وَاِذْ صَرَفْنَٓا اِلَيْكَ نَفَراً مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُٓوا اَنْصِتُواۚ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٩٢
Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).
BİR ZAMANLAR, cinlerden[⁴⁵³⁴] bir grubu Kur’an dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Nihayet o (vahye) kavuşur kavuşmaz “Sükûnetle dinleyin!” demişler, (okuma) biter bitmez de kendi toplumlarının yanına uyarıcı olarak dönmüşlerdi.[⁴⁵³⁵]
[4534] Krş: 18. âyet. Karşıtı olan ins’le birlikte gelmediği bu gibi yerlerde “uzak, tanınıp bilinmeyen varlıklar” anlamına gelir. Cin hakkında bkz: 7:179, not 145; nüzul ortamının cin tasavvuru hakkında bkz: 34:12, not 19. [4535] Olay kaynaklarda çok farklı ve yer yer çelişkili rivayetlerle yer almıştır. Kimi kaynaklara göre, Rasulullah’ın Taif dönüşü Nahle vadisinde, gecenin bir vaktinde namazda Kur’an okurken gerçekleşmiştir (İbn Kesir). Bazı rivayetlerde Rasulullah’ın bu “görünmez” veya “uzak” varlıkların oradaki varlığından vahiy gelinceye kadar haberdar olmadığı, onları görmediği kaydedilir (Buhârî ve Tirmizî). Aynı kaynaklarda bunların Yahudi dinine mensup Yemen taraflarında bir şehir olan Nasîbeyn cinleri olduğu ifade edilir. Bu âyetler, insan ve cinlere kendilerinden elçi gönderildiğini ifade eden En‘âm 130 ve ilk inkârcı muhatapların cin tasavvurunu aktaran Sebe’ 41 ışığında anlaşılmalıdır (34:41’in 59 nolu notuna bkz). 72. sûrede daha ayrıntılı yer alan bu ‘müteşabih’ olayı aktaran âyetler de, kelimenin tam anlamışla ‘müteşabih’tirler. Nasıl ki İsrâ sûresinin ilk âyetindeki “isrâ”, aynı sûrenin 60. âyetinin de delâletiyle, Allah Rasûlü’nü o zor zamanlarda teselli etmek için gösterilen bir “rüya” ise, bu müteşabih âyetlerin anlattığı olay da, Mekki davetin en zor zamanlarına tekabül eden bu âyetlerin indiği zaman diliminde, Allah Rasûlü’ne verilmiş ilâhî bir teselli armağanı olarak değerlendirilmelidir. Allahu a’lem.— M.İslamoğlu