فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ ٤
Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.
ARTIK inkârda direnip (onu dayatanlarla)[⁴⁵⁴⁴] savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarına vurun! Nihayet kızışmış bir savaşın sonuna dayandığınızda durmayın, (kalanların) ipini sıkı bağlayın.[⁴⁵⁴⁵] Fakat daha sonra ya bir lütuf olarak karşılıksız, ya da bir fidye karşılığı serbest bırakın ki, savaş tüm ağır sonuçlarıyla ortadan kalksın: böyle yapın![⁴⁵⁴⁶] Ve eğer Allah isteseydi, onların hakkından bizzat gelirdi; fakat bunu (yapmadı) ki, sizi birbirinizle sınayabilsin.[⁴⁵⁴⁷] Allah yolunda öldürülenlere gelince: Evet (Allah) onların yaptıklarını asla zayi etmeyecektir:
[4544] Yani 1. âyete dayanarak: küfrü dayatarak insanları Allah yolundan alıkoyan iman ve özgürlük düşmanı saldırganlarla... Meşru savaşın sınırları Mumtehane 8-9’da çizilerek savaşa ahlâkî standart getirilmiştir. [4545] Eshaneyi çevirimiz ve benzer mahiyette bir âyet için bkz: 8:67, not 72. Enfâl 67-69, bu âyetten sonra inmiş olmalı. Dolayısıyla Enfâl sûresindeki âyetler bu âyetin ışığında anlaşılmalıdır. Meşru savaş güç ahlâkına dayanır, ahlâktan yoksun güce değil. Adı barış olan bir dinin savaşı meşru kılması, İslâm’ın hayatın doğasını doğru okuduğunun delilidir. İslâm şiddetin varlığını toptan inkâr yerine, getirdiği ahlâkî standartlarla onu kontrol altına almayı amaçlar. Vahyin savaşa izin vermesinin baş nedeni saldırganlığı önlemektir. Bu yolla insanın hem kendisine, hem diğerlerine hem de değerlerine zarar vermesinin önüne geçmeyi hedefler. [4546] İslâm’da savaş esirleri konusundaki çerçeveyi bu âyet çizmektedir. Âyet açıkça esir almayı, fakat alınan esirleri köleleştirmek yerine bedelli-bedelsiz bırakmayı emretmektedir. Âyette ve immâ istirkâkan/esran diye üçüncü bir şık bulunmamaktadır. Allah Rasûlü savaş esirlerini köleleştirmemiştir. Ya Bedir esirlerinde olduğu gibi fidye karşılığında, ya da 100 ailelik Beni Mustalık esirleri ve 600 kişilik Hevazin esirlerinde olduğu gibi karşılıksız serbest bırakmıştır. Çok ender olarak da koruyucu aile yanında muhafaza edilmelerine izin vermiştir (mâ meleket eymânukum için bkz: 4:24). Nüzul ortamında köle kaynakları dörttü: 1) Haramilik yoluyla hürleri köleleştirmek. 2) Faiz borcu gibi maddî gerekçelerle borçluyu köleleştirmek. 3) Savaşlar. 4) Köle ailelerin miras ya da satın alma yoluyla ele geçen çocukları. Vahiy ilk ikisini yasakladı. Üçüncü kalemi bu ve benzeri âyetlerle geçersizleştirdi. Dördüncü kalemi ise azat etme yoluyla eritti. Kur’an, mevcut köle stokunu eritmek için şu üç hususta köle azadını emretti: Bozulan yeminlerde (5:89), hata ile öldürmede (4:92), zıhar yemininde (58:4). Ayrıca zekâttan köle azadı için pay ayrılmasını (9:60), azatlık sözleşmesi yapılmasını (24:33), evlilik yoluyla köle/cariye kadınların özgürlüğüne kavuşturulmasını (24:32) özendirdi. Bir boynu kölelikten kurtarma çabası içinde olmayanı vahiy daha ilk yıllarda kınadı (90:11:12). Bu tedbirler bir iki nesil içerisinde köleliğin tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayabilirdi. Buna rağmen müslümanlar yüzyıllar boyunca köle sahibi olmaya devam ettiler. Bu durumun tarihî, sosyal, ekonomik izahları yapılabilir; fakat Kur’anî ve insânî izahı asla yapılamaz. Bu konuda köle sahiplerine getirilmiş bir dizi ahlâkî yükümlülük Ahmet Cevdet Paşa’ya “İslâm’da köle sahibi olmak, aslında köle olmaktır” dedirtse de, bu, müslümanların vahyin hedefini ıskalamasını açıklamaz. [4547] Hac 39 bu âyete atıf olsa gerektir. Meşru bir savaşın çerçevesi için bkz: 2:190.— M.İslamoğlu