Tahrim 12 Ayet Medine · التحريم
66

Tahrim

Yasaklama · Medine
66
Yasaklama · Medine
التحريم
12
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١
Yâ eyyuhen nebiyyu lime tuharrimu mâ ehallallâhu lek(leke), tebtegî merdâte ezvâcik(ezvâcike), vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
SEN ey nebî! Eşlerin(den Âişe ve Hafsa’nın) rızasını kazanmak için, neden Allah’ın helâl kıldığı şeyi kendine haram ediyorsun?[⁵¹⁶⁹] Yine de Allah çok bağışlayıcıdır, sınırsız merhamet kaynağıdır. [5169] Asıl olanın serbestlik olup yasakların arızi olduğunu zımnen ifade eden A’râf 32 ışığında anlaşılmalıdır (Krş: 5:87-88; Hz. Yakub’un tahrimi için bkz: 3:93). Âyet açıkça Allah Rasûlü’nün helâl bir şeyi haram kılmasını yasaklamaktadır. Bu haram kılmanın sadece kendisiyle sınırlı olması ve eşlerini razı etme amacı taşıması da bu sonucu değiştirmemektedir. Allah Rasûlü’nün altın ve ipek yasağı, bir helâli haram kılma olarak değerlendirilemez. Cennette mü’minlere bahşedileceği ifade buyurulan bu iki güzellikten dünyada gönüllü olarak vazgeçme edebinin bir sonucu olsa gerektir (18:31; 22:23; 35:33). Bu yasağın bir sebebi de erkeklerin kadınlara benzemesinin önüne geçmektir. Zira Allah Rasûlü kadınlaşan erkekleri ve erkekleşen kadınları kınamıştır. Üç sahabinin parmağında altın yüzük gördüğünü söyleyen Mus’ab b. Sa‘d rivayeti bu çerçevede anlaşılabilir (Ebu Dâvud). Yine Abdurrahmân b. Avf’ın bit tutmuyor gerekçesiyle Nebi’den ipek gömlek için izin isteyip istediği izni alabilmesi de bunun göstergesidir. İlk nesiller “haram kılma” ile “yasaklama” arasındaki ayrımın çok iyi farkındaydı. Allah Rasûlü’nün yasakladığı şeyleri harrame’n-nebi (Nebi haram kıldı) kavramsallaştırmasıyla değil nehe’n-nebî (Nebi yasakladı) kavramsallaştırmasıyla nakletmelerinin sebebi bu olsa gerektir. Buna Allah Rasûlü’nün Hayber’in fethi ardından ehli eşek etini yasakladığını, yine pençeli ve etobur vahşi hayvanları ve gagalı leşçil kuşları yasakladığını ve bir satışta iki satışı yasakladığını bildiren haberler örnektir (Tirmizî, Buyu’ 18, no: 1231). Bunların hepsi de “Nebi haram kıldı” formuyla değil “Nebi yasakladı” formuyla gelir. Elbet kavramsallaştırmada bu titizlik ve hassasiyeti göstermeyen rivayetler de mevcuttur. İslâm şeriatının yasakları arasında olmayan bir şeyi yasaklamak, şer’an yasak değildir. Yasak olan şey, yasaklananı emretmektir. Hz. Ömer’in kadınların denkleri olmayanlarla evlendirilmesini yasaklaması buna örnektir (Serahsî, Mebsût IV, 196). Efendimiz bu hassasiyet dolayısıyla Elçiler Yılı’nda kendisine gelen kabilenin helâl hayvanların yüreğini yemeyi haram saydıklarını öğrenince “Yürek yemezseniz imanınız olmaz” demiştir. İnsanın haram kılması, Allah’ın eşya için koyduğu ilâhî hiyerarşiye müdâhale etmesidir. Bu âyetler bağlamında Allah Rasûlü uyarılmaktadır. Nitekim Allah Rasûlü haram-helal kılma konusunda vahyin tekelini tasdik ederek şöyle der: “Kur’an’ın helâl kıldığı hiç bir şeyi haram kılmadım, onun haram kıldığı hiç bir şeyi de helâl kılmadım.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahabe, 95; Ebû Dâvud, Nikâh 12). Bu olay etrafındaki âyetler aynı zamanda insan rasul üzerinden muhatapların önder tasavvurunu inşâ etmektedir. Zımnen: Hatasız önder arayan ya rehbersiz kalarak, ya da önderi mükemmellik tuzağına düşürerek cezalandırılır.— M.İslamoğlu
66:1
2
قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَـكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ٢
Kad faradallâhu lekum tehillete eymânikum, vallâhu mevlâkum, ve huvel alîmul hakîm(hakîmu).
Doğrusu Allah, (kendinizi gereksiz yere bağladığınız) yeminlerinizi bozup keffaretini verebileceğinizi size bildirir;[⁵¹⁷⁰] zira Allah sizin mevlânızdır:[⁵¹⁷¹] Ve her şeyi bilen,[⁵¹⁷²] her hükmü doğru olan sadece O’dur. [5170] Farada burada beyyene vurgusu taşır (İbn Âşûr). Bu âyet Bakara 224 ile birlikte anlaşılmalıdır. Üç tür yemin vardır: Yalan yere yemin (ğâmûs), gereksiz yere yemin (lağv), mübahı yasak kılan yemin. Buradaki üçüncüsüne girer. Keffaretin sebebi, yeminin Allah adına olmasıdır. Zımnen: Allah adına söz vermenin mutlaka bir bedeli vardır. Allah’tan başkası adına yemin yasaklanmıştır: “Biliniz ki Allah sizi babalarınız üzerine yemin etmekten nehyetti. Yemin etmek isteyen Allah adına yemin etsin ya da sussun (Buhârî ve Müslim). Allah’tan başkası adına, Allah adına yemin eder gibi yemin etmeyi Allah Rasûlü “şirk” olarak nitelendirmiştir (Ahmed b. Hanbel ve Hakim). [5171] Zımnen: Siz ise O’nun kulusunuz; yasağı efendi koyar, kul değil. [5172] Yani; sizin için gerçek yararın ne olduğunu O bildiği için, haram kılmak da, O’na mahsustur.— M.İslamoğlu
66:2
3
وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِيُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِه۪ حَد۪يثاًۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه۪ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه۪ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاۜ قَالَ نَبَّاَنِيَ الْعَل۪يمُ الْخَب۪يرُ ٣
Ve iz eserren nebiyyu ilâ ba’dı ezvâcihî hadîsâ(hadîsen), fe lemmâ nebbeet bihî ve azherehullâhu aleyhi arrefe ba’dahu ve a’rada an ba’d(ba’dın), fe lemmâ nebbeehâ bihî kâlet men enbeeke hâzâ, kâle nebbeeniyel alîmul habîr(habîru).
Hani, bir gün Nebî eşlerinden birini bir hadiseden[⁵¹⁷³] (dolayı) sırrına ortak etmişti;[⁵¹⁷⁴] fakat eşi bu sırrı ifşa edip Allah da onu (Nebî’ye) bildirince, (Nebî) o hadisenin bir kısmını (diğer eşine) de anlatmış, ama bir kısmından hiç söz etmemişti.[⁵¹⁷⁵] Nihayet (Nebî sır tutmayan) eşine yaptığı (yanlışı) bildirince, “Bunu sana kim haber verdi?” demişti.[⁵¹⁷⁶] (Nebî de), “Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan haber verdi” diye cevap vermişti.[⁵¹⁷⁷] [5173] Hadîs, bir eylemi bildiren hadsân’dan türetildiği için söze nisbeti mecazidir. Asıl mânası fiilidir ve “Bir olayı haber veren söz” demektir. [5174] Bu âyetin iniş nedenine dair haberler muhteliftir. Bir rivayete göre bu âyet, Allah Rasûlü’nün kendisinden sonra İslâm toplumunun liderliğini Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in üstleneceği sırrının ifşası üzerine nâzil olmuştur (Âlûsî). Bizce bu, âyetin ana konusu olan Allah Rasûlü’nün haram kılmasını açıklamaz. Tefsirlerde ayrıntısı anlatılan bal şerbeti rivayeti ise, aslında aşağıdaki ana olayın bir devamı gibi görünmektedir. Zira aşağıdaki olay olmadan, sırf bir bardak bal şerbetinden dolayı, hadise, hakkında âyet inecek kadar ciddi sonuçlar üretemezdi. Geriye bağlamla örtüşen şu olay kalıyor: Allah Rasûlü, oğlu İbrahim’in annesi Mısırlı Mariye ile, onun kaldığı hane uzakta olduğu için Hz. Hafsa’nın yokluğunda onun odasında birlikte olmuştur. Hz. Hafsa durumu fark eder ve tepki gösterir. Allah Rasûlü Hafsa’nın bu aşırı tepkisine karşı tepki olarak bir daha Mariye ile beraber olmayacağına dair yemin eder. Bu sırrını Hafsa’ya söyler ve durumu Âişe’ye söylememesini tembih eder. Allah Rasûlü’nün eşleri arasındaki saflaşmada Hafsa ile Âişe aynı safta yer almaktadır. Hafsa Allah Rasûlü’nün kendine verdiği sırrı aynı safta yer aldığı Âişe’ye ifşa eder. Olayın devamı âyette aktarıldığı gibi cereyan eder (Taberî ve İbn Kesir; ayrıca haberi Nesâî ve Taberânî rivayet etmişlerdir). Buhari şarihi İbn Hacer de Fethu’l-Bârî’de âyetin sebebi olarak bu şıkkı tercih etmiştir (VIII, 657). [5175] Azharahullahu ‘aleyh, “duruma el koyup oyunu bozunca” zımnî anlamını içerir. Muhtemelen Allah Rasûlü, yeminini bildirip o yemine neden olan olayı anlatmamıştı. [5176] İki ihtimal vardı: Ya Hz. Âişe, ya da vahiy meleği. Burada ele alınan, eşlerin birbirlerinin sırrını ifşa etmesinin büyük bir hata olduğudur. Onun için isimler arkaya atılmış, olayın kendisi değil, olaydan çıkarılacak ahlâkî ders öne alınmıştır. Amaç tarih yazmak değil, ahlâk inşâ etmektir. [5177] ‘Alîm ve Habîr, verilen örnek “söz” ve “olay” unsurunu ayrı ayrı içerdiği için birlikte gelmiştir. Açılımı: Sözlerin arkasında yatan maksadı bilendir, olayların arka planından haber alma işinde uzman olandır. Habîr ismi, hibre (uzmanlık) sahibine verilir.— M.İslamoğlu
66:3
4
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ ٤
İn tetûbâ ilâllâhi fe kad sagat kulûbukumâ, ve in tezâherâ aleyhi fe innallâhe huve mevlâhu ve cibrîlu ve sâlihul mû’minîn(mû’minîne), vel melâiketu ba’de zâlike zahîr(zahîrun).
(Âişe ve Hafsa’ya de ki): “Eğer siz ikiniz Allah’a tevbe ederseniz (iyi olur); doğrusu her ikinizin de kalpleri kaymıştır![⁵¹⁷⁸] Siz ikiniz eğer ona karşı dayanışma içine girerseniz, unutmayın ki Allah, evet onun dostu O’dur; buna ilaveten Cebrail, salih mü’minler ve hepsinden öte melekler de (onun) destekçileridir.[⁵¹⁷⁹] [5178] Kalbâkumâ yerine çoğul gelmesi, Hz. Âişe ve Hafsa cephesine dizilen diğer eşleri de kapsadığına delâlet edebilir. Kayan kalplere Allah rehberlik etmektedir: “Kim Allah’a inanıp güvenirse, Allah onun (akleden) kalbine rehberlik eder” (64:11). Allah Rasûlü’nün “Allah’ım! Kalbimi dinin üzre sabit kıl!” duası da bu çerçevede anlaşılmalıdır. [5179] Zımnen: Allah maddî-manevî güçleri Nebî için seferber eder. Şu hadis bu âyetin tefsiri sadedinde zikredilebilir: Allah Rasûlü atalarının dini üzre öldüğü rivayet edilen vefakâr amcası Ebu Talib ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Onun ailesi benim velilerim değildir. Benim velim Allah ve mü’minlerin salih olanlarıdır. (Buhârî, Edeb, 73; Müslim, İman, 197)— M.İslamoğlu
66:4
5
عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً ٥
Asâ rabbuhû in tallakakunne en yubdilehû ezvâcen hayren min kunne muslimâtin mû’minâtin kânitâtin tâibâtin âbidâtin sâihâtin seyyibâtin ve ebkârâ(ebkâren).
Farz edin ki o sizi boşadı; bu takdirde O’nun Rabbi sizden çok daha hayırlı eşler verebilir: Allah’a tam teslim olan, O’na tam güvenip inanan, O’nun iradesini gerçekleştirmek için gönülden itaat eden, hatada ısrar etmeyen, yalnız O’na kulluk eden, hayır yolunda koşan, dul ya da[⁵¹⁸⁰] bakire eşler… [5180] Bazılarının “sekiz vavı” adını verdiği bu vav (ki bu dilci İbn Haleveyh’in icadıdır ve otoriteler tarafından garip bulunmuştur), sayılan diğer niteliklerden —ki onların hepsi bir arada bulunabilir- son ikisinin aynı anda birarada bulunamayacağını ifade eder (Zemahşerî). Yani: “ya dul ya da bakire eşler”…— M.İslamoğlu
66:5
6
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ٦
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhân nâsu vel hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûne.
SİZ ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz![⁵¹⁸¹] Ona memur melekler kararlı ve tavizsizdirler; hiçbir buyruğunda Allah’a karşı gelmezler ve kendilerine emredileni yaparlar.[⁵¹⁸²] [5181] Bu âyetle yüklenen sorumluluğu yerine getirmeyen aile reislerinin, Hesap Günü nasıl eşlerinden ve çocuklarından kaçacak delik arayacağı hakikatini ‘Abese sûresinin 35-36. âyetlerinden öğrenmekteyiz (Bkz: 80:36, 20. notun devamı). Nâranın belirsizliği, bu ateşin hiç umulmadık yer ve zamanda (dünyada da olabilir) insanı yakabileceğine delâlet eder. Eğer kendinizi ve yakınlarınızı korumazsanız, yaşadığınız mekânlar cehenneme döner ve o cehennemin yakıtı da o mekânların yapı malzemesi ve içinde yaşayan insanlar olur. Zımnen: Her ev, ya cennetin dünyadaki şubesi ya da cehennemin dünyadaki şubesidir. [5182] Meleklerin insanlar gibi isyan etme özelliğinden uzak oldukları buradan anlaşılmaktadır.— M.İslamoğlu
66:6
7
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ٧
Yâ eyyuhâllezîne keferû lâ ta’tezirûl yevm(yevme), innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Siz ey küfürde ısrar edenler! Bugün mazeret ileri sürmeyin! Şimdi sadece yapmış olduklarınızın karşılığını göreceksiniz.— M.İslamoğlu
66:7
8
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٨
Yâ eyyuhâllezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meah(meahu), nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Siz ey iman edenler! Samimi bir kalp ile tevbe ederek içten bir sadâkatle Allah’a yönelin![⁵¹⁸³] Umulur ki[⁵¹⁸⁴] Rabbiniz günahlarınızı örter ve Allah’ın Nebî ve ona katılarak iman edenleri mahcup etmeyeceği o gün, sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyar: Onlar önlerinden ve sağlarından ışık saçarlar ve şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla: çünkü sen her şeye kadirsin![⁵¹⁸⁵] [5183] Nasûh, vezin gereği hem samimi olan, hem de sahibini samimi kılan tevbe demektir. Nasuh tevbe sütün memeye dönmemesi gibi, o günaha tekrar dönmemektir. Nisâ 18 ışığında, ölüm gelinceye kadar günah işleyip de ölümü görünce “artık tevbe ettim” diyene tevbe yoktur (Tevbe için bkz: 2:37, not 64). Günaha aldırmamak günah işlemekten daha büyük günahtır. İşlediği günahı Allah’ın bile affedemeyeceğini düşünmekse ondan da beter günahtır. Bir serçenin gagasındaki çamur okyanusu ne kadar kirletirse, Allah’ın rahmet okyanusunu tüm insanlığın günahı da o kadar kirletir. [5184] ‘Asâ, temenni edatı: 1) Allah’ın tevbeyi kabul etmek zorunda olmadığını, 2) kabulünü ümit etmenin tevbenin edebinden olduğunu, 3) suç işlemeyenle işleyen arasında herhalde bir fark olacağını ifade eder. [5185] Bu âyet cennetin -dolayısıyla âhiretin-, insan tekâmülünün bir parçası olduğunu gösterir. Zira eksik olan tamamlanır. Cennet insanın manevi tekâmülünde eksik kalanın ‘tamamlanacağı’ son duraktır.— M.İslamoğlu
66:8
9
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٩
Yâ eyyuhen nebiyyu câhidil kuffâre vel munâfikîne vagluz aleyhim, ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
SEN ey Nebî! İnkâr edenlerle ve münafıklarla cihad et[⁵¹⁸⁶] ve onlara karşı tavizsiz ol![⁵¹⁸⁷] (Böyle giderlerse) varacakları yer cehennemdir: Varıp durulacak ne berbat bir yerdir orası! [5186] Cihadın savaştan farklı bir şey olduğunun bir diğer kanıtı (Krş: 25:51 ve notu). Zira Nebi, münafıklarla savaşmamış, nifakla cihad etmiştir. Nifakla cihad, ince bir siyasetle nifakın maskesini düşürmek, zararını önlemektir. [5187] Allah Rasûlü’nün davranışları sürekli ilâhî kontrol altında tutuluyor. Bir başka durumda affedici ve hoşgörülü olması istenirken (64:14), burada sertleşmesi isteniyor.— M.İslamoğlu
66:9
10
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً وَق۪يلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِل۪ينَ ٠١
Dareballâhu meselen lillezîne keferûmreete nûhın vemreete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yugniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mead dâhılîn(dâhilîne).
Allah nankörlük edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misal verdi;[⁵¹⁸⁸] Bu ikisi iki iyi kulumuzun nikâhı altındaydılar; fakat kocaların(ın misyonların)a ihanet etmişlerdi.[⁵¹⁸⁹] (Bu iki kadına) “Ateşe girenlerle birlikte siz de girin!” denildiği (gün), iki (kocanın) varlığı da, onları Allah’ın cezasına uğramaktan asla koruyamadı.[⁵¹⁹⁰] [5188] Burada verilen örnekler “küfredenlere” ve “iman edenlere” verilmiştir. Dolayısıyla örnekler kadın ya da erkek herhangi bir cinse değil doğrudan insanadır. İnsanın davranışlarında bireysel sorumluluğunu dile getiren ahlâkî bir inşâ amaçlanmaktadır. [5189] Buradaki ihanet, aile ismetine değil, Enfâl 27’de kullanıldığı gibi, inanca ve misyona ihanettir. Tersi bir iddia, mesnetsizdir, iftira riski taşır. Ancak boğulan oğulun Hz. Nûh’un eşinin eski kocasından olması ihtimal dışı değildir. [5190] Allah Rasûlü yakınlarını şöyle uyarırdı: “Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Kendini ateşten koru! Nefsini Allah’ın elinden satın al! Vallahi Allah’tan gelebilecek bir şeyin önüne geçip seni ben bile koruyamam” (Buhari, Menakıb 65:12; Müslim, Tefsir 89:1). Bu nebevi hassasiyet, bu gibi âyetlerin Allah Rasûlü’nün hayatındaki yansıması olarak görülmelidir. Ayrıca bu tür haberler, “hadis ilmi” çerçevesinde “Kur’an’ın desteklediği rivayetler” olarak tasnif edilmelidir.— M.İslamoğlu
66:10
11
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ ١١
Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenûmreete fir’avn(fir’avne), iz kâlet rabbibni lî indeke beyten fîl cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
İman edenlere ise Allah, Firavun’un karısını örnek göstermiştir: Hani o demişti ki: “Rabbim! Lûtf u kereminden bana cennette sade bir ev ihsan et;[⁵¹⁹¹] beni Firavun’dan, onun (çirkin) icraatından ve şu zalim kavmin (elinden) kurtar!”[⁵¹⁹²] [5191] Firavun’un, inkâr etmesine ödül olarak karısı için yaptırmayı vaad ettiği görkemli saraya ya da piramide karşılık. [5192] Gerçek kurtuluş, küfürden kurtuluştur. Kocasından şikâyet eden tüm mü’min kadınlara zımnen: “Firavun’dan daha beter değil ya”.— M.İslamoğlu
66:11
12
وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ الَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه۪ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِت۪ينَ ٢١
Ve meryemebnete ımrânelletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet minel kânitîn(kânitîne).
İmran’ın kızı Meryem’i de (misal vermiştir):[⁵¹⁹³] O (Meryem) ki iffetini korumuş, buna karşılık Biz de ona[⁵¹⁹⁴] ruhumuzdan üflemiştik; o da Rabbinin kelimelerini ve O’nun kitaplarını[⁵¹⁹⁵] gönülden tasdik etmişti: zira o, Allah’ın iradesini gerçekleştirmek için gönülden itaat edenlerden biriydi.[⁵¹⁹⁶] [5193] Bu “İmran”, Âl-i İmran 33’te geçen kişi ile aynı olmalıdır. İmran, Meryem’in babası olabileceği gibi, sülalenin kurucu ismi sayılan Musa ve Harun’un babaları İmran (Amram) da olabilir. Sami geleneğinde kişi kavminin büyüğüyle anılırdı. Tıpkı her insanın “Âdemoğlu” olarak anılması gibi. Benzer bir durum “Ey Harun (soyu)nun kız kardeşi!” (19:28) ifadesi için de geçerlidir. [5194] Bu âyetin anlamı, iki şeye bağlı olarak değişir: 1) Rûh ile neyin kastedildiği. 2) Fîhideki “o” zamirinin neyi/kimi gösterdiği. Rûh iki anlama gelebilir: 1) Vahiy veya vahiy meleği. Kur’an açıkça Meryem’e vahiy meleği ile vahyedildiğini beyan eder (3:42-43; 19:17). 2) Hayat soluğu. Eğer rûh ile “hayat soluğu” kastedilmişse, bu durumda fîhideki zamirin neyi/kimi gösterdiğine bakılır. Eğer zamir anne karnındaki cenini (İsa) gösteriyorsa, burada özel bir durum yoktur. Bu, tüm insanları kapsayan genel ilâhî yasayı ifade eder (Krş: 15:29; 38:72; 32:9). Eğer Meryem’in rahmine (fercine) hamledilirse mâna “onun rahmine üfledik” olur. Eğer zamir Meryem’in kendisine giderse, bu takdirde Enbiya 91’deki fîhâ ile birlikte değerlendirilmelidir. Enbiya 91’de dişil gelen burada eril gelmiştir. İbn Mes’ud’un bunu da fîhâ okuduğunu görmezden gelirsek, Meryem’in istisnai bir biçimde her iki cinsiyeti de birlikte temsil ettiği sonucuna varılır. Bu sonucun, çift cinsiyetlilikle bir alakası yoktur. (Krş: Elmalılı, Âl-i İmran 59’un tefsiri). Bu takdirde, “Rabbi onu bir çiçek gibi yetiştirdi” (3:37) ibâresini mecaza değil hakikate hamledip, Meryem’in üreme sisteminin mucizevî bir biçimde bitkilerin eşeyli üreme sistemine veya diyamer (ebeveynli) üremeye değil de monomer (tek asıllı/analı) üremeye benzediği yorumuna ulaşılabilir. Allahu a’lem. [5195] Çoğunluğun okuyuşuna göre kitabihi. Bununla oğlu İsa’ya indirilen vahiy kastedilmiş olabileceği gibi, babasız bir erkek çocuğu doğuracağına dair ilâhî takdir (kitâben mef‘ûlâ kabilinden) de kastedilmiş olabilir. [5196] Çevirimiz, 5. âyette de sayılan iyi vasıflardan kânitîn sözcüğünün açılımıdır. Dişil form olan kânitât yerine eril formda gelmesi (aynı durum 3:43’teki râki‘în için de geçerlidir), Meryem’in yiğitliğine delâlet edebileceği gibi, onun istisnai bir üriner sisteme sahip oluşuna da atıf olabilir (Bir önceki nota bkz).— M.İslamoğlu
66:12
Tahrim
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle