فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ ٤٢
Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser(yu’seru).
Nihayet şöyle dedi: “Bu sadece geçmişten miras kalan bir büyüdür,[⁵⁴¹⁶]
[5416] Veya: “göz kamaştırıcı bir büyüdür”. Sihr, nüzul sürecinde ilk kez burada geçer (Krş: 2:102, not 5; 7:116, not 4). Dilde “gizli bir sebeple insanın gözünü ya da gönlünü yanıltan şey” demektir. Görenin görüleni olduğundan farklı algılamasıdır. Görülen, aslında görüldüğü gibi değildir. Eğer dişi keçinin memesi dolu dolu göründüğü halde sütü az çıkarsa Araplar ‘anzun meshurun derler. Sabahın alaca karanlığına sehar (seher), seherde yenen Ramazan yemeğine de aynı kökten gelen “sahur” ismi verilmiştir. Seher, karanlıkla aydınlığın birbirine karışmış olması halidir ki, hakikatle hayalin, hakla bâtılın, gerçekle yalanın birbirine karıştığı hali çağrıştırır. Sihir, sebebi bilinmeyen herhangi bir şey olarak da tanımlanmıştır. Yukarıdaki birinci tanım özneyi (gören), bu ikinci tanım da nesneyi (görülen) esas alan tanımlardır ve ikisi de birbirini tamamlar. İster özne açısından ister nesne açısından tanımlansın, sihir her halükârda hakikatin zıddı olan hayali, ilmin zıddı olan cehaleti, yakînin zıddı olan zannı ve itminanın zıddı olan vehmi ifade eder. Bunlar bazen görenden, bazen görülenden bazen de her ikisinden kaynaklanır. Mesela “Eğer onlara gökten bir kapı aralasak da onlar oraya çıkacak olsalardı ‘Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz sihirlenmiş bir topluluğuz’ derlerdi.” (15:14-15) âyetinde geçen “sihir” gören açısındandır. Çünkü kaynağı hakikat olduğu halde gören farklı algılamıştır. ”Bazı sözler büyüdür” hadisinde de dinleyen açısındandır. Bu anlamda Türkçe’de “İki söz, bir büyü” atasözü vardır ve tabi ki mecazdır. Şu âyette ise hem gören hem de görülen açısındandır: “(Musa) bir de ne görsün: Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihir marifetiyle, ona hızla akıyormuş gibi göründü (yuhayyelu ileyhi)” (7: 116; 20:66). Velid, Allah Rasûlü’nün ömründe sihre örnek gösterecek bir olağan dışılık bulamayınca “Ebeveynle evladın arasını ayırıyor” dedi. Hiç şüphesiz müşrikler bu vahye sözlü bir sihir olarak bakıyorlardı.— M.İslamoğlu