Birinci ayetteki "nasr" kelimesi sureye isim olmuştur. Nasr, yardım demektir. Sûrede Allah'ın Hz. Peygamber'e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
İbn Abbas, bu surenin, Kur'an'ın son suresi olduğunu söylemiştir. Yani bundan sonra tam olarak bir sure nazil olmamıştır.
Çeşitli rivayetlerden anlaşılıyor ki bu sureden sonra bazı ayetler nazil olmuştur. Ama hangi ayetler olduğunda ihtilaf vardır. Ayrıca Rasullullah'a son nazil olan ayet hakkında da ihtilaf vardır. Buharî ve Müslim'de, Bera b. Azib'ten şöyle rivayet edilmiştir: "Nisa suresinin son ayeti, en son nazil olan ayettir." Buharî, İbn Abbas'tan, Kur'an'ın en son nazil olan ayetinin riba'nın haramlığı hakkındaki ayet olduğu kavlini nakletmiştir. Bunu Ahmed, İbn Mace ve İbn Merduye'nin Hz. Ömer'den naklettikleri rivayet teyid etmektedir. Ancak bu rivayette söz konusu ayetin, son nazil olan ayet olduğu söylenmemiştir. Aslında Hz. Ömer'in kavli, bu ayetin en son nazil olan ayetler (Bakara 273'den, 283'e kadar) Kur'an'da nazil olan son ayetlerdir. Neseî, İbn Merduye ve İbn Cerîr İbn Abbas'ın diğer bir kavlini naklederek Bakara Suresinin 281. ayetinin, son nazil olan ayet olduğunu söylemişlerdir. El-Feryabî, tefsirinde, bu ayetin Rasulullah'a ölümünden 81 gün önce nazil olduğuna dair İbn Abbas'ın kavlini nakletmiştir. Said b. Cübeyr'in kavlini nakleden İbn Ebi Hatim de, bu ayetin nüzulu ile Rasulullah'ın vefatı arasında 9 gün olduğunu belirtir. Ahmed, Müsned'de ve Hakim, Müstedrek'te Ubey b. Ka'b'tan, Tevbe Suresininin 128-129. ayetlerinin en son nazil olan ayetler olduklarını zikreder.> (Müslim, Neseî, Taberanî, İbn Ebi Şeybe, İbn Merduye) . İbn Ömer'den bu surenin Veda Haccı'nda, teşrik günleri sırasında Mina'da nazil olduğu rivayet edilmiştir. Rivayete göre Rasulullah daha sonra devesinin sırtına çıkıp meşhur hutbesini okumuştur. (Tirmizî, Bezzar, Beyhakî, İbn Ebi Şeybe, Abd b. Humayd, Ebu Ya'la, İbn Merduye)
Beyhakî Kitabü'l Hac'da, Serra b. Nebhan'dan Rasulullah'ın o meşhur hutbesini nakletmiştir. Serra demiştir ki, ben Veda Haccı'nda Rasulullah'ın söylediklerini duydum. Şöyle dedi: "Ey insanlar biliyor musunuz bugün hangi gündür?" Orada bulunanlar: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" diye cevap verdiler. Rasulullah: "Bugün, teşrik gününün orta günüdür" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Biliyor musunuz bu yer hangi yerdir? Oradakiler: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" dediler. Rasulullah: "Burası meş'ar-i haram'dır" buyurdu. Daha sonra şöyle buyurdu: "Bilmiyorum, bundan sonra belki sizi göremeyebilirim. Dikkat edin, kanınız ve şerefiniz birbiriniz için haramdır. Bugün, bu yerde haram olduğu gibi. Rabbinizin huzuruna çıkıp, amelleriniz hakkında sorulacağınız zamana kadar bu haramlık sürecektir. İyi dinleyin, bu söylediğim yakın ve uzaktakilere ulaşsın. Dinleyin, size tebliğ ettim mi?". Biz Medine'ye döndükten kısa bir süre sonra Rasulullah ahirete irtihal etti.
Bu iki rivayeti birarada okuyunca, Nasr suresinin nüzulu ile Rasulullah'ın vefatı arasında üç ay ve birkaç günlük bir süre geçtiği anlaşılır. Tarihlere göre, Veda Haccı ile Rasulullah'ın vefatı arasında ancak bu kadar zaman geçmiştir.
İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah'a bu sure nazil olduğunda; "Bu benim vefatımı bildirmektedir. Vaktim gelmiştir" dedi. (Ahmed, İbn Cerir, İbn Münzir, İbn Merduye) . İbn Abbas'tan ikinci rivayet de şöyledir: Rasulullah, bu surenin nazil olmasından, bu dünyadan ayrılacağının haberi olduğunu anlamıştır. (Ahmed, İbn Cerir, Taberanî, İbn Ebi Hatim, İbn Merduye).
Ümmü'l Mü'minin Ümmü Habibe şöyle buyurmuştur: Bu sure nazil olduğunda Rasulullah, "bu sene vefat edeceğim" dedi. Bunu duyan Hz. Fatıma ağlamaya başladı. Rasulullah bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ailemden bana ilk kavuşan sen olacaksın." Fatıma bunu duyunca güldü. (İbn Ebi Hatim, İbn Merduye) . Hemen hemen aynı muhtevaya sahip bir rivayeti Beyhakî, İbn Abbas'tan rivayet etmiştir.
İbn Abbas şöyle buyurmuştur: Hz. Ömer (r.a) , Bedir gazvesine katılan büyüklerin toplantısına beni de çağırdı. Onların arasına girmek pek hoşuma gitmezdi. O büyükler Hz. Ömer'e: "Bu çocuk bizim çocuklarımız gibidir. Özellikle bunu, toplantılarımıza niçin çağırıyorsun" dediler. (Buharî ve İbn Cerir, bu sözü söyleyenin Abdurrahman b. Avf olduğunu açıklamışlardır.) Hz. Ömer şöyle buyurdu: "İlim bakımından bu çocuğun makamını biliyor musunuz." Bir gün Hz. Ömer'in, beni bu büyüklerin toplantılarına her zaman niçin çağırdığını ispat etmek için beni de davet ettiğini anladım.
Hz. Ömer sohbet sırasında Bedir ehlinin büyüklerine şöyle sordu: "Nasr suresi hakkında ne dersiniz?" Bazıları şöyle dedi: "Bize Allah'ın nusreti gelip fetih nasip olduğunda, Allah'a hamd ve istiğfar etmemiz emredildi." Bazıları: "Bundan murad şehir ve kalelerin fethidir" dediler. Bazıları da sessiz kaldılar. Hz. Ömer daha sonra: "İbn Abbas, sen de aynı şekilde mi düşünüyorsun, sen ne dersin?" dedi. Ben "Hayır" dedim. Hz. Ömer: "Sen ne diyorsun?" dedi. Ben: "Bundan murad Rasulullah'ın ecelidir" dedim. "Bu surede Rasulullah'a, Allah'ın nusretinin gelip fetih nasip olmasının, eceline işaret olduğu bildirilmiştir. Ondan sonra Allah'a hamd ve istiğfar etmesi emredilmiştir" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum" dedi. Bir rivayette Hz. Ömer'in, Bedir ehlinin büyüklerine şöyle buyurduğu da kayıtlıdır: "Bu gencin toplantımıza katılmasına hâlâ itiraz ediyor musunuz? O'nu bu toplantıya çağırmamın sebebini herhalde anladınız." (Buharî, Ahmed, Tirmizî, İbn Cerir, İbn Merduye, Beğavî, Beyhakî, İbn Münzir.)
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Yukarıda zikerdilen rivayetlerden anlaşılıyor ki, bu surede Allah (c.c.) Rasulullah'a, Arabistan'da İslam'ın zaferi kemale erdikten sonra ve insanlar grup grup dine girdiklerinde bunun anlamının, bu dünyadaki misyonunun sona ermesi olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra Rasulullah'a, hamd ve Allah'ı tesbih ile meşgul olması emredilmiştir. Çünkü O, Allah'ın lütfu ile büyük bir işi başarıyla tamamlamıştır. Görevi yerine getirirken işlediği zaaf ve eksikliklerden dolayı Allah'tan af dilemelidir. Buradaki önemli nokta, bir Nebi ile dünyevî önder arasındaki farkın ne kadar büyük olduğudur. Bir dünyevî öndere, dünyada büyük bir inkılâb yapmak nasip olsa, o kişi törenler düzenleyerek önderliğinden gurur duyar. Ama burada Allah'ın peygamberi, 23 sene gibi kısa bir sürede bir kavmin akide, düşünce, ahlâk, kültür, medeniyet, muaşeret, siyaset, iktisat ve savaş anlayışını değiştirerek, cahiliyeye boğulmuş bu kavmi bütün dünyaya hâkim olacak bir duruma getirmesine ve dünyanın bütün kavimlerine önder olmaya lâyık hâle kavuşturmasına rağmen, böyle büyük bir başarının sonunda törenler düzenleyip gururlanmak yerine, Allah'a hamd edip mağfiret dilemesi ve O'nu tesbih etmesi emredilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.) de bütün acziyle bu emri yerine getirmekle meşgul olmuştur.
Hz. Aişe şöyle buyurmuştur: Rasulullah vefatından önce şu cümleyi çokça söylerdi: "Subhâneke Allahümme ve bihamdike ve estağfiruke ve etubu ileyk" (bazı rivayetlerde lâfız şöyledir: Subhanallahi ve bihamdihi ve' stağfırullahe ve etubu ileyh) . Ben: "Ya Rasulallah! Sürekli okuduğunuz bu kelimeler nasıl kelimelerdir?" dedim.
Rasulullah: "Bu, Nasr Suresi'ndeki işareti görünce okuduğum kelimelerdir" buyurdu. (Ahmed, Müslim, İbn Cerir, İbn Münzir, İbn Merduye) . Bunun benzeri bazı rivayetler yine Hz. Aişe'den rivayet edilmiştir. Rasulullah rükû ve secdede, "Subhaneke Allahümme ve bihamdike Allahumme'ğfirli" cümlesini çokça okurdu. Bu, Kur'an'ın (yani Nasr suresinin) Rasulullah'ın buyurduğu tevili idi. (Buharî, Müslim, Ebu Davut, Neseî, İbn Mace, İbn Cerir).
Ümmü Seleme şöyle buyurdu: Rasulullah'ın mübarek ağzı her zaman, oturduğu, kalktığı, yolda yürüdüğü zaman, "Subhanellahi ve bihamdihi" kelimelerini tekrarlardı. Bir gün, "Ya Resulallah! Bu kelimeleri niçin bu kadar çok zikrediyorsunuz?" dedim. Şöyle buyurdu: "Bana böyle emredildi" ve bu sureyi okudu. (İbn Cerir).
İbn Mes'ud'dan şöyle rivayet edilmiştir: Bu sure nazil olduğu zaman Rasulullah çokça "Subhaneke Allahümme ve bihamdike Allahümme'ğfirli subhaneke Rabbena ve bihamdike Allahümme'ğfirli inneke ente'ttevvabül gafûr" sözlerini tekrarladı (İbn Cerir, Müsned-i Ahmed, İbn Ebi Hatim).
İbn Abbas şöyle beyan etmiştir: Bu sure nazil olduktan sonra Rasulullah, ahiret için mihnet ve riyazatla o kadar meşgul oldu ki daha önce böylesi görülmemişti. (Neseî, Taberanî, İbn Ebi Hatim, İbn Merduye).
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
110
Yardım · Mekke
النصر
3
Sure Adı Açıklaması
Birinci ayetteki "nasr" kelimesi sureye isim olmuştur. Nasr, yardım demektir. Sûrede Allah'ın Hz. Peygamber'e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
İbn Abbas, bu surenin, Kur'an'ın son suresi olduğunu söylemiştir. Yani bundan sonra tam olarak bir sure nazil olmamıştır.
Çeşitli rivayetlerden anlaşılıyor ki bu sureden sonra bazı ayetler nazil olmuştur. Ama hangi ayetler olduğunda ihtilaf vardır. Ayrıca Rasullullah'a son nazil olan ayet hakkında da ihtilaf vardır. Buharî ve Müslim'de, Bera b. Azib'ten şöyle rivayet edilmiştir: "Nisa suresinin son ayeti, en son nazil olan ayettir." Buharî, İbn Abbas'tan, Kur'an'ın en son nazil olan ayetinin riba'nın haramlığı hakkındaki ayet olduğu kavlini nakletmiştir. Bunu Ahmed, İbn Mace ve İbn Merduye'nin Hz. Ömer'den naklettikleri rivayet teyid etmektedir. Ancak bu rivayette söz konusu ayetin, son nazil olan ayet olduğu söylenmemiştir. Aslında Hz. Ömer'in kavli, bu ayetin en son nazil olan ayetler (Bakara 273'den, 283'e kadar) Kur'an'da nazil olan son ayetlerdir. Neseî, İbn Merduye ve İbn Cerîr İbn Abbas'ın diğer bir kavlini naklederek Bakara Suresinin 281. ayetinin, son nazil olan ayet olduğunu söylemişlerdir. El-Feryabî, tefsirinde, bu ayetin Rasulullah'a ölümünden 81 gün önce nazil olduğuna dair İbn Abbas'ın kavlini nakletmiştir. Said b. Cübeyr'in kavlini nakleden İbn Ebi Hatim de, bu ayetin nüzulu ile Rasulullah'ın vefatı arasında 9 gün olduğunu belirtir. Ahmed, Müsned'de ve Hakim, Müstedrek'te Ubey b. Ka'b'tan, Tevbe Suresininin 128-129. ayetlerinin en son nazil olan ayetler olduklarını zikreder.> (Müslim, Neseî, Taberanî, İbn Ebi Şeybe, İbn Merduye) . İbn Ömer'den bu surenin Veda Haccı'nda, teşrik günleri sırasında Mina'da nazil olduğu rivayet edilmiştir. Rivayete göre Rasulullah daha sonra devesinin sırtına çıkıp meşhur hutbesini okumuştur. (Tirmizî, Bezzar, Beyhakî, İbn Ebi Şeybe, Abd b. Humayd, Ebu Ya'la, İbn Merduye)
Beyhakî Kitabü'l Hac'da, Serra b. Nebhan'dan Rasulullah'ın o meşhur hutbesini nakletmiştir. Serra demiştir ki, ben Veda Haccı'nda Rasulullah'ın söylediklerini duydum. Şöyle dedi: "Ey insanlar biliyor musunuz bugün hangi gündür?" Orada bulunanlar: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" diye cevap verdiler. Rasulullah: "Bugün, teşrik gününün orta günüdür" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Biliyor musunuz bu yer hangi yerdir? Oradakiler: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" dediler. Rasulullah: "Burası meş'ar-i haram'dır" buyurdu. Daha sonra şöyle buyurdu: "Bilmiyorum, bundan sonra belki sizi göremeyebilirim. Dikkat edin, kanınız ve şerefiniz birbiriniz için haramdır. Bugün, bu yerde haram olduğu gibi. Rabbinizin huzuruna çıkıp, amelleriniz hakkında sorulacağınız zamana kadar bu haramlık sürecektir. İyi dinleyin, bu söylediğim yakın ve uzaktakilere ulaşsın. Dinleyin, size tebliğ ettim mi?". Biz Medine'ye döndükten kısa bir süre sonra Rasulullah ahirete irtihal etti.
Bu iki rivayeti birarada okuyunca, Nasr suresinin nüzulu ile Rasulullah'ın vefatı arasında üç ay ve birkaç günlük bir süre geçtiği anlaşılır. Tarihlere göre, Veda Haccı ile Rasulullah'ın vefatı arasında ancak bu kadar zaman geçmiştir.
İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah'a bu sure nazil olduğunda; "Bu benim vefatımı bildirmektedir. Vaktim gelmiştir" dedi. (Ahmed, İbn Cerir, İbn Münzir, İbn Merduye) . İbn Abbas'tan ikinci rivayet de şöyledir: Rasulullah, bu surenin nazil olmasından, bu dünyadan ayrılacağının haberi olduğunu anlamıştır. (Ahmed, İbn Cerir, Taberanî, İbn Ebi Hatim, İbn Merduye).
Ümmü'l Mü'minin Ümmü Habibe şöyle buyurmuştur: Bu sure nazil olduğunda Rasulullah, "bu sene vefat edeceğim" dedi. Bunu duyan Hz. Fatıma ağlamaya başladı. Rasulullah bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ailemden bana ilk kavuşan sen olacaksın." Fatıma bunu duyunca güldü. (İbn Ebi Hatim, İbn Merduye) . Hemen hemen aynı muhtevaya sahip bir rivayeti Beyhakî, İbn Abbas'tan rivayet etmiştir.
İbn Abbas şöyle buyurmuştur: Hz. Ömer (r.a) , Bedir gazvesine katılan büyüklerin toplantısına beni de çağırdı. Onların arasına girmek pek hoşuma gitmezdi. O büyükler Hz. Ömer'e: "Bu çocuk bizim çocuklarımız gibidir. Özellikle bunu, toplantılarımıza niçin çağırıyorsun" dediler. (Buharî ve İbn Cerir, bu sözü söyleyenin Abdurrahman b. Avf olduğunu açıklamışlardır.) Hz. Ömer şöyle buyurdu: "İlim bakımından bu çocuğun makamını biliyor musunuz." Bir gün Hz. Ömer'in, beni bu büyüklerin toplantılarına her zaman niçin çağırdığını ispat etmek için beni de davet ettiğini anladım.
Hz. Ömer sohbet sırasında Bedir ehlinin büyüklerine şöyle sordu: "Nasr suresi hakkında ne dersiniz?" Bazıları şöyle dedi: "Bize Allah'ın nusreti gelip fetih nasip olduğunda, Allah'a hamd ve istiğfar etmemiz emredildi." Bazıları: "Bundan murad şehir ve kalelerin fethidir" dediler. Bazıları da sessiz kaldılar. Hz. Ömer daha sonra: "İbn Abbas, sen de aynı şekilde mi düşünüyorsun, sen ne dersin?" dedi. Ben "Hayır" dedim. Hz. Ömer: "Sen ne diyorsun?" dedi. Ben: "Bundan murad Rasulullah'ın ecelidir" dedim. "Bu surede Rasulullah'a, Allah'ın nusretinin gelip fetih nasip olmasının, eceline işaret olduğu bildirilmiştir. Ondan sonra Allah'a hamd ve istiğfar etmesi emredilmiştir" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum" dedi. Bir rivayette Hz. Ömer'in, Bedir ehlinin büyüklerine şöyle buyurduğu da kayıtlıdır: "Bu gencin toplantımıza katılmasına hâlâ itiraz ediyor musunuz? O'nu bu toplantıya çağırmamın sebebini herhalde anladınız." (Buharî, Ahmed, Tirmizî, İbn Cerir, İbn Merduye, Beğavî, Beyhakî, İbn Münzir.)
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Yukarıda zikerdilen rivayetlerden anlaşılıyor ki, bu surede Allah (c.c.) Rasulullah'a, Arabistan'da İslam'ın zaferi kemale erdikten sonra ve insanlar grup grup dine girdiklerinde bunun anlamının, bu dünyadaki misyonunun sona ermesi olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra Rasulullah'a, hamd ve Allah'ı tesbih ile meşgul olması emredilmiştir. Çünkü O, Allah'ın lütfu ile büyük bir işi başarıyla tamamlamıştır. Görevi yerine getirirken işlediği zaaf ve eksikliklerden dolayı Allah'tan af dilemelidir. Buradaki önemli nokta, bir Nebi ile dünyevî önder arasındaki farkın ne kadar büyük olduğudur. Bir dünyevî öndere, dünyada büyük bir inkılâb yapmak nasip olsa, o kişi törenler düzenleyerek önderliğinden gurur duyar. Ama burada Allah'ın peygamberi, 23 sene gibi kısa bir sürede bir kavmin akide, düşünce, ahlâk, kültür, medeniyet, muaşeret, siyaset, iktisat ve savaş anlayışını değiştirerek, cahiliyeye boğulmuş bu kavmi bütün dünyaya hâkim olacak bir duruma getirmesine ve dünyanın bütün kavimlerine önder olmaya lâyık hâle kavuşturmasına rağmen, böyle büyük bir başarının sonunda törenler düzenleyip gururlanmak yerine, Allah'a hamd edip mağfiret dilemesi ve O'nu tesbih etmesi emredilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.) de bütün acziyle bu emri yerine getirmekle meşgul olmuştur.
Hz. Aişe şöyle buyurmuştur: Rasulullah vefatından önce şu cümleyi çokça söylerdi: "Subhâneke Allahümme ve bihamdike ve estağfiruke ve etubu ileyk" (bazı rivayetlerde lâfız şöyledir: Subhanallahi ve bihamdihi ve' stağfırullahe ve etubu ileyh) . Ben: "Ya Rasulallah! Sürekli okuduğunuz bu kelimeler nasıl kelimelerdir?" dedim.
Rasulullah: "Bu, Nasr Suresi'ndeki işareti görünce okuduğum kelimelerdir" buyurdu. (Ahmed, Müslim, İbn Cerir, İbn Münzir, İbn Merduye) . Bunun benzeri bazı rivayetler yine Hz. Aişe'den rivayet edilmiştir. Rasulullah rükû ve secdede, "Subhaneke Allahümme ve bihamdike Allahumme'ğfirli" cümlesini çokça okurdu. Bu, Kur'an'ın (yani Nasr suresinin) Rasulullah'ın buyurduğu tevili idi. (Buharî, Müslim, Ebu Davut, Neseî, İbn Mace, İbn Cerir).
Ümmü Seleme şöyle buyurdu: Rasulullah'ın mübarek ağzı her zaman, oturduğu, kalktığı, yolda yürüdüğü zaman, "Subhanellahi ve bihamdihi" kelimelerini tekrarlardı. Bir gün, "Ya Resulallah! Bu kelimeleri niçin bu kadar çok zikrediyorsunuz?" dedim. Şöyle buyurdu: "Bana böyle emredildi" ve bu sureyi okudu. (İbn Cerir).
İbn Mes'ud'dan şöyle rivayet edilmiştir: Bu sure nazil olduğu zaman Rasulullah çokça "Subhaneke Allahümme ve bihamdike Allahümme'ğfirli subhaneke Rabbena ve bihamdike Allahümme'ğfirli inneke ente'ttevvabül gafûr" sözlerini tekrarladı (İbn Cerir, Müsned-i Ahmed, İbn Ebi Hatim).
İbn Abbas şöyle beyan etmiştir: Bu sure nazil olduktan sonra Rasulullah, ahiret için mihnet ve riyazatla o kadar meşgul oldu ki daha önce böylesi görülmemişti. (Neseî, Taberanî, İbn Ebi Hatim, İbn Merduye).
ALLAH’IN zafer garantili yardımı[⁵⁹²⁰] ve Fetih geldiğinde,[⁵⁹²¹]
[5920] Özellikle nasr sıradan bir yardımı değil “zafer garantili yardımı” ifade eder. Krş: “Zafer garantili yardım başkasından değil yalnızca Allah katındandır” (8:10). [5921] el-Fethdeki belirlilik bilinen ve beklenen bir fethe delâlet eder ki, o da Hayber’in fethi ardından yüreklerin kapısını İslâm’a açan Mekke’nin fethidir. Esasen fethin ilk anlamı maddîdir ve kale kapısı zaferle açıldığı için zafere feth denilmiştir. Fakat Kur’an Fetih sûresinin girişinde olduğu gibi kelimeyi mânevî alana taşımıştır. Fethin müjdesi, bu âyetlerin inişinden yaklaşık bir yıl önce inen Fetih 27’de açıkça verilmişti. İlk mü’minlerin askerî başarısı ve İslâmi fetihler, vahyin rolü hesaba katılmaksızın anlaşılamaz ve açıklanamaz. Âyetteki nusret fethin sebebi, fetih nusretin sonucudur.— M.İslamoğlu
Ve reeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ(efvâcen).
ve insanların kitleler halinde Allah’ın dinine gireceklerini gördüğünde, (senin görevin de tamamlandı demektir):[⁵⁹²²]
[5922] Parantez içi açıklamamız İbn Abbas’a dayanmaktadır (Taberî). Veciz bir yapıya sahip olan 2 ve 3. âyetler birbirine en güzel bu şekilde bağlanmaktadırlar. Üstelik son âyetin başındaki takibiyye fâsı da böylece işlevini bulmaktadır. Baştaki izâ şartının da delâlet ettiği gibi bu kitlesel ihtida hareketleri, müjdelenen feth ile ne anlaşılması gerektiğini de izah eder. Bu müjde fethin ardından aynen gerçekleşti. Allah Rasûlü, Mekke fethinin ardından Kâbe’nin kapısında durup vahiy tarafından önceden verilen müjdeleri îmâ ederek Lâilahe illallâhu vahdeh, ve nasara ‘abdeh, ve hezeme’l-ahzâbe vahdeh (Allah’tan başka kulluk edilmeye lâyık varlık yok, O’dur kuluna yardım eden ve O’dur müttefikleri tek başına hezimete uğratan). Burada müjdelenen kitleler halinde dine giriş bölge insanıyla başlamış, fakat onunla kalmamıştır. Yedhulûne muzârî fiilinin de işaret ettiği gibi, bu günümüze kadar sürmüş ve bundan böyle de sürecek olan ilâhî bir müjdedir.— M.İslamoğlu
Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirh(vestagfirhu), innehu kâne tevvâbâ(tevvâben).
Artık durma, tesbih et Rabbini hamd ile birlikte[⁵⁹²³] ve O’ndan bağışlanma dile;[⁵⁹²⁴] zira O, tüm içten tevbeleri kabul edendir![⁵⁹²⁵]
[5923] Tesbih tenzihe ve nefye, hamd teşbihe ve isbata delâlet eder. İlki celal, ikincisi cemal tecellisidir. Allah Rasûlü’nün dilinde bu emir bir virde dönüşmüştür. Rasulullah’tan mevsuk olarak gelen Subhânallahi ve bihamdihi estağfirullahe ve etûbu ileyh (Buhârî) virdi budur. [5924] Rasulullah’ın sûreyi okurken burada durup, ardından devam ettiği rivayet edilir. Yine Rasulullah, vahiyle diyaloga girerek bu sûreyi namazda okuduğunda şöyle mukabele ederdi: “Rabbimiz! Seni hamd ile tesbih ederim; beni bağışla!” (Buhârî). Meleklerin emrine âmâde kılındığı insan, kendisinin yaratılışına “Biz seni hamd ile birlikte tesbih ve takdis edip dururken” diye itiraz eden meleklerden geri kalmamalı, o da hamd ile tesbih etmelidir. Hamd ile beraber tesbih etmek bütün bir varlığın gayesidir: “O’nu övgüyle tesbih etmeyen bir tek nesne dahi bulunmamaktadır” (17:44). Allah Rasûlü “Kalbime bazen anlık bir gaflet gelir de ben Rabbime yüz defa istiğfar ederim” (Müslim, Zikr 48:12) buyurur. [5925] Nasıl ki tesbih hamdsiz olmazsa, istiğfar da tevbesiz olmaz. Mukâtil’in nakline göre bu sûre indiğinde sahabe sevinirken Hz. Abbas ağlamaya başlamıştı. Rasûlümüz amcasına ağlamasının sebebini sorduğunda, “Galiba sana vefat haberin veriliyor” demiş, Rasûlümüz de bunu doğrulamıştır. Bu âyet, zafer ahlâkını İnşâ eder. Kulun zaferi Allah’a, yenilgiyi nefsine hamletmesi kulluk adabındandır (4:79).— M.İslamoğlu
110:3
Yardımcı
Site kullanımı hakkında sorun
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar