Cuma 11 Ayet Medine · الجمعة
62

Cuma

Toplanma · Medine
62
Toplanma · Medine
الجمعة
11
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يُسَبِّـحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١
Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi).
GÖKLERDE olanlar da, yerde olanlar da mutlak otorite sahibi, mukaddes, her işinde mükemmel ve her hükmünde tam isabet sahibi Allah için hareket ederler.[⁵⁰⁹⁴] [5094] Benzer bir âyet, tesbih ile ilgili bir not ve âyetin sonundaki esmanın bağlamla münasebeti için bkz: 59:1. Bu, kozmik ilâhîye katılım çağrısıdır. Zımnen: Ya sen ey insan! Sen kim adına hareket ediyorsun? el-Melik ve el-Kuddûs Allah’ın hayata aktif ve aktüel müdâhalesine, el-‘Azîz insanı vahiy ile onurlandırmasına (43:44); el-Hakîm de, her hükmünün mutlak doğru oluşuna delâlet eder.— M.İslamoğlu
62:1
2
هُوَ الَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ٢
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmilere, âyetlerini kendilerine okumak, arındırmak, kitabı ve doğru hüküm vermeyi öğretmek için, içlerinden bir Elçi gönderen O’dur. Oysa onlar önceden derin bir sapıklık içinde yaşıyorlardı.[⁵⁰⁹⁵] [5095] “Ümmiler”, İbn Abbas’ın da isabetle açıkladığı gibi, kitap ehlinin dışında kalan tüm Araplardır. Ümmilik, Tevrat ve İncil gibi bir kitaba tabi olmamaktır. Okur-yazar olup olmaması fark etmez. “Ümmi” kavramına “okur-yazar olmama” anlamı, sonradan tedarik edilmiş yanlış bir anlamdır. Bu anlam kayması, sonrakilerin, “Mûcizât-ı Nebî” listesine bir madde daha ilave etme arzusundan kaynaklanmıştır. Hikmet Kur’an’da, hüküm verirken iyiyi kötüden ayırma yeteneği olan furkân’a (2:53); bu yetenekle doğru hüküm vermeye (17:39); insanı doğru yola yönelten muhakemeye (21:48) delâlet eder.— M.İslamoğlu
62:2
3
وَاٰخَر۪ينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣
Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Üstelik onlar arasında henüz onlara katılmamış (ama katılmayı bekleyen) daha başkaları da var:[⁵⁰⁹⁶] Mutlak üstün ve yüce olan,[⁵⁰⁹⁷] her hükmü mutlak doğru olan sadece O’dur. [5096] Bu, vahyin verdiği gaybî bir ihbardır. Mücahid, “başkaları” ile nebevi davetin muhatabı olan tüm insanlığın kastedildiğini söyler. Bu haberin gerçekleşip, Muhammedî davetin kısa zamanda yeryüzünün dört bucağındaki sayısız kadın ve erkeğin yüreğine ulaştığına tarih şahit olmuştur. [5097] el-Azîz isminin bağlamla münasebeti şudur: İnsanlığın tümü Allah’a sırt dönse, O’nun yüceliğine zerrece halel gelmez.— M.İslamoğlu
62:3
4
ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٤
Zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
İşte bu, Allah’ın hak edene/tercih ettiğine bahşettiği lütfudur:[⁵⁰⁹⁸] Zira Allah büyük lütuf sahibidir. [5098] Yahudice bir “seçilmiş kavim” düşüncesini zımnen red. İman etmek kulun Allah’a lütfu değil, Allah’ın kula lütfudur (Krş: 49:17).— M.İslamoğlu
62:4
5
مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَاراًۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٥
Meselullezîne hummilût tevrâte summe lem yahmilûhâ ke meselil hımâri yahmilu esfârâ(esfâren), bi’se meselul kavmillezîne kezzebû bi âyâtillâh(âyâtillâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
TEVRAT’I taşıma sorumluluğu kendilerine verilip de onu taşıma sorumluluğunu yerine getirmeyenlerin durumu, kitaplar yüklenmiş (fakat sırtındakinin değerinden bihaber olan) eşeğin durumu gibidir.[⁵⁰⁹⁹] Allah’ın âyetlerini yalanlayan toplumun temsil ettiği şey ne kötüdür! Ve Allah zalim bir topluma rehberliğini bahşetmez. [5099] “Tevrat’ı taşımak” iki anlama gelebilir: 1) Hafızada taşımak: Bu takdirde anlam şu olur: Tevrat’ı hafızasında taşıyıp da onu hayata taşımayan ve yaşamayanlar, kitap yüklü eşek gibidirler. Bu hakikatin müslümanlardaki karşılığı açıktır: ‘Kur’an’ı hafızasında taşıyan bir hafız olup da onu hayatında taşıyıp yaşamayanlar, kitap yüklü eşek gibidirler.’ 2) Tâbût’ta taşımak: Tâbût, İsrailoğullarının ‘kutsal emanetleri’ içinde taşıdıkları ahit sandığıdır. O emanetler içinde Tevrat da vardı. Onu omuzlarında taşırlar, onun için savaşırlar ve hatta ölürler, fakat açıp okumazlardı. Zira onlar Tevrat’ı “Kutsal Kitap” (dokunulmaz kitap) ilan etmişlerdi. O artık her önüne gelenin ulaşamayacağı bir kitaptı. O kitabın içinde ne yazdığının bilinmemesi, kitaba müdâhaleyi kolaylaştırdı. Din adamları tayfası, o kitaba keyiflerince eklemeler yaptılar, istediklerini yazdılar, istediklerini bozdular (2:79). Bu şekilde Tevrat, yüzyıllar boyunca gelenin müdâhale edebildiği ucu açık bir kitap olarak kaldı. Bu hakikatin müslümanlardaki karşılığı zımnen şudur: ‘Kur’an’ı ‘kutsal kitap’ (dokunulmaz kitap) ilan edip de onu ulaşılmazlaştıran ve yalnız” (mehcûr) bırakanlar, kitap yüklü eşek gibidirler.’ Yahudiler bölge Araplarını “kitapsız” (ümmî) oldukları için küçümsüyorlardı (Bkz: 2. âyet). “Kitap yüklü eşekler” nitelemesi, bu tekebbürün temelsizliğini dile getirir.— M.İslamoğlu
62:5
6
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ هَادُٓوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٦
Kul yâ eyyuhâllezîne hâdû in zeamtum ennekum evliyâu lillâhi min dûnin nâsi fe temennevul mevte in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
De ki: “Ey Yahudiler![⁵¹⁰⁰] Eğer siz, öteki bütün insanları[⁵¹⁰¹] dışlayarak sadece kendinizin Allah’ın evliyası olduğunu iddia ediyorsanız, haydi ölümü temenni etsenize; tabi eğer iddianızda sadıksanız?”[⁵¹⁰²] [5100] Yahudiliğin, icat edilmiş sentetik bir kimlik olduğu gerçeğinden yola çıkarak bu hitap; “Ey Yahudileşen İsrailoğulları!” vurgusuyla da anlaşılabilir (Bkz: 6:146, not 127) [5101] Min dûni’n-nâs, Yahudilerin kendileri dışındaki herkesi ifade eden goyim (kavimler, öteki, kâfir, başkası) tasavvurunu ele veren bir ibâredir. [5102] Yani: Allah’ın velisi olduğunu iddia eden dünyevîleşmez, aksine bir an önce dostuna kavuşmayı diler. Fakat siz Hesap Günü’ne inanmıyor, ölümden köşe bucak kaçıyorsunuz.— M.İslamoğlu
62:6
7
وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُٓ اَبَداً بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ٧
Ve lâ yetemennevnehû ebeden bi mâ kaddemet eydîhim, vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).
Elleriyle yaptıkları yüzünden asla (ölümü) temenni etmeyeceklerdir: Allah zulme gömülüp gidenleri çok iyi bilmektedir.— M.İslamoğlu
62:7
8
قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاق۪يكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ٨
Kul innel mevtellezî tefirrûne minhu fe innehu mulâkîkum summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
De ki: Bakın, şu kendisinden kaçtığınız ölüm var ya, işte o sizi mutlaka yakalayacaktır. Ardından idraki aşan ve idrak edilebilen tüm hakikatleri bilene döndürüleceksiniz: ve size yapıp ettikleriniz bir bir haber verilecek.— M.İslamoğlu
62:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
SİZ ey iman edenler![⁵¹⁰³] Cuma günü[⁵¹⁰⁴] namaza çağrıldığınızda,[⁵¹⁰⁵] alışverişi keserek Allah’ı anmaya[⁵¹⁰⁶] koşun! Eğer (hayır ile çıkar arasındaki farkı) bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.[⁵¹⁰⁷] [5103] Zımnen: “Eğer iman iddianızda samimiyseniz, imanınızı isbat edip kitap yüklü eşek durumuna düşmeyiniz!” [5104] İslâm’dan önce Cuma isminin kullanıldığına dair sahih bir delil yoktur. Haftanın altıncı gününü Araplar ‘arûbâ olarak adlandırıyorlardı. Cuma’nın Arapların haftalık istişare günü olarak tayin edilerek adına “Yevmu’l-’Arûbâ” denilmesi, Allah Rasûlü’nün yedinci göbek dedesi Ka’b b. Lueyy’e (Ykl: M.S. 50) kadar gider. Fakat bütün bu süreçte “cumâ” ismi ortalarda yoktur. Bu, câmi’, cemâ‘ah, ictima‘ gibi kavramlarla akraba olan Cumânın, Kur’an vahyinin orijinal kavramlarından biri olduğuna delâlet eder. Allah Rasûlü’nün hicretinden önce Medine’deki mü’minler Cuma kılıyorlardı. Allah Rasûlü Medine’deki ilk Cuma’yı hicretin 5. günü Salimoğulları yurdunun mescidinde uzun bir hitabe ile kıldırdı. [5105] Bu çağrı (ezan) konusunda doyurucu açıklamalar için bkz: İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvir, bu âyetin tefsiri. [5106] Zikrullah namazı değil, Said b. Müseyyeb ve Said b. Cübeyr’in dediği gibi bir yaygın eğitim olan hutbeyi ifade eder. Hz. Ömer, Cuma’nın hutbeden dolayı kısaltıldığını söyler (Cassas, Ahkâmu’l-Kur’an, Beyrut, 1405, V, 338). Hatta Ata, Mücahid ve Tavus gibi ikinci neslin otoriteleri hutbeye yetişemeyenin Cuma namazına iki rekât ilave etmesi içtihadında bulunmuşlardır (Cassas, ay.) Bununla, Cuma’nın dört rekât olan öğle yerine ikame edildiğini, aslî kısmı olan ilk iki rekâtını hutbeye verdiğini kasteder. Bu, eğitimin, namaz gibi farz kılınmasından başka bir şey değildir. Cuma’nın bir işlevinin de siyasal katılım olduğu hatırlanmalıdır. Alışverişi kesme emri, meşru mazeretlerin dışındaki her tür meşgaleyi kapsar. Dünyevî bir çıkar, iki dünyayı kapsayan bir hayra tercih edilemez. Bu, ilâhî içtimadan kaçmanın arkasında yatan temel sebeptir. Saib b. Yezid’den gelen rivayette de ifade edildiği gibi Allah Rasûlü ve ilk iki halife döneminde Cuma günü, imam minbere oturduğunda tek ezan okunurdu. Hz. Osman döneminde İnsanlar çoğalınca, hazırlık yapsınlar diye onun öncesinde bir ezan daha okunmaya başlandı (Buhârî). Hz. Ali kendi hilafetinde tekrar Allah Rasûlü dönemindeki tek ezanlı uygulamaya döndü (İbn Âşûr). [5107] Cuma ilâhî bir içtimadır. Allah Rasûlü onu güneşin üzerine doğduğu haftanın en hayırlı günü olarak tebcil etmiştir (Müslim). O gün duaların icâbet saati vardır. Bu içtima çağrısına, “Siz ey iman edenler!” hitabından da anlaşılacağı gibi, tüm mü’minler dahildir. Ancak Cuma beş vakte ilave bir namaz değil, öğle namazı yerine ikâme bir namazdır. Bu yüzden yolcu gibi geçici veya mahkûm gibi sürekli mazeretli sayılanların boyunlarından bile, Cuma’yı eda ederlerse öğle namazının farziyeti düşer. Zaten Cuma’nın şartları arasında yer alan “imkân” şartı, mazeret durumunda onun yerini öğle namazının almasına delâlet eder. Bütün bunlar ayrım yapılmaksızın kadın-erkek tüm mü’minler için geçerlidir. Cuma konusundaki nasları ve nebevi uygulamaları değerlendiren imamlar, “sıhhat şartları” konusunda farklı yorumlara sahiptir. Şehirde kılınma şartı, belli bir sayıdaki cemaat ile kılınma şartı, bir şehirde bir tek ve belirlenmiş bir camide kılınma şartı, siyasî otoritenin yetkisi şartı gibi şartlar bu cümledendir. Ne var ki, Kur’an nassı ile sabit olan bir ibadet, bu tartışmalı şartlar yüzünden sakıt olamaz. Bu şartlardan yola çıkarak “Eğer sahih olmazsa” şüphesi ile Cuma’lardan sonra kılınan “zuhr-i âhar” (veya “âhir”) diye bir namazın kılınmasının gerekçesi de bu ictihadi şartlardır. Bu, niyeti niyet kılan “kasıt” unsuruna mani olduğu için sakıncalıdır ve ibadeti yaralar.— M.İslamoğlu
62:9
10
فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٠١
Fe izâ kudiyetıs salâtu fenteşirû fîl ardı vebtegû min fadlillâhi vezkurûllâhe kesîren leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ve namaz kılındığı zaman da, artık yeryüzünde dağılın ve Allah’ın lutfundan (payınıza) düşeni talep edin! Ama Allah’ı hiç hatırdan çıkarmayın ki,[⁵¹⁰⁸] ebedî mutluluğa ulaşabilesiniz. [5108] Zımnen: Allah’tan bağımsız hiçbir alan yoktur, buna ekonomi de dahildir. Ticareti Allah’tan kopararak yahudileşmeyin.— M.İslamoğlu
62:10
11
وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْواًۨ انْفَضُّٓوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَٓائِماًۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ١١
Ve izâ reev ticâreten ev lehveninfaddû ileyhâ ve terekûke kâimâ(kâimen), kul mâ indallâhi hayrun minel lehvi ve minet ticâreh(ticâreti), vallâhu hayrur râzıkîn(râzıkîne).
Ama onlar bir ticari menfaat veya bir eğlence gördüklerinde, hemen ona doğru seğirtip seni (konuşurken) ayakta öylece bırakıverdiler.[⁵¹⁰⁹] De ki: “Allah katında bulunan, eğlenceden de, ticari menfaatten de daha hayırlıdır: zira Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.[⁵¹¹⁰] [5109] Muhtemelen Cabir b. Abdullah’a ait (Dihyetu’l-Kelbî’ye ait olduğu bilgisi yanlıştır) bir kervanın Medine’ye Cuma vakti girişi üzerine, Allah Rasûlü’nü hutbe verirken camide bir avuç cemaatle bırakıp kervana koşan cemaate uyarı. Allah Rasûlü’nün Amr b. ‘Avf tarafından nakledilen şu uyarısı bağlamla tam bir uyum arzeder: “Sizin için bundan böyle yoksulluktan korkmuyorum, fakat asıl sizin tıpkı sizden öncekiler gibi dünyaya yönelmenizden, onların mal yarıştırdığı gibi sizin de mal yarıştırmanızdan, onların düşkün olduğu gibi sizin de dünyaya düşkün olmanızdan korkuyorum” (Buharî ve Müslim). [5110] Bu âyete dayanarak insan eylemlerinin tümü üç amaca nisbet edilebilir: Hayır, yarar/çıkar, haz. Âyette birincisini eğitim, ikincisini ticaret, üçüncüsünü eğlence temsil eder. Âyet zımnen, “hayrı terk ederek yarar ve hazza koşarsanız, yarar ve haz hayırsızlaşır” mesajını vermektedir.— M.İslamoğlu
62:11
Cuma
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle