يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
SİZ ey iman edenler![⁵¹⁰³] Cuma günü[⁵¹⁰⁴] namaza çağrıldığınızda,[⁵¹⁰⁵] alışverişi keserek Allah’ı anmaya[⁵¹⁰⁶] koşun! Eğer (hayır ile çıkar arasındaki farkı) bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.[⁵¹⁰⁷]
[5103] Zımnen: “Eğer iman iddianızda samimiyseniz, imanınızı isbat edip kitap yüklü eşek durumuna düşmeyiniz!” [5104] İslâm’dan önce Cuma isminin kullanıldığına dair sahih bir delil yoktur. Haftanın altıncı gününü Araplar ‘arûbâ olarak adlandırıyorlardı. Cuma’nın Arapların haftalık istişare günü olarak tayin edilerek adına “Yevmu’l-’Arûbâ” denilmesi, Allah Rasûlü’nün yedinci göbek dedesi Ka’b b. Lueyy’e (Ykl: M.S. 50) kadar gider. Fakat bütün bu süreçte “cumâ” ismi ortalarda yoktur. Bu, câmi’, cemâ‘ah, ictima‘ gibi kavramlarla akraba olan Cumânın, Kur’an vahyinin orijinal kavramlarından biri olduğuna delâlet eder. Allah Rasûlü’nün hicretinden önce Medine’deki mü’minler Cuma kılıyorlardı. Allah Rasûlü Medine’deki ilk Cuma’yı hicretin 5. günü Salimoğulları yurdunun mescidinde uzun bir hitabe ile kıldırdı. [5105] Bu çağrı (ezan) konusunda doyurucu açıklamalar için bkz: İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvir, bu âyetin tefsiri. [5106] Zikrullah namazı değil, Said b. Müseyyeb ve Said b. Cübeyr’in dediği gibi bir yaygın eğitim olan hutbeyi ifade eder. Hz. Ömer, Cuma’nın hutbeden dolayı kısaltıldığını söyler (Cassas, Ahkâmu’l-Kur’an, Beyrut, 1405, V, 338). Hatta Ata, Mücahid ve Tavus gibi ikinci neslin otoriteleri hutbeye yetişemeyenin Cuma namazına iki rekât ilave etmesi içtihadında bulunmuşlardır (Cassas, ay.) Bununla, Cuma’nın dört rekât olan öğle yerine ikame edildiğini, aslî kısmı olan ilk iki rekâtını hutbeye verdiğini kasteder. Bu, eğitimin, namaz gibi farz kılınmasından başka bir şey değildir. Cuma’nın bir işlevinin de siyasal katılım olduğu hatırlanmalıdır. Alışverişi kesme emri, meşru mazeretlerin dışındaki her tür meşgaleyi kapsar. Dünyevî bir çıkar, iki dünyayı kapsayan bir hayra tercih edilemez. Bu, ilâhî içtimadan kaçmanın arkasında yatan temel sebeptir. Saib b. Yezid’den gelen rivayette de ifade edildiği gibi Allah Rasûlü ve ilk iki halife döneminde Cuma günü, imam minbere oturduğunda tek ezan okunurdu. Hz. Osman döneminde İnsanlar çoğalınca, hazırlık yapsınlar diye onun öncesinde bir ezan daha okunmaya başlandı (Buhârî). Hz. Ali kendi hilafetinde tekrar Allah Rasûlü dönemindeki tek ezanlı uygulamaya döndü (İbn Âşûr). [5107] Cuma ilâhî bir içtimadır. Allah Rasûlü onu güneşin üzerine doğduğu haftanın en hayırlı günü olarak tebcil etmiştir (Müslim). O gün duaların icâbet saati vardır. Bu içtima çağrısına, “Siz ey iman edenler!” hitabından da anlaşılacağı gibi, tüm mü’minler dahildir. Ancak Cuma beş vakte ilave bir namaz değil, öğle namazı yerine ikâme bir namazdır. Bu yüzden yolcu gibi geçici veya mahkûm gibi sürekli mazeretli sayılanların boyunlarından bile, Cuma’yı eda ederlerse öğle namazının farziyeti düşer. Zaten Cuma’nın şartları arasında yer alan “imkân” şartı, mazeret durumunda onun yerini öğle namazının almasına delâlet eder. Bütün bunlar ayrım yapılmaksızın kadın-erkek tüm mü’minler için geçerlidir. Cuma konusundaki nasları ve nebevi uygulamaları değerlendiren imamlar, “sıhhat şartları” konusunda farklı yorumlara sahiptir. Şehirde kılınma şartı, belli bir sayıdaki cemaat ile kılınma şartı, bir şehirde bir tek ve belirlenmiş bir camide kılınma şartı, siyasî otoritenin yetkisi şartı gibi şartlar bu cümledendir. Ne var ki, Kur’an nassı ile sabit olan bir ibadet, bu tartışmalı şartlar yüzünden sakıt olamaz. Bu şartlardan yola çıkarak “Eğer sahih olmazsa” şüphesi ile Cuma’lardan sonra kılınan “zuhr-i âhar” (veya “âhir”) diye bir namazın kılınmasının gerekçesi de bu ictihadi şartlardır. Bu, niyeti niyet kılan “kasıt” unsuruna mani olduğu için sakıncalıdır ve ibadeti yaralar.— M.İslamoğlu