وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ١٢
Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
Kendileri iman eden ve soyları da bu muhteşem[⁴⁷⁵¹] imanı izleyenlere gelince: Biz onları soylarıyla buluşturacağız ve kendi yaptıklarının (karşılığından) da hiçbir şey eksiltmeyeceğiz;[⁴⁷⁵²] (ne ki) herkesin (akıbeti) kendi kazandıklarına bağlıdır.[⁴⁷⁵³]
[4751] Îmânindeki belirsizliğin azamet vurgusuyla çeviriye yansıması. [4752] Yani, çocuklar ebeveynlerinin (Ferrâ’ya göre ebeveynler de çocuklarının) iman yolunu izlerse, Allah aile fertleri arasındaki derece farkına bakmaksızın aşağı makamda olanları yüksek makamda olanın yanında buluşturacak (Krş: 13:23). 26. âyette ifadesini bulan anne-babaların çocuklarının mânevî istikbali hakkındaki kaygısı kabul olmuş bir dua yerine geçecek (Krş: 66:6). Mü’min atalarla onların yolunu izleyen çocuklar arasındaki ‘imânî sinerjiye’ atıf. [4753] Lafzen: rehin. Zımnen: Allah, insanı kendisine borç vermiştir. İnsan bu borç karşılığı rehindir; ancak kulluk için yaptıklarını vererek kendini kurtaracaktır. İşte bu yüzden, izlenecek bir ışık bırakan atalar ve o ışığı izleyen çocukların ataların yüksek makamında buluşacak olmaları, “kimse kimsenin sorumluluğunu yüklenmez” ilkesine aykırı anlaşılamaz. Gerekçesini 26. âyetin teşkil ettiği bu ‘terfi’ ile, “hesabı öldükten sonra kapanmayacak üç kişi”den söz eden sadaka-i câriye hadisi arasında yakın bir ilişki vardır. “Geride sâlih bir evlat bırakmak”, yaşayan bir amel bırakmaktır. Ebeveynler bunun getirisiyle daha yüksek makamı elde ediyorsa, bu durumun, onlara bu makamı kazandıran iman sahibi çocuklara da mânevî bir getiri sağlaması doğaldır.— M.İslamoğlu