Fatiha 7 Ayet Mekke · الفاتحة
1

Fatiha

Açılış · Mekke
1
Açılış · Mekke
الفاتحة
7
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ١
Bismillâhir rahmânir rahîm.
RAHMÂN RAHÎM ALLAH’IN ADIYLA[¹] [1] Veya bânın mülabese vurgusuyla: “..Allah adına”. Açılımı: “Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına”. Besmele, ilk vahyin ilk âyetindeki “Rabbin adıyla/adına oku!” emrinin dil ile ifasıdır. Rasul için “Allah adına iletiyorum”, mü’minler için “Allah’ın adıyla alıp okuyorum” vurgusunu taşır. Besmelenin Fâtiha sûresinden bir âyet olup olmadığı ulema arasında tartışılmıştır. Tartışmalı olan mütevâtir olmayandır. Dolayısıyla Fâtiha’daki de dahil tüm sûre başlarındaki besmeleleri Kur’an’dan bir iktibas sayan görüş, daha isabetli görünmektedir. Mushaf’ta Besmele, Tevbe hariç tüm sûrelerin başında Kur’an’dan bir alıntı olarak yer alır (27:30). Bu yüzden cemaatle namazlarda besmele içten okunur. Dârakutnî bir soru üzerine besmelenin açıktan okunacağına dair sahih bir hadis olmadığını söyler (İbn Teymiyye, Tefsir). İnsanlıkla yaşıt bir anahtar olduğu, Hz. Nûh ve Hz. Süleyman’ın ağzından nakledilmesinden anlaşılmaktadır (11:41 ve 27:30). Eğer Kur’an’ı muhteşem bir site kabul edersek, Fâtiha bu sitenin ana kapısı, besmele de o kapının anahtarıdır. Besmele, kulluk listesinin altına atılan imzadır. Besmele Allah’la ve Allah’lı yapmaktır. Besmele O’nun sayesinde ve O’nun verdiği imkân ve güçle yaptığının bilincinde olmaktır. “Senin verdiklerinin farkındayım, Senden bağımsız bir varlık alanı düşünmüyorum” demektir. Besmele eylemle alâkalıdır. Zira besmele çeken biri, bir eyleme girişiyor, bir işe başlıyor demektir. Besmele, İslâm ahlâkının bir “eylem ahlâkı” olduğunu gösterir. Şeytandan uzak olduğunu isti’âze ile ikrar etmeyen, besmele ile Allah’ın yardımını celbedemez. Kötülüğe buğzetmeden iyiliğe muhabbet edilmez. Bu yüzden Kur’an’la bütünleşmek için onu okuyacak kişinin yapması gereken ilk hazırlık e‘ûzu billahi mine’ş-şeytâni’r-racîm’in kısaltma adı olan İsti‘âze’dir. “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” demektir. Bu Kur’anî bir emirdir: “Kur’an okuyacağın zaman, öncelikle kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” (16:98). Zira kalpleri evirip çeviren, ferman dinlemeyen gönle ferman dinleten Allah’tır. İsti‘âze, akleden kalbe aldırılan mânevi abdesttir. “Kafa karışıklığı” da dediğimiz akıl ve duygu kirlenmesi, Kur’an’da insanın ‘öteki’si olarak tanıtılan şeytana nisbet edilir (7:200). Bununla verilen mesaj açıktır: İnsanın kişiliği özüdür ve özü temizdir. Kirlenme ona ârız olan bir şeydir ve değerini düşürür. Kirlenen temizlenir ve tezkiye tam da budur. İstiâze bir söylem değil bir eylem emridir. İsti’âze aklî bir eylem değildir, iç telkine dayalı kalbî bir eylemdir. Bilinçten çok bilinçaltını inşâ eder. Vahiy-akıl diyaloğuna yönelik iç saldırıları önlemek için alınacak her tür önlem isti’âze kapsamına girer (Bkz: 16:98, not 108). Şeytan bu saldırıyı kendi gücüyle yapmaz, insanın ona iradesinden aktardığı güçle yapar. Zaten bu işlemin kendisi bir güç kaybıdır.— M.İslamoğlu
1:1
2
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٢
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
BÜTÜN ÖVGÜLER, bütün âlemlerin Rabbi[²] Allah’a mahsustur.[³] [2] “Âlemlerin Rabbi”ni Kur’an şöyle tefsir eder: “O göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabbidir” (26:24). Yani bütün bir varlığın, kâinâtın ve içindekilerin Rabbi. (Âlemîn’in “yaratılmışlar evreni” için kullanıldığına dair bir tahlil için bkz.: 21:18, not 22 ve 21:107, not 110.) [3] Açılımı: “Tüm zamanlarda, tüm mekânlarda, her varlığın övgüsü tümüyle Allah’a mahsustur”. Zira başka yerlerde zaman ve mekân kaydı kullanıldığı hâlde (Msl: 28:70 ve 30:18) burada zamansız ve mekânsız olarak gelmiştir. Kur’an’da lâm edatının sebep, mülk ve istihkak anlamlarına göre ibare “Allah içindir”, “Allah’ındır” veya “Allah’ın hakkıdır” mânalarına da gelir. Allah Rasûlü’nün “Ben Seni lâyıkıyla övemem, Sen kendini övdüğün gibisin” (Müslim, Salât 222) sözü esas alındığında bu ibare “Allah’ı lâyıkıyla ancak Allah över” anlamına gelir. Övgü meselesini Kur’an, en temel sorunlardan biri olarak takdim etmektedir. Fatiha gibi Kur’an’ın önsözü mesabesinde olan bir surenin, açılışı övgü meselesi üzerinden yapması bunun delilidir. Cahiliyye şirkinin temelinde, Allah’ın hakkı olan övgüleri, O’ndan başkalarına cömertçe dağıtmak yatar. En basit övgülerin bile insanı nasıl yoldan çıkardığı, bilinen bir hakikattir. Şu soru Kur’an’ın övgü problemine neden bu kadar önem verdiğini ortaya koymaya yeterlidir: Bir insan yergiyle mi daha kolay yoldan çıkarılır, övgüyle mi? Bu soruya aklı başında herkesin vereceği cevap bellidir: Övgüyle. Şu halde insanların egolarını şişirme, onları kibir ve gurura sevk etme ihtimali olan her övgü, Fatiha’daki ilâhî talime uymayan bir davranıştır. Hele hele sadece Allah için kullanılması yakışık alan övgüleri O’ndan başkaları için cömertçe sergilemek, Allah’ın hakkını ihlal yanında, ayartıcılığından dolayı, kul hakkını da ihlal anlamına gelir. Şükür ele geçene teşekkürdür. Şükür nimet verilince yapılır, hamd her zaman yapılır. Nimet verilse de alınsa da... Zira alırken de verirken de kul Allah’ın gözetimindedir. Ve Allah’ın gözetiminde olmak hamdi gerektirir. Alınca da hamd etmek anlaşılır bir şeydir. Zira nimeti veren O’ydu, daha büyüğünü vermek için küçüğünü almış olabilir, o musibet daha büyük bir belâya kalkan olabilir, dünyada alıp âhirette daha büyüğünü verebilir. Allah’tan başkasına hamd olmaz.— M.İslamoğlu
1:2
3
اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٣
Er rahmânir rahîm(rahîmi).
O özünde rahmet sahibi, işinde rahmet sahibidir.[⁴] [4] Veya: “Rahmetin sonsuz kaynağı olarak tüm varlığa rahmet eden, iman edenlere kat kat rahmet eden” (Krş: 67:19; 33:43); ya da “Sonsuz rahmetiyle her şeyi kuşatan ve rahmeti zâtının ayrılmaz bir vasfı olan (Menâr). Sıfat-ı müşebbehe olan Rahmân süreklilik ve değişmezlik bildirir. Mübalağa ile ism-i fail (veya sıfat-ı müşebbehe) olan Rahîm, oluş ve yenileniş bildirir. Abduh, çoğunluğun tercihi olan bu görüşe “delil yetersizliği” gerekçesiyle itiraz etmiştir. Ona göre doğru olan tam tersidir. Bunu da şöyle açıklar: Fu’lân vezni fa’âl vezni gibi mübalağa ifade eder. Tıpkı ğarsân (çok eken), atşân (çok susayan), ğadbân (çok kızan) sıfatları gibi sonradan ârız olan vasıflar için kullanılır. Faîl vezni ise alîm, hakîm gibi öze ait değişmez vasıflar için kullanılır (Menâr). Fakat, Elmalılı’nın da dediği gibi bu itiraz yersizdir. Rahmâniyyeti rahmetinin zâtî ve sabit olup varlığı özünden kuşattığına, Rahîmiyyeti rahmetin gerçek faili olarak rahmetini fiili ile celbeden varlıklara ihsan ettiğine delâlet eder. İlâhî Zât’ın tecellisi varlığın cevherine, ilâhî fiilin tecellisi varlığın fiiline yöneliktir. Tercihimizin gerekçesi budur.— M.İslamoğlu
1:3
4
مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ٤
Mâliki yevmid dîn(dîne).
O, Hesap Günü’nün hâkimidir.[⁵] [5] Lafzen: “Din Günü’nün...” Kur’an’a göre Din Günü: “hiçbir insanın bir başka insana asla fayda sağlayamayacağı bir gündür” (82:19). Bu âyet, devamındaki “yalnız senden yardım isteriz”in de gerekçesidir. (ed-Dîn hakkında ayrıntılı bir not için bkz: 107:1, not 1).— M.İslamoğlu
1:4
5
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ٥
İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk eder[⁶] ve yalnız senden yardım isteriz![⁷] [6] VeyaVavın ta‘lîl vurgusuyla: “Yalnız sana kulluk ettiğimiz için yalnız senden yardım isteriz.” Kayıtsız şartsız itaat edilecek tek otorite Allah’tır. Onun dışındaki tüm otoritelere kayıtlı ve şartlı itaat edilir. [7] İlk 3 âyet Allah-insan ilişkisinin zirvesini teşkil eder. “Biz” kipinin kullanıldığı 4. âyetle insanın irade beyanı başlar. Amaç muhatapta doğru bir “biz” tasavvuru oluşturmaktır. Yardım edenin gerçekte sadece Allah olduğunu bilenler, sadece Allah’tan yardım isterler. Zımnen: Duanın kıblesini Allah’tan başkasına çevirmek, ona kulluk etmek demektir. İbadet Allah’ın razı olduğunu yapmak, ubudiyet Allah’ın yaptığından razı olmaktır. İyyâke na‘budu ibadette, iyyâke nesta‘în duada tevhiddir. Tıpkı lâilâhe illallah gibi nefy ve isbattan oluşur. Açılımı şudur: “başkasından değil yalnız senden...” Allah’tan başkasından istemekle ilgili muhteşem bir Kur’anî teşbih için bkz: 13:14.— M.İslamoğlu
1:5
6
اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ٦
İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
Bizi yönelt Dosdoğru Yol’a;[⁸] [8] Krş: “Hiç şüphe yok ki, yegâne rehberlik Allah’ın rehberliğidir” (6:71) ve “O doğru yola yönelenlerin hidayetini artırır” (47:17). Bu âyet, “ilâhî rehberlik” mânasına gelen hidâyet’in kendiliğinden gelen bir şey değil, talep edilen bir şey olduğunu gösterir. İnsan Allah’tan tek bir şey isteyecekse, bu hiç kuşkusuz “ilâhî rehberlik” olmalıdır. Mushaf’ta bu talebin cevabı hemen yanı başına yerleştirilen Bakara 2’de verilmiştir: “(Ey hidayet isteyen kişi!) Al işte, bu kitap muttakiler için ilâhî bir rehberliktir”. Sırat öteden değil buradan başlar.— M.İslamoğlu
1:6
7
صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ٧
Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
Nimet verdiklerinin yoluna;[⁹] gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil![¹⁰] [9] Allah’ın nimet verdikleri Nisâ 69’da beyan edilir (Krş: 6:90). Allah Rasûlü’nün son sözü olan er-rafiku’l-a’lâ, Nisâ sûresinin 69. âyeti ışığında “yüce dostlar” arasına karışma temennisi olarak anlaşılmalıdır. Bu, Fâtiha’da talim edilen duanın vefatı sırasında Rasulullah’ın yüreğinde olduğuna delildir. [10] Âyetin konusu gazaba uğrayan ve sapıtanlar değil, onların gittiği yol. Dolayısıyla âyetin muhatabı geçip gitmiş olanlar değil, şimdi ve gelecekte gazaba uğrayan ve sapıtanların yolunu takip edecek herkestir. Kur’an “gazaba uğrayanlara” yahudileşen İsrâiloğullarını, “sapıtanlara” ise teslisçi Hıristiyanlığı örnek gösterir (2:90 ve 5:77). Bu Kur’anî tesbit Allah Rasûlü’nün dilinden de bize kadar gelmiştir (Tirmizî, Tefsir 2). Bu sonuncu âyetle birlikte Fâtiha’nın konusunu şu beş terimle özetleyebiliriz: Tevhid, âhiret, ubudiyyet, nübüvvet ve adâlet.— M.İslamoğlu
1:7
Fatiha
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle