Casiye 37 Ayet Mekke · الجاثية
45

Casiye

Diz Çöküş · Mekke
45
Diz Çöküş · Mekke
الجاثية
37
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Hâ-Mîm![⁴⁴⁶⁴] [4464] Mukatta’ât harfleri hakkında detaylı bir açıklama için, nüzul sürecinde ilk geçtiği 68:1, not 1’e bakınız.— M.İslamoğlu
45:1
2
تَنْز۪يلُ الْـكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
BU kitabın indirilişi her işinde tek mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden Allah katındandır.[⁴⁴⁶⁵] [4465] Krş: 35:2, not 5; 36:2, not 2— M.İslamoğlu
45:2
3
اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ ٣
İnne fîs semâvâti vel ardı le âyâtin lil mû’minîn(mû’minîne).
Elbet göklerde ve yerde inan(maya gönlü ol)anlar için sayısız mesajlar vardır.[⁴⁴⁶⁶] [4466] Öncesi ve sonrasıyla birlikte zımnen: İnsan vahyin mesajlarını kâinat ve varlık kitabını okuyarak da alabilir. Yeter ki inanmaya gönlü olsun.— M.İslamoğlu
45:3
4
وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ ٤
Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Hem sizin yaratılışınızda hem de O’nun yeryüzüne yaydığı diğer tüm yürüyen canlı türlerinde gönülden inanacaklar için tarifsiz mesajlar vardır.[⁴⁴⁶⁷] [4467] Bu âyet “Canlılar içerisinden insanı seçkin kılan sebep nedir ki Allah insanla konuştu?” zımnî sorusunun cevabını teşkil eder. Vahiy kitabınınki iman âyetleri, varlık kitabınınki îkân âyetleridir. İman âyetleri marifete, îkân âyetleri ilme dayanır. Ancak, 5. âyetin ifade ettiği gibi varlığı bir kitap gibi okumak için aktif bir aklın varlığı şarttır. (Îman ve îkân için bkz: 2:4, not 9.)— M.İslamoğlu
45:4
5
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٥
Vahtilâfil leyli ven nehâri ve mâ enzelallâhu mines semâi min rızkın fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve tasrîfir rîyâhı âyâtun li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Aklını kullanan bir topluluk için gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın semadan indirerek kendisiyle ölü toprağı dirilttiği rızık vasıtalarında ve rüzgârları çeşitli kılmasında da sayısız mesajlar vardır.— M.İslamoğlu
45:5
6
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ ٦
Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).
İşte bunlar, Allah’ın hakikati sana kendisiyle aktardığı âyetlerdir: Peki, Allah ve O’nun âyetleri de değilse, kimden (gelen) hangi habere inanacaklar?[⁴⁴⁶⁸] [4468] Zımnen: Allah’a da inanmıyorsa, kişinin neye inandığının ne önemi var?— M.İslamoğlu
45:6
7
وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٧
Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin).
Kendini aldatarak günaha gömülenlerin topuna birden yazıklar olsun![⁴⁴⁶⁹] [4469] Effâk, “yalanda sınır tanımayan”dır. Yalan sınırı aşınca bizzat sahibini aldatır. “Kendisini aldatarak” karşılığının gerekçesi budur.— M.İslamoğlu
45:7
8
يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٨
Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
(Bu tip) Allah’ın kendisine okunan âyetlerini işitir de, sonra onu hiç işitmemiş gibi küstahça bir direnişi sürdürür: artık böylesini elem verici bir azap ile müjdele!— M.İslamoğlu
45:8
9
وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـٔاًۨ اتَّخَذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌۜ ٩
Ve izâ alime min âyâtinâ şey’enittehazehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Üstelik bu tipler, âyetlerimizden bir şeyler öğrendikleri zaman başlarlar onunla alay etmeye.[⁴⁴⁷⁰] İşte böylelerini aşağılayıcı bir azap beklemektedir: [4470] Yani: ya âyetlerimizi işitmezler ya da işittiklerini alay konusu ederler. Kişi küçümsediği ve önemsiz gördüğüyle alay eder. Eğer alay edilen şey vahiy ve onun taşıdığı haberlerse, bu alayın yöneldiği makam doğrudan vahyin sahibi olan Allah’tır. Allah’la alay edecek kadar küstahlaşan biri, iflah olmaz bir hastalığa yakalanmış demektir.— M.İslamoğlu
45:9
10
مِنْ وَرَٓائِهِمْ جَهَنَّمُۚ وَلَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـٔاً وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۜ ٠١
Min verâihim cehennem(cehennemu), ve lâ yugnî anhum mâ kesebû şey’en ve lâ mattehazû min dûnillâhi evliyâe, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
cehennem hemen peşlerindedir. Ne kazandıkları şeylerin ne de Allah’tan başka edindikleri dostların onlara en ufak bir yararı dokunur: zira onları korkunç bir azap beklemektedir.— M.İslamoğlu
45:10
11
هٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌ۟ ١١
Hâzâ hudâ(huden), vellezîne keferû bi âyâti rabbihim lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).
(Allah’ın âyetlerini izlemek…)[⁴⁴⁷¹] İşte hidayet budur; bir de Rablerinin (kevnî ve vahyî) âyetlerini yok sayanlar var: işte onların hakkı, (bu) akıl almaz bayağılaşmadan dolayı[⁴⁴⁷²] elem verici bir azaba mahkûm olmaktır.[⁴⁴⁷³] [4471] Parantez içi açıklama 8 ve 9. âyetlere dayanarak yapılmıştır. [4472] Krş: “O aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder” (10:100; ayrıca bkz: 5. âyetin sonu ve 7:71, not 54). Riczindeki belirsizlik metne “akıl almaz” şeklinde yansımıştır. [4473] Zımnen: Allah’a kul olmamak, kula ve eşyaya kul olmakla sonuçlanan bir bayağılaşmaya yol açar. Zira insanın bedenini omurga, şerefini akıl, aklını iman ayakta tutar.— M.İslamoğlu
45:11
12
اَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ ٢١
Allâhullezî sahhare lekumul bahre li tecriyel fulku fîhi bi emrihî ve li tehtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
O’NUN kanunu sayesinde orada gemiler yol alabilsin diye, yine O’nun lutfundan payınıza düşeni elde edip[⁴⁴⁷⁴] de şükredebilesiniz diye denizi sizin için bir yasaya bağlayan Allah’tır.[⁴⁴⁷⁵] [4474] İbteğâ için bkz: 17:42, not 59. [4475] Veya lâm harfinin sıla anlamıyla: “emrinize âmâde kılan”. Allah’ın, akıl ve iradeye özel ikramı olan teshîr için ilk kullanıldığı 38:18, not 12’ye bkz.— M.İslamoğlu
45:12
13
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٣١
Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Yine O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından (bir bağış olarak) emrinize âmâde kılmıştır.[⁴⁴⁷⁶] Elbet bütün bunlarda da düşünen bir toplum için sayısız mesajlar vardır. [4476] Bunu hem eşyaya yasalar koyarak hem de insanı eşyanın yasalarını keşfedecek üstün bir kabiliyetle donatarak yapmıştır.— M.İslamoğlu
45:13
14
قُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْماً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٤١
Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Söyle iman edenlere: Allah’ın Günleri’nin[⁴⁴⁷⁷] geleceğini arzu etmeyenleri (şimdilik) bağışlasınlar;[⁴⁴⁷⁸] çünkü O bir toplumu (ancak) ısrarla yaptıklarından dolayı cezalandırır.[⁴⁴⁷⁹] [4477] Yani: “Bugünün bir de yarını var” anlamında. Bu ibare, “Zira o (iyi ve kötü) dönemleri, biz insanlar arasında döndürür dururuz” (3:140) âyeti ışığında anlaşılmalıdır (Krş: 14:5, not 6). [4478] Daha sonra gelen meşru savunma ve savaş izni veren âyetlere dayanarak parantez içinde “şimdilik” kaydını düştük. [4479] Zımnen: Sırf mutlak bilgisine dayanarak değil, suç işlendikten ve suçta ısrar edildikten sonra cezalandırır. Bu ifade 23. âyeti açıklar. İbn Abbas’ın âyeti mü’minlere uygulanan işkence ve baskı bağlamında yorumlaması, dönemin tabiatına uygundur (Taberî ve Kurtubî).— M.İslamoğlu
45:14
15
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ ٥١
Men amile sâlihan fe li nefsih(nefsihî), ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
Kim bir iyilik yaparsa, o kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur.[⁴⁴⁸⁰] En sonunda dönüp geleceğiniz yer Rabbinizin huzurudur. [4480] Bir önceki âyete ve açıklamasına bkz.— M.İslamoğlu
45:15
16
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪ـلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ٦١
Ve lekad âteynâ benî isrâîlel kitâbe vel hukme ven nubuvvete ve rezaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alel âlemîn(âlemîne).
DOĞRUSU Biz İsrâiloğullarına da vahyi, iktidarı ve nübüvveti vermiş, onlara iyi ve temiz rızıklar bahşetmiş ve onları (vahyi hayata taşımakla görevlendirip kendi zamanlarının) tüm toplumlarından üstün tutmuştuk.— M.İslamoğlu
45:16
17
وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٧١
Ve âteynâhum beyyinâtin minel emr(emri), fe mahtelefû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Dahası onlara (tevdi edilen) görevden dolayı açık işaretler vermiştik.[⁴⁴⁸¹] Ne ki onlar durdular durdular da, kendilerine bilgi geldikten sonra -sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden- ayrılığa düştüler:[⁴⁴⁸²] Şu kesin ki, Rabbin Kıyamet Günü ayrılığa düştükleri her konuda onlar arasında hüküm verecektir. [4481] İlk akla gelen anlamları “iş, dünyevî iktidar, yasa, buyruk, öneri” olan el-emrin bu bağlamdaki en uygun karşılığı, verilen “görev”, yani “misyon” olmalıdır (Bkz: 28:44, not 52). [4482] Tevrat gelinceye kadar tek millet idiler. Tevrat gelince daha bir bütünleşeceklerine paramparça oldular. Bu ve buna benzer âyetlerin verdiği bir başka mesaj da şudur: Vahiy, samimi olanla samimi olmayanı ayrıştıran bir tabiata sahiptir. Vahyin sıfatı olan Furkân’ın hakkı bâtıldan ayıran mânası yanında, “samimi olanı samimi olmayandan ayrıştıran” mânası da vardır.— M.İslamoğlu
45:17
18
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٨١
Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Son olarak seni de, (değişmeyen) evrensel buyruğun parçası olan (değişken) bir şeriat üzere kıldık:[⁴⁴⁸³] o yolu izle, sakın ha (kendini) bilmezlerin keyfî yargılarına uyma! [4483] el-Emr, değişmez ilâhî yasaları temsil eden “evrensel buyruk”tur. Her yerde, her zaman ve mekânda aynıdır. Fakat o evrensel buyruktan bir parça olan şerîat, değişken ve tarihseldir. Mesela Musa ümmetine veya Muhammed ümmetine göre değişmiştir. (Benzer bir ibare ve tahlili için bkz: 42:52, not 67.) Şeri‘at teriminin türetildiği şir‘a, kişiyi suyun kaynağına ya da kaynağa giden ana yola götüren tâli yol demektir. Yani insanı hayata (suya) bağlayan yola çıkaran tali yol. Kelime burada tüm peygamberlerin ortak kaynağına kendi zaman ve zeminlerinden açılan özgün yol ve yöntemleri ifade eder. “Şeriat” terimi sonradan, dinin kaynağı olan vahiylerden elde edilen pratik kurallar bütününe isim olmuştur.— M.İslamoğlu
45:18
19
اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ ٩١
İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â(şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne).
Çünkü onlar, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi senden savamazlar! Unutma ki zalimler[⁴⁴⁸⁴] hep birbirlerinin evliyasıdır; Allah ise muttakilerin velisidir. [4484] Bir öncesiyle bağlantılı olarak: Kendini bilmeyen değerini bilmez, değerini bilmeyen kendine kıyar, kendine kıyan zalimdir (21:29, not 37; 21:65, not 67).— M.İslamoğlu
45:19
20
هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ ٠٢
Hâzâ basâiru lin nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Bu (vahiy) insanlık için bir bilinç kaynağıdır; gönülden inananlar için de bir rehber ve bir rahmet menbaıdır.— M.İslamoğlu
45:20
21
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟ ١٢
Em hasibellezînecterahûs seyyiâti en nec’alehum kellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhum, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa kötülüğün peşinde seğirten tipler, kendilerini -hayatlarında olsun ölümlerinde olsun- iman edip salih amel işleyenlerle aynı kefeye koyacağımızı mı sandılar? Ne berbat hüküm veriyorlar![⁴⁴⁸⁵] [4485] Âyetteki “kötülük” ile “ölüm”, “iyilik” ile “hayat” eşleştirilmiştir. Zımnen: Kütülük ölümdür; belki başka iyilikleri de öldüren ölümcül bir virüstür. İyilik ise hayattır; belki başka iyiliklere hayat veren bir tohum gibidir. (Benzer bir âyet için bkz: 29:4 )— M.İslamoğlu
45:21
22
وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٢
Ve halakallâhus semâvâti vel arda bil hakkı ve li tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ama Allah gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna yarattı ki, hiç kimseye haksızlık yapılmadan her insan kendi kazandığının karşılığını görebilsin.— M.İslamoğlu
45:22
23
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٢
E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
TANRISI olarak keyfî kanaatini benimseyen ve Allah’ın kişiyi, (fıtrî) bir bilgiye rağmen (sapmayı tercih ettiği için) saptırdığı,[⁴⁴⁸⁶] kulaklarını ve kalbini mühürlediği, gözlerinin üzerine de tarifsiz bir perde çektiği malum tipleri gözünde canlandırabilir misin?[⁴⁴⁸⁷] Artık onu Allah da ulaştırmazsa, kim doğru yola ulaştırabilir? Hâlâ düşünüp ders almayacak mısınız? [4486] ‘Alâ ‘ılmin, öznesi insan olarak okunduğunda bu anlama gelir. Sapmayı tercih eden insanın kendisine rağmen saptığı “ilim”, Allahu a’lem insanın vicdanına ve fıtratına yaratılıştan nakşedilmiş olan hakikate yatkınlık bilgisidir. Bu ibare Allah’ın bir toplumu ısrarla yaptıklarından dolayı cezalandıracağını söyleyen 14. âyetle birlikte okunmalıdır. Sözdiziminde bu ibarenin rolü, öznesi birden fazla olan men yeşâ’ ibarelerine benzemektedir (Bkz: 24:21, not 24). Her iki ibare ve ait oldukları metin şu âyet ışığında anlaşılmalıdır: “(Allah) yoldan çıkmışlardan başkasını kesinlikle saptırmaz” (2:26). [4487] Âyette çizilen tipin nüzul ortamındaki karşılığına ilişkin Mukâtil (Bu rivayeti Mukâtil’in kendi tefsirinde göremedim) şu olayı nakleder: Ebu Cehil bir gün Velid b. Muğire ile tavaf etmektedir. Söz Allah Rasûlü’ne gelir ve Ebu Cehil şöyle der: “Vallahi ben onun sözünde sadık olduğunu biliyorum!” Muğire “Peh!” der, “Bunu neye dayanarak söylüyorsun?” Ebu Cehil: “Onu daha yeni yetme bir delikanlıyken “sadık” ve “el-emin” diye adlandıran bizdik; fakat aklı kemale erip olgunluk yaşına geldiğinde tuttuk onu “Yalancı, hain” diye adlandırdık.” Muğire “O zaman ona iman etmene mani olan nedir?” deyince, Ebu Cehil: “Kureyş dilberlerinin benden Ebu Talib’in yetimine tâbi olmuş biri olarak söz etmeleridir. Bu yüzden sonsuza kadar Lat ve Uzza’ya tâbi olacağım!” (İbn Âşûr) Eğer sahihse, bu rivayet âyete verdiğimiz alternatif anlamı destekler.— M.İslamoğlu
45:23
24
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٤٢
Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Bir de kalkıp dediler ki: “Hayat sadece dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz, zira (bir kez) hayata gelmiş bulunuruz;[⁴⁴⁸⁸] ve bizi sadece Dehr/Zaman yok eder.”[⁴⁴⁸⁹] Ama onlar bu hususta hiçbir bilgiye sahip değiller, onlar sadece (önyargıya dayalı bir) zanna sahipler.[⁴⁴⁹⁰] [4488] Takdim-tehire gerek yoktur. Konuşan öznenin ilkel nihilizmi dikkate alındığında, vav’ın tefsiriyye vurgusu taşıdığı anlaşılır. Yani: Bir kez doğmuş bulununca, ister istemez zamana maruz kalarak ölüp gideriz. (31 nolu nota bkz; ayrıca krş: 78:3, not 4.) [4489] Dehr, “uzun mu uzun, hesaba gelmeyen mutlak zaman”. Bunu söyleyen Dehrî’nin zihninde “yaratılmamış ve sonradan olmayan âlemin öncesi ve sonrası olmayan ömrü”. Bu itikada Dehrîlik adı verilir. İlkel bir materyalizmdir. Bu inanca sahip olanların bir kısmı deist idiler. Bu âyetten yola çıkarak, bunu söyleyen Dehrî’nin âlemin sonsuz olduğuna ve içinde reenkarnasyon inancını barındıran ‘sonsuz döngü’ye (samsara) inandığını, yeniden dirilişi ve âhireti inkâr ettiğini anlıyoruz. Zamanı özne gören bir mantık, zamanın nesnesi olmaya kendini mahkûm etmiştir. Yani: Hayatın ölümle sonuçlanması sadece zamanın doğası gereğidir, dolayısıyla dirilmek için ölmek gibi bir ilâhî müdâhale söz konusu değildir. Zamana taptığına dair bir bilgiye sahip olmadığımız bir kısım Mekkelilerin tasavvurunda zaman, varoluşun tek makul açıklamasıdır. Materyalistin maddeye yüklediği anlamı, bu akıl zamana yükler. Bu söylemin temelinde yaratılışın tesadüf olduğu düşüncesi yatar. Bu akıl Allah’ın varlığını değil ama O’nun zamana müdahil oluşunu ifade eden rububiyyetini inkâr etmiş, onun yerine ‘mutlak’ zamanı (dehr) ikame etmiş görünmektedir. (Bu düşüncenin nüzul dönemindeki temsilcilerine dair bir açıklama bkz: 78:3, not 4.) [4490] Bu âyet mücerret inkârın içi boş önyargılara dayandığının delilidir.— M.İslamoğlu
45:24
25
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٥٢
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû’tû bi âbâinâ in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Ve ne zaman âyetlerimiz bütün açıklığıyla önlerine konulsa, tek cevapları şöyle olur: “Eğer doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin!”[⁴⁴⁹¹] [4491] “Âhiret varsa babamı getir” diyen akıl, âhireti dünyada arayan şaşkın akıldır.— M.İslamoğlu
45:25
26
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦٢
Kulillâhu yuhyîkum summe yumîtukum summe yecmeukum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîhi ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
De ki: “Hayatınızı bahşeden, ardından ölümünüzü takdir eden Allah’tır. En sonunda sizi geleceğinde kuşku olmayan Kıyamet Günü bir araya getirecektir; fakat insanların çoğu bunun (kaçınılmaz bir sonuç olduğunu) bilmiyorlar”[⁴⁴⁹²] [4492] Âhiret kaçınılmazdır: zira seçim iradenin, ödül ve ceza seçimin kaçınılmaz bir sonucudur.— M.İslamoğlu
45:26
27
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ٧٢
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve yevme tekûmus sâatu yevme izin yahserul mubtılûn(mubtılûne).
Ama göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir. Ve o saatin geldiği gün, işte o gün, varlığı anlam ve amacından soyutlayanlar kaybedecekler.[⁴⁴⁹³] [4493] Mubtılûn, “iptal edenler” anlamına gelir. Tam anlamıyla günümüzde hayatın anlam ve amaçtan yoksun olduğunu savunan “nihilizm” adlı dünya görüşüne tekabül eder. Zımnen: Böyleleri zaten kaybetmiştir; zira anlamsız olarak gördüğü hayat için ödül beklemesi abes kaçardı.— M.İslamoğlu
45:27
28
وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٢
Ve terâ kulle ummetin câsiyeh(câsiyeten), kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ, el yevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve o gün her toplumu zillet içinde diz çökmüş bir halde göreceksin; her toplum kendi hesabını (görmeye) çağrılacak: “Bugün yapageldiğiniz her şeyin karşılığını bulacaksınız.— M.İslamoğlu
45:28
29
هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٢
Hâzâ kitâbunâ yentıku aleykum bil hakk(hakkı), innâ kunnâ nestensihu mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
İşte bunlar Bizdeki kayıtlar; aleyhinize (de) olsa tüm gerçeği size o anlatır: çünkü Biz, yaptığınız her şeyi vaktiyle kayda geçirmiştik.”— M.İslamoğlu
45:29
30
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٠٣
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu).
Öte yandan, iman eden ve erdemli davrananlara gelince: Rableri onları rahmetine nail edecektir: Bu, işte budur göz kamaştırıcı zafer!— M.İslamoğlu
45:30
Yükleniyor...
Casiye
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle