1
تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يراًۙ ١
Tebârekellezî nezzelel furkâne alâ abdihî li yekûne lil âlemîne nezîrâ(nezîren).
Bütün insanlığa bir uyarı olması için, kuluna iyi ile kötünün arasını kesin hatlarla ayıran vahyi[³⁰⁷⁶] indiren[³⁰⁷⁷] (Allah) ne yüce bir bereket kaynağıdır.[³⁰⁷⁸]
[3076] Furkân, hem özü itibarıyla iyiyi kötüyü fark eden (fârık) hem de iyi ile kötü kendi sayesinde fark edilen (mefruk) anlamına gelir. Duyularla değil akılla algılanan fark’a delâlet eder. İlk bakışta vahiyden ayrı olarak rasullere indirilmiş bir şey gibi anlaşılabilir (2:53; 2:185; 3:4). Fakat bu âyetlerdeki vavlar tefsiriyye olarak okunursa, vahyin bir sıfatı olduğu anlaşılır. Vahyin sıfatı olarak hem özne olan vahyin kendi içinde iyiyi kötüden ayıran muhtevasına, hem de inşâ ettiği akıllara seçip ayırma (temyiz) yeteneği kazandırmasına delâlet eder. Hz. Musa ve İsa’ya da vahiyle birlikte indirilmiştir (Msl: 2:185 ve 3:4). [3077] Tenzil vahyin kaynağına nisbetle, inzal ise hedefine nisbetle kullanılır. (Bkz: 12:2, not 3). Buradan yola çıkarak furkân vasfının vahyin cevherine ait olduğunu ve değişen zaman ve insanla birlikte değişmediği sonucuna varırız. Kelimenin Kur’an’daki kullanımları da bu sonucu doğrular. [3078] Yalnız Allah için kullanılan tebârake fiili için bkz: 7:54, not 42. Bu âyetten yola çıkarak ellezî ilgi zamirinin Türkçe’ye nasıl çevrilmesi gerektiğine dair Üstad Elmalılı’nın insana “aşk olsun” dedirten emeğini anmadan geçemeyeceğim.— M.İslamoğlu
25:1