Lokman 34 Ayet Mekke · لقمان
31

Lokman

Lokman · Mekke
31
Lokman · Mekke
لقمان
34
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif-Lâm-Mîm![³⁶²⁸] [3628] Mukatta’ât için bkz: Nüzul sürecinde ilk geçtiği 68:1, not 1.— M.İslamoğlu
31:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ ٢
Tilke âyâtul kitâbil hakîm(hakîmi).
İŞTE BUNLAR, her hükmünde tam isabet kaydeden ilâhî kelâmın âyetleridir;[³⁶²⁹] [3629] Tilke, “bu âyetler” ya da “bu kitabın tümü” (Bkz: 10:1, not 2).— M.İslamoğlu
31:2
3
هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ ٣
Huden ve rahmeten lil muhsinîn(muhsinîne).
Allah’ı görür gibi hareket edenler için bir rehber ve bir rahmet olan (âyetleri);[³⁶³⁰] [3630] Muhsinîni çevirimiz için bkz: 2:58, not 102. Zımnen: Değil mi ki insan müebbet yolcudur? Şu halde yolcuyu ve yolu var eden Allah, yol haritasını da göndererek rahmetini tamamlamıştır.— M.İslamoğlu
31:3
4
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkinûn(yûkinûne).
onlar ki namazı hakkını vererek eda ederler,[³⁶³¹] arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli öderler;[³⁶³²] zira onlar âhirete inananların ta kendisidirler. [3631] Salat için bkz: 7:170 ve 2:3, ilgili notlar. [3632] Zekâtın bu anlamı için bkz: 7:156 ve 27:3, ilgili notlar.— M.İslamoğlu
31:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte onlar, Rablerinden gelen kusursuz bir rehberliğe tâbidirler; ve işte onlar, evet onlardır ebedî mutluluğa erenler.[³⁶³³] [3633] Lokman ve Bakara sûrelerinin ilk 5 âyetleri arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.— M.İslamoğlu
31:5
6
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦
Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ama insanlardan öyleleri vardır ki, (başkalarını) Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve onu gülünç duruma düşürmek için (ilâhî mesajlar üzerinde) hadis oyunu oynamaya kalkışırlar:[³⁶³⁴] işte onlar onur kırıcı bir terk edilmişliğe[³⁶³⁵] mahkûm olacaklar.[³⁶³⁶] [3634] Lehve’l-hadîs, “söz/hadis oyunu” demektir. Muhatabı yanıltma ve Kur’ani hakikatlerden saptırma amacı taşıyan her söz lehve’l-hadîs kapsamına girer. Bu tamlama, yalnız burada geçer (Lehv için bkz: 102:1, not 1). Zımnen: İnsanların bilgi açlığını kelime oyunları, laf cambazlıkları ya da keyif ve eğlence verici sözlerle bastırmaya kalkarak sözü bir uyuşturucu gibi kullanırlar. Kur’an’a yeni bir âyet ilave edemeyenlerin, “hadis” adı altında Allah Rasûlü’ne isnatla uydurdukları sözler de bu âyetin kapsamına girer. Bu durumda Kur’an’ın “hadis oyunu” (lehve’l-hadis) ifadesi, mucizevî bir ihbar hüviyeti kazanır. Kur’an, içine indiği toplumun aklını “karanlık” ilan etmiş ve kendi hedefini “karanlıklardan aydınlığa çıkarmak” olarak belirlemiştir. Cahiliyye Arap geleneğini oluşturan bir çok inanç ve kültür, Kur’an’ın “karanlık” ilan ettiği aklın ürünüydü. Lehve’l-hadîs, Kur’an vahyi ile saf dışı bırakılan geleneksel cahiliyye itikadını İslam kültürüne dahil etme yönteminin de adı oldu. Kur’an’a açıktan itiraz edemeyenler, itirazlarını lehve’l-hadîs üzerinden yaptılar ve onu Kur’an’ın ortağı ilan ettiler. Bu “hadis oyunu”ndan en büyük zararı, Allah Rasûlü’nün mubarek ağzından dökülen ve asla sünnetullah ve Kur’an ile çelişmesi düşünülemeyecek olan gerçek ‘hadisler’ ve Kur’an’ın “örnek” gösterdiği davranışlar gördü. [3635] ‘Azab “terk ve mahrumiyet” mânasındaki ‘azbden türetilmiştir (68:33, not 29). Kıyamette Allah tarafından terk edilmekle ilgili bkz: 2:174 ve 3:77). İbn Teymiyye ‘azabun muhîn ile kâfir ve münafıkların, ‘azâbun azîm ile cehennemden en sonunda çıkacak olanların azabının ifade edildiğini söyler (es-Sârimu’l-Meslûl, Beyrut, 1414, s. 58). [3636] İbn İshak bu âyetin hakkında nâzil olduğunu söylediği müşrik ordusunun sancaktarı Nadr b. Haris’i, “Kureyş’in şeytanlarından biri” diye niteler. Pers imparatorluk başkenti Hire’de öğrendiği efsane, şarkı ve çalgı eşliğinde sefahat ve âlem yapıyordu. Peygamberî davete karşı insanların ilgisini başka tarafa yönlendirmek için iki şarkıcı kadın satın almıştı. “Allah’ın indirdiğine benzer şeyleri ben de indirebilirim” (6:93) diyecek kadar küstahlaşan biriydi. Allah Rasûlü genel tutumunun istisnası olarak, onun Bedir’de esir düştükten sonra öldürülmesine izin vermiştir. Allah Rasûlü’nün bu tasarrufunu, bu olaydan sonra indiği kesin olan “küfrün önderleri” ile ilgili ilâhî talimat (9:12) kapsamında değerlendirmek mümkündür.— M.İslamoğlu
31:6
7
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْراًۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٧
Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Böyle birine âyetlerimiz okunduğu zaman sanki kulaklarında kurşun varmış gibi hiç aldırmadan serkeşçe yüz çevirir: İşte böylesini elem verici bir azap ile müjdele.— M.İslamoğlu
31:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum cennâtun na’îm(na’îmi).
Bir de iman eden ve imanına uygun eylemler ortaya koyan kimseler var ki, her tür nimetle dolu olan cennetler onların olacak:— M.İslamoğlu
31:8
9
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٩
Hâlidîne fîhâ, va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Onlar orada Allah’ın mutlaka gerçekleşecek olan vaadi uyarınca ebedî kalacak.[³⁶³⁷] Zira O her işinde mükemmel olandır, her hükmünde tam isabet edendir. [3637] “Onlar orada ebedî kalacak” ibâresinin cehennemlikler için değil de (7) cennetlikler için kullanılması çarpıcıdır. Bu, “rahmetim her şeyi kuşatmıştır” (7:156) âyeti ışığında anlaşılmalıdır.— M.İslamoğlu
31:9
10
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٠١
Halakas semâvâti bi gayri amedin terevnehâ ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbeh(dâbbetin), ve enzelnâ mines semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
O gökleri, gördüğünüz bir direk olmaksızın yarattı; ve O sizi sarsar diye yeryüzüne sağlam ve sarsılmaz dağlar yerleştirdi ve orada her çeşit canlı varlığın üremesini sağladı. İşte Biz, gökten yağmuru (böyle) indiririz, akabinde orada her tür ve cinsten yararlı varlığı (böyle) yetiştiririz.[³⁶³⁸] [3638] Âyette Allah’ı gösteren üçüncü tekil zamirler (halaka, elkâ, besse) birden birinci çoğul (Biz) zamirine geçiveriyor. Zımnen bu, Allah’ın insan zihninde kişileştirilemezliğinin ve hiçbir beşeri dilin imkânlarının O’nu olduğu gibi tavsife güç yetiremeyeceğinin ifadesidir.— M.İslamoğlu
31:10
11
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ١١
Hâzâ halkullâhi fe erûnî mâzâ halakallezîne min dûnih(dûnihî), beliz zâlimûne fî dalâlin mubîn(mubînin).
Bu Allah’ın yaratışıdır: Haydi, gösterin bakayım O’nun dışındakiler neyi yaratmışlar? Hayır, zulme gömülüp gitmiş olanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.— M.İslamoğlu
31:11
12
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٢١
Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî), ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).
DOĞRUSU Biz Lokman’a[³⁶³⁹] da (şu) hikmeti bahşetmiştik: “Allah’a şükret! Çünkü (O’na) şükreden kendi lehine şükretmiş olur. Fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah kendi kendine yeterli olandır, her tür övgüye bizzat lâyık olandır. [3639] Başta Taberî olmak üzere bazı müfessirlerin verdiği malumattan çıkan sonuç, Lokman’ın tarihte Ezop (Aisopos) adıyla efsaneleşen kişi olduğu ihtimalini güçlendirir. Kur’an’da bilge bir kişiliğin simgesi olarak takdim edilen Lokman, tıpkı Kehf sûresinde Musa’ya hikmet öğreten “bir kul” gibi, hikmetli şahsiyeti karakterize eder. MÖ. 6. yüzyılda yaşadığı sanılan Ezop’un tevhidî bir inanca sahip olduğunu onun ölüm şeklinden anlıyoruz. O, şirke sapan Delphoilileri iğneleyen sözleri yüzünden halkın inancına karşı gelmekle suçlanıp Hyampaca kayasından atılarak katledilmiştir (M. Larousse).— M.İslamoğlu
31:12
13
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ٣١
Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun).
Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: “Yavrucuğum![³⁶⁴⁰] Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırma! Çünkü her tür ilâhlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür.”[³⁶⁴¹] [3640] Binlerce yıl önce gök kubbeye salınmış bu altın öğütleri ölümsüzleştiren Kur’an, adeta tüm muhataplarına, sadece Lokman’ın oğlu Ankâ değil “Hepiniz Lokman’ın çocuklarısınız” demektedir. [3641] Sahabenin inen vahyi hayata koyma konusundaki ciddiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyan olaylardan biri, bu âyet ışığında anlaşılması gereken En’âm 82 sebebiyle yaşandı. Âyet inince sahabeyi bir endişe kapladı. Allah Rasûlü’ne gelip dediler ki: “İmana zulüm karıştırmamaya hangimizin gücü yeter ki?!” Allah Rasûlü buyurdular: “Bakın, bu zulüm sizin anladığınız zulüm değildir. Lokman’ın şu sözünü işitmez misiniz?” dedi ve bu âyeti okudu (Buhari, Tefsir 6:20).— M.İslamoğlu
31:13
14
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ٤١
Ve vassaynel insâne bi vâlideyh(vâlideyhi), hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyk(vâlideyke), ileyyel masîr(masîru).
Nitekim (Allah şöyle buyurur): “Biz insana anne babasına (iyi) davranmasını emrettik.[³⁶⁴²] Annesi onu ağır acılara katlanarak karnında taşıdı ve onun sütten kesilmesi iki yılda gerçekleşti:[³⁶⁴³] şu halde (ey insan), Bana ve anne babana şükret;[³⁶⁴⁴] (ama sonunda) dönüş yalnızca Banadır!”[³⁶⁴⁵] [3642] Allah Rasûlü’ne Mekkeli inkârcıların yönelttiği “Ebeveyni evladından ayırıyor” suçlamasına zımnî cevap. [3643] Çocuğun annesine zorunlu olarak bağımlı olduğu dönemi ifade ettiği gibi, zımnen annenin kendini toparlama süresini de ifade eder. [3644] Krş: 46:17 ve sûrenin girişi. [3645] Anne-baba ile ilgili tavsiye sürecinde yer alan ilk âyet bu olsa gerektir. Bunu, 15. âyet ile dengeleyemeyen mü’min gençleri uyaran İsra 23-24 ve Ankebut 8. âyetler izler. Âyet, Mekke’de yeni vahye iman eden gençlerle onların aileleri arasındaki inanç çatışmasına dengeli ve ahlâkî bir çözüm sunmaktadır. Formül bellidir: Anne-baba için Allah’ın ve O’nun Rasulü’nün hukukunu çiğnememek, fakat bunun dışında onlara iyi davranmak.— M.İslamoğlu
31:14
15
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥١
Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Yine (Allah): “Eğer hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi[³⁶⁴⁶] Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, asla onlara itaat etme! Yine de onlara şu (geçici) dünyada iyi davran ve yönünü Bana dönenlerin yolunu izle! En sonunda elbet Bana döneceksiniz ve yapıp ettiğiniz her şeyin (gerçeğini) size bir bir göstereceğim” (diye buyurur). [3646] Zımnen: Tanrı olarak bilinmesi ve nitelenmesi doğru olmayan bir şeyi (Krş: 29:8, not 8).— M.İslamoğlu
31:15
16
يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ٦١
Yâ buneyye innehâ in teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahretin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâh(bihâllâhu), innellâhe latîfun habîr(habîrun).
(Lokman): “Yavrucuğum! (Yapıp ettiğiniz) o şeyler isterse bir hardal tanesi kadar olsun, ister bir kayanın bağrında, ister göklerin derinliklerinde, isterse yerin altında saklı bulunsun; Allah onu bulup ortaya çıkarır: çünkü Allah (ilmiyle) her şeye nüfuz eder,[³⁶⁴⁷] her şeyden haberdardır. [3647] Latîf özellikle habîr ile kullanıldığı bu gibi yerlerde, kesafetin karşıtı olan letafetten sıfat-ı müşebbehe olarak gelir. Mânevî duyulara letâif, ince nükteye latîfe denmesi de bundandır. “Allah’ın akıl-sır ermez bilgisiyle her şeye nüfuz ettiğini, hiçbir şeyin buna engel teşkil edemeyeceğini” ifade eder (Râğıb). İlâhî bilginin aklın sınırlarını fersah fersah aşan tabiatına zımnî bir atıftır.— M.İslamoğlu
31:16
17
يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ ٧١
Yâ buneyye ekımıs salâte ve’mur bil ma’rûfi venhe anil munkeri vasbir alâ mâ esâbek(esâbeke), inne zâlike min azmil umûr(umûri).
“Yavrucuğum! Allah’a kulluğunu hakkıyla yerine getir,[³⁶⁴⁸] her zaman iyi ve doğru olanı önerip kötü ve yanlış olandan sakındır; başına gelenlere göğüs ger![³⁶⁴⁹] Şüphesiz bütün bunlar kararlılık ve direnç isteyen işlerdendir. [3648] Lafzen: “Salatı ikame et!” Çevirimizin gerekçesi için bkz: 87:15 ve 19:59, not 15 ve 7. [3649] Emr “öneri” mânasındadır (Bkz: 96:12, not 15). Zımnen: Ey muhatap! Pasif iyi olmak yetmez, aktif iyi ol ve iyiliği çoğalt! “Başına gelenlere göğüs ger”, zira iyiliği önerip kötü ve yanlış olandan sakındıranın başına mutlaka iş gelir. Kötüler pasif iyilerden değil aktif iyilerden rahatsız olurlar. Âyetin son cümlesi bu zımnî manayı teyit eder.— M.İslamoğlu
31:17
18
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ٨١
Ve lâ tusa’ir haddeke lin nâsi ve lâ temşi fîl ardı merahâ(merahan) innellâhe lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
“Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, kendini beğenmiş kibirli hiç kimseyi Allah sevmez.[³⁶⁵⁰] [3650] Muhtâl, “Kendinde olağanüstü fazilet vehmederek kurumlanma” anlamına gelen ihtiyalden türetilmiştir (Krş: 57:23).— M.İslamoğlu
31:18
19
وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ ٩١
Vaksid fî meşyike vagdud min savtik(savtike), inne enkerel asvâti le savtul hamîr(hamîri).
(Hayat) yürüyüşünde dengeli ol ve sesini yükseltme![³⁶⁵¹] Unutma ki seslerin en itici olanı eşeklerin sesidir.”[³⁶⁵²] [3651] “Sesini yükseltme!” Zımnen: Sözünün kalitesini yükselt! Söz etkisini sesin yüksekliğinden değil, taşıdığı hakikatin gücünden alır. Gücün sözüne değil, sözün gücüne itibar et! Gücünü, buyurganlığı ve otoriterliği temsil eden sesten değil, içerikli ve nitelikli sözden al! Burada, adeta 6. âyetteki “içeriksiz söze” gönderme yapılmakta, sözün kalite açığını sesle kapatma yerilmektedir. [3652] “İtici olan” yani “yadırganan” demektir. (Enkera fiili için bkz: 21:50, not 61.) Zımnen: Sesini değil, sözünün kalitesini yükselt! Sözün kerameti sesin yüksekliğinden kaynaklansaydı, eşeğin anırışı sözlerin en etkilisi olurdu. Oysa ki durum tamamen bunun aksinedir. Söz gücünü taşıdığı hakikatten alır. Ve hak sözün gücü, çağlar geçse de, gücün sözüne erinde gecinde galip gelir. Tıpkı Lokman’ın hikmetli sözleri gibi.— M.İslamoğlu
31:19
20
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ٠٢
E lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneh(bâtıneten), ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
İŞTE (ey insanlar), görmez misiniz ki Allah göklerde ve yerde bulunan her şeyi emrinize âmâde kılmıştır; açıktan ve gizli olarak size nimetlerini bol bol ihsan etmektedir?[³⁶⁵³] Ne ki yine de insanlar içerisinden herhangi bir bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir.[³⁶⁵⁴] [3653] Gerçek keşif, kanunları değil, o kanunları koyanı keşfetmektir. [3654] Aynı ibâre için Hac 8. ve onunla bağlantılı Hac 3. âyete bakınız. Bu âyette inkârın üç sebebi zikrediliyor: 1) Herhangi bir bilgiye dayanma ihtiyacı duymayanlar: Bir sonraki âyette bunun gerekçesi babaları taklit olarak veriliyor. Yani kafalarını kullanmayanlar. 2) Yol gösterici bir kılavuza dayanmayanlar: İlle de taklit edeceklerse, doğru yoldan giden bir rehberi izlemeleri gerekirken, yanlış rehberi izleyenler. Bunlar birincilerden daha aşağıdadırlar. 3) Bir belgeye dayanmayanlar: Kur’an vahyinden önceki vahiylerden hiçbirini gündemine almamış olanların tartışmak için geriye tek dayanakları kalıyor: ya Nadr b. Haris’in yaptığı gibi “Pers mitolojisi” ya da “atalar yolu” nostaljisi.— M.İslamoğlu
31:20
21
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ١٢
Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr(saîri).
İşte böylelerine “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde; “Asla, biz sadece atalarımızın hayat tarzına uyarız!” derler.[³⁶⁵⁵] Ne yani, şeytan onları çılgın bir ateşin azabına[³⁶⁵⁶] çağırmış olsa da mı (bunda ısrar edecekler)? [3655] Mâ…‘aleyh kalıbına verdiğimiz “hayat tarzı” anlamı için bkz: 3:179, not 143. [3656] ‘Azâbi’s-sa‘îr için bkz: 25:11, not 18.— M.İslamoğlu
31:21
22
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ٢٢
Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûr(umûri).
Ama[³⁶⁵⁷] kim de iyiliği içselleştirmiş olarak[³⁶⁵⁸] Allah’a teslim olursa,[³⁶⁵⁹] işte o kopmaz bir halkaya sımsıkı yapışmış olur: en nihayet her iş döner dolaşır, sonucunu takdir etmesi için Allah’a varır.[³⁶⁶⁰] [3657] Hal ya da itiraziyye olması muhtemel vav için tercih ettiğimiz “ama” karşılığı, bu âyetin 20. âyetteki karakterle zıtlık içerdiği gerçeğine dayanır. [3658] İhsân “iyilik”tir. İyiliği karakter haline getiren kimse, “muhsin” denilmeyi hak eder. [3659] Krş: 2:112’nin girişi. [3660] Benzer bir ibâre için bkz: 22:41.— M.İslamoğlu
31:22
23
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣٢
Ve men kefere fe lâ yahzunke kufruh(kufruhu), ileynâ merciuhum fe nunebbiuhum bi mâ amil(amilû), innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Kim de inkâra saparsa, artık onun inkârına üzülmen gerekmez. (Nasıl olsa) sonunda Bize dönecekler; ve Biz yaptıklarını(n iç yüzünü) bir bir kendilerine haber vereceğiz: çünkü Allah gönüllerdeki en mahrem sırları bilendir.— M.İslamoğlu
31:23
24
نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٤٢
Numettiuhum kalîlen summe nadtarruhum ilâ azâbin galîz(galîzin).
Tadımlık bir hazzı kısa vâdede tüketmelerini sağlarız; ardından onları altında ezilecekleri ağır bir azaba mahkûm ederiz.— M.İslamoğlu
31:24
25
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٢
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnellâh(yekûlunnellâhu), kulil hamdulillâh(hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
[³⁶⁶¹] EĞER onlara kalkıp da sorsan “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. Sen de “Tüm övgüler Allah’a mahsustur” de! Ne var ki onların çoğu bunu dahi kavramaktan âcizdirler. [3661] Metnin başında çeviride görünmeyen bir vav vardır. Bu vavın ibtidaiyye vurgusu “BÜYÜK HARFLERLE” belirginleştirilen çeviriye paragraf başı olarak yansımıştır.— M.İslamoğlu
31:25
26
لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٦٢
Lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’a aittir; şüphesiz Allah var ya: işte O’dur kendi kendine yeterli olan, her tür övgüye bizzat lâyık olan.— M.İslamoğlu
31:26
27
وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٧٢
Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Ve eğer dünyanın tüm ağaçları kalem olsa denizleri de mürekkep, buna yedi deniz daha eklense, Allah’ın kelimeleri yine de tükenmez:[³⁶⁶²] çünkü Allah’tır her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden.[³⁶⁶³] [3662] Yazılı olan ve olmayanıyla birlikte bütün bir yaratılmışlar evreni Allah’ın âyetleridir. Bu muhteşem âyet, çok küçük bir kısmından haberdar olduğumuz bu evrenin tamamını bilme iddiasının ne kadar yersiz olduğunu söyler. Bununla beraber, söz konusu âyetlerin kelimelerdeki tezahürü olan bu vahyin sözel imkânlarının da tüketilemeyecek kadar zengin ve büyük oluşuna delâlet eder. Bu mucizevî gerçek, vahyi anlama çabasına giren her samimi muhatap tarafından fark edilecektir. Kur’an vahyinin hâlâ indiği günkü gibi hayatı inşâ eden aktif ve müdahil bir özne olması bu özelliğinden kaynaklanır. Bu âyet, tabiatın bitmez tükenmez bir bilgi hazinesi olarak keşfedilmeyi beklediğinin de zımnî ifadesidir (Bkz: 18:109). [3663] Muhteşemsin Allah’ım! İhtişamın karşısında kamaşmayan göz kör, secdeye kapanmayan kalp ölü, kıyama kalkmayan akıl felç demektir.— M.İslamoğlu
31:27
28
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٨٢
Mâ halkukum ve lâ ba’sukum illâ ke nefsin vâhıdeh(vâhıdetin), innallâhe semîun basîr(basîrun).
Hepinizin yaratılması ve tekrar diriltilmesi, (O’nun için) bir tek can(ın yaratılması ve diriltilmesi) gibidir: Kuşkusuz Allah her şeyi işitir, her şeyi tarifsiz görür.— M.İslamoğlu
31:28
29
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٩٢
E lem tere ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli, ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî ilâ ecelin musemmen ve ennallâhe bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Fark etmez misin ki (ey insan): Allah geceyi uzatıp gündüzü kısaltıyor ve gündüzü uzatıp geceyi kısaltıyor;[³⁶⁶⁴] O güneşi ve ayı bir yasaya tâbi kıldı da, her biri sonu yasayla belirlenmiş bir süre[³⁶⁶⁵] doluncaya kadar hareketini sürdürüyor?[³⁶⁶⁶] Yine (bilmez misiniz) ki Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır? [3664] Krş: 3:27. [3665] Ecelin bu anlamı hakkında bkz: 11:3, not 7. [3666] Zımnen: Ya sen ey insan! Sen neyin etrafında pervanesin? Bunu Allah’ın bilmediğini mi sanıyorsun?— M.İslamoğlu
31:29
30
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ٠٣
Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).
İşte bu, Allah’ın mutlak hakikatin ta kendisi, onların ve O’nun dışında yalvarıp yakardıkları her şeyin de bütünüyle bâtıl olmasındandır: evet o Allah ki, yüce olan O’dur, ulu olan O’dur.[³⁶⁶⁷] [3667] Eşyanın O’ndan bağımsız bir hakikati olduğunu düşünenler, mantığın en temel kuralını yok sayarlar.— M.İslamoğlu
31:30
Yükleniyor...
Lokman
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle