Müzzemmil 20 Ayet Mekke · المزمل
73

Müzzemmil

Bürünen · Mekke
73
Bürünen · Mekke
المزمل
20
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ ١
Yâ eyyuhel muzzemmil(muzzemmilu).
SEN ey ağır yük yüklenen[⁵³⁷⁴] (Nebi)! [5374] Muzzemmilin aslı mutezemmil, “üste alınan şey” ile alâkalıdır. Muddessir de bunun aksi mânadadır: “alta alınan şey”. Zeml, iki aslî mânaya gelir: “Sırtına ağır bir yük yüklenmek” ve “ses”. Tezemmelenin karşılığı olan “üzerine elbise geçirdi”, mecazen “yük yükle(n)di” demek gibidir (Mekâyîs). Bu anlam, elbisenin/örtünün insana kattığı görece saygınlığı da kapsar. Eğer “ses” kök anlamını esas alırsak, mâna “ey kendisine seslenilen” olur. Bu kök anlamlar, tercih gerekçemizi teşkil eder. 5. âyet “ağır yük” ile vahyin kastedildiğini ortaya koyar. İniş nedeni olarak nakledilen rivayetlerde, Nebi, ilk vahyin ardından eşine dönerek “Beni örtün! Beni örtün!” demiştir. Gariptir ki bu rivayetin bazı versiyonlarında, Allah Rasûlü’ne, Hz. Âişe’nin yorganı altında yatarken bu âyetlerin geldiği nakledilir (Bkz. Zemahşerî, Nehaî’den Salebî ve Kurtubî). Bunun bir hata olduğu açıktır. Zira Hz. Âişe, ilk vahiy indiğinde, Allah Rasûlü’nün yanında olmak bir yana, en iyimser tahminle küçük bir çocuktu. Katâde (Taberî) ve Ferrâ’ya göre bu âyet, Allah Rasûlü’nün namaza hazırlık için giyinik oluşuna işarettir. Fakat bu da açıklayıcı değildir.— M.İslamoğlu
73:1
2
قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ ٢
Kumil leyle illâ kalîlâ(kâlilen).
Kalk gecenin ilerleyen bir vaktinde![⁵³⁷⁵] [5375] Kıyâmu’l-leyl, sadece “gece kalkışı”nı değil, “gecenin ayağa kalkışını” da ifade eder. Herkes uyurken, mü’min uyanmakla kalmayıp geceyi dahi uyandırır. İçerisinde namaz geçmiyorsa da, İnsan 26’nın delâletiyle kıyâmu’l-leyl namazı da kapsar. Ancak esas olan Kur’an’ı sindirerek okumaktır. Namaz ise Kur’an’ın içine konduğu kap mesabesindedir. Eğer daha sonra nâzil olmadıysa ‘Alak 9-10, Allah Rasûlü’nün bu sırada gündüz vakti de namaz kıldığına delâlet eder. Rivayetlerde Ukaz tarafında bir hurmalıkta namaz kıldığı nakledilir. Kıyamu’l-leyl, Allah Rasûlü için bir emirdir. Fakat bu emrin tüm mü’minleri kapsamadığı 20. âyetteki “mü’minlerden bir kısmı” ibaresinden açıkça anlaşılmaktadır.— M.İslamoğlu
73:2
3
نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ ٣
Nısfehû evinkus minhu kalîlâ(kâlilen).
Gece yarısı, ondan biraz eksilt— M.İslamoğlu
73:3
4
اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ ٤
Ey zid aleyhi ve rettilil kur’âne tertîlâ(tertilen).
veya biraz ilave et; ve oku Kur’an’ı[⁵³⁷⁶] sindire sindire![⁵³⁷⁷] [5376] Muhtemelen vahyin iniş sürecinde el-Kur’an kavramının ilk kullanıldığı yer. Genellikle mü’minlere hitaben kullanılır. Kâfirlerin muhatap alındığı yerlerde tezkire, zikr, zikrâ gibi sıfatlarla gelir. Kur’an, belirlilik takısıyla geldiği yerlerde özel isim olarak son vayhe delâlet eder. Belirsiz geldiği yerlerde bazen mastar mânası taşır ve “hitab” mânasına gelir (Bkz: 10:15, not 26). [5377] Tertîl: Kur’an’da sadece iki yerde kullanılır (diğeri 25:32). İkisi de vahyi anlama ve hayata aktarma bağlamında gelir. Tertîl, tebyîn ve tefrik ile açıklanır. Bir şeyin “intizam” ve “istikametine” delâlet eder. Hz. Âişe’nin tarifine göre tertîl, eğer biri harfleri saymak istese, sayabileceği kadar ağır okumaktır. Mufassal sûreleri (Kaf-Nas arası) bir gecede okuduğunu söyleyen birine İbn Mes’ud “Desene şiir döktürür gibi döktürmüşün” diye cevap verir (İbn Âşûr). Kur’an’ın Mushaf’a indirgenmesi gibi, tertil tecvide, tecvid telaffuza, kıraat ses sanatına indirgenmiştir. Tertil emrinin amacı, vahyin mânalarının akleden kalbe iyice hâkkedilmesidir (25:32). İsrâ 106, başkasına aktarırken de ağır ağır okumayı emreder. Bundan 7 yy. önce yaşamış büyük müfessir Kurtubî (ö. 1273) dahi tertilin yerini sadece güzel sesle okumanın almasından şikâyet eder.— M.İslamoğlu
73:4
5
اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ ٥
İnnâ se nulkî aleyke kavlen sekîlâ(sekîlen).
Çünkü Biz, sana ağır bir söz indireceğiz;— M.İslamoğlu
73:5
6
اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ ٦
İnne nâşietel leyli hiye eşeddu vat’en ve akvemu kîlâ(kîlen).
elbet (şu) gece dirilişi[⁵³⁷⁸] var ya: işte o pek derin bir iz bırakır[⁵³⁷⁹] ve okuyuş açısından daha bir etkilidir;[⁵³⁸⁰] [5378] Gece kalkışı, bir bakıma “gece dirilişi”dir. Nâşie, ölü toprağın canlanıp yeşermesini ifade eder. Kur’an, kuraklığın ardından yağan rahmet gibidir; ölü kalplere can verir. [5379] Veya: “uygun, uyumlu”. Tercihimiz Katâde’nin açıklamasına dayanmaktadır (Taberî). [5380] İbn Cinni bu ibareden, lafza değil mânaya itibar olunduğu sonucunu çıkarır.— M.İslamoğlu
73:6
7
اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَو۪يلاًۜ ٧
İnne leke fîn nehâri sebhan tavîlâ(tavîlen).
kaldı ki gündüzün, seni bekleyen bir yığın görev vardır.[⁵³⁸¹] [5381] Veya: “(Uyku ihtiyacını gidereceğin) uzun bir zaman var”.— M.İslamoğlu
73:7
8
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ ٨
Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
İmdi, Rabbinin adını an ve bütün varlığını O’na vakfet!— M.İslamoğlu
73:8
9
رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً ٩
Rabbul meşrıkı vel magribi lâ ilâhe illâ huve fettehızhu vekîlâ(vekîlen).
O doğunun da batının da Rabbidir; O’ndan başka ilâh yoktur: Öyleyse kendini yalnızca O’na emanet et![⁵³⁸²] [5382] Zımnen: Doğu İran’ın, batı Roma’nın değildir. Oralar da dahil, her yer Allah’ındır. Bkz: “Bilin ki yer-yurt Allah’ındır, kullarından tercih edeni/tercih ettiğini oraya mirasçı kılar.” (7:128). Kur’an mü’minlerine daha o günden hedef göstermektedir. Râzî der ki: “Hiçbir kalemin gücü bu âyeti tefsire kafi gelmez”.— M.İslamoğlu
73:9
10
وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَم۪يلاً ٠١
Vasbir alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecren cemîlâ(cemîlen).
Ve onların söyleyebilecekleri her şeye karşı sabırla diren[⁵³⁸³] ve güzellikle uzaklaş onlar(ın çirkin tavırların)dan; [5383] Sabrın nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer. Kur’an’da üç edatla birlikte kullanılır ve üç ayrı anlama gelir: Sabera ‘alâ.. “.. karşı göğüs gerdi”, sabera ‘an.. “.. rağmen hakta direndi”, sabera li.. “.. için sebat etti”. Burada birinci anlamda kullanılmıştır.— M.İslamoğlu
73:10
11
وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلاً ١١
Ve zernî vel mukezzibîne ulîn na’meti ve mehhilhum kalîlâ(kalîlen).
ve Bana bırak refah içinde yüzdükleri halde yalanlayanları;[⁵³⁸⁴] onlara az bir süre daha tanı![⁵³⁸⁵] [5384] Zımnen: Gündemini düşmanın belirlemesin, artık senin gündemini vahiy belirleyecektir. [5385] Zımnen: Bu zaman zarfında belki akılları başlarına gelir. Aksi durumda ne olacağını merak edenler unutmasınlar ki...— M.İslamoğlu
73:11
12
اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ ٢١
İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmâ(cahîmen).
(Onların hakkından geliriz), çünkü yanımızda prangalar ve gözleri fal taşı gibi açan bir ateş var;[⁵³⁸⁶] [5386] Muhtemelen cahîm sözcüğünün ilk geçtiği yer burası. Semantik dönüşümler sonucu “şiddetli ateş” anlamını kazanan kelimenin etimolojik kökeni ‘göze yansıyan’ ya da ‘gözden yansıyan’ duyusal bir yanış ve yakışla ilgilidir. Muhatabını gözü aracığıyla yüreğini yakıp tutuşturmaya cahmetu’l-‘ayn denilir. Bazı durumlarda gözler tutuşturulmuş iki meşale gibi yanar ve yakar. Gördüğü karşısında dehşete düşerek “gözleri faltaşı gibi açılan kişi” için cahhame’r-racul denilir (Mekâyîs ve Lisân).— M.İslamoğlu
73:12
13
وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً اَل۪يماً ٣١
Ve taâmen zâ gussatin ve azâben elîmâ(elîmen).
boğaza düğümlenen berbat bir yiyecek ve elemi tarifsiz bir azap var;[⁵³⁸⁷] [5387] İnsanın dünyadayken aklına ve ruhuna vurduğu pranga ve çektirdiği eziyetin âhirette azaba dönüşeceğini ifade eder. Râzî’nin dediği gibi burada sayılan dört hal, insanın dünyada yaptıklarının âhiretteki ruhî sonuçlarıdır. Bir seferinde Allah Rasûlü bu âyeti okurken “Allah!” diye haykırmıştı. Hasan Basri bu âyeti okuduktan sonra yeme içmeden kesilmiş, dostları ancak üç gün sonra bir şeyler yedirebilmişti.— M.İslamoğlu
73:13
14
يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً ٤١
Yevme tercuful ardu vel cibâlu ve kânetil cibâlu kesîben mehîlâ(mehîlen).
o gün yerler ve dağlar dehşetli sarsılacak; ve sonunda dağlar kum yığınına dönüşerek eriyip akacak.— M.İslamoğlu
73:14
15
اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولاًۜ ٥١
İnnâ erselnâ ileykum resûlen şâhiden aleykum kemâ erselnâ ilâ fir'avne resûlâ(resûlen).
İMDİ bakın, tıpkı Firavun’a[⁵³⁸⁸] bir elçi[⁵³⁸⁹] gönderdiğimiz gibi, size de önünüzde hakikate şahitlik eden bir elçi gönderdik;[⁵³⁹⁰] [5388] İniş sürecinde ilk geçtiği yer. Zımnen: Ey Müşrikler! Muhammed, Musa’nın izinden gidiyor; eğer ona karşı çıkarsanız, siz de Firavun’un izinden gitmiş olursunuz. [5389] Rasulen kelimesinin belirsiz gelmesi, inkârcıların inkârının Allah Rasûlü’nün şahsına değil makamına olduğunu gösterir. Nihaî tahlilde bu inkâr elçiyi seçen Allah’a yöneliktir. [5390] Hâkim Allah, sanık insan, mahkeme Din Günü. Peki şahit kim? İşte büyük muhakemenin son halkası da böylece tamamlanarak şahidin elçiler olduğu vurgulanmış olur: “Elbet Biz seni, bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik” (33:45; ayrıca 48:8)— M.İslamoğlu
73:15
16
فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذاً وَب۪يلاً ٦١
Fe asâ fir’avnur resûle fe ehaznâhu ahzen vebîlâ(vebîlen).
fakat Firavun elçiye karşı geldi; bunun üzerine biz de onu fena halde enseledik.[⁵³⁹¹] [5391] Vebîl: “Havası çarpan yer, çamaşır dövülen odun, zehirli gıda” (Mekâyîs). Bu bağlamda “fena, şiddetli, çarpıcı” mânasına gelir. Zımnen: Vahye Firavun gibi davranan, onun akıbetini paylaşmaya hazır olsun.— M.İslamoğlu
73:16
17
فَـكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يباًۗ ٧١
Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ(şîben).
Şu halde eğer inkâr ederseniz, yeni doğan bebeleri ak saçlı ihtiyarlara[⁵³⁹²] döndüren o gün nasıl korunacaksınız? [5392] Arap dilinde daha önce kullanıldığına şahit olunmamış edebî ve mecazî bir ifade. Son Saat’in dehşeti için bkz: 22:1-2.— M.İslamoğlu
73:17
18
اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً ٨١
Es semâu munfatırun bih(bihî), kâne va’duhu mef’ûlâ(mef’ûlen).
Gök, bu sebeple çatlamış bir çekirdek (gibi yeni bir doğuma gebedîr); böylece O’nun vaadi gerçekleşmiş olacaktır.[⁵³⁹³] [5393] el-Fatr, “dikeyine yarılmak”. Râğıb’ın dediği gibi bu yarılma yıkım için de olur yapım için de (Müfredât). Allahu a’lem, buradaki vaad, İnfitâr sûresinin girişinde tasvir edilen yeniden oluşla açıklanabilir.— M.İslamoğlu
73:18
19
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً۟ ٩١
İnne hâzihî tezkirah(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
İşte bu, uyarı dolu bir öğüttür: artık isteyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar[⁵³⁹⁴] [5394] Krş: “Mutlak hakikate (atıf olan bu mesaj) Rabbinizdendir; artık isteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin!” (18:29)— M.İslamoğlu
73:19
20
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٠٢
İnne rabbeke ya'lemu enneke tekûmu ednâ min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve tâifetun minellezîne meak(meake), vallâhu yukaddirul leyle ven nehâr(nehâre), alime en len tuhsûhu fe tâbe aleykum, fakreû mâ teyessere minel kur'ân(kur’ânî), alime en seyekûnu minkum merdâ ve âharûne yadribûne fîl’ardı yebtegûne min fadlillâhi ve âharûne yukâtilûne fî sebîlillâhi fakreû mâ teyessere minhu ve ekîmus salâte ve âtûz zekâte ve akridullâhe kardan hasenâ(hasenen), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâhi huve hayren ve a'zame ecrâ(ecren), vestagfirûllâh(vestağfirûllâhe), innellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
(EY NEBİ!) Elbet Rabbin, senin ve yanındakilerden bir kısmının[⁵³⁹⁵] gecenin üçte ikisinden daha azını, ve yarısını, ve üçte birini uyanık geçirdiğini bilmektedir.[⁵³⁹⁶] Gecenin ve gündüzün miktarını belirleyen Allah, sizin onun üstesinden gelemeyeceğinizi de bilmiş ve size rahmetiyle yönelmiştir.[⁵³⁹⁷] Artık Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun! Allah, ileriki zamanlarda[⁵³⁹⁸] içinizden hastalar, Allah’ın verdiği rızkı aramak için yola koyulanlar, Allah yolunda savaşa çıkan daha başkalarının olacağını bilir. Şu halde ondan, kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazınızı kılın, arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli ödeyin[⁵³⁹⁹] ve Allah’a güzel bir borç verin; zira kendi adınıza ne hayır işlerseniz, Allah katında onu daha hayırlı ve daha büyük bir ödül olarak bulursunuz. İmdi Allah’tan mağfiret dileyin: İyi bilin ki Allah, tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. [5395] Min harfinin teb‘idiyye vurgusuyla. Beyaniyye vurgusuyla “yanındakilerin” anlamına gelir. [5396] Zımnen: Sûrenin başında verilen emri uyguladığını bilmektedir. Sûrenin 4. âyetindeki ev edatının seçenek mânası olan “ya da” değil, ve bağlacı olduğuna bu âyet delildir. Bu durumda, Allah Rasûlü’nün ve bazı mü’minlerin, emir hafifletilmeden gece üç kez uykularını böldükleri sonucuna ulaşılır. [5397] Lafzen: “Sayamayacağınızı”. Zımnen: Geceyi uzatamazsınız, kendinizi zorlamayın ve ilâhî yasaları gözetin! Allah Rasûlü’nün nafile ibadette kendini zorlayan birine “Sen usanmazsan Allah usanmaz” demesi, bu mesajın alındığını gösterir. [5398] Seyekunudeki sin edatı, gelecek ifade eder. Bu bir önceden haber vermedir. Sırf zekât ve cihaddan söz ettiği için âyetin Medine’de indiği iddialarına, kuşkuyla bakılmalıdır. [5399] Bu âyet, muhtemelen Kur’an’da zekâtın “verme” yardımcı fiiliyle kullanıldığı ilk yerdir. Zekât Kur’an’da hem “vermek” yardımcı fiiliyle (âtu’z-zekât), hem “yapmak” yardımcı fiiliyle (lizzekâti fâilûn), hem de yardımcı fiilsiz olarak tezekka, yetezekka, zekka (91:9) formlarında gelir. Yalnızca “karşılıksız harcamak” değil, ondan daha öte “arınmak için fedakârlık etmek”, “arınmak için bedel ödemek” anlamlarına gelir. Bu da zekâtın sadaka ile buluştuğu yerdir. Bu mânanın en belirgin olduğu âyet şudur: “Onların (Allah’a sadâkatlerini ifade için) mallarından bir miktar sadaka al; bu sayede, onların temizlenmelerine ve inkişafına yol açmış olursun” (9:103). Burada, verilen şey sadaka olarak adlandırılmakta, sadakanın amacının da zekât (arınma) olduğu vurgulanmaktadır. Bizce âtu’z-zekât formları, “arınmanın bedelini ödeyin” anlamına gelir ki, bu bedeli de sünnet açıklamıştır (Bkz: 7:156; 27:3).— M.İslamoğlu
73:20
Müzzemmil
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle