Maide 120 Ayet 6. Cüz المائدة
5

Maide

— Sofra
120 Ayet 6. Cüz
المائدة
5
Maide
120 Ayet
المائدة
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ ١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû evfû bil ukûd(ukûdi) uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum gayre muhillîs saydi ve entum hurum(hurumun) innallâhe yahkumu mâ yurîd(yurîdu).
Ey îman edenler! Verdiğiniz sözleri¹ tutun.² İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartı ile ileride sayılacak olanlar dışında kalan bütün hayvanlar,³ size helâl kılındı.⁴ Şüphesiz Allah, dilediği gibi hükmeder. 1 Ukud: Akdin çoğuludur. Akit, “kayıt altına alınmış söz” demektir ki bir şeyi diğerine sağlam surette bağlayan bağ ve düğüme, meselâ ip düğümüne teşbih edilmiştir. Yani akit lügatte sıkı bağlamak ve düğümlemek, muhkem bağ ve düğüm demektir. Bir kimsenin bir söz vererek kendini veya diğerini bağlamasına veya karşılıklı söz vererek bağlanmalarına akit denir ki itikat da bu kökten gelmektedir. Binaenaleyh her akit icab ve kabule dayanmayıp bazıları sadece icap ile dahi mün’akit olur ki adaklar ve geleceğe dair yeminler bu kabildendir. Ahid: lügatte, “bir şeyi halden hale koruyup gözetmek” demektir. Böyle gözetmeyi gerektiren vesikalara da ahid denilir. Bu itibarla ahid ve akit eş anlamlı iseler de akit kelimesi daha ziyade bir kesinlik ifade eder. Vefa ve İyfa: ise ahid ve akdin gereğini yerine getirmek demektir. 2 Gerek Allah’a, gerekse insanlara, antlaşma olarak verdiğiniz sözlerinizde durun. İnsanın en önemli sözü Allah’a îmanıdır. Yani îman bir akittir. Öyleyse öncelikle Allah’la, sonra da diğer insanlarla yapılan antlaşmalara mutlaka uymak gerekir. 3 En’am: Ehlî hayvanlardan deve, sığır, koyun ve keçi demektir. At, katır, eşek gibi tek tırnaklı hayvanlar buna dâhil değildir. (بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ) ya “en’am denilen behimeler” ya da “en’am gibi olan behimeler” yani bunlara benzeyen ceylan, gibi hayvanlar demektir. Bk. (En’am: 139, 142, 144, Nahl: 5-8, Hac: 28, 30, 134, Mü’minun: 21, Zümer: 6, 66, 80, Mü’min: 79) 4 Yani size ihramlı iken, et yemek haram değildir. Avlananlara yardım etmemek, yol göstermemek şartı ile ihramlı olmayanların avladıkları ve kestikleri hayvanların etinden, yiyebilirsiniz.— M. Türk
5:1
2
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi veleş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ ammînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alel birri vet takva ve lâ teâvenû alel ismi vel udvâni vettekullâh(vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ey îman edenler! Allah’ın (ibâdet amaçlı) sembollerine,¹ (içerisinde savaşılması) haram olan aya,² (Kâbe’ye) armağan edilen kurbanlığa, gerdanlıklı kurbanlara³ ve Rablerinin lütuf ve rızasını kazanmak amacı ile Kâbe’ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. Ancak ihramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyduklarından dolayı bir topluma olan kininiz sizi suç işlemeğe sevk etmesin. Birbirinizle iyilik ve takva konusunda yardımlaşın fakat günâh ve düşmanlık konusunda sakın yardımlaşmayın. Allah’a karşı hata etmekten sakının. İyi bilin ki Allah’ın cezâsı çok şiddetlidir.⁴ 1 Şiâr: sözlük anlamı olarak; nişane, sembol, arma, parola demektir ve çoğulu şeâir’dir. Allah’ın, sembol olarak belirlediği saygı gösterilmesi ve korunması gereken belli ibadet, işaret ve semboller, İslâm’ın şiârındandır. (Hac için ihram, mikatlar, cemreler, Safa ve Merve, Arafat, Mina, tavaf, sa’y, kurban, haram aylar, minare... gibi.) Bk: (Bakara: 158, Hac: 36) 2 Haram ayların üçü; birbiri ardınca gelen, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ayları, biri de; Receb ayıdır. Bu dört ay, İbrahim ve İsmail (a.s) zamanından beri Arapların hürmetine riâyet ettikleri aylardır. Bu aylarda savaş yapılmazdı, bir adam babasının katiline bile rastlasa saldırmazdı. Konuyla ilgili olarak Bk. (Bakara: 194, 217, Tevbe: 36, 37) 3 Hac esnasında kesilmek üzere Mekke’ye götürülen kurbanlıkların, başka bir maksatla kullanılmasını önlemek amacıyla boyunlarına gerdanlıklar takılarak süslenirdi. Bu âyetteki, “gerdanlıklar” ifâdesi, mecâzen bu “kurbanlıklar” demektir. 4 Rivayet olunduğuna göre “Hutam” adında birisi, Medine’ye gelip, atlarını Medine dışında bir yere bırakmış, yalnız olarak Rasulüllah’ın huzuruna varmış, bir kavmin davetçisi olduğunu ve arkadaşları ile beraber gelip Müslüman olacaklarını söylemiş. Rasulüllah’ın huzurundan çıkınca Rasulullah: “bu adam günahkâr bir yüz ile girdi ve kötülük tasarlayan bir kafa ile çıktı” buyurmuş. Sonra Hutam Medine’den çıkıp Medine ahalisinin yayılmakta olan develerine rast gelmiş ve onları sürüp götürmüş. Durum haber alınınca takip edilmiş fakat yetişilememiş. Ertesi sene “Kaza Umre”si senesi Bekr b. Vâil hacılarla beraber Yemame’den çıkmış, hacca gelmiş ve beraberinde hayli ticaret malı varmış ve sürdüğü develerden birçoğunu nişanlayıp hac kurbanı olarak sevk etmiş. Müslümanlar bunların geldiklerini işitince karşılayıp vurmak için Rasulüllah’dan izin istemişler. Bunun üzerine bu âyet nâzil olmuş ve develerin alınmasına müsaade buyurulmamıştır. (Elmalılı)— M. Türk
5:2
3
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَـئِسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ د۪ينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪يناًۜ فَمَنِ اضْطُرَّ ف۪ي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣
Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn(vahşevni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
(Ey îman edenler!) Size, leş,¹ kan,² domuz eti,³ Allah’tan başkası adına kesilen,⁴ (leş cinsinden olmak üzere) boğularak, dövülerek, yüksekten düşerek, boynuzlanarak, öldürülen, yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanıp⁵ da ölmeden yetişip kesemediğiniz ve dikili taşlar⁶ adına boğazlanan hayvanları (yemek) ve zar çekerek şâns aramanız,⁷ haram kılındı.⁸ İşte bütün bunlar, Allah’a itaatten uzaklaşmaktır. Artık bugün kâfirler, dininize karşı (koymaktan) ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, sadece Benden korkun. Bugün Ben, sizin dininizi en mükemmel haline erdirdim,⁹ böylece size olan nîmetimi tamamladım ve size (kıyamete kadar) din olarak da İslâm’ı kabul ettim.¹⁰ Kim aşırı açlık durumunda çaresiz olur da günâha istekle yönelmeden, bunlardan yemek zorunda kalırsa, elbette Allah çok bağışlayandır, pek esirgeyendir. 1 Meyte: Kendiliğinden ölen, usulüne uygun veya besmele çekilmeden kesilen hayvan demektir. Bu hayvanların etlerinin yenilmesi haramdır. Bazı müşrikler, kendiliğinden ölen hayvanı yerler ve; “kendi öldürdüğünüzü yiyorsunuz da Allah’ın öldürdüğünü niçin yemiyorsunuz?” derlerdi. 2 Dem: Hayvanın damarlarındaki kanın, damardan çıktıktan sonra yenilmesi haram olduğu gibi leş de damarlarında kan kaldığı için haram olabilir. Müşrikler kanı bağırsaklara doldurup kızartır ve misafirlerine yedirirlerdi. 3 Domuz eti, sadece Allah’ın haram kılması sebebiyle haramdır ve diğer sebepler ikinci plandadır. 4 Kesilirken üstüne Allah’tan başkasının ismi anılan meselâ; “bismillâti ve’l-uzzâ” denilen -ki beraberinde bismillâh denilsin veya denilmesin- Allah’ın gayrısı namına kesildiği için haramdır. Hayvanı yaratan, insanın emrine amade kılan ve ona onu kesmek kudretini veren Allah olduğu halde o hayvanı Allah’tan başkasının namına kesmek büyük bir zulüm ve şirktir. Zamanımımızda türbe ve tekkeler namına kesilen hayvanlar da bu kabildendir. Böyle kesilen bir hayvan, hem manen hem de hukuken murdar ve haramdır. 5 Sebu’; Sivri dişleri bulunan aslan, kaplan, kurt, köpek vesaire gibi adeten saldıran, kapan, katil her hangi bir yırtıcı hayvan demektir ki, pençesi bulunan yırtıcı kuşlar dahi ayni kategoriye dâhildir. Bunlara örfümüzde “canavar” denilir. Bu tür hayvanlar tarafından boğularak öldürülen hayvanların etleri de yenilmez. Zira bunlar kesilip kanları akıtılmamış olduğundan tamamen meyte’dirler ve haramdırlar. 6 Nusub: Tapınmak veya kendisine kutsallık verilerek hürmet edilmek üzere kabul edilen ve kullanılan şekilli ve şekilsiz putlar veya putlaştırılan eşyalardır. Bu özellikleri taşıyan semboller, bayraklar, rozetler, haç Yahudi yıldızı ve şamdanı buna dâhildir. Bk. (Tevbe: 31) 7 Ezlâm: İranlıların ve Rumların kumar oynadıkları tavla zarları ile Arapların ok türünden olan zarları demektir. Câhiliyye Arapları, önemli bir işe kalkışacakları zaman torbaya koydukları üç zar ile kısmet çekerlerdi. Zarın birine “yap”, diğerine “yapma” diye yazarlar, birini de boş bırakırlardı. Torbadan çektiği zara göre hareket eder, boş zar çıkarsa, çekme işini tekrar yaparlardı. 8 Bk. (Bakara: 173, En’am: 118, 119, 121, 145, Nahl: 115) 9 Bu âyet, H.10. yılda Veda Haccında Arafat günü ikindiden sonra Efendimiz “Adbâ” adındaki devesinin üzerinde vakfede iken nâzil olmuştur. Bu günden sonra Peygamberimiz, seksen bir/seksen iki gün kadar yaşamış ve bu süre de kendilerine başka bir âyet indirilmemiştir. Kur’an’ın en son inen âyeti, bu âyettir. Bu âyet inince, sahabenin pek çoğunun rahatlamasına karşılık Hz. Ebû Bekir: “Bu âyet, Peygamberimizin vefatının yaklaştığına işarettir.” diyerek ağlamıştır. 10 Bu âyete göre kıyamete kadar Allah’ın kabul edeceği tek din, “İslâm Dinidir”. Diğer din denilen şeylerin, Allah katında, bir değeri yoktur. Bk. (Âlu İmrân: 19, 85)— M. Türk
5:3
4
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٤
Yes’elûneke mâ zâ uhılle lehum kul uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe kulû mimmâ emsekne aleykum vezkurûsmellâhi aleyhi vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
(Ey Muhammed!) Sana kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. Onlara: “Size temiz olan yiyecekler helal kılındı.¹ Allah’ın size öğrettiğinden bir kısmını öğreterek eğittiğiniz av hayvanlarının, sizin için avladıkları hayvanları yiyin ve onların üzerine de Allah’ın adını anın.² Allah’a karşı hata etmekten sakının, çünkü Allah hesabı pek çabuk görendir.” de. 1 Tayyib: Lügatte hazzedilen, temiz ve hoş şey demektir. Haramlık şüphesi bulunmayan yenmesine izin verilen helâllere de buna teşbihen Tayyib denilir. Taberî gibi bazı müfessirler burada tayyibatı helaller diye tefsir etmişlerse de, “helaller helâl kılındı” demek uygun bir ifade olmayacağından müfessirlerin ve müctehitlerin çoğunluğu bunun “lezzet ve iştiha hissedilen temiz ve hoş şeyler” manasına geldiğini söylemişlerdir. O zaman bu bölümün manası; “hoşa giden ve iştiha hissedilen her temiz şey size helâl kılındı” demektir. Fakat bundan herkes her hoşuna giden şeyin helâl olduğunu da zannetmemelidir. Tayyibat ancak yaratılıştan temiz, Allah ve Rasulü tarafından yenilmeleri yasaklanmayan, erbabının tiksinmeyip hoşlandıkları şeylerdir. Yoksa badiye halkı ve zaruret içinde yaşayanlar her çeşit hayvanatı yiyebilirler. Gerçi aslolan ibahadır. Yani bir şeyin yenilip içilmesi şer’an yasaklanmamışsa o şey helaldir. Eğer bir şeyin helâl ve haramlığını tayinde delil bulunamazsa o şeyin tayyib olup olmadığına bakılır ve pis olan şeyleri ayıramayan kimselerin zevkine itibar olunmaz. Şüphesiz tayyibata behime-i en’amdan (deve, sığır, koyun ve keçi) başka kuşların ve hatta bütün bitkilerin dahi hoşları dâhildir. Ve sonra helâl olan her hayvanın parçaları da helâl olmaz. Bunların içerisinde habis olanları helal değildir. 2 Yani avlanmak için yetiştirdiğiniz hayvanları, avlanacak hayvanlara gönderirken “Besmele” çekin.— M. Türk
5:4
5
اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۜ وَطَعَامُ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْۖ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْۘ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ وَلَا مُتَّخِذ۪ٓي اَخْدَانٍۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْا۪يمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۘ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ۟ ٥
El yevme uhılle lekumut tayyibât(tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtûl kitâbe hıllun lekum ve taâmukum hıllun lehum vel muhsanâtu minel mu’minâti vel muhsanâtu min ellezîne utûl kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne muhsınîne gayra musâfihîne ve lâ muttehızî ehdân(ehdânin) ve men yekfur bil îmâni fe kad habita ameluhu ve huve fîl âhıreti minel hâsirîn(hâsirîne).
(Ey îman edenler!) Bugün, size temiz olan yiyecekler helal kılındı. (Ayrıca) kendilerine kitap verilenlerin¹ yiyecekleri² size; sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İffetli ve hür mü’min kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli ve hür kadınlar;³ zina etmeksizin ve gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mihirlerini verdiğiniz takdirde, size helâldir. Her kim (Allah’a) îmanı ret ederse, bütün yaptıkları boşa gider ve şüphesiz onlar, âhirette ziyana uğrayanların ta kendileridir. 1 Bunlar, Hz. Mûsa ve İsa’nın ümmetinden, tek Allah inancına sahip olanlardır. Üzeyr ve Îsâ Allah’ın oğlu diyenler, bunun dışındadır. Çünkü onlar böyle söyleyerek kâfir olmuşlardır. Zîrâ onların ilâhları kesinlikle Allah değildir. Bk. (Mâide: 72, Tevbe: 30-32) 2 Bu yiyecekler, onların kestikleri hayvanların etleridir. 3 Burada kadın konusu, ayetin baş tarafındaki yiyecek konusu gibi karşılıklı olarak belirtilmeyip sadece Müslüman erkeklerin ehl-i kitabın kadınlarıyla evlenmesinin helal kılınması sebebiyle, Müslüman kadınların kitap ehliyle ve kâfirlerle evlenmeleri, haramdır.— M. Türk
5:5
6
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kumtum iles salâti fagsilû vucûhekum ve eydiyekum ilel merâfikı vemsehû bi ruusikum ve erculekum ilâl ka’beyn(ka’beyni) ve in kuntum cunuben fattahherû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâitı ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum minh(minhu) mâ yurîdullâhu li yec’ale aleykum min haracin ve lâkin yurîdu li yutahhirekum ve li yutimme ni’metehu aleykum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ey îman edenler!¹ Namaza kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesh edin,² topuklarınıza kadar da ayaklarınızı (yıkayın.)³ Eğer cünüp iseniz hemen iyice temizlenin.⁴ Eğer hasta olmuşsanız veya yolcu iseniz yahut helâdan gelmişseniz ya da kadınlara yaklaşmış⁵ ve de su bulamamışsanız; temiz bir topraktan⁶ yüzlerinize ve ellerinize sürerek teyemmüm edin. (Bu emirlerle) Allah, size güçlük vermek istemeyip şükredesiniz diye sizi temizlemek ve size olan nîmetini tamamlamak istiyor. 1 Bu âyete teyemmüm âyeti denir. Bu âyet, Hz. Aişe (r.a)’nın gerdanlığını kaybettiği seferde geceleyin susuz bir mevkide abdest almak mümkün olamadığından dolayı nâzil olmuştur ve özellikle teyemmümü emretmektedir. (Buharî, Müslim) Zîrâ abdest, bu âyetten önce Mekke’de namazın farz kılınmasından beri vardı. Bu âyet nâzil oluncaya kadar Peygamberimiz abdest almadıkça asla konuşmaz ve selam almazdı. Esasen bu âyet, abdestin her ibâdet için değil, namaz için farz olduğunu açıklamak ve Peygamberimize bir ruhsat olarak indirilmiştir. Kur’an okumak için abdest konusunda Bk. (Vakıa: 79) 2 Sünnetteki uygulamaya göre başın saçlı kısmının en az dörtte birinin, bir defa mesh edilmesi farzdır. Âyette, kulaklarla ilgili hüküm yoktur. Ancak kulak başa dâhil olduğu için onun da aynı ıslaklıkla mesh edilmesinde bir mahzur yoktur. Peygamberimiz bu şekilde yapmıştır. (Kurtubî) 3 Âyetteki (وَأَرْجُلَكُمْ) kelimesi, meşhur kıraatlerde mansub olarak okunur. Buna göre, çıplak ayakların yıkanması gerekir. Sünnetteki uygulama da böyledir. Hattâ Peygamberimiz, ayaklarını yıkarken topukları kuru kalan birisini: “vay, şu ökçelerin ateşten haline” diyerek tekrar yıkamasını emretmiştir. Ancak sünnetteki uygulamada ayağa giyilen mest ve çorap üzerine mesh etmek de vardır. Bu âyetin mecrur olarak okunması halinde ise ayakların mesh edileceği anlaşılır. Bu konudaki mezhepler arası görüş farklılıkları, fıkıh kitaplarında mevcuttur. Şunu da belirtelim ki; çıplak ayaklara meshi caiz görmek ayetin sonundaki (لِيُطَهِّرَكُمْ) ifadesine ters düşmektedir. Bir de buradaki murad sadece mesh olsa idi (اِلَى الْكَعْبَيْنِ) ifadesine lüzum kalmazdı. Hâsılı ayaklar hakkında yıkamak emri muhkem, mesh emri mücmeldir ve konu sünnet ile de beyan olunmuştur. Ancak bu âyetin, iki şekilde de anlaşılmaya müsâit olması, ayakların da mestli iken mesh edilebileceğine bir işaret olarak, düşünülebilir. Zîrâ el ve yüzün mesh edilmesi, mümkün değildir. 4 Yani gusül abdesti alın. Bütün vücudunuzu yıkayın. (فَاطَّهَّرُوا) ifâdesinde mübalâğa bulunduğu için, vücudun mümkün olan her tarafını, ağız ve burun içlerine varıncaya kadar dikkatlice yıkamak farzdır. 5 Allahu Teâlâ’nın: “ya da kadınlara yaklaşmış ve de su bulamamışsanız” buyruğunda geçen “yaklaşma” (لَمْسٌ) için Ebû Ubeyde ve Abdullah b. Mes’ud, öpmek, lemstendir, İbnu Ömer de, cıma’dan daha aşağı bütün fiiller birer lems’tir demiştir. Zira âyet-i kerimenin baş tarafında cima’da bulunan kimseye ne gerektiği: “Eğer cünüp iseniz hemen iyice temizlenin” emri ile ifade edilmiştir. Şafii mezhebi imamları bu kanaati tercih ederek, kadına dokunan kimsenin abdestinin bozulacağı kanaatine varmışlardır. Abdullah b. Abbas ise: “Lems, cima’dan kinayedir” demiştir. Hanefi fukahası da bu görüşü kabul ederek, kadına dokunan kimsenin abdestinin bozulmayacağı kanaatine varmışlar ve burada emredilenin abdest değil, teyemmüm olduğunu, teyemmümün ise hem gusül abdesti hem de namaz abdesti yerine geçeceğini ifade etmişlerdir. (Kurtubi) 6 Nisâ: 43. âyetten fazla olarak, bu âyette (مِنْهُ) ifâdesi bulunduğu için tercüme “temiz bir toprakla” değil de “temiz bir topraktan” şeklinde yapılmıştır. Bu ifâdeden dolayı, taş ve mermer türü olan şeylerle teyemmümün câiz olup olmayacağı hakkında ihtilâf vardır. Buna göre taş ile teyemmüm ruhsat, toprak ile teyemmüm ise, ihtiyattır. Bk. (Nisa: 43)— M. Türk
5:6
7
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧
Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah’ın, üzerinizdeki nîmetini ve “işittik ve itaat ettik.” dediğiniz zaman Ona verdiğiniz bağlayıcı sözü¹ hatırlayın. Allah’a karşı hata etmekten sakının çünkü Allah gönüllerin özündekileri, çok iyi bilir. 1 Bu bağlayıcı söz: Akabe ve Bey’at’ür-rıdvan, (Fetih: 10) her gün fatiha okurken verdiğimiz söz (Fatiha: 5) ve Allah’ın Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkardığında aldığı söz (A’raf: 172) olabilir.— M. Türk
5:7
8
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Ey îman edenler! Adaletle şâhitlik yaparak, Allah için hakkı ayakta tutanlar olun.¹ Bir topluma olan kininiz size adaletsizlik yapma günâhını işletmesin. Adaletli olun çünkü o, Allah’a karşı hata etmekten sakınmanıza en yakın (olan, davranış)tır. Allah’a karşı hata etmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptığınız her şeyden, haberdardır. 1 Yani her işiniz, her sözünüz Allah için olsun, adaleti uygulamada tüm insanlara örnek olun. Adaletin, ancak Allah’ın kanunlarıyla yapılacağını unutmayın. Aynı ifâdenin farklı bir şekli için Bk. (Nisâ: 135)— M. Türk
5:8
9
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٩
Veadellâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun).
Allah da (kendisinin istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanlara; kendilerini bağışlayacağını ve onlara büyük bir mükâfat vereceğini vâdetmiştir.— M. Türk
5:9
10
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ٠١
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cehîm(cehîmî).
İnkâr ederek, âyetlerimizi yalanlayanlar ise cehennemliklerin ta kendisidir.¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Mâide: 86)— M. Türk
5:10
11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟ ١١
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Ey îman edenler! Allah’ın bir topluluğun size tecavüze yeltenmesi üzerine sizi onların ellerinden kurtarma nîmetini hatırlayın¹ Allah’a karşı hata etmekten sakının. Öyleyse îman edenler, sadece Allah’a tevekkül² etsinler.³ 1 Âyetin bu bölümü yukarıda mecâzî anlamlar dikkate alınarak tercüme edilmiştir. Âyetin tercümesi kelime anlamıyla; “Ey îman edenler! Allah’ın bir topluluğun size el uzatmaya yeltenmesi üzerine onların ellerini sizden çekme nîmetini hatırlayın.” şeklinde olur. 2 Tevekkül: Lügatte âcizliğini ortaya koymak ve başkasına güvenmek anlamına gelir. Dini terim olarak ise Tevekkül: Kulun sebepleri yerine getirdikten sonra, Allah’a karşı âcizliğini ortaya koyup, sadece ona güvenmesidir. Konu ile ilgili olarak Bk. (Nisa: 122, İbrahim: 11 ve dipnotları) 3 Bu âyet, Nadîr Yahûdîlerinin, Peygamber (s.a.v) ve bazı sahabeleri, yemeklerine zehir katarak öldürmek üzere tuzak kurmaları veya Zat’ür-Rika’ gazvesinde bir bedevînin, Peygamberimiz Semûre ağacı altında uyurken kılıcını çekip: “Seni benden kim kurtarabilir!” deyince, Peygamberimizin: “Allah kurtarır!” demesi üzerine Cebrâil’in gelip Peygamberimizi kurtarması olayı sonrasında nâzil olmuştur. (Buhari, Kurtubî)— M. Türk
5:11
12
وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يباًۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢١
Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Allah (tıpkı sizin gibi) İsrâil oğullarından da (şöylece) bağlayıcı söz, almıştı. Biz onların kendi aralarından on iki güvenilir kimse gönderdik.¹ Allah, onlara; “Ben namazı dosdoğru ve devamlı kıldığınız, zekâtı verdiğiniz, Peygamberlerime îman ettiğiniz, onlara yardımda bulunduğunuz ve (dünyada karşılığını beklemeksizin) Allah’a güzel bir borç verdiğiniz sürece, sizinle beraberim, sizin kötülüklerinizi kesinlikle örteceğim ve sizi zemîninden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim de kâfir olursa dosdoğru yolun ortasında, sapıtmış olur.” (buyurdu.) 1 Bunlar, Mûsa (a.s)’ın savaşmakla görevlendirildiği şehre gidip, onların durumuna vâkıf olmak ve dönüp kendisine haber vermek için gönderilen kimselerdi. Bunlar, oraya gittiler ve onlardan korktular. Dönünce de toplumlarına bir şey söylemeyeceklerine söz verdikleri halde, sözlerinde durmayıp oranın durumunu anlattılar. Ancak, içlerinden iki kişi sözlerinde durdu. Bu iki kişi için Bk. (Mâide: 23) (Elmalılı)— M. Türk
5:12
13
فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةًۚ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ۙ وَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَٓائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ ٣١
Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bih(bihî), ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Çünkü onlar kelimelerin anlamlarını değiştirerek, kendilerine öğretilen kitabın önemli bir bölümünü de unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hainlik göreceksin. Yine de sen onları affet ve onlara aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.— M. Türk
5:13
14
وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ٤١
Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) ve sevfe yunebbiuhumullâhu bimâ kânû yasnaûn(yasnaûne).
“Biz, Hıristiyanız” diyenlerden de bağlayıcı sözlerini almıştık. Fakat onlar da kendilerine öğretilen kitabın önemli bir bölümünü unuttular. Biz de bu yüzden onların aralarına, kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Sonunda Allah onlara ne yaptıklarını tek tek haber verecektir.¹ 1 Âyetin sonundaki (يَصْنَعُونَ) ifâdesinde; Hıristiyanız diyenlerin yaptıklarına, sanat denilmesinden; Hıristiyanlığı bu hale onların kendi arzularıyla getirdiklerini anlamak mümkündür. Yani bunlar; din ile oynamayı kendilerine sanat edinmişlerdir. Ayrıca bu ifâdenin bir de; Yahûdîlerin ticaret sevdasıyla dini, Allah’ı ve âhireti unuttukları gibi bunların da sanayileri ile övündüklerini, sanat sevdasıyla Allah’ı Peygamberi ve dini unuttuklarını veya yaptıkları tüm olumsuz şeylere bile sanat adını verdiklerini ima ettiği düşünülebilir.— M. Türk
5:14
15
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ ٥١
Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).
Ey kitap ehli olan (Yahûdî ve Hıristiyanlar!) Size, Kitaptan öteden beri gizlediklerinizin bir kısmının hükmünü¹ açıklayan, birçoğuna da değinmeyen² Peygamberimiz (Muhammed) geldi. Ayrıca size, Allah’tan bir nur ve açıklayıcı bir kitap (olan Kur’an) da geldi. 1 Bu gizlenen hükümler çok fazla olmakla birlikte bunlardan bir kaçı; Hz. Muhammed (s.a.v)’in Tevrât ve İncil’deki son Peygamber olduğunu ve onun özelliklerini belirten âyetler, Tevrât’taki recm cezâsı ile ilgili hükümler ve Yahûdîlerden Allah tarafından cezâ olarak maymuna çevrilen bir gurubun kıssasıdır. (Kurtubî) 2 Yani gizlediklerinizin hepsini yüzlerinize vurup da sizleri tamamen rezil etmeyen…— M. Türk
5:15
16
يَهْد۪ي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِه۪ وَيَهْد۪يهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٦١
Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah, o kitapla; kendi rızasını arayanlara kurtuluşa götüren yolları gösterir, izniyle onları (küfür) karanlıklarından (îman) aydınlığına çıkarır ve onları dosdoğru bir yola iletir.¹ 1 Bu âyetle; Yahûdî ve Hıristiyanların, ancak Hz. Muhammed (a.s)’ı Peygamber olarak kabul ederek ve Kur’an’a uyarak kurtulabilecekleri, aslını bozdukları kitaplarıyla ise küfür karanlıklarından asla çıkamayacakları, açıkça ifâde edilmektedir.— M. Türk
5:16
17
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧١
Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
“Allah, ancak Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir olmuşlardır.¹ (Ey Muhammed!) onlara: “Eğer Allah, Meryem’in oğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzündekilerin tamamını yok etmek istese, Ona kim engel olabilir?” de. Göklerin yerin ve ikisi arasında bulunan tüm varlıkların mülkü (saltanatı) Allah’a aittir ve O ne dilerse onu yaratır.² Çünkü Onun gücü, her şeye yeter. 1 Bu âyet bize, Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu, dolayısıyla da ilâh, kabul edenlerin, asla kitap ehli olmayıp tam birer kâfir olduklarını açıkça ifâde etmektedir. Zîrâ Hıristiyanlar üçleme (teslis) inancıyla; Hz. İsa’ya ilâh derler ve “baba, oğul ve kutsal rûh” üçlüsünün, tek ilâh olduğunu yani bunların ilâhlıkta eşit olduklarını kabul ederler. Bununla da dinlerinin sanki tek tanrılı bir din olduğunu söyleyerek 3=1 veya 1=3 gibi anlamsız bir denklem kurarlar. Hattâ bu âyette belirtilen ifâdelerinden, Allah’ı reddedip Mesih’i, Allah olarak kabul ettikleri de anlaşılır ki bu çok daha kötüdür. Aynı şekilde Yahûdîler de Üzeyr’i Allah’ın oğlu kabul ederek kâfir olmuşlardır. (Mâide: 72, 73, Tevbe: 30) Sonuç olarak Mesih’i ve Üzeyr’i Allah’ın oğlu olarak kabul eden Hıristiyan ve Yahûdîler kesinlikle kitap ehli değildir. Bu sebeple bunların kestikleri yenmez ve bunların kadınlarıyla da evlenilmez. (Mâide: 5) Hıristiyan ve Yahûdîlerden sadece tek Allah’a inanan ve Mesih ve Üzeyr’i, Allah’ın oğlu kabul etmeyenleri, kitap ehli sayılır. Kraldan çok kralcı geçinen diyalogcuların bu âyetleri bilmemeleri mümkün olmadığına göre, büyük ihtimâlle ne yaptıklarını bilmemektedirler. (Konu ile ilgili geniş bilgi için Bk. Elmalılı) 2 Tıpkı Âdem’i babası ve anası olmadan, İsa’yı da babası olmadan yarattığı gibi…— M. Türk
5:17
18
وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuh(ehıbbâuhu) kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâ(yeşâu) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).
Yahûdîler ve Hıristiyanlar bir de: “Biz Allah’ın oğulları ve dostlarıyız.” dediler.¹ (Ey Muhammed!) Onlara: “O halde (Allah) günâhlarınız yüzünden niçin size azap ediyor? Aslında siz de Onun yarattığı birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğini de cezâlandırır. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan tüm varlıkların mülkü (saltanatı) Allah’a aittir ve sonunda dönüş de Onadır. 1 Yani kendilerinin başka insanlara benzemediklerini, Allah’ın katında özel bir imtiyazlarının olduğunu iddiâ ederek veya Mesih ve Üzeyr’in Allah’ın oğulları, dolayısıyla kendilerinin de Allah’ın torunları olduklarını zannederek Allah’tan korkmadılar. Buna göre Müslümanlar da; Allah’a tevekkül ve duâ ederken her ne yaparsak yapalım, Allah bizi sever zannetmemeli, böyle bir hataya düşmemeli ve Allah’ın kulları olduklarını unutmamalı. Mecâzen de olsa Allah’a “baba” tabirini kesinlikle kullanmamalı.— M. Türk
5:18
19
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩١
Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey kitap ehli olan (Yahûdî ve Hıristiyanlar!): Peygambersiz geçen bir ara dönemin arkasından (yarın kıyamette): “Bize bir müjdeci ve bir uyarıcı (Peygamber) gelmedi.” demeyesiniz diye işte size gerçekleri açıklayan Peygamberimiz (Muhammed) geldi. Böylece size de müjdeleyici ve uyarıcı gelmiş oldu. Allah’ın gücü, kesinlikle her şeye yeter.— M. Türk
5:19
20
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكاًۗ وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٠٢
Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale fîkum enbiyâe ve cealekum mulûk(mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Mûsa, toplumuna: “Ey kavmim! Allah’ın Size içinizden Peygamberler çıkarma, sizleri hükümdarlar¹ yapma ve dünyada hiç kimseye vermediğini size verme nîmetini hatırlayın.” dedi. 1 Bu ifâdeden her ne kadar Hz. Davud ve Süleyman (a.s)’ın Peygamberliği ve saltanatı anlaşılırsa da “kılmak” fiili Peygamberlik ve saltanat için ayrı ayrı kullanılmaktadır. Bu sebeple saltanatı; “Mısır’daki kölelikten kurtulup hürriyetlerine kavuşarak, kendi başlarına bir devlet olmaları” şeklinde anlamak da mümkündür. Hattâ böyle anlamak daha doğrudur.— M. Türk
5:20
21
يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ١٢
Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesetelletî keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fe tenkalibû hâsirîn(hâsirîne).
Ve onlara: “Ey kavmim! Allah’ın sizin için yurt olarak belirlediği kutsal topraklara¹ girin, sakın geriye dönmeyin,² yoksa hüsrana uğrayanlardan olursunuz.” (dedi.) 1 Arz-ı Mukaddes: Temiz ve mübârek topraklar, demektir. Bu topraklar için; Sina dağı ve etrafı veya Şam, Filistin ve Ürdün’ün bir kısmı ya da Şam toprakları, denilmiştir. Yahûdîler ise bunun, “Nil nehriyle Fırat nehri arasındaki topraklar” olduğu kanaatindedirler. Aslında âyette vâdedilen topraklar o şartlar altında ve Allah’ın dinine sadık kaldıkları müddetçe geçerlidir. İslâm dininin kendisinden önceki dinleri kaldırması sebebiyle, bu hüküm artık geçersizdir. Vâdedilen topraklar, İslâm’la genişletilmiş ve bu topraklara Müslümanlar vâris kılınmıştır. Bu topraklar ise, “yeryüzünün tamamıdır.” Konu ile ilgili olarak Bk. (Enfâl: 39) 2 Allah ve Peygamberi inkâr ederek kâfirliğe geri dönmeyin.— M. Türk
5:21
22
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْماً جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ ٢٢
Kâlû yâ mûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîn(cebbârîne), ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ, fe in yahrucû minhâ fe innâ dâhılûn(dâhılûne).
Onlar da: “Ey Mûsa! Orada güçlü kuvvetli bir toplum var. Onlar, oradan çıkmadıkça biz, oraya asla girmeyeceğiz. Eğer onlar oradan çıkarlarsa biz ancak o zaman gireriz.”¹ dediler. 1 Allah’a ve Peygamber’e karşı gelerek sanki “balık kavağa çıkarsa, biz de oraya gireriz.” kabilinden işi zora soktular. Yani cumartesi yasağına kılıf uydurdukları gibi buna da gerçekleşmesi mümkün olmayan bir mazeret, uydurdular.— M. Türk
5:22
23
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٣٢
Kâle raculâni minellezîne yehâfûne en’amallâhu aleyhim edhulû aleyhimul bâb(bâbe), fe izâ dehaltumûhu fe innekum gâlibûne ve alâllâhi fe tevekkelû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
(O zorba toplumdan) korkanlar arasından Allah’ın kendilerine nîmet verdiği iki adam:¹ “Onların üzerlerine kapıdan girin. Eğer oradan girerseniz, kesinlikle galip gelirsiniz. Eğer gerçekten inanıyorsanız, sadece Allah’a güvenin.” dediler. 1 Bu olayla ilgili rivâyetler Kitab-ı Mukaddes olduğu iddiâ edilen kitaba dayandığı için, hikâye edilmeğe değer görülmemiş ve bu rivâyetlere itibar edilmemiştir. Bk. (Mâide: 12)— M. Türk
5:23
24
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ ٤٢
Kâlû yâ mûsâ innâ len nedhulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ fezheb ente ve rabbuke fe kâtilâ innâ hâhunâ kâıdûn(kâıdûne).
Toplumu Mûsa’ya: “Ey Mûsa! Onlar, orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin ve onlarla savaşın. Biz, burada oturacağız.” dediler.— M. Türk
5:24
25
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ ٥٢
Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
Mûsa: “Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum, artık bizimle yoldan çıkmış şu kavmin arasını ayır.”¹dedi. 1 Bu âyet “…Ben, ancak kendime söz geçirebiliyorum, kardeşim de benim durumumda, artık bizimle yoldan çıkmış şu kavmin arasını ayır.” diye tercüme de edilebilir. Bu ifâdeden, Hz. Mûsa’nın o iki kişiye de tam güvenemediği anlaşılabilir. Bk. (Mâide: 12.)— M. Türk
5:25
26
قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٦٢
Kâle fe innehâ muharremetun aleyhim erbaîne senet(seneten), yetîhûne fîl ardı fe lâ te’se alel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
Allah Mûsa’ya: “(Ey Mûsa!) Artık o mukaddes topraklar onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar o topraklarda¹ serseri bir şekilde dolaşacaklar.² Sakın sen o yoldan çıkmış toplum için üzülme!” buyurdu.³ 1 İsrâil oğullarının cezâ olarak içerisinde kırk yıl dolaştıkları bu yer Tih Çölüdür. Tih: içerisinden asla çıkılamayan, yolu olmayan çöl demektir. Zâten bu çöle de bu olaydan dolayı, bu isim verilmiştir. O isyan ve bu dua sebebiyle bunlara o va’dedilen Arz-ı Mukaddes kırk sene haram edilmiştir. Tih içinde nereye gittiklerini bilemeyecek, açıkta vatansız, serserice dolaşacaklardır. Belli ki bu ifadeden bunların hepsi bu müddeti dolduracak ve sonra kurtulacaklar manası anlaşılmaz. Ölenler ölecek, kalanlar Arz-ı Mukaddes’e girmek isterlerse girebilecek demek olur. Yani tih halinde de nihayet kırk sene kalacaklar, o zamana kadar hepsi ölecek, ancak evlatları olan yeni nesil girecektir. 2 Âyetin bu bölümü; “(Ey Mûsa!) Artık o mukaddes topraklar onlara haram kılınmıştır. Onlar, kırk yıl o topraklarda, serseri bir şekilde dolaşacaklar.” diye de tercüme edilebilir. 3 Hz. Mûsa ve Hârûn’un İsrâil oğullarını Mısır’dan getirme olayının Kur’an’daki vardığı son nokta, burasıdır. Bundan sonra Hz. Mûsa ve Hârûn’un ne olduğu hakkında birçok rivâyet varsa da bu rivâyetler, Yahûdî kaynaklıdır. Sonuç olarak Allah, Hz. Mûsa ile ilgili bize bu kadar bilgi vermiştir. Bize düşen Yahûdî rivâyetleriyle kafamızı karıştırmamaktır.— M. Türk
5:26
27
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَاناً فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ ٧٢
Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar(âhari) kâle le aktulennek(aktulenneke) kâle innemâ yetekabbelullâhu minel muttekîn(muttekîne).
Onlara, Âdem’in iki oğlunun kıssasını¹ en doğru şekliyle anlat. Hani onların her ikisi, (Allah’a) birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): “Seni öldüreceğim.” deyince, diğeri ona: “Allah yalnız kendisinden hakkıyla sakınanların (kurbanını) kabul eder.” demişti. 1 Bu ifâde: “Âdemin iki oğlunun” veya “iki Âdemoğlunun” şeklinde de anlaşılabilir. Müfessirlerin çoğunluğu, bu iki Âdemoğlunun Kabil ve Habil olduğunu söylemişlerse de bunun gerçekliğiyle ilgili ciddi bir delil ortaya koyamamışlardır. Bazıları da 32. âyetteki (مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ) “İşte bu olaydan dolayı” ifâdesine dayanarak bu iki âdemoğlunun, İsrâil oğullarından iki kişi olduğu kanaatini haklı olarak söylemişlerdir. Olayın teferruatı ile ilgili rivâyetlerin hemen hemen tamamı, Yahûdî kaynaklı olduğu için burada rivâyet etmeye değerde görülmemiştir.— M. Türk
5:27
28
لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ٨٢
Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktulek(aktuleke), innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
(Ve devamla): “Sen beni öldürmek amacıyla bana elini uzatsan da ben seni öldürmek amacıyla sana elimi uzatmayacağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”— M. Türk
5:28
29
اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ تَبُٓوأَ بِاِثْم۪ي وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِۚ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَۚ ٩٢
İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbin nâr(nâri), ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
“Ben senin; benim günâhımı¹ da kendi günâhını da yüklenip cehenneme atılacaklardan olmanı istiyorum. Çünkü (bütün) zalimlerin cezâsı, işte budur.” dedi. 1 Yani beni öldürme günâhını veya benden Allah’a isyan etmemi isteme günâhını…— M. Türk
5:29
30
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخ۪يهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٠٣
Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha minel hâsirîn(hâsirîne).
Sonunda (kurbanı kabul edilmeyenin) nefsi, kendisini kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürerek, ziyana uğrayanlardan oldu.— M. Türk
5:30
Yükleniyor...
Maide
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle