütün bilinçli varlıklar” şeklindeki çevirimizin gerekçesi budur (Krş: 21:18, not 22 ve 21:107, not 110).— M.İslamoğlu
29:10
11
وَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِق۪ينَ ١١
Ve le ya’lemennallâhullezîne âmenû ve le ya’lemennel munâfikîn(munâfikîne).
Ve Allah her halükârda imanda sebat edenleri[³⁴⁷⁹] de elbet seçip ayıracak, ikiyüzlü olup çıkanları da elbet seçip ayıracaktır.[³⁴⁸⁰] [3479] Ellezîne âmenûdaki geçmiş zaman kipi, çeviriye “sebat edenler” olarak yansımıştır. Bu, sonradan ikiyüzlü olanların önceden iman edenler arasında bulunma ihtimalini gündeme getirmektedir. İmanda sebat edenlerin karşısında yer alanlar, aynı form olan ellezîne nâfekû olarak değil de isim olarak el-münafikin formunda gelmiştir. Bu, ikiyüzlülüğün kişide sabit bir hal alması, onda nifakın ikinci kişilik olması anlamına gelir. [3480] Lafzen: “bilecektir” (Bkz: Âyet 3, not 3).— M.İslamoğlu
29:11
12
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَب۪يلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْۜ وَمَا هُمْ بِحَامِل۪ينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍۜ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٢١
Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûttebiû sebîlenâ velnahmil hatâyâkum, ve mâ hum bi hâmilîne min hatâyâhum min şey’(şey’in), innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Nitekim (O şunu da bilir ki), inkâr edenler iman edenlere “Siz bizim yaşam biçimimize uyun, günahınız bizim boynumuza olsun” derler. Oysa onlar berikilerin hiçbir günahını yüklenecek değiller; besbelli ki onlar sadece yalancıdırlar.[³⁴⁸¹] [3481] Günah kavramının içini boşaltarak iyi-kötü ayrımını yok etme cinayetine teşebbüs edenler.— M.İslamoğlu
29:12
13
وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالاً مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٣١
Ve le yahmilunne eskâlehum ve eskâlen mea eskâlihim ve le yus’elunne yevmel kıyâmeti ammâ kânû yefterûn(yefterûne).
Ve elbet onlar kendi yüklerini zaten taşıyacaklar; ama kendi yükleriyle birlikte (sorumlu oldukları) bir başka yük daha taşıyacaklar;[³⁴⁸²] ve Kıyamet Günü uyduruk (inançlarından) dolayı[³⁴⁸³] elbette hesaba çekilecekler. [3482] Bu âyet, “hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz” (53:38) âyetinden ayrı olarak, hem kendi günahlarının yükünü hem de başkalarını yoldan çıkarmanın vebalini yükleneceklerine dair Nahl 25 âyeti ışığında anlaşılmalıdır. Bu tiplerin yüklendiği günah, gerçekte “başkalarının günahı” değildir, hakikatte başkalarının işlemesine sebep oldukları günahtır. Sonuçta kendi günahlarını taşımaktadırlar. [3483] 12. âyette geçtiği türden bâtıl iddia ve inançlara atıf.— M.İslamoğlu
29:13
14
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَاماًۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ٤١
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).
DOĞRUSU Biz Nûh’u da kendi kavmine elçi göndermiştik:[³⁴⁸⁴] Nûh da onlar arasında -elli yıl eksiğiyle- bin sene[³⁴⁸⁵] kalmıştı;[³⁴⁸⁶] ve onlar iyice zulme gömülüp gitmiş bir haldeyken, tufan onları enseleyivermişti.[³⁴⁸⁷] [3484] Bu sûrede anlatılan peygamber kıssaları, birinci âyetin ışığında zımnen şöyle okunmalıdır: Yalnız iman ettik demekle sınanmadan denenmeden bırakılacaklarını sananlar, iyi bilsinler ki Allah en büyük peygamberlerini bile ağır sınavlardan geçirmiştir. [3485] Aynı cümlede hem sene hem ‘âm kelimelerinin kullanılması, ikisi arasındaki nüansa delâlet eder. Sene çoğunlukla çetin ve kurak geçen yıl, ‘âm ise bereketli ve yağışlı geçen yıl için kullanılır (Râğıb). Bu dilsel tahlilden yola çıkarak, Hz. Nûh’un ömürlük davetinin çok kısa kısmı hariç tamamına yakınının “çetin ve zor” geçtiğini söyleyebiliriz. [3486] Bu âyetle ilgili şahsi yorumumuz şudur: “Dokuz yüz elli yıl” yerine “elli yıl eksiğiyle bin sene” şeklinde gelmesi, zamanın uzunluğuna dikkat çekmek içindir. “Bin yıl yaşamak” ifadesi, tam da bu deyimsel anlamıyla, Bakara 96’da kullanılır (Ayrıca Kur’an’da “bin yıl” ve “elli bin yıl” ifadelerinin rakamsal değerler dışında, zamanın izafî niteliğini belirtmek için kullanıldığı yerler için bkz: 22:47; 32:5 ve 70:4). Bu ifadenin deyimsel karşılığı “çok uzun yaşamak” olarak ortaya çıkıyor. Bunu esas alırsak “-elli yıl eksiğiyle- bin sene kalmıştı” ifadesi, peygamberlik öncesi hariç, bir insanın yaşayabileceği en uzun süre kavmini yılmadan usanmadan davet ettiğine delâlet eder. İşte böylece, “Yeryüzünde onlardan bir kişi dahi bırakma” (71:26-27) şeklindeki elçiler arasında yalnızca Hz. Nûh’a ait olan kahır duasının nedeni de anlaşılmış olur. Ayrıca bu âyet sûrenin 2. âyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Hz. Nûh’un bunca uzun süren çabası, onun ödediği ağır bedel olarak sunulmaktadır. [3487] Tûfân kelimesiyle ilgili bir açıklama için bkz: 7:133. Zımnen: Tuğyan olan yerde mutlaka tufan olur. Tufan tuğyan edenler için bir felaket, iman edenler için bir nimettir. Tufan, toprağa aldırılan gusül abdestidir.— M.İslamoğlu
29:14
15
فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّف۪ينَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٥١
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne).
Fakat onu ve gemi yârânının tümünü kurtardık; ve bunu[³⁴⁸⁸] bütün bir insanlığa (ibretlik) bir delil kıldık. [3488] “Gemiyi” ya da “ukubeti/cezalandırma olayını”. Uluslararası bir araştırmanın sonuçlarına göre Guatamala yerlileri ve Avustralya Aborijinlerine kadar, yeryüzünün en kapalı kültürlerinde dahi mutlaka birkaç tufan hikâyesi bulunmaktadır. Bu da bu felaketin insanlığın ortak hafızasına kazındığının göstergesidir. ‘İnsanlığa bırakılan belge’den kasıt bu olsa gerektir.— M.İslamoğlu
29:15
16
وَاِبْرٰه۪يمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٦١
Ve ibrâhîme iz kâle li kavmihî’budûllâhe vettekûh(vettekûhu), zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
İBRAHİM’İ de (göndermiştik). Hani o kavmine demişti ki: “Yalnız Allah’a kulluk edin ve O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; eğer bilirseniz, bu sizin için çok daha hayırlıdır.— M.İslamoğlu
29:16
17
اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناً وَتَخْلُقُونَ اِفْكاًۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقاً فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُۜ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٧١
İnnemâ ta’budûne min dûnillâhi evsânen ve tahlukûne ifkâ(ifken), innellezîne ta’budûne min dûnillâhi lâ yemlikûne lekum rızkân, febtegû indallâhir rızka va’budûhu veşkurû leh(lehu), ileyhi turceûn(turceûne).
Baksanıza siz, Allah’ı bırakıp da birtakım heykellere[³⁴⁸⁹] tapıyorsunuz ve (onlara) düzme koşma birtakım (nitelikler) yakıştırıyorsunuz. Gerçek şu ki, Allah’tan başka kulluk ettikleriniz size rızık verecek güce sahip değiller; o halde tüm rızkınızı Allah katında arayın ve yalnız O’na kulluk edin; dahası hep O’na şükredin: (zira) O’na döndürüleceksiniz.” [3489] Evsân (t. vesen), madenden yapılanlara verilen sanem (Bkz: 7:138, not 99) adından farklı olarak taş ya da taş cinsi malzemeden yapılmış heykeller, büstlerdir (İbn Fâris ve Râğıb). Kur’-an’da kullanıldığı üç yerde de Hz. İbrahim’in kavmine atfedilir.— M.İslamoğlu
29:17
18
وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٨١
Ve in tukezzibû fe kad kezzebe umemun min kablikum, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).
“Ama eğer yalanlarsanız, iyi bilin ki sizden önceki toplumlar da yalanlamışlardı: zaten elçiye düşen de (İlâhi mesajı) bütün açıklığıyla iletmekten başkası değildir.”[³⁴⁹⁰] [3490] Âyetin içeriği, Hz. İbrahim’e değil de doğrudan Allah’a atfedilebilir. Bu durumda âyetin konusu Hz. İbrahim olabileceği gibi Rasulullah da olabilir (Taberî). Bu âyetin sonundaki ses (mubîn), aşağısıyla (yesîr) değil yukarısıyla uyumlu olduğu için, biz bu âyeti Hz. İbrahim’in sözünün bir devamı olarak tırnak içine aldık.— M.İslamoğlu
29:18
19
اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٩١
E ve lem yerev keyfe yubdiullâhul halka, summe yuîduh (yuîduhu), inne zâlike alallâhi yesîr(yesîrun).
PEKİ onlar görmediler mi ki Allah yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu nasıl yeniden iade ediyor? Besbelli ki bu Allah’a çok kolaydır.[³⁴⁹¹] [3491] Yeryüzündeki organik hayatın çevriminin muhteşem bir plan ve projenin eseri, dolayısıyla bunun da bilinçli bir yaratmanın ürünü olduğunun ifadesi.— M.İslamoğlu
29:19
20
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۚ ٠٢
Kul sîrû fîl ardı fânzurû keyfe bedeel halka, summallâhu yunşîun neş’etel âhıreh(âhırete), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
De ki: “Dolaşın yeryüzünü ve görün yaratılışı nasıl başlattığını! Daha sonra Allah öteki hayatı da işte böyle var edecektir: çünkü Allah’ın her şeye gücü yeter.— M.İslamoğlu
29:20
21
يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ ١٢
Yuazzibu men yeşâu ve yerhamu men yeşâ’(yeşâu), ve ileyhi tuklebûn(tuklebûne).
Tercih edeni/tercih ettiğini cezalandırır, tercih edene/tercih ettiğine rahmet eder:[³⁴⁹²] her durumda O’na döndürüleceksiniz. [3492] Men ism-i mevsûlü ile birlikte gelen yeşâ’ fiillerinin çift özneyi (men/insan ve gizli huve/o/Allah) gören konumuna dayanarak ibareyi böyle çevirdik. Açılımı: ‘Allah tercihini kötü yönde kullanıp hak edeni cezalandırmayı ister, rahmeti tercih edene de rahmet etmeyi ister.’ Çevirimizin lugavi gerekçesi budur. Bir de Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri kabilinden gerekçeleri var. Onlarca âyetten sadece birini buraya alalım: “Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur; üstelik O birçoğunu da affetmektedir.” (42:30).— M.İslamoğlu
29:21
22
وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ۟ ٢٢
Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ardı ve lâ fîs semâi ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve O’nu, ne yerde ne de gökte asla atlatamazsınız;[³⁴⁹³] dahası, kendiniz için Allah’tan başka ne sadık bir dost ne de bir yardımcı asla bulamazsınız. [3493] Krş: 10:61.— M.İslamoğlu
29:22
23
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَلِقَٓائِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ يَـئِسُوا مِنْ رَحْمَت۪ي وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٣٢
Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).
Allah’ın mesajlarını ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya: işte onlar Benim rahmetimden ümit kesiyorlar;[³⁴⁹⁴] ve işte onların hakkı can yakıcı bir azaptır.[³⁴⁹⁵] [3494] Allah hakkındaki kişi zamirlerinin aynı cümlede üçüncü tekil şahıstan birinci tekile dönüvermesi, Allah’ın insan tasavvurunda kişileştirilemezliğiyle alâkalıdır. [3495] Zımnen: Allah’sız bir hayat tasarımı erinde geçinde iflas etmeye mahkûmdur.— M.İslamoğlu
29:23
24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٤٢
Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlûktulûhu ev harrýkûhu fe encâhullâhu minen nâr(nâri), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
ÖTE yandan[³⁴⁹⁶] (İbrahim’e gelince): Kavminin tek cevabı, “Onu öldürün ya da yakın!”[³⁴⁹⁷] demekten ibâretti; fakat Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz inanan bir toplum için, bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır.[³⁴⁹⁸] [3496] Bu âyette, 16-18. âyetlerde dile getirilen İbrahim kıssasına yeniden dönülmektedir. Dolayısıyla bu bağlamda fâ edatının en isabetli karşılığı bu olsa gerektir. [3497] Sözün gücüne sözle karşı koyamayanlar, gücün sözünü konuştururlar. [3498] O ders şudur: Hiçbir Nemrud’un ateşi imanı yakamaz.— M.İslamoğlu
29:24
25
وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناًۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَۗ ٥٢
Ve kâle innemettehaztum min dûnillâhi evsânen meveddete beynikum fîl hayâtid dunyâ, summe yevmel kıyâmeti yekfuru ba’dukum bi ba’dın ve yel’anu ba’dukum ba’dan ve me’vâkumun nâru ve mâ lekum min nâsırîn(nâsırîne).
Ve (İbrahim) dedi ki: “Allah’ı bırakıp da birtakım heykeller peydahlamanızın[³⁴⁹⁹] tek nedeni, şu dünya hayatında (onlarla)[³⁵⁰⁰] aranızdaki (çarpık) sevgi bağıdır;[³⁵⁰¹] daha sonra, Kıyamet Günü’nde birbirinizi reddedecek ve birbirinizi lânetleyeceksiniz; en sonunda hepinizin varıp duracağı yer ateştir: size yardım eden biri de asla çıkmayacaktır.” [3499] Benzer bir ifade ve çeviri gerekçesi için bkz: 2:51, not 92. [3500] Bu açıklama âyetin devamı göz önüne alındığında, “tapınılan cansız nesnelerden” daha çok, bu nesnelerin temsil ettiği birtakım “tarihsel şahsiyetleri” ifade eder. [3501] Bu sevginin çarpıklığını “insanlar içerisinde Allah’tan başka birtakım varlıkları Allah’a eşdeğer rakip güçler olarak görüp, onları Allah’ı sever gibi sevenler de var” (2:165) âyeti ortaya koymaktadır.— M.İslamoğlu
29:25
26
فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦٢
Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bunun ardından ona bir tek Lût inandı. Ve (İbrahim)[³⁵⁰²] dedi ki: “Ben Rabbine iltica eden bir hicret eriyim; çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden O’dur.” [3502] Arkadan gelen sözü Hz. Lût’a atfetmek de mümkündür. Fakat Sâffât 99’daki benzer bir ifade, bu sözün Hz. İbrahim’e atfına ikna edici bir gerekçe teşkil eder.— M.İslamoğlu
29:26
27
وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٢
Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûbe ve cealnâ fî zurriyyetihin nubuvvete vel kitâbe, ve âteynâhu ecrehu fîd dunyâ, ve innehu fîl âhıreti le mines sâlihîn(sâlihîne).
Biz de ona İshak ve (onun oğlu) Yakub’u verdik; ve onun neslinden gelenler arasında nübüvveti ve vahyi devam ettirdik; üstelik ona ödülünü daha bu dünyada vermeye (başladık); hiç şüphe yok ki o, âhirette de iyiler arasındaki yerini alacaktır.— M.İslamoğlu
29:27
28
وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٨٢
Ve lûtan iz kâle li kavmihî innekum le te’tûnel fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn(âlemîne).
LÛT’U da (göndermiştik). Hani o kavmine demişti ki: “Şu kesin ki siz, bütün bir dünyada daha önce hiç kimsenin yapmadığı (derecede) iğrençlikler yapıyorsunuz.— M.İslamoğlu
29:28
29
اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَأْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩٢
E innekum le te’tûner ricâle ve taktaûnes sebîle ve te’tûne fî nâdîkumulmunker(munkere), fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû’tinâ bi azâbillâhi in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
Evet, erkeklere (şehvetle) yaklaşanlar ve yol kesenler;[³⁵⁰³] üstelik bu çirkinliği kamuya açık kulüplerde güpegündüz gurup halinde işleyen siz değil misiniz?”[³⁵⁰⁴] Fakat kavminin tek cevabı: “Eğer doğru sözlü biriysen, haydi Allah’ın azabını getir de görelim bakalım!” diye (meydan okumaktan) ibâretti. [3503] Veya: “(Şehveti tatmin için doğal olan) yolu kesen..” Meale çıkardığımız “yol kesme”, malum fiili işlemek için, gelip geçen yolcuların yolunu kesmelerini ifade eder (Mukâtil). Ve takta‘ûne’s-sebîl ibâresi için nota yerleştirdiğimiz alternatif anlamı, Ferra kaynak belirtmeden, Zemahşerî ise Hasan Basri’ye atfen naklederler. [3504] en-Nâdî, “gündüzün toplanmak” (gece toplanma yerine es-sâmir denir) anlamındaki nedvden türetilmiştir. Nâdî, “İnsanların gündüz toplandığı kamuya açık “kulüp, loca” anlamına gelir. “Dernek, toplantı salonu” anlamına gelen nedve de aynı köktendir. Bir eylemin gurup halinde yapılışını da içerir. Çevirimizin gerekçesi budur.— M.İslamoğlu
29:29
30
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٠٣
Kâle rabbinsurnî alel kavmil mufsidîn(mufsidîne).
“Rabbim!” dedi (Lût): “Ahlâkî çürümeye yol açan şu topluma karşı bana yardım et!”— M.İslamoğlu
29:30
Yükleniyor...
Ankebut
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle