Abese 42 Ayet Mekke · عبس
80

Abese

Surat Astı · Mekke
80
Surat Astı · Mekke
عبس
42
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ١
Abese ve tevellâ.
O (KİBİRLİ KİŞİ) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı,— M.İslamoğlu
80:1
2
اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ ٢
En câehul a’mâ.
Elçi’ye âmâ geldi diye…[⁵⁵⁶⁵] [5565] Veya: “O (rasul) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı, yanına âmâ geldi diye…” Müteakip 3 ve 4. âyetlerin okunuşuna bağlı olarak ilk iki âyetin özneleri değişir. Bu âyetlerin öznesinin Allah Rasûlü olduğunu ittifakla söyleyen klasik tefsirin tercihinde, Muvatta ve Tirmizî’nin Sünen’inde nakledilen nüzul sebebi rivayeti belirleyici olmuştur. Fakat Tirmizî rivayeti sorunludur. Bununla beraber bu rivayetler bile tercihimizi dolaylı olarak onaylar. Tercihimizin birinci gerekçesi, “surat astı” (‘abese) fiilinin aynen (ayrıca “sırt dönüp uzaklaştı” anlamına gelen tevellâ ve edbera yakın anlamlılarının) geçtiği Müddessir 23-24. âyetler ve orada anlatılan tiptir. Nüzul sebebi rivayetlerine dikkatle bakınca, hem 74:23-24’teki hem de buradaki olayda aynı ismin geçtiği görülür: Velid b. Muğire. Tercihimizin ikinci gerekçesi de şudur: İlk iki âyette özneden “o” diye söz edilirken, müteakip âyetlerde “sen” diye söz edilmektedir. Bu da, ilk iki âyetle sonraki âyetlerin öznelerinin farklılığını teyit eder. Özetle; 1 ve 2. âyetteki muhatap (yani “o kibirli adam”) Velid b. Muğire b. Şube, 3 ve 4. âyetteki muhatap ise Allah Rasûlü’dür.— M.İslamoğlu
80:2
3
وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ ٣
Ve mâ yudrîke leallehu yezzekkâ.
“Ve (sana gelince Ey Nebi!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına[⁵⁵⁶⁶] dair bir ihtimal[⁵⁵⁶⁷] bulunduğunu; [5566] Yezzekkânın aslı yetezekkâdır. Dönüşlü kiptir. Kipin bu bağlamdaki açılımı şudur: Vahiy gibi arıtan bir öznenin varlığı tek başına yetmez. Onun yanında insan da arınmaya gönüllü olmalıdır ki işlem tamamlansın. [5567] Lealle edatının bu bağlamdaki en uygun karşılığı.— M.İslamoğlu
80:3
4
اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ ٤
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikrâ.
veya alacağı dersin kendisine yarar sağlayacağını?[⁵⁵⁶⁸] [5568] Veya: “Ve (ey rasul); sen nereden bileceksin; belki de o arınacak veya alacağı öğüt kendisine bir yarar sağlayacaktı?” İki âyetlik bu uzun cümlenin i’rabı, mâna farklılığına izin verecek bir yapıdadır. Klasik tefsir iki hatta üç mef’ul alan yudrîke geçişli fiilini ya biri zamir (ke/sen) diğeri mahzuf iki mef’ulle izah etmiş, ya da arkasından gelen le‘alle edatının kalp fiillerinden olduğunu, üstelik talep ve temenni bildiren bir istifham olduğunu söyleyen Ebu Ali Fârisi’ye dayanarak, bu durumda yudrî fiilinin iki-üç değil, tek tümleç isteyen fiile dönüştüğünü, sonrasının da müstakil bir cümle olduğunu savunmuşlardır (Nkl: İbn Âşûr). Tercihimiz, yudrî fiilinin iki mef’ulüyle birlikte (biri ke zamiri diğeri müteakip iki cümle) tek bir cümle gibi okunmasına dayanmaktadır. Bu âyet İslâm’a davette seçkinci yaklaşımı reddetmektedir.— M.İslamoğlu
80:4
5
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ٥
Emmâ menistagnâ.
Fakat, kendi kendine yettiğini sanan[⁵⁵⁶⁹] kimseye gelince: [5569] İstiğnadaki sin ve te’nin mânaya kattığı yananlam.— M.İslamoğlu
80:5
6
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ ٦
Fe ente lehu tesaddâ.
Sen bütün ilgini ona yönelttin;[⁵⁵⁷⁰] [5570] Zımnen: “böyle yapmak sana yakışmadı”. Bu Allah Rasûlü’ne açıkça “Bir daha böyle yapma” uyarısıdır. Burada soru şudur: Vahiy seyrek de olsa ara sıra yer verdiği Allah Rasûlü’ne ait bu gibi ‘zelle’leri örtemez miydi? Eğer örtseydi, kimsenin haberi olmazdı. Peki, o zaman ne diye dile getirip onları ölümsüzleştirdi? Bu ve buna benzer tüm soruların cevabı bu sûrenin 23. âyetinde verilmiştir: Hatasız kul olmaz. Elçiler de buna dahildir. Şu halde Allah Rasûlü’nün görevi “Nasıl hatasız kul olunur?” sorusunun isbatını ortaya koymak değil, “Hata yapılınca nasıl özür dilenir, nasıl tevbe edilir, nasıl geri dönülür?” sorularının isbatını ortaya koymaktır. Allah’ın kendi elçisine “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım” demesini emretmesinin temelinde yatan sebep de bu olsa gerektir.— M.İslamoğlu
80:6
7
وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ ٧
Ve mâ aleyke ellâ yezzekkâ.
oysa onun arınmamasının sorumlusu sen değilsin;[⁵⁵⁷¹] [5571] İlâhî şefkatin beliğ bir ifadesi. Demek ki uyarı alan bu davranışın temelinde Nebi’nin aşırı sorumluluk duygusu vardı. Bu âyet Rasulullah’ın içtihad ettiğinin ve içtihadında yanıldığında Allah’ın onu düzelttiğinin beyanıdır. Düzeltilen o içtihat “varlıklı ve hatırlı kimselerle fazla ilgilenilirse imana geleceklerine dair” yanlış görüştür. Eğer vahyin müdalahesi olmamış olsaydı, onun ictihadı “sünnet” olacaktı. Allah Rasûlü Amiroğullarından olan babası yerine soylu Mahzumoğullarından olan annesine nisbetle anılan ve Hz. Hatice’nin kuzeni olan İbn Ümmi Mektum’u gördüğünde “Merhaba ey Rabbimin kendisi yüzünden beni uyardığı kişi” dermiş. Biz Kur’-an’da anlatılan diğer elçilerin kıssalarında da onaylanmayan içtihatlar görüyoruz. Hz. Nûh’un oğlu hakkındaki içtihadı (11:45), Hz. İbrahim’in soyu ve babası hakkındaki içtihadı gibi (9:114).— M.İslamoğlu
80:7
8
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ ٨
Ve emmâ men câeke yes’â.
fakat sana büyük bir iştiyakla gelen var ya:— M.İslamoğlu
80:8
9
وَهُوَ يَخْشٰىۙ ٩
Ve huve yahşâ.
-ki o Allah’a saygıda kusur etmez-— M.İslamoğlu
80:9
10
فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ٠١
Fe ente anhu telehhâ.
işte sen onu ihmal ediyorsun.— M.İslamoğlu
80:10
11
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ ١١
Kellâ innehâ tezkirah(tezkiratun).
ELBET bu hitap bir öğüt ve uyarıdan ibarettir:[⁵⁵⁷²] [5572] Zımnen: Bu âyetler seni üzmek için değildir; zira uyarı dostluğun icabıdır: Allah senin dostundur.— M.İslamoğlu
80:11
12
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ ٢١
Fe men şâe zekerah(zekerahu).
isteyen herkes ondan öğüt alabilir,— M.İslamoğlu
80:12
13
ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ٣١
Fî suhufin mukerrameh(mukerrametin).
kutsal ve seçkin kayıtlar altında korunmuştur;[⁵⁵⁷³] [5573] Mukerreme, merfû‘ah, mutahhara gibi sıfatlarla anılan bu sayfalar elbette yerden biten kâğıtlar değil arştan inen vahyin dokunulmaz ve mukaddes kaynağıdır.— M.İslamoğlu
80:13
14
مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ٤١
Merfûatin mutahherah(mutahheratin).
yüce ve şaibesiz— M.İslamoğlu
80:14
15
بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ ٥١
Bi eydî seferah(seferatin).
elçilerin elleriyle (taşınan);— M.İslamoğlu
80:15
16
كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ ٦١
Kirâmin berarah(beraratin).
türünün en iyisi ve hata yapmayan (elçilerin).— M.İslamoğlu
80:16
17
قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ ٧١
Kutilel insânu mâ ekferah(ekferahu).
Şu kahrolası (kâfir) insan, nankörlükte[⁵⁵⁷⁴] ne kadar da sınır tanımazdır? [5574] Veya: “küfürde..” Müteakip âyetler dikkate alındığında muhatap tür olarak insandır.— M.İslamoğlu
80:17
18
مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ ٨١
Min eyyi şey’in halakah(halakahu).
O, insanı neden yarattı?— M.İslamoğlu
80:18
19
مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ٩١
Min nutfeh(nutfetin), halakahu fe kadderah(kadderahu).
(Elbette) basit bir hayat tohumundan. Önce yarattı, ardından ona takdir yeteneği bahşetti;[⁵⁵⁷⁵] [5575] Kadderahu, hem “kaderini yaratmayı”, hem “miktarını takdir etmeyi” hem de “takdir yeteneği vermeyi” ifade eder. Tercihimizin gerekçesi bir sonraki âyettir.— M.İslamoğlu
80:19
20
ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ ٠٢
Summes sebîle yesserah(yesserahu).
sonra ona yolu kolaylaştırdı;[⁵⁵⁷⁶] [5576] Yani: Ebedî kurtuluşa ulaşan yolu, akıl, irade ve vahiy ile kolaylaştırdı (Krş: 90:10).— M.İslamoğlu
80:20
21
ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ١٢
Summe emâtehu fe akberah(akberahu).
en sonunda onun için ölümü takdir etti ve kabre koydurdu;— M.İslamoğlu
80:21
22
ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ ٢٢
Summe izâ şâe enşerah(enşerahu).
nihayet istediğinde onu tekrar diriltecektir.— M.İslamoğlu
80:22
23
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۜ ٣٢
Kellâ lemmâ yakdı mâ emerah(emerahu).
Evet,[⁵⁵⁷⁷] (hiçbir insan) O’nun emirlerini asla kusursuz olarak yerine getirememiştir.[⁵⁵⁷⁸] [5577] Kellânın farklı anlamları için bkz: 96:6, not 7. [5578] 3-10. âyetlerde uyarılan Allah Rasûlü bu âyetle teselli edilmekte ve “kul kusursuz olmaz” denilmektedir. Devamındaki âyetlerle birlikte zımnen: yaşamak için toprağa ve suya muhtaç olan bir varlık nasıl olur da kusursuzluk iddiasında bulunur?— M.İslamoğlu
80:23
24
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ ٤٢
Felyanzuril insânu ilâ taâmih(taâmihî).
İnsanoğlu yediklerine bir baksın:[⁵⁵⁷⁹] [5579] Yani: onların nasıl bir tek tohumdan yola çıkarak basitten mürekkebe doğru kemale ulaştığına bir baksın Zımnen: İnsan da bir tek basit hücreden yola çıkıp bu hale gelmedi mi?— M.İslamoğlu
80:24
25
اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَباًّۙ ٥٢
Ennâ sabebnel mâe sabbâ(sabben).
Elbet suyu tarifsiz bir cömertlikle Biz indirmekteyiz;— M.İslamoğlu
80:25
26
ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقاًّۙ ٦٢
Summe şekaknel arda şakkâ(şakkan).
sonra toprağı tarifsiz bir incelikle yarmaktayız;— M.İslamoğlu
80:26
27
فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَباًّۙ ٧٢
Fe enbetnâ fîhâ habbâ(habben).
derken orada tohumu yetiştirmekteyiz…— M.İslamoğlu
80:27
28
وَعِنَباً وَقَضْباًۙ ٨٢
Ve ineben ve kadbâ(kadben).
Mesela[⁵⁵⁸⁰] üzüm bağları, sebze bahçeleri,[⁵⁵⁸¹] [5580] Vavın bu vurgusuna Kur’an içi bir örnek için bkz: 7:164. [5581] Kadb, sadece hayvan besini olan otlara değil, sebze türü insan besini otlara da denir.— M.İslamoğlu
80:28
29
وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ ٩٢
Ve zeytûnen ve nahlâ(nahlen).
zeytinlik ve hurmalıklar,— M.İslamoğlu
80:29
30
وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ ٠٣
Ve hadâika gulbâ(gulben).
balta girmemiş sulak ormanlar,[⁵⁵⁸²] [5582] Hadâik için bkz: 27:60, not 62. Metindeki ğulben, “balta girmemiş” ile karşılanmıştır.— M.İslamoğlu
80:30
Yükleniyor...
Abese
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle