Ta Ha 135 Ayet Mekke · طه
20

Ta Ha

Ta Ha · Mekke
20
Ta Ha · Mekke
طه
135
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰهٰۜ ١
Tâ, hâ.
EY İNSAN![²⁵⁴⁴] [2544] Tâhâ, başta İbn Abbas olmak üzere Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Dahhâk, Katâde ve Hasan Basrî gibi ilk otoriteler tarafından “Ey insan!” anlamında alınmıştır. Kelimenin Nebatça ya da Süryanicede bu anlama geldiği aynı isimler tarafından vurgulanmıştır. Bu görüşe katılan Taberî, tâhânın ‘Akk lügatinde “ey insan” mânasında kullanıldığını söyler. Başta Ferrâ olmak üzere, Kûfe dil okulu da bu görüştedir. Bazı müfessirler tâ-hânın mukatta‘at harflerinden olduğu görüşündedir. Basra dil okulu ve onun ünlü ismi Ebu Ubeyde, ısrarla bu görüşü savunur. Fakat Taberî, eski Arap şiirinden verdiği örneklerle karşıt görüşleri çürütür. Hiç kuşkusuz buradaki “ey insan” hitabı ilk muhatabın şahsında vahye muhatap olan her insanadır.— M.İslamoğlu
طه— IRI — H.Ansarian
20:1
2
مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ ٢
Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ.
Biz bu İlâhî hitabı sana zorluk çekip mutsuz olasın diye indirmedik;[²⁵⁴⁵] [2545] Teşkâ, “saadetin zıddı” anlamındadır (Râğıb). Yalınkat bir “meşakkat” değil, “mutluluğu azaltan” ya da “yok eden” vurgusu taşır. Zımnen: Ey İnsan, Biz Kur’an’ı senin mutluluğun için indirdik!— M.İslamoğlu
ما قرآن را بر تو نازل نکردیم تا به مشقت و زحمت افتی؛— IRI — H.Ansarian
20:2
3
اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ٣
İllâ tezkireten li men yahşâ.
yalnızca Allah’ın sevgisini yitirmekten korkan kimselere bir uyarı olsun için (indirdik):[²⁵⁴⁶] [2546] Haşyet için bkz: 2:74 not 181; 10:62, not 83. Allah’tan korkmak, korku terbiyesine sahip olmaktır. Korkuya tutsak olmamanın en iyi yolu budur. İnsanın korkusunu sadece Allah istismar etmez. Bir önceki âyette bahsedilen mutluluğa ulaşmanın bedeli işte bu haşyettir.— M.İslamoğlu
[بلکه آن را نازل کردیم] تا برای کسی که [از خدا] می ترسد، زمینه توجه و یادآوری باشد.— IRI — H.Ansarian
20:3
4
تَنْز۪يلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ ٤
Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.
yeri ve yüce gökleri yaratan Zat tarafından indirilmedir bu!— M.İslamoğlu
در حالی که به تدریج از سوی کسی نازل شده که زمین و آسمان های بلند را آفریده است.— IRI — H.Ansarian
20:4
5
اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ٥
Er rahmânu alel arşistevâ.
O rahmet kaynağı ki, mutlak hükümranlık makamına sadece O kurulmuştur.[²⁵⁴⁷] [2547] ‘Arş, “otorite ve hükümranlıktan” kinayedir. Kur’an’da Allah’ın geçtiği her yerde âlemlerin yaratılışıyla ilgili bağlamlarda kullanılır (Bkz: İtkân III, 145).— M.İslamoğlu
[خدای] رحمان بر تخت فرمانروایی و تدبیر امور آفرینش چیره و مسلّط است.— IRI — H.Ansarian
20:5
6
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ٦
Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.
Göklerde, yerde, bu ikisi arasında ve toprağın bağrında[²⁵⁴⁸] ne varsa O’na aittir. [2548] İlk anlamı “nemli toprak” olan serânın bağrında sakladığı canlı ve organik dünyayı çağrıştıran vurgusu, çeviriye “bağrında” karşılığıyla yansımıştır.— M.İslamoğlu
آنچه در آسمان ها و زمین و آنچه میان آن دو و آنچه زیر زمین است، فقط در سیطره مالکیّت و فرمانروایی اوست.— IRI — H.Ansarian
20:6
7
وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى ٧
Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.
Düşünceni[²⁵⁴⁹] ister yüksek sesle dile getir (ister getirme); unutma ki O, gizli (düşünceleri) bildiği gibi, ondan daha gizli (duyguları) da bilir.[²⁵⁵⁰] [2549] Kavl bu bağlamda “düşünce” vurgusu taşır (Krş: 18:39). [2550] Sırr, insanın “bilip de gizledikleri” olduğuna göre, “daha gizli-saklı” anlamına gelen ahfâ, sırrdan daha derinlerde olmalıdır. Âyetin girişiyle birlikte ele aldığımızda birinci tür gizleri dile getirilmesi kolay olan düşünceye, ikincisini dile getirilmesi çok daha zor olan duyguya hasretmek yanlış olmayacaktır. Zımnen: Allah seni senden iyi bilir ve bu yüzden seni senin şerrinden de korur.— M.İslamoğlu
و اگر سخن خود را با صدای بلند آشکار کنی [یا پنهان بداری، برای خدا یکسان است]؛ زیرا او پنهان وپنهان تر را می داند.— IRI — H.Ansarian
20:7
8
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ٨
Allâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul esmâul husnâ.
Allah… O kendisinden başka ilâh bulunmayandır; en güzel nitelikler, tüm mükemmellikler yalnızca O’na mahsustur.[²⁵⁵¹] [2551] el-Esmau’l-Husnâ kullanıldığı dört yerde de tahsis lâm’ı ile gelir. Mükemmelliğin Allah’a mahsus olduğunu ifade eder (Diğerleri için bkz: 17:110; 7:180 ve 59:24). Terkipteki esmânın tekili olan ism, vesm (işaret) ve sumuv (yücelik) köküne nisbet edilir. Birincisi İlâhî esmanın teşbîhî boyutuna, ikincisi tenzîhî boyutuna delâlet eder. “Yüceltme” mânasındaki sumuv, aslında soyutlamayı da ifade eder. Zira soyutlama, şeyleri idrak düzeyine yüceltmedir. Elbet bu içkin varlıklar için geçerlidir. Ama sonsuz ve Mutlak Varlık Allah hakkında konuşmanın önündeki en büyük engel dildir. Dilin katı mekaniği, Mutlak Varlık hakkında konuşmayı sınırlar. Bunu aşmanın tek yolu vardır: mecaza başvurmak. İşte vesm kökü burada devreye girer ve Allah’ın esmasının O’nun niteliklerine ancak mecazen delâlet edebileceğine işaret eder.— M.İslamoğlu
خدای یکتاست که جز او هیچ معبودی نیست، نیکوترین نام ها فقط ویژه اوست.— IRI — H.Ansarian
20:8
9
وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ٩
Ve hel etâke hadîsu mûsâ.
Musa’nın başından geçenler sana ulaştı mı?[²⁵⁵²] [2552] Necm ve A‘lâ’daki değinip geçmeleri saymazsak, İsrâiloğullarının Mısır’dan çıkış öncesi ve sonrasını birlikte ele alan tek sûre budur.— M.İslamoğlu
و آیا سرگذشت موسی به تو رسیده است؟— IRI — H.Ansarian
20:9
10
اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ٠١
İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ(huden).
Hani o ateş türü cazip bir şey[²⁵⁵³] görmüştü de, ailesine hemen “Durun, bekleyin!” demişti; “Benim gözüme ateş türü bir şey ilişti; belki size ondan bir tutam kor getiririm veya ateşin etrafında bir yol gösterici bulurum”. [2553] Belirsizlik çeviriye “tür” olarak yansımıştır (Bkz: İtkân II, 291). “Cazip” karşılığı, ânestunun nazartu ve raeytuden farklı olarak ünsiyet kurulan, yakmasından korkulmayan “ışık türü” bir ateş olmasındandır.— M.İslamoğlu
هنگامی که آتشی دید، پس به خانواده اش گفت: درنگ کنید؛ بی تردید من آتشی دیدم [می روم] شاید شعله ای از آن را برایتان بیاورم یا نزد آتش [برای پیدا کردن راه] راهنمایی بیابم.— IRI — H.Ansarian
20:10
11
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ١١
Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
Fakat ateşe yaklaşınca ona (gaipten) “Ey Musa!” diye seslenildi;[²⁵⁵⁴] [2554] “Gaipten” açıklaması nûdiye fiilinin meçhul yapısına dayanır. Meçhul fiil kullanımı, muhatabın dikkatini failden çok fiilin kendisine çevirmeyi amaçlar.— M.İslamoğlu
پس چون به آن آتش رسید، ندا داده شد: ای موسی!— IRI — H.Ansarian
20:11
12
اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ٢١
İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk(na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
“Benim, Ben! Senin Rabbin! Şimdi ayakkabılarını çıkar![²⁵⁵⁵] Çünkü sen iki kez kutsal kılınmış vadidesin![²⁵⁵⁶] [2555] Yani: “Yalınayak başı kabak” mazmununun ifade ettiği bir iddiasızlık içinde gel! Bu âyeti batıni yoruma tabi tutanlar, “Dünya ve ahireti arkana at!” şeklinde anlamışlardır. [2556] Veya tuveni vadinin ismi sayarak: “Mukaddes Tuva Vadisindesin”. “İki kez”in mânası, hem Hz. İbrahim hem Hz. Musa aynı bölgede vahiy aldığı içindir.— M.İslamoğlu
به یقین این منم پروردگار تو، پس کفش خود را از پایت بیفکن؛ زیرا تو در وادی مقدس طوی هستی.— IRI — H.Ansarian
20:12
13
وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى ٣١
Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.
Ve Ben seni (elçi olarak) seçtim; bundan böyle artık sana vahyedileni dinle![²⁵⁵⁷] [2557] Yani: Vahyin amacını anla!— M.İslamoğlu
و من تو را [به پیامبری] برگزیدم، پس به آنچه وحی می شود، گوش فرا دار.— IRI — H.Ansarian
20:13
14
اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي ٤١
İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.
“Gerçek şu ki Ben, evet Ben Allah’ım! Benden başka ilâh yoktur: artık sadece Bana kulluk et ve adımın anılıp şanımın yücelmesi[²⁵⁵⁸] için tüm destek ve çabanı seferber et.[²⁵⁵⁹] [2558] Zikr, hem “anmak” hem de “şanını yüceltmek, namını yürütmek” mânasına gelir (Bkz: 21:10, not 13). [2559] Salatın türetildiği kök anlam olan es-salâ, insanın baş kökünden kuyruk sokumuna kadar dik durmasını ve oturmasını sağlayan omurgasına veya oyluklarına verilen isimdir (Lisân ve Tâc). Kur’an’da salât çokanlamlı bir kelimedir (Msl: 5:12,58,106; 11:87; 19:59 vd.) Salât, hem derinlik açısından oldukça zengin bir çağrışıma (“destek, yardım, yardım çağrısı, davet” gibi), hem de biri diğerinin içerisinde yer alan anlam katmanlarına (“dua, namaz, ibadet, dindarlık” gibi) sahiptir. Ekım emri “kalktı” anlamına gelen kâme kökünden türetilmiş geçişli bir fiildir ve “kaldır, istikamet ver, yükselt” lafzî anlamlarının yanında “dirilt, gücünü seferber et” gibi mecazî anlamlara da sahiptir. Adının yüceltilmesi için kulun desteğini seferber etmesi emri, Muhammed sûresinin 7. ve Âl-i İmran sûresinin 52. âyetleri çerçevesinde anlaşılmalıdır. Zaten salât’ın sık kullanıldığı anlamlardan biri olan “namaz” da, Allah’ın adını yüceltmek için desteğini seferber edecek olan mü’minin inanç sisteminin omurgasıdır ve mü’min Allah karşısındaki has ve esas duruşunu bu ‘omurga’ sayesinde gerçekleştirebilir. Sözün özü namaz: İnsanın Allah karşısındaki esas duruşudur. Tercih ettiğimiz anlamı, bir sonraki âyet doğrudan destekler.— M.İslamoğlu
همانا! من خدایم که جز من معبودی نیست، پس مرا بپرست و نماز را برای یاد من برپا دار.— IRI — H.Ansarian
20:14
15
اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى ٥١
İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.
Çünkü, her ne kadar son saati (herkesten) gizli tutmuşsam da,[²⁵⁶⁰] herkese çabasının karşılığı verilsin diye Son Saat kesinlikle gelecektir.” [2560] Veya, kâdeye tam fiil (Krş: 12:76) anlamı vererek: “Son Saat kesinlikle gelecektir; herkese çabasının karşılığı verilsin diye onun zamanını gizli tutmak istiyorum” (Ebu Müslim’den Râzî). Alternatif bir anlam olarak, İbn Mes’ud bu ibâreyi, “Zamanını neredeyse (kendimden) dahi gizleyecektim” şeklinde yorumlamıştır. Bu âyetin nasıl anlaşılması gerektiği etrafındaki görüş ayrılıklarının ilk nesle kadar uzandığını ifade eden Taberî, İbn Abbas’ın tercihini öncelikli olarak verir. Biz de onu tercih ettik. Tercihimiz uhfîhâ şeklindeki okumaya dayanmaktadır. Eğer ehfiyehâ kıraatı tercih edilirse, ihfâ kökünün hem “gizledi” hem de “açığa çıkardı” şeklindeki zıt anlamlı yapısı ortaya çıkar (Ferrâ).— M.İslamoğlu
بی تردید قیامت که می خواهم زمان وقوعش را پنهان بدارم، آمدنی است، تا هر کس را برابر تلاش و کوششی که می کند، پاداش دهند.— IRI — H.Ansarian
20:15
16
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى ٦١
Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.
BU hakikate inanmayıp da bencilce arzularının tutsağı olan kimse seni yolundan alıkoymasın; aksi halde kendi değerini düşürmüş olursun.[²⁵⁶¹] [2561] Bu âyet, kıssa içerisine yerleştirilmiş bir uyarı levhası gibi doğrudan muhataba hitab etmektedir (Krş: Mukâtil). Terdâ, “değeri düşük olmak, değersiz olmak” anlamındaki redaet’ten türetilmiş bir kelimedir.— M.İslamoğlu
پس مبادا آنکه از هوای نفسش پیروی کرده و [به این سبب] به قیامت ایمان ندارد، تو را [از توجه به آن] باز دارد که هلاک می شوی.— IRI — H.Ansarian
20:16
17
وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ٧١
Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ.
VE (o ses devam etti): “Nedir o sağ elindeki ey Musa?”— M.İslamoğlu
و ای موسی! این [قطعه چوب] در دست راستت چیست؟— IRI — H.Ansarian
20:17
18
قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ٨١
Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.
(Musa) “Bu? Benim değneğim!” dedi, “Ona yaslanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; tabii ki benim için işe yaradığı başka yerler de var!”— M.İslamoğlu
گفت: این عصای من است، بر آن تکیه می زنم، و با آن برگ درختان را برای گوسفندانم فرو می ریزم و مرا در آن نیازهای دیگری هم هست.— IRI — H.Ansarian
20:18
19
قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ٩١
Kâle elkıhâ yâ mûsâ.
(O ses) “Onu yere bırak ey Musa!” dedi.— M.İslamoğlu
خدا فرمود: ای موسی! آن را بیفکن.— IRI — H.Ansarian
20:19
20
فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ٠٢
Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.
Bunun üzerine (Musa) onu yere bıraktı. Bir de ne görsün: o değnek bir yılan türü…[²⁵⁶²] hızla akıyor… [2562] Belirsiz form nev’ vurgusuyla yansımıştır. Burada hayye olarak cins ismiyle anılan yılan A’raf 107 ve Şu’ara 32’de “iri ve büyük” (su‘bân), Neml 10 ve Kasas 31’de “küçük ve çevik” (cânn) şeklinde nitelenmiştir (Açıklama için bkz: 27:10).— M.İslamoğlu
پس آن را افکند، ناگهان ماری عظیم شد که به سرعت می شتافت.— IRI — H.Ansarian
20:20
21
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى ١٢
Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.
(O ses) “Onu al ve sakın korkma!” dedi, “Biz onu ilk haline geri döndüreceğiz.”[²⁵⁶³] [2563] Sîratehe’l-ûlâ: “İlk haline”… Bu istisnai terkip, eşyanın halleri yasasına delâlet eder. Aynı zamanda ilâhî kudret delîlinin esrarlı tabiatına dair ipucu verir. Bu durumda eşya, İlâhî müdâhale sonucu bir halden diğer hale geçmiş olur. Kendi koyduğu yasaların mahkûmu değil hâkimi olan Allah, bir alt yasasını bir üst yasasıyla aşar. Ve insanı âciz bırakan olağanüstülük, bazen görende gerçekleşir bazen görülende. Âsâ-yı Mûsâ ilâhî kudret delîlinin görülende gerçekleşmesine Neml 10’daki su‘bân, görende gerçekleşmesine ke-ennehâ cânnun (o sanki küçük ve çevik bir yılan gibiydi) ibâresi delâlet eder. Burada altı çizilmesi gereken nokta kâf teşbih edatıdır. “O yılan/cân oldu” değil, “o sanki bir yılan/cân gibi oldu”... Allahu a‘lem.— M.İslamoğlu
خدا فرمود: آن را بگیر و مترس که بی درنگ آن را به کیفیت اولش باز می گردانیم.— IRI — H.Ansarian
20:21
22
وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ ٢٢
Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min gayri sûin âyeten uhrâ.
“Şimdi de elini koynuna sok! Her tür kusurdan arınmış halde,[²⁵⁶⁴] bir ilâhî kudret delîli olarak bembeyaz çıkacaktır; [2564] Eski Ahid’dekine benzer “sedef hastalığı” türü iddiaları red için. (Bu ilâhî kudret delillerinin veriliş hikmeti hakkında bir açıklama için bkz: 27:12, not 16.)— M.İslamoğlu
و دستت را در گریبانت کن تا بدون هیچ عیبی [چون برص و پیسی] سفید و درخشان بیرون آید، [آن] معجزه ای دیگر است.— IRI — H.Ansarian
20:22
23
لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ٣٢
Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ.
ki bu sayede, sana en büyük (ilâhî kudret) delillerimizden birini gösterebilelim…”[²⁵⁶⁵] [2565] Benzer bir biçimde Allah Rasûlü’ne gösterildiği ifade edilen mucizeler için bkz: 17:1 ve 53:18.— M.İslamoğlu
تا برخی از بزرگ ترین معجزات خود را به تو نشان دهیم.— IRI — H.Ansarian
20:23
24
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ٤٢
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
“(Artık) Firavun’a git, çünkü o iyice azgınlaştı!”[²⁵⁶⁶] [2566] Firavun’un azgınlığı için bkz: 28:38 ve 79:24.— M.İslamoğlu
به سوی فرعون برو؛ زیرا او [در برابر خدا] سرکشی کرده است.— IRI — H.Ansarian
20:24
25
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ٥٢
Kâle rabbişrah lî sadrî.
(Musa) şöyle dua etti: “Rabbim! Göğsüme genişlik ver,— M.İslamoğlu
گفت: پروردگارا! سینه ام را [برای تحمل این وظیفه سنگین] گشاده گردان،— IRI — H.Ansarian
20:25
26
وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ٦٢
Ve yessir lî emrî.
kolaylaştır bana görevimi;— M.İslamoğlu
و کارم را برایم آسان ساز،— IRI — H.Ansarian
20:26
27
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ٧٢
Vahlul ukdeten min lisânî.
düğümü çöz dilimden;— M.İslamoğlu
و گِرِهی را [که مانع روان سخن گفتن من است] از زبانم بگشای،— IRI — H.Ansarian
20:27
28
يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ٨٢
Yefkahû kavlî.
ki anlasınlar sözümü![²⁵⁶⁷] [2567] Bu dört âyetin Allah Rasûlü’nün hayatındaki karşılığı 94. İnşirah sûresidir. Bu âyetler, söz ile öz arasındaki doğrusal bağlantıya delâlet eder. Zımnen: Öz genişlemeyince sözün düğümü çözülmez; düğümü çözülmemiş söz başkalarının düğümünü çözemez.— M.İslamoğlu
[تا] سخنم را بفهمند،— IRI — H.Ansarian
20:28
29
وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ ٩٢
Vec’al lî vezîren min ehlî.
“Bana yakınlarımdan yükümü paylaşacak birini görevlendir;— M.İslamoğlu
و از خانواده ام دستیاری برایم قرار ده،— IRI — H.Ansarian
20:29
30
هٰرُونَ اَخ۪يۚ ٠٣
Hârûne ahî.
(Mesela) Kardeşim Harun’u![²⁵⁶⁸] [2568] Bu talebin iletişim kurmakla ilgili daha somut bir gerekçesi için 28:34’e bakınız.— M.İslamoğlu
هارون، برادرم را— IRI — H.Ansarian
20:30
Yükleniyor...
Ta Ha
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle