Tur 49 Ayet Mekke · الطور
52

Tur

Tur Dağı · Mekke
52
Tur Dağı · Mekke
الطور
49
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالطُّورِۙ ١
Vet tûri.
ULU Sînâ dağı şahit olsun![⁴⁷⁴¹] [4741] Veya tûr’un “uçma” anlamına dayanarak: “uçarak gelenler şahit olsun”. Yemin vavı, varlığın şahit olduğunun delilidir (Bkz: 77:1, not 1). Zımnen: Ey insan! Sen de şahit ol! Zira sen bu âleme sahip olmak için değil şahit olmak için geldin (Bkz: 70:40, not 26).— M.İslamoğlu
52:1
2
وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ٢
Ve kitâbin mestûrin.
Satırlarda kayıtlı ilâhî mesaj (şahit olsun),— M.İslamoğlu
52:2
3
ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ٣
Fî rakkın menşûrin.
açılmış deri tomarlar da![⁴⁷⁴²] [4742] Menşur, tomarın dürülü değil açık hali. Bununla derinin inceltilmesi de kastedilmiş olabilir (Kırtas için bkz: 6:7, 91). Öncelikle Tûr-ı Sînâ’da Hz. Mûsa’ya inen ilâhî vahye atıf. İbn Abbas bu âyetin yorumunda, Tevrat’ın tahrifinin yazıda değil yorumda olduğunu söyler (İbn Âşûr).— M.İslamoğlu
52:3
4
وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ ٤
Vel beytil ma’mûri.
el-Beytu’l-Ma’mûr[⁴⁷⁴³] şahit olsun, [4743] Yani: “Ziyaretçilerle şenlenip mamur olan Beytullah”. Veya Allah’ın insanı kalfalığına (halife) tayin ettiği ve imar etmesini istediği “yeryüzü” misafirhanesi. Bu ifade benzer içerikteki Tîn sûresinin ilk âyetleri ışığında “Kâbe” olarak anlaşılabilir. Hac dışındaki Kâbe ziyaretine insanı ma’mur ettiği ve insanla ma’mur olduğu için “umre” adı verilmiştir. Hz. Ali bunun Kâbe’nin semadaki aslı olduğu yorumunu yapmıştır (Taberî). Mü’min kalbinin mecazi ifadesi olarak da yorumlanmıştır (Beydavî). Hz. Ali’nin yorumu, farklı yorumlara konu olmuştur. Bu hoş yorumlardan birine göre, Hz. Âdem ‘cennette’ meleklerin el-Beytu’l-Ma’mur’u tavaf ederken yaptıkları tesbihatı işitiyordu. Cennetten kovulunca buna hasret kaldı. Bu hasreti dayanılmaz bir noktaya ulaşınca dua etti. Allah ona, semadaki Kâbe’yi yeryüzünde temsil eden bir “ev” yapmasını emretti. Bu evin yeri ise “yeryüzünün göbeği”, yani insan soyunun ilk konuk edildiği yerdi. Hz. Âdem’in hasreti dindi. Bu yüzdendir ki hac ibadeti, bir gurbete çıkış değil sılaya dönüş olarak anlaşılmalıdır. Kâbe’yi ziyaret, insan için bir tür baba ocağını, ana kucağını ziyaret anlamı taşır (Bkz: 3:97).— M.İslamoğlu
52:4
5
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ٥
Ves sakfil merfûi.
yüceltilmiş gök kubbe şahit olsun!— M.İslamoğlu
52:5
6
وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ٦
Vel bahril mescûri.
Kükreyen taşkın deniz şahit olsun![⁴⁷⁴⁴] [4744] Mescûr, “alev almış” (krş: 81:6), “dolup taşmış” ya da “karışmış” gibi üç anlama da yorulmuştur (Taberî). Bu deniz kıyamette yanacağı haber verilen deniz olabileceği gibi (81:6), Firavun ve ordusunun boğulduğu deniz de olabilir. İlk anlam âyetin devamındaki kıyametle, son iki anlam âyetin öncesindeki Hz. Mûsa ile alâkalıdır. Zımnen: “Gerçeğe karşı savaş açanlar er geç zulümlerinde boğulurlar”. Râzî “deniz” ile Yûnus nebi arasında bağ kurar. Tûr sûresinin yemin-şehadet vav’ı ile başlayan ilk 6 âyetinin, kendi aralarında bir irtibata sahip olduğunu düşünmek gerekir. Biz bu âyetlerle Tîn sûresinin yine yemin vavı ile başlayan ilk dört âyeti arasında çok yakın bir anlam bağı olduğu kanaatindeyiz. 1-3. âyetler Hz. Mûsa’nın vahiy aldığı mekâna ve Tevrat vahyine delâlet ederler. 4-5. âyetler Kur’an’a ve Kur’an’ın ‘tavanına’ yükselttiği insanlığın ortak aklına delâlet ederler. Bu iki gurup arasında, ilâhî vahiylerin birbirinden kopuk değil, birbirinin devamı olduğuna dair bir bağlantı vardır. 5. âyet vahye sırt dönerek tuğyân edenleri boğacak bir tûfânın mutlaka kendilerini bekleyeceğine delâlet eder. Allahu a’lem.— M.İslamoğlu
52:6
7
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ ٧
İnne azâbe rabbike le vâkı’un.
ŞÜPHE yok ki, Rabbinin azabı kesinlikle vuku bulacaktır;— M.İslamoğlu
52:7
8
مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ ٨
Mâ lehu min dâfiin.
onu önleyecek hiçbir güç de yoktur.— M.İslamoğlu
52:8
9
يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْراًۙ ٩
Yevme temûrus semâu mevren.
Gün gelir, gök büyük bir çöküşle çöker.[⁴⁷⁴⁵] [4745] 4. âyete atıfla zımnen: her şey yıkılır, o görkemli gök kubbe bile çöker.— M.İslamoğlu
52:9
10
وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْراًۜ ٠١
Ve tesîrul cibâlu seyrâ(seyren).
Dağlar dehşet bir yürüyüşle yürür.[⁴⁷⁴⁶] [4746] Fiillerin mastarla pekiştirilmesi (..çöküşle çöker, ..yürüyüşle yürür) mecazı red içindir. O fiillerin mecazen değil hakikaten gerçekleşeceğini ifade eder.— M.İslamoğlu
52:10
11
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ١١
Fe veylun yevme izin lil mukezzibîne.
İşte o gün yalanlayanların vay haline![⁴⁷⁴⁷] [4747] Zarfın takdimi, cümleye “eğer öldüklerinde hâlâ aynı hal üzereyseler” yananlamı katar (İbn Âşûr).— M.İslamoğlu
52:11
12
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ٢١
Ellezîne hum fî havdın yel’abûn(yel’abûne).
Onlar ki daldıkları oyunda oynuyor olacaklar.— M.İslamoğlu
52:12
13
يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ ٣١
Yevme yude’ûne ilâ nâri cehenneme de’â(de’an).
Onlar o gün karşı konulmaz bir güçle cehennem ateşine itilecekler (ve şöyle denilecek):— M.İslamoğlu
52:13
14
هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ٤١
Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn(tukezzibûne).
“Bu sizin vaktiyle yalanlamış olduğunuz ateştir.— M.İslamoğlu
52:14
15
اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ٥١
E fe sihrun hâzâ em entum lâ tubsirûn(tubsirûne).
Şimdi (söyleyin bakalım); sihir bu mu, yoksa (hakikati) görmeyen siz misiniz?— M.İslamoğlu
52:15
16
اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٦١
Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Orayı boylayın![⁴⁷⁴⁸] Artık ister sabredin, ister sabretmeyin; size ilişkin (hüküm) değişmez: çünkü siz, sadece yaptıklarınızın cezasını çekmektesiniz.” [4748] Islavhâ ile ilgili bkz: 36:64, not 45.— M.İslamoğlu
52:16
17
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ ٧١
İnnel muttekîne fî cennâtin ve naîmin.
Sorumluluk bilinciyle yaşayanlar, tanımsız cennetlerde ve tarifsiz nimetler içinde olacaklar.— M.İslamoğlu
52:17
18
فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٨١
Fâkihîne bi mâ âtâhum rabbuhum, ve vekâhum rabbuhum azâbel cahîm(cahîmi).
Rablerinin kendilerine verdiği nimetlerle sevinip mutlu olacaklar[⁴⁷⁴⁹] ve Rableri onları gözleri yuvasından fırlatan azaptan koruyacak [4749] Fakihîn için bkz: 36:55, not 39.— M.İslamoğlu
52:18
19
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٩١
Kulû veşrebû henîen bi mâ kuntum ta’melûne.
(ve onlara diyecek ki): “Vaktiyle yapmış olduğunuz şeylere bir karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!— M.İslamoğlu
52:19
20
مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ ٠٢
Muttekiîne alâ sururin masfûfeh(masfûfetin), ve zevvecnâhum bi hûrin înin.
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak...” Bir de cennette onları kusursuz bakışlı temiz eşlerle denkleştirip eşleştireceğiz.[⁴⁷⁵⁰] [4750] Hûr hakkında ayrıntılı bir açıklama için kelimenin ilk geçtiği Rahmân sûresinin 72. âyetinin notuna bakınız. Kelime göze nisbet edildiğinde “kusursuzluk, güzellik ve çekicilik” ifade eder. Eril ve dişil iki köke de nisbeti mümkün olan hûr, ödül ve cezada cinsiyet ayrımı yapılmayacağını ifade eden âyetler (3:19, 25, 161; 4:110-112; 10:30; 14:51; 16:111) ışığında anlaşılmalıdır. “Temiz eşler” ifadesi, 21, 24 ve 26. âyetlerdeki soylar ve aile ile irtibatlı olarak okunmalıdır. Ayrıca insanın ruhunu yansıtan bir ayna olduğu için ‘îyn, “ruhu temiz” anlamına da alınabilir (Krş: Râzî).— M.İslamoğlu
52:20
21
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ١٢
Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
Kendileri iman eden ve soyları da bu muhteşem[⁴⁷⁵¹] imanı izleyenlere gelince: Biz onları soylarıyla buluşturacağız ve kendi yaptıklarının (karşılığından) da hiçbir şey eksiltmeyeceğiz;[⁴⁷⁵²] (ne ki) herkesin (akıbeti) kendi kazandıklarına bağlıdır.[⁴⁷⁵³] [4751] Îmânindeki belirsizliğin azamet vurgusuyla çeviriye yansıması. [4752] Yani, çocuklar ebeveynlerinin (Ferrâ’ya göre ebeveynler de çocuklarının) iman yolunu izlerse, Allah aile fertleri arasındaki derece farkına bakmaksızın aşağı makamda olanları yüksek makamda olanın yanında buluşturacak (Krş: 13:23). 26. âyette ifadesini bulan anne-babaların çocuklarının mânevî istikbali hakkındaki kaygısı kabul olmuş bir dua yerine geçecek (Krş: 66:6). Mü’min atalarla onların yolunu izleyen çocuklar arasındaki ‘imânî sinerjiye’ atıf. [4753] Lafzen: rehin. Zımnen: Allah, insanı kendisine borç vermiştir. İnsan bu borç karşılığı rehindir; ancak kulluk için yaptıklarını vererek kendini kurtaracaktır. İşte bu yüzden, izlenecek bir ışık bırakan atalar ve o ışığı izleyen çocukların ataların yüksek makamında buluşacak olmaları, “kimse kimsenin sorumluluğunu yüklenmez” ilkesine aykırı anlaşılamaz. Gerekçesini 26. âyetin teşkil ettiği bu ‘terfi’ ile, “hesabı öldükten sonra kapanmayacak üç kişi”den söz eden sadaka-i câriye hadisi arasında yakın bir ilişki vardır. “Geride sâlih bir evlat bırakmak”, yaşayan bir amel bırakmaktır. Ebeveynler bunun getirisiyle daha yüksek makamı elde ediyorsa, bu durumun, onlara bu makamı kazandıran iman sahibi çocuklara da mânevî bir getiri sağlaması doğaldır.— M.İslamoğlu
52:21
22
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٢٢
Ve emdednâhum bi fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Ve Biz onlara meyve ve etin her türünü, canlarının çektiği her şeyi sunacağız;— M.İslamoğlu
52:22
23
يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْساً لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ ٣٢
Yetenâzeûne fîhâ ke’sen lâ lagvun fîhâ ve lâ te’sîmun.
orada birbirlerine içeni boşboğaz etmeyen ve günaha sokmayan dolu kadehler sunacaklar.— M.İslamoğlu
52:23
24
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ ٤٢
Ve yetûfu aleyhim gılmânun lehum ke ennehum lû’luun meknûnun.
Ve kendileri için hazırlanmış ebedî bir gençlik ve tazelik onları hiç terk etmeyecek;[⁴⁷⁵⁴] tıpkı kabuklarının içinde saklanmış inciler gibi olacaklar.[⁴⁷⁵⁵] [4754] Veya: “Kendileri için (hizmete âmâde) gençler etraflarında dönüp duracak”. Tercihimiz tâfe ‘alâ ibaresinin “dönüp dönüp geldi, başından ayrılmadı” genel anlamına dayanmaktadır. Belki cehennemliklerin derilerinin yenilenmesi gibi, onların da gençlikleri yenilenecek. Âyette ğılmanuhum değil ğılmanun lehum gelmiş olması tercihimizi güçlendirmektedir. [4755] Vakı’a 23’te de geçen lu’luun meknûnun/el-lu’lui’l-meknûn benzetmesi, tek taraflı bir cinsi ve cinsiyyeti değil, bâkir bir gönlü ve muhabbeti temsil etse gerektir. Zira cennette mü’mine vaad edilen nimetler dünyadaki gönüllü feragatin bir karşılığıdır (Krş: 18:31, not 44).— M.İslamoğlu
52:24
25
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٢
Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
Derken, birbirlerine dönüp sorular soracaklar…— M.İslamoğlu
52:25
26
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ ٦٢
Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(muşfikîne).
Diyecekler ki: “Vaktiyle bizler, ailemiz hakkında endişeye kapılıp tir tir titrerdik;[⁴⁷⁵⁶] [4756] 21. âyette dile getirilen “buluşturmanın” gerekçesi. Krş: “Siz ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz!” (66:6) Zımnen: Çocuklarının mânevî istikbali hakkında titreyen ana babaların bu kaygısı boşa gitmeyecek.— M.İslamoğlu
52:26
27
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ٧٢
Fe mennallâhu aleynâ ve vekânâ azâbes semûm(semûmi).
fakat Allah bize kerem etti de, bizi zehir gibi içe işleyen yakıcı bir ateşin azabından korudu.[⁴⁷⁵⁷] [4757] Semûm için bkz: 15:27, not 23.— M.İslamoğlu
52:27
28
اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟ ٨٢
İnnâ kunnâ min kablu ned’ûh(ned’ûhu), innehu huvel berrur rahîm(rahîmu).
Şüphesiz biz bundan önce de hep O’na dua ederdik; çünkü O, evet O’dur mutlak iyi olan sonsuz rahmet sahibi.”— M.İslamoğlu
52:28
29
فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ ٩٢
Fe zekkir fe mâ ente bi ni’meti rabbike bi kâhinin ve lâ mecnûn(mecnûnin).
(EY NEBİ!) Öğüt vermeyi (sürdür); şüphesiz, -Rabbinin nimeti sayesinde- senin bir kâhin ve bir mecnun olma ihtimalin asla bulunmamaktadır.[⁴⁷⁵⁸] [4758] Zımnen: Elinde sihirli değnek yok! Öğüt alan alır, almayan sonucuna katlanır. (Mâ..bî.. kalıbı için bkz: 6:107, not 89).— M.İslamoğlu
52:29
30
اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ ٠٣
Em yekûlûne şâirun neterabbesu bihî reybel menûni.
Yoksa[⁴⁷⁵⁹] (şimdi de) “O bir şairdir; (bırakın da) feleğin sillesini yiyeceği zamanı bekleyip görelim” mi diyorlar?[⁴⁷⁶⁰] [4759] Bu pasajda 15 kez kullanılan em edatı, hem soru hem de hakikati muhatabın zihnine kazıma vurgusuna sahiptir (İbn Âşûr). [4760] “Bekleyin bakalım” tavrı, müşriklerin Hz. Rasûl’e karşı izledikleri dört aşamalı stratejinin ilk aşaması olan ilgisizlik ve görmezden gelme evresine tekabül eder. Kur’an’da tek başına “kuşku” anlamında kullanılan rayb, deyimsel kullanımı olan raybe’l-menûn tabirinde “feleğin sillesini yemek” anlamını kazanır. İnkârcı muhataplar helâk ile tehdit edildiklerinde kendilerini böyle avutuyorlardı.— M.İslamoğlu
52:30
Yükleniyor...
Tur
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle