1
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ١
Ikra’bismi rabbikellezî halak(halaka).
1,2. (Ey Muhammed!)¹ Yaratan² Rabbinin adıyla oku!³ Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan⁴ yarattı.
1 Bu sûrenin ilk beş âyeti, Efendimize inen ilk ayetlerdir. Hz. Peygambere, Hıra mağarasında iken, Cebrâil gelip şiddetli bir şekilde sıkıp, “oku!” der. Peygamberimiz, “ben okuma bilmem” der. Bu olay, üç defa tekrar eder. Sonra Cebrâil, bu beş âyeti indirir. 2 Halk (Yaratma): Doğru takdir etme, yoktan var etme, bir şeyi başka bir şeyden meydana getirme anlamlarına gelir. Halk, mastar olmasına rağmen ism-i mef’ûl (edilgen sıfat fiil) anlamında da kullanılır. O takdirde “yaratılan” manasındadır. Kelime yoktan var etme “ibdâ” ile eş anlamlı olduğunda, yalnızca Allah (c.c) için “hâlık” denilir. Bir başka şeyden meydana getirme, takdir etme anlamıyla “hâlık” Allah’tan başka varlıklar için de kullanılabilir. “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık. Bu, tamamen uydurmadan (yalan yaratmadan) başka bir şey değildir.” (Sâd: 7) “Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapmaktan ve sadece yalan üretmekten (yalan yaratmaktan) başka bir şey yapmıyorsunuz.” (Ankebut: 17) ayetlerindeki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratıyorsunuz” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor ve onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. Ancak, yaratma kelimesi Türkçede yoktan var etmek anlamında olduğu için Allah’tan başkalarına nispet edilmesi doğru değildir. Hâlik için Bk. (Haşr: 24) 3 Yani; okumaya başla. Gerçi sen, bu zamana kadar okumadın, (Ankebut: 48) kitabın ve îmanın esasını bilmezdin, (Şura: 52) şimdi yaratan rabbinin ismiyle başlayarak, oku! Bu emir, Hz. Peygamberi okuma bilmezken okur yapmış, ilk görevinin Allah’ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu bildirmiştir. Okumak için mutlaka yazı şart değildir. Okumanın en üst seviyesi de ezbere okumaktır. Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin en mükemmeli ezbere okumaktır. Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere, “yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından” dolayıdır. Rasulullah’ın kıraati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber’e bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurulmuştur. (بِاسْمِ رَبِّكَ) “Rabbinin adıyla” ifadesinden dolayı okumaya besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bazılarının bu bölümü, “yaratan Rabbin adına” diye tercüme etmesi olsa olsa keyfi bir yorum olabilir. 4 Alak: lügatte, “yapışıp ilişmek” mânâsınadır ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü “kana ve kırmızı kana” ve özellikle “uyuşuk kana” “alak” denilmiştir. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile ana karnındaki pıhtılaşmış kana da “aleka” denilmiştir. Bunlar “alak”ın maddî mânâsıdır. Daha geniş bilgi için Bk. (Hacc: 5, Mü’minun: 12-14) Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatlerde açıklanmıştır. Tefsir bilginleri, yaratılışın maddi yönünü göz önünde bulundurarak meni (sperma)nin aşılamasından sonra meydana gelen “kan pıhtısının” çoğulu olmasıyla yetinmişler ve bunu “en alçaktan en yükseğe yükselmeyi” göstermek için açıkça anlaşılan mânâ olarak görmüşlerdir.— M. Türk
96:1