Tegabun 18 Ayet Medine · التغابن
64

Tegabun

Aldanış · Medine
64
Aldanış · Medine
التغابن
18
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), le hul mulku ve le hul hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
GÖKLERDE olan şeyler de, yerde olan şeyler de Allah adına hareket ederler:[⁵¹²⁵] mutlak otorite O’na aittir, övgülerin tamamı da O’na aittir; zira O her şeye kadirdir.[⁵¹²⁶] [5125] Benzer bir âyet ve tesbîhi çevirimizle ilgili bkz: 59:1, not 1. Muzari gelmesi, bu tesbîhin süreklilik ve yenilenen vasfına delâlet eder. Zımnen: Ey insan! Bu kâinat muhteşem varlık ilâhîsini dillendiriyor: bu koroya sen de katıl! [5126] Zımnen: O’nun kudretine, O’nun adına hareket eden şu kâinat şahittir.— M.İslamoğlu
64:1
2
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٢
Huvellezî halakakum fe minkum kâfiru ve minkum mû'min(mû'minun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr(basîrun).
Sizi yaratan O’dur; ama içinizden hakikati inkâr eden de, hakikate iman eden de var: ve Allah yaptığınız her şeyi görendir.[⁵¹²⁷] [5127] Basîr, Semî’siz geldiği zaman, özellikle ilâhî bilginin kuşatıcılığını ifade eder.— M.İslamoğlu
64:2
3
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Halakas semâvâti vel arda bil hakkı ve savverekum fe ahsene suverekum ve ileyhil masîr(masîru).
Gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna[⁵¹²⁸] O yarattı; ve size O şekil verdi, üstelik şeklinizi en güzel biçimde takdir etti; ama (o sûret de fanidir), her halükârda dönüş O’nadır. [5128] Bi’l-hakk ile ilgili bkz: 14:19, not 20 ve 21:18, not 19.— M.İslamoğlu
64:3
4
يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٤
Ya’lemu mâ fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tusirrûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne), vallâhu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir; yine gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı da bilir: zira Allah gönüllerdeki (en mahrem) sırları bilendir.[⁵¹²⁹] [5129] Zâtu’s-sudûr için bkz: 8:43, not 49.— M.İslamoğlu
64:4
5
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ كَـفَرُوا مِنْ قَبْلُۘ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٥
E lem ye’tikum nebeûllezîne keferû min kablu fe zâkû ve bâle emrihim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
DAHA önceden inkâra gömülüp gidenlerin haberi size gelmedi mi? Onlar da yaptıklarının kötü sonuçlarını (daha burada) tattılar; ve (ötede) onların hakkı elem verici bir azaptır.[⁵¹³⁰] [5130] ‘Azâbın kök anlamı “mahrum bırakmak”tır (Bkz: 68:33, not 29).— M.İslamoğlu
64:5
6
ذٰلِكَ بِاَنَّهُ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُٓوا اَبَشَرٌ يَهْدُونَنَاۘ فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٦
Zâlike bi ennehu kânet te'tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe kâlû e beşerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev vestagnâllâh(vestagnâllâhu), vallâhu ganiyyun hamîd(hamîdun).
Böyledir, çünkü elçileri kendilerine hakikatin apaçık belgeleriyle gelmiş, fakat onlar “Bize ölümlü biri mi yol gösterecek?”[⁵¹³¹] demişlerdi. İşte böylece küfre saptılar ve (haktan) yüzçevirdiler. Ama Allah (kimseye) muhtaç değildi: zira Allah kendi kendine yetendir, tüm övgülere layık olandır. [5131] İnsana güvensizlik üzerine oturan her inanç ve düşünceyi mahkûm eden bir âyet. Zımnen: O kadar kirlendiler ki, kendi kirlenmişliklerine bakıp insan soyundan umut kestiler. Onun için insandan bir elçiyi güvenilmez buldular. Sözün özü: İyilerin yaptığı en büyük iyilik, iyilikleriyle bizzat insan soyuna olan güveni artırmalarıdır. Elçilerin misyonu budur. Kötülerin yaptığı en büyük kötülük, kötülükleriyle insan soyuna olan güveni zedeleyip insanlığın yüz karası olmalarıdır.— M.İslamoğlu
64:6
7
زَعَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ لَنْ يُبْعَثُواۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْۜ وَذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٧
Zeamellezîne keferû en len yub’asû, kul belâ ve rabbî le tub’asunne summe le tunebbeunne bimâ amiltum, ve zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Hakikati inkâra şartlanmış olanlar yeniden diriltilmeyeceklerini iddia ettiler.[⁵¹³²] De ki: “Hayır! Rabbime andolsun ki kesinlikle diriltileceksiniz; sonra yaptıklarınız bir bir aktarılacaktır: zira bu Allah’a çok kolaydır. [5132] Za‘m ve zu‘m, “insanın kendisini ikna ettiği tumturaklı yalan” anlamına gelir. Kur’an’da geçtiği 14 yerde de olumsuz mânada kullanılır. Şureyh, “Her şeyin kinayesi var, yalanın kinayesi za‘mdır” der.— M.İslamoğlu
64:7
8
فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالنُّورِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلْنَاۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٨
Fe âmınû billâhi ve resûlihî ven nûrillezî enzelnâ, vallâhu bimâ ta’melûne habîr(habîrun).
Şu halde (ey insanlar!) Allah’a, Elçi’sine ve indirdiğimiz nura inanın: Allah yaptıklarınızdan haberdardır.— M.İslamoğlu
64:8
9
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٩
Yevme yecmeukum li yevmil cem’i zâlike yevmut tegâbun(tegâbuni), ve men yû’min billâhi ve ya’mel sâlihan yukeffir anhu seyyiâtihî ve yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
Toplanma günü geldiğinde[⁵¹³³] O sizi bir araya toplayacaktır. O gün, kazananın ve kaybedenin ortaya çıktığı gündür.[⁵¹³⁴] Ama kim Allah’a iman eder ve Allah rızası için iyi davranışta bulunursa, onun kötülüklerini örteriz; onu zemininden ırmaklar akan cennetlere -orada ebedî kalmak üzere- sokarız: işte gerçek büyük başarı budur. [5133] Lâmın vakit bildirme işlevine dayanarak. [5134] Veya: “Kayıp ve aldanışın şiddetle hissedileceği gündür”. İşteşli fiil olan teğâbun, iki tarafın birbirini aldatmasını ifade eder. Bu bab bazen fiilin şiddetine delâlet eder. el-Ğabn, bir mala değerinden az paha biçmektir. Bizce bu işteşli fiil, âhiretteki aldanışın çift yönlü doğasına delâlet eder. Yani her aldatma özünde bir “kendini aldatma”dır; yani aldanmadır.— M.İslamoğlu
64:9
10
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ٠١
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).
Hakikati inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince: işte onlar içerisinde kalıcı oldukları ateşin yoldaşıdırlar: ve bu, ne berbat bir son duraktır.— M.İslamoğlu
64:10
11
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١١
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
ALLAH’IN izni olmadıkça,[⁵¹³⁵] (insanın) başına hiçbir musibet gelmez;[⁵¹³⁶] ve her kim Allah’a inanıp güvenirse, O onun (akleden) kalbine rehberlik eder:[⁵¹³⁷] zira Allah her şeyi hakkıyla bilendir.[⁵¹³⁸] [5135] el-İzn, özneye yapacağı eylem için hareket serbestisi tanımak ve bunu “bildirmek” demektir. Emrin aksine iznde muhayyerlik vardır. İzin verilen özne o izni kullanmayabilir. Bu bağlamda, âlemde cari olan sebep-sonuç ilişkilerine delâlet eder. Âlemin nizamı bu ilâhî sünnetle kaimdir. Sonuçları sebeplere bağlamış, sebepleri daha üst sebeplere bağlamıştır. Ancak bu bağ zorunlu değildir. Bunu söylemek, Allah’ı koyduğu yasaların hâkimi değil mahkûmu sanmaktır. O dilerse bu bağı koparıp daha üst bir sebebe bağlar. Dilerse doğrudan müdâhale eder. Hadid 22, musibetlerin sebep-sonuç ilişkisine bağlı olduğunun ifadesidir. Bakara 155-156 bu âyetin beyanıdır. İllâ bi-iznillâhın alternatif ibâreleri şunlar olabilir: illâ bi-meşîetillâh (ancak Allah’ın dilemesiyle), illâ billâh (ancak Allah sayesinde), illâ bi-merdâtillâh (ancak Allah’ın evet demesiyle), illâ bi-kaderillâh (ancak Allah’ın koyduğu yasayla)… İzin, meşîetten ayrıdır. Kulun başına musibetin ancak Allah’ın izniyle gelmesi kulun izin istemesini gerektirir. Kulun izin istemesi ise şu üç yolla olur: 1) İradeyi kullanması: Bu takdirde musibet kulun seçimi olur. 2) İddiada bulunması: iman en büyük iddiadır, ondan iddiasını isbat istenmiştir ve musibete izin verilmiştir. 3) Dua etmesi: icâbetten önce musibete izin verilip sınanmıştır. [5136] Musîbet, başa gelen yarar ve zararın her ikisi için de kullanılır. Bu yüzden Nisâ 79’da hasenenin karşılığı musibet değil seyyiedir. Fakat genelde zarara atıfla kullanılmıştır. [5137] Önce kul iman eder, sonra Allah kalbini yönlendirir. Bu imanda “güven” anlamı mündemiçtir. Vahyin tümünde kalp üzerinde tasarruf Allah’a nisbet edilir. Netice: kulun kalbine Allah rehberlik ederse acıyı bal eyler, musibeti muhabbete katık eder. [5138] O’nun bilgisi mutlaktır. Öğrenmek için değil öğretmek için sınar. Bu âyet, inkâra şartlanmış aklın “Eğer Müslümanların bize bir üstünlüğü olsaydı başlarına musibet gelmezdi” mantığı üzerine nâzil olmuştur (Kurtubî).— M.İslamoğlu
64:11
12
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٢١
Ve etîûllâhe ve etîûr resûl(resûle), fe in tevelleytum fe innemâ alâ resûlinel belâgul mubîn(mubînu).
Allah’a itaat edin ve Elçi’ye de itaat edin![⁵¹³⁹] Ama eğer yüz çevirirseniz, o takdirde Elçi’mize düşen (vahyi) açık ve net olarak tebliğ etmektir. [5139] İmanla eylem arasındaki hiyerarşiye tekabül eder. Rasul’e itaatin gerekçesi Allah’a itaattir.— M.İslamoğlu
64:12
13
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ٣١
Allâhu lâ ilâhe illâ huve, ve alâllâhi fel yetevekkelil mû’minûn(mû’minûne).
Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır: O halde mü’minler yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar!— M.İslamoğlu
64:13
14
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ عَدُواًّ لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْۚ وَاِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤١
Yâ eyhuhellezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
SİZ ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar var. Onlara karşı dikkatli olun. Bununla birlikte affedici, hoşgörülü ve bağışlayıcı olursanız,[⁵¹⁴⁰] bilin ki Allah da tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.[⁵¹⁴¹] [5140] el-‘Afv, azarlasa da cezadan vazgeçmek; es-safh, azardan da cezadan da vazgeçmek; el-ğafr (mağfiret) günahı tamamen silip affettiğini bile hissettirmemektir. [5141] Zımnen: İmanınıza değil de “sizin şahsınıza” (lekum) düşmanlık ediyorlarsa, dikkatli olmakla birlikte affedici olun.— M.İslamoğlu
64:14
15
اِنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٥١
İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitneh(fitnetun), vallâhu indehû ecrun azîm(azîmun).
Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan aracından ibârettir.[⁵¹⁴²] Asıl büyük ödül, Allah katındadır. [5142] el-Fetnu, madenin cevherini cürufundan ayırmak için ergitilme işlemi ve bu işlemin yapıldığı pota (Bkz: 5:41). Sizi Allah bu potada eritiyor ki, cevherinizle cürufunuz seçilip ayrılsın. Zımnen: Mal ve çocuklarınızı Allah’a tercih ederseniz cevherinize yazık edersiniz. Hz. Ömer Huzeyfe’ye, “Nasıl sabahladın?” diye sorar. Huzeyfe, “Fitneyi sevip gerçeği yererek” der. Ömer, “Nasıl yani?” deyince; “Çocuğumu sevdim, ölümü yerdim” cevabını verir (İbn Âşûr).— M.İslamoğlu
64:15
16
فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَط۪يعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْراً لِاَنْفُسِكُمْۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٦١
Fettekûllâhe mesteta’tum vesmeû ve etîû ve enfikû hayren li enfusikum, ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Şu halde, ne kadar gücünüz yetiyorsa Allah’a karşı o kadar sorumlu davranın: hem (O’nu) dinleyin, hem (O’na) itaat edin! Ve kendi hayrınıza olmak üzere infak edin![⁵¹⁴³] Kim kişiliğinin (zaafı olan) açgözlülükten (infak ile) korunursa, ebedî kurtuluşa nail olanlar işte onlardır.[⁵¹⁴⁴] [5143] Zımnen: Allah için vermek, gerçekte vermek değil almaktır (İnfak için bkz: 36:47, not 35). [5144] Şuhhun nefse izafe edilmesi, açgözlülüğün insanın beşerî zaaflarından olduğuna delâlet eder. Buhl kendi elindekini başkasından esirgemek, şuhh başkasının elindekine göz dikmektir (Bkz: 113:5, not 8). Şuhhun panzehiri infaktır.— M.İslamoğlu
64:16
17
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَل۪يمٌۙ ٧١
İn tukridûllâhe kardan hasenen yudâıfhu lekum ve yagfir lekum, vallâhu şekûrun halîm(halîmun).
Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, (Allah) kat kat artırarak size döndürecek ve sizi bağışlayacaktır:[⁵¹⁴⁵] Zira Allah tüm şükürleri hak eden tek otoritedir,[⁵¹⁴⁶] (nankörlüğü) cezalandırmada acele etmeyendir;[⁵¹⁴⁷] [5145] Kişi güvendiğine borç verir. Güven imandan çok iman ahlâkıyla alâkalıdır. İman edip de güvenmemek, iman ahlâkından yoksun olmaktır. Zımnen: Ey insan! İsmail’i göz kırpmadan veren İbrahim gibi bir gönüle sahip ol ki, İsmail’e ilaveten İshak’a da nail olasın! [5146] Şekûr kalıbını diğer kalıplardan ayrıcalıklı kılan husus, bu kalıbın “bir fiilin üzerinde otorite” olana delâlet etmesidir (Furûk, s. 26). Eğer burada olduğu gibi şükredilen için kullanılırsa “tüm şükürleri hak eden tek otorite”, şükreden için kullanılırsa “şükrünü eda etmek için var gücünü harcayan kişi” mânasına gelir. [5147] Parantez içi açıklamalarımız, Halîm isminin Şekûr ile birlikte kullanılmasından kaynaklanan vurguyu ortaya çıkarma amaçlıdır.— M.İslamoğlu
64:17
18
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٨١
Âlimul gaybi veş şehâdetil azîzul hakîm(hakîmu).
O, idraki aşan hakikatlerin de, idrak alanına giren gerçeklerin de sırrına vâkıf olandır; Her işinde mükemmel, her hükmünde tam isabet edendir.— M.İslamoğlu
64:18
Tegabun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle