وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٤٢
Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Bir de kalkıp dediler ki: “Hayat sadece dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz, zira (bir kez) hayata gelmiş bulunuruz;[⁴⁴⁸⁸] ve bizi sadece Dehr/Zaman yok eder.”[⁴⁴⁸⁹] Ama onlar bu hususta hiçbir bilgiye sahip değiller, onlar sadece (önyargıya dayalı bir) zanna sahipler.[⁴⁴⁹⁰]
[4488] Takdim-tehire gerek yoktur. Konuşan öznenin ilkel nihilizmi dikkate alındığında, vav’ın tefsiriyye vurgusu taşıdığı anlaşılır. Yani: Bir kez doğmuş bulununca, ister istemez zamana maruz kalarak ölüp gideriz. (31 nolu nota bkz; ayrıca krş: 78:3, not 4.) [4489] Dehr, “uzun mu uzun, hesaba gelmeyen mutlak zaman”. Bunu söyleyen Dehrî’nin zihninde “yaratılmamış ve sonradan olmayan âlemin öncesi ve sonrası olmayan ömrü”. Bu itikada Dehrîlik adı verilir. İlkel bir materyalizmdir. Bu inanca sahip olanların bir kısmı deist idiler. Bu âyetten yola çıkarak, bunu söyleyen Dehrî’nin âlemin sonsuz olduğuna ve içinde reenkarnasyon inancını barındıran ‘sonsuz döngü’ye (samsara) inandığını, yeniden dirilişi ve âhireti inkâr ettiğini anlıyoruz. Zamanı özne gören bir mantık, zamanın nesnesi olmaya kendini mahkûm etmiştir. Yani: Hayatın ölümle sonuçlanması sadece zamanın doğası gereğidir, dolayısıyla dirilmek için ölmek gibi bir ilâhî müdâhale söz konusu değildir. Zamana taptığına dair bir bilgiye sahip olmadığımız bir kısım Mekkelilerin tasavvurunda zaman, varoluşun tek makul açıklamasıdır. Materyalistin maddeye yüklediği anlamı, bu akıl zamana yükler. Bu söylemin temelinde yaratılışın tesadüf olduğu düşüncesi yatar. Bu akıl Allah’ın varlığını değil ama O’nun zamana müdahil oluşunu ifade eden rububiyyetini inkâr etmiş, onun yerine ‘mutlak’ zamanı (dehr) ikame etmiş görünmektedir. (Bu düşüncenin nüzul dönemindeki temsilcilerine dair bir açıklama bkz: 78:3, not 4.) [4490] Bu âyet mücerret inkârın içi boş önyargılara dayandığının delilidir.— M.İslamoğlu