اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٢
Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn(mu’minîne).
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin¹ her birine yüzer değnek vurun.² Eğer Allah’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız onlara Allah’ın dinini uygulama konusunda sizi bir acıma duygusu tutmasın ve uygulanan cezâya mü’minlerden bir grup da şahit olsun.³
1 Bu zina edenlerden kastedilen bekâr olanlardır. Evli iken zina edenler “recm” edilirler. Bu da sünnetle sâbittir. Bk. (Tecrid-i Sarih: 1162, 1482, 2176 nolu hadisler.) “Zâniye” zina eden kadın, “zâni” ise zina eden erkek demektir. İkrah (zorlama) ile zina edilen kadın ve erkeğe zâni ve zâniye denilemez. Zira o zina suçunu kendi rızası ile işlememiştir. Ayette ikrah olunana had lâzım gelmeyeceğini anlatmak için zâniye (zina eden) denilmiş, “mezni veya mezniyye” (zina edilen) denilmemiştir. 2 Celde: Kelime olarak deriye vurmak veya deriyle vurmak anlamına gelir. Dini terim olarak celde; “zina eden bekâr mükellef erkek ve kadın ile zina iftirasında (kazf) bulunanların ve şarap içenlerin belirli yerlerine, belirlenen ölçülerde değnek veya kamçı ile vurmaktan ibaret bir ceza çeşididir.” Zina suçu için, uygulanacak ceza yüz değnektir. Kazf suçu için belirlenen ceza seksen değnek olup, şarap içme suçu için de, yine seksen değnektir. Müslümanların kendilerinden olan Devlet Başkanlarının takdirine bırakılan suçlar için de celde (ta’zir) uygulanır. Fakat ta’zirde uygulanacak celde “üç”ten az, “otuz dokuz”dan fazla olamaz. Celde uygulaması yapılabilmesi için, suçlunun “cezaî ehliyete” sahip bulunması gerekir. Bu itibarla akıllı ve bâliğ olmayan veya suçu iradesiyle işlemeyen kimseye celde vurulmaz. Celde için kullanılacak değnek veya kamçının, kısa-ince veya kalın-iri olmayıp bu ikisi arasında orta yumuşaklıkta budaksız bir değnek veya düğümsüz bir kamçı olması gerekir. Celde, kadın-erkek farkı gözetilmeksizin herkese eşit şekilde uygulanır. Köle ve cariyelere, hür kimseye uygulanan celdenin yarısı uygulanır. (Nisa: 25) İslâm toplumunda yaşayan zimmî ve müste’menler (şarap içme hariç), diğer suçlarda Müslümanlarla aynı hükümlere tabidirler. Celde cezası uygulanırken, suçlunun helâkine sebep olacak veya derisini parçalayacak şiddette olmamasına dikkat edilir ve hep aynı yere vurulmayıp, baş, yüz ve diğer sakıncalı organlar hariç vücudun muhtelif yerlerine dağıtılır. Yine celde çıplak vücuda vurulmayacağı gibi çok kalın elbise üzerine de uygulanmaz. Celde cezası, diğer insanların ibret almaları için alenî olarak uygulanır. Ayrıca gizli uygulamalarda işkence ihtimali de söz konusu olabilir. Celde cezasını uygulamaya devlet başkanı yetkilidir. Bu itibarla, devletin yetkili organlarına haber vermeden celde uygulaması yapılamaz. 3 Recm: Taşla öldürme, taşa tutma, lânet etme, kovma, evli veya dul bulunan erkek veya kadının zina etmesi halinde İslâm mahkemesi kararıyla taşlanarak öldürülmesi anlamında bir fıkıh terimidir. Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda “recm” ifadesi bulunmamaktadır. Zinanın cezası, fiili işleyenin evli veya bekâr oluşuna, İslâmî emir ve yasaklarla yükümlü bulunup bulunmamasına göre kısımlara ayrılır. Dayak, taşla öldürme, sürgün ve İslâm Devleti’nin koyacağı ta’zir cezası bunlar arasındadır. Bekâr erkekle bekâr kadının zina etmesi halinde, ceza her birine yüz değnek vurulmasıdır. (Nûr: 2) Hz. Peygamber’in evli olarak zina edene “recm cezası” uyguladığı, tevatüre ulaşan hadislerle sabittir. Hz. Ömer’in: “Rasulullah (s.a.v) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık. Korkarım, zaman geçince birileri çıkıp, ‘Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz,’ der ve Allah’ın indirdiği bir farzı terk ederek sapıklığa düşerler” diyerek recmi, Medine minberinden ilân etmesi, içlerinde birçok sahabe bulunan cemaatten hiç birinin buna karşı çıkmaması, recmin sabit olduğunu gösterir. Hz. Peygamber’in emri üzerine Üneys’in karısı, Mâiz b. Mâlik (r.a) ve Gâmid’li bir kadın recm edilmiştir. Recm’le öldürülen kimse yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Çünkü Hz. Peygamber, recmedilen Mâiz için, “kendi ölülerinize yaptığınız şeyleri ona da yapınız” buyurmuştur.— M. Türk