وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍۚ ٦٢
Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
DOĞRUSU Biz insanı süzme, kurumuş, ses veren bir balçık türünden;[²⁰⁴³] özgün bir biçim almaya elverişli, tabiatı değiştirilmiş, koyu ve yoğun çamur nevi bir şeyden yarattık.[²⁰⁴⁴]
[2043] İnsanın (İnsan için bkz: 76:1) biyolojik ve elementer yaratılış süreciyle ilgili olan bu âyette geçen salsâl, “kuru ve ses çıkarmaya elverişli bir şeye vurularak elde edilen ses” anlamına gelir (Râğıb). Akustik kabiliyetinden yola çıkarak çanak, çömlek, küp gibi kurutulmuş çamurdan yapılan nesnelere de ateşte pişirilmeden önceki haliyle salsâl adı verilir. Ateşte pişirilme süreci, ke’l-fahhâr gibi ilave bir ibareyle ifade edilmiştir (Msl: 55:14). “Ses veren çamur”, zımnen “düşünen ve konuşan, yani akıl sahibi olan bir varlık yarattık” anlamına gelir. Üçü bu sûrede (26, 28, 33), biri Rahmân 14’te olmak üzere Kur’an’da dört yerde geçen kelimenin yer aldığı tüm âyetler, karmaşık ve muhteşem bir inşânın eseri olan insanın biyolojik kökeninin basit ve sıradanlığına dikkat çekmektedir. Allah’ın müdâhalesiyle, bu değersiz ve yetersiz elementlerden insan gibi bir şaheser yaratılmıştır. Kur’an’ın, insanın yaratılışını toprak ve toprak cinsinden olan değişik maddelerle irtibatlandırmasının bir başka nedeni ise, insanın yeryüzündeki yaşamını ve gelişimini sağlayacak şekilde toprak ve onun üzerindeki organik ve inorganik elementlere bağımlı olarak sürdürmek zorunda oluşunu beyan içindir. Çeviriye “süzme” olarak yansıttığımız karşılık salsale sözcüğünün anlamlarından birinin de “suyun geride bıraktığı unsur” olmasından dolayıdır (Râğıb). Bunu, içinde hayat emareleri bulunan mikro organizmaların yer aldığı özlü tortu olarak algılayabiliriz. Salsalin de, hemen ardından gelen hamein mesnun gibi, çözülmeye, bozulup kendi tabiatından başka bir tabiata geçmeye elverişli bir özelliğe sahip olduğu, “kokuşma” anlamına gelmesinden anlaşılmaktadır (Râğıb). Bu kokuşmayı, mevcut bağlamda “olgunlaşma” ve “kıvamına erme” anlamında almak yerinde olacaktır. Çünkü İbn Abbas salsâli “toprağın en değerli ve en özlü (el-ceyyid) birimi” şeklinde anlamıştır (Taberî). [2044] Kur’an’da (üçü aynı formla bu sûrede, biri farklı formla 18.86’da) sadece dört yerde kullanılan hame’, “kokuşup başkalaşarak hüviyetini değiştiren konsantre kara balçık” anlamına gelmektedir. Beydavi bu başkalaşmayı, “toprak-su karışımının üzerinden uzun süre geçmesi” ile açıklar. Mesnûn, Sibeveyh gibi kimi dil otoritelerine göre “orijinal bir şekil alma sürecine tâbi olan” anlamına gelir ki, sünnetin anlamlarından biri de budur. Min hamein mesnun ibaresi bu bağlamda, insanın Allah tarafından belirlenen ideal sûreti alması için, hem ilk yaratılıştaki biyolojik tekâmül sürecine, hem de anne karnındaki embriyolojik sürece bir atıf olarak anlaşılabilir (Krş: 71:14). Zira 23:12-14’te, hem elementer süreç hem de embriyolojik süreç art arda birlikte ele alınır. Buna bakarak, Kur’an’ın iki süreci birbiriyle eşleştirdiğini söyleyebiliriz. “..nevi bir şey” şeklindeki çevirimiz, belirsizlik formunun, “bir tür, bir çeşit” anlamı katan özelliğine dayanır (İtkân II, 291).— M.İslamoğlu