Nisa 176 Ayet 4. Cüz النساء
4

Nisa

— Kadınlar
176 Ayet 4. Cüz
النساء
4
Nisa
176 Ayet
النساء
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً ١
Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ(nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm(erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ(rakîben).
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten¹ yaratan ve onun eşini de kendi cinsinden² yaratıp ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinize karşı, (hata etmekten) sakının. Ve birbirinizden dilekte bulunurken, adına yemin verdiğiniz Allah’tan ve akrabalık³ (bağlarını koparmak)tan da sakının. Şüphesiz Allah, sizi (her an) görüp gözetendir. 1 Yani bu nefis, Âdem (a.s) olabileceği gibi her insanın babası da olabilir. Fakat ayetin devamından bu nefsin Âdem (a.s) olduğu daha belirgindir. Abduh ve Muhammed Esed gibi mutlaka farklı bir şey söyleme alışkanlığında olan bazıları “nefis” kelimesini “insanlık” veya “canlı” anlamında anlamaya çalışmışlarsa da bu izahları Âdem (a.s)’ın yaratılışıyla ilgili âyetlerle örtüşmemiştir. 2 (مِنْهَا) daki (مِنْ) harf-i cerri, beyan içindir. Yani, Âdem’in eşini başka türden değil, kendisi gibi insan cinsinden kıldı. Eğer buradaki (مِنْ) harf-i cerri ba’ziyye olarak kabul edilir ve tercüme birçok mealde olduğu gibi; “ondan da eşini yaratan” şeklinde yapılırsa, Âdem (a.s)’ın eşinin onun bir cüz’ünden yaratıldığı anlaşılır ki bu İslam dışı bir ifade olur. Zira bu görüş Yahudilere aittir. Bu düşüncede olanların pek çoğu Peygamberimiz (s.a.v)’in: “Kadın eğe (kaburga kemiklerinin en altındaki kıkırdak yapısında olan) kemiği gibidir. Kadın, bir eğe kemiği gibi yaratılmıştır. Onu doğrultmağa kalkarsan kırarsın, onun kırılması da boşanmadır.” (Buhari, Müslim, Tirmizi) hadisini de mecâzi anlamında değil de kelime anlamında anlayarak daha da büyük bir hata içerisine düşmüşlerdir. Bizi mecâzi anlamını anlamaya sevk eden karine ise “boşanma” kelimesidir. Bk. (En’am: 98, A’raf: 189, Zümer: 6) 3 Erham: Rahim kelimesinin çoğuludur. Rahim, kadında çocuk yatağı olan uzuvdur. Fakat mecazen yakınlık ve akrabalık anlamında da kullanılır. Nitekim “sıla-i rahim” akrabaya iyilik etmek, “kat-i rahim” ise akrabalarla ilişkiyi kesmek demektir. Efendimiz (s.a.v): “Allaha itaat edilen şeylerde sıla-i rahimden daha çabuk sevaplı hiç bir şey yoktur. Allaha isyan edilen amellerde de azgınlıktan ve yalan yere yeminden daha çabuk olan hiç bir amel yoktur” buyurmuşlardır. (Elmalılı)— M. Türk
4:1
2
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً ٢
Ve âtûl yetâmâ emvâlehum ve lâ tetebeddelûl habîse bit tayyîb(tayyîbi), ve lâ te’kulû emvâlehum ilâ emvâlikum. İnnehu kâne hûben kebîrâ(kebîran).
Yetimlerin mallarını kendilerine verin,¹ temizi pisle değişmeyin² ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Zîrâ bu, çok büyük bir günâhtır. 1 Gatafan kabîlesinden birisi, kardeşinin yetim çocuğu baliğ olup malını isteyince, malını vermez. Durumu Efendimize arz ederler. Bu âyet nâzil olunca adam: “Biz, Allah’a ve Rasûlüne itaat eder ve büyük vebalden Allah’a sığınırız.” der ve çocuğun malını verir. Peygamberimiz de: “böyle aç gözlülükten korunup Rabbine itaat eden, Onun cennetine girer.” buyurur. Çocuk da malını Allah yolunda infak eder. Bunu üzerine Peygamberimiz: “mükâfat sâbit oldu, fakat günâh baki kaldı.” buyurunca, bunun ne demek olduğu sorulur, o da: “çocuğun mükâfatı sâbit, fakat babasının günâhı baki.” buyurur. (Bu çocuğun babası müşrik idi.) (Kurtubî, Vâhidî) Bk. (En’am: 152, İsrâ: 17) 2 Yani; Yetimin iyi bir malını kendinizin kötü bir malıyla değiştirmeyin, kendi helal malınızı yetimin malıyla değiştirerek haram yapmayın, kendi malınıza iyi bakıp da yetimin malını kötü bir halde bırakmayın.— M. Türk
4:2
3
وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُـقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ ٣
Ve in hıftum ellâ tuksitû fîl yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâa, fe in hıftum ellâ ta’dilû fe vâhideten ev mâ meleket eymânukum. Zâlike ednâ ellâ teûlû.
Eğer (velîsi olduğunuz) yetim¹ kızlarla² evlendiğinizde, onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, size helâl olan başka kadınlarla veya cariyelerle³ iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.⁴ Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin.⁵ Bu, adaletsizlik yapmamanız için en uygun olanıdır. 1 Yetama: Yetîm kelimesinin çoğuludur. Yetîm, esasen küçükken babası ölen ve ergenlik çağına ermemiş çocuk demektir. Ergenlik çağına girdiği halde, reşit olmamış çocuğa ve kocası ölmüş kadına da tek başına kaldığı için yetîm denildiği olur. Yetimin mallarını vasîsi idare eder. Onun şahsî işlerini ise velîsi yürütür. Yetimler reşit olarak ergenlik çağına ererlerse malları kendilerine teslim edilir. Yetîm bülûğdan sonra bile reşit olamazsa ona yetîm denilmeye devam edilir. Ayrıca yetîm kelimesi, istiâre olarak; tek ve benzersiz veya pek nadir bulunan kıymetli şey, anlamına da gelir. (Son derece kıymetli inciye de dürr-i yetîm denildiği gibi.) 2 Veya “dul kalmış kadın”larla. 3 Yemin; sağ el, “Sağ ellerinizin sahip olduğu” ise; meşru şekilde kazandığınız köle ve cariyeleriniz demektir. Burada konu, kadınlar olduğu için kastedilen cariyelerdir. 4 Allah, Müslüman erkeklere tek eşliliği tavsiye etmiştir. Ancak, gerektiği zaman dörde kadar evlenmelerine de izin vermiştir. Birçokları bu çok evlilik ruhsatının akıllarınca izahını yapmaya çalışmışlarsa da bu izahlar, o şahısları bağlar. “Allah böyle uygun görmüştür” demek en doğrusudur. Bu âyet, evliliği çoğaltmak için değil dörtle sınırlandırmak için indirilmiştir. Bk. (Elmalılı) 5 Âyetteki (فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا) ifâdesinin parantez (mu’tarıza) cümlesi olduğu düşünülerek tercümesi bu şekilde yapılmıştır. Ayrıca (اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ) bölümünün baştaki (فَانْكِحُوا) fiilinden başka bir müteallağı bulunmamaktadır. (اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ) ibaresinin matufu bulunan (فَوَاحِدَةً) kelimesi de (فَانْكِحُوا) fiilinin mef’ulüdür. Ahzab: 50. ayet ise sadece Peygamber Efendimizle ilgili hükümler içermektedir. Mü’minûn: 6. ayette ise bir evlilikten bahsedilmemektedir. Bu sure Mekki bir suredir ve eğer hüküm bildirse bile Nisa: 3. ayetle neshi mümkündür. Hür kadınla evlenmeyle, cariye ile evlenme arasında ki fark; cariye ile evlenirken mihirin olmamasıdır. Zîrâ cariyenin satın alınma bedeli ve evlilik sonucunda hürriyetine kavuşma ihtimâli hür kadının mihirine denktir, hattâ daha da fazladır. Peygamberimizin Hz. Marie ile evliliği bunun örneğidir. Bu izahattan sonra cariye ile evlenmede de nikâhın şart olduğu ağır basmaktadır. Fakat cariyeler ile nikâhsız ilişkiye girilebileceği de bazı ilim adamlarınca izah edilmeye çalışılmış hatta uygulama çoğunlukla bu yönde yapılmıştır. Kanaatimizce bu çok doğru değildir. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Mü’minûn: 6, Ahzab: 50, Nur: 32)— M. Türk
4:3
4
وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْساً فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـٔاً مَر۪ٓيـٔاً ٤
Ve âtûn nisâe sadukâtihinne nıhleh(nıhleten). Fe in tıbne lekum an şey’in minhu nefsen fe kulûhu henîen merîâ(merîan).
(Evleneceğiniz) kadınlara mihirlerini¹ bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin. Eğer onlar kendi istekleriyle size bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin. 1 Bk. (Bakara: 236-237, Mâide: 5, Ahzab: 28-29, 49-50)— M. Türk
4:4
5
وَلَا تُؤْتُوا السُّفَـهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّت۪ي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ ف۪يهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً ٥
Ve lâ tu’tûs sufehâe emvâlekumulletî cealallâhu lekum kıyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Allah’ın sizin geçiminize sebep kıldığı mallarınızı, ahmaklara vermeyin. O mallarla onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.— M. Türk
4:5
6
وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافاً وَبِدَاراً اَنْ يَكْـبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِياًّ فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً ٦
Vebtelûl yetâmâ hattâ izâ belagûn nikâh(nikâha), fe in ânestum minhum ruşden fedfeû ileyhim emvâlehum, ve lâ te’kulûhâ isrâfen ve bidâren en yekberû. Ve men kâne ganiyyen felyesta’fif, ve men kâne fakîran felye’kul bil ma’rûf(ma’rûfi). Fe izâ defa’tum ileyhim emvâlehum fe eşhidû aleyhim. Ve kefâ billâhi hasîbâ(hasîben).
Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların olgunlaştıklarını görürseniz mallarını kendilerine teslim edin.¹ Büyüyecekler endişesiyle onları israf ederek, çarçabuk yemeyin. Zengin olan velî onların malına tenezzül etmesin, fakir olan velî ise (emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını teslim ederken ya nınızda şâhit bulundurun. (Bunların) mükafaatını vermeye ancak Allah’ın gücü yeter.² 1 Reşit olduklarında (yaklaşık 15-18 yaşları arası) onların mallarını kendilerine verin. 2 Âyetin son bölümü “hesap görücü olarak Allah yeter.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
4:6
7
لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَۜ نَص۪يباً مَفْرُوضاً ٧
Lir ricâli nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne, ve lin nisâi nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesur(kesura). Nasîben mefrûdâ(mefrûdan).
Ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta, erkeklerin payı olduğu gibi ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta kadınların da payı vardır. Bu (pay) ister çok olsun, ister az olsun farz kılınmış birer paydır.¹ 1 Araplar, “mızraklarıyla savaşmayan ve yurdunu müdafaa etmeyen vâris olamaz” derler ve kadınlara mirastan pay vermezlerdi. Evs b. Sâbit vefat etmiş ve eşi Ümmü Kâhle, üç kızı ve iki tane amcaoğlu kalmış, vasileri olan Süveyd ve Arfece adındaki iki adam, cahiliye âdeti üzere ölünün mirasını kendilerine almışlar, eşine ve kızlarına hiç bir şey vermemişlerdi. Bunun üzerine Ümmü Kâhle Peygamberimize gelerek şikâyet etmiş, o da: “haydi evine git Allah’ın bu konuda göndereceği emri bekle” buyurmuşlardı. Bu âyet, bu olay üzerine indirilmiştir. İşte bu âyet miras ile ilgili genel hükümleri bildiren ilk âyettir. Böylece o toplumda kadınların da mirastan paylarının olduğu, ilk defa ifâde edilmiş oldu.— M. Türk
4:7
8
وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً ٨
Ve izâ hadaral kısmete ulûl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzukûhum minhu ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Eğer mirasın bölüştürülmesi sırasında (vâris olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar da hazır bulunursa, onlara da ondan bir şeyler verin ve onlara güzel söz söyleyin.¹ 1 Bu âyetteki fiillerin emir kipinde olmasından dolayı, bazı âlimler böyle yapmanın farz olduğu kanaatine varmışlardır. Hatta bu ifadeden, halk arasında “dede yetimi” diye tabir olunan yetimlerin gözetilmesi kanaatine varanlar da mevcuttur.— M. Türk
4:8
9
وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافاً خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداً ٩
Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyeten dıâfen hâfû aleyhim, felyettekûllâhe velyekûlû kavlen sedîdâ(sedîdan).
Kendileri arkalarında yetim çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında korktukları gibi, (yetimlere haksızlık etmekten) de korksunlar. Allah’a karşı (hata etmekten) sakınsınlar ve doğru söz, söylesinler.— M. Türk
4:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْماً اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَاراًۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يراً۟ ٠١
İnnellezîne ye’kulûne emvâlel yetâmâ zulmen innemâ ye’kulûne fî butûnihim nârâ(nâran). Ve se yaslevne seîrâ(seîran).
Yetimlerin mallarını haksız bir biçimde yiyenler, karınları (dolusu) bir ateşten başka bir şey yemiş olmazlar ve (sonunda da) cehennemi boylarlar.— M. Türk
4:10
11
يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاًۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً ١١
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum liz zekeri mislu hazzıl unseyeyn(unseyeyni), fe in kunne nisâen fevkasneteyni fe lehunne sulusâ mâ terak(terake), ve in kânet vâhideten fe lehân nısf(nısfu). Ve li ebeveyhi li kulli vâhidin min humâs sudusu mimmâ terake in kâne lehu veled(veledun), fe in lem yekun lehu veledun ve varisehû ebevâhu fe li ummihis sulus(sulusu), fe in kâne lehû ıhvetun fe li ummihis sudusu, min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn(deynin). Âbâukum ve ebnâukum, lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â(nef’en), farîdaten minallâh(minallâhi). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Allah size, çocuklarınızın (alacağı miras) hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar emreder.¹ (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin) bıraktığı malın üçte ikisi onların,² (çocuk) yalnız bir kadınsa yarısı onundur.³ Eğer ölenin çocuğu varsa, bıraktığı malda ana ve babasından her birinin hissesi altıda birdir.⁴ (Ölenin) çocuğu yok da ana ve babası ona vâris olmuşlarsa, anasının hissesi üçte birdir.⁵ (Aynı durumda ölenin) eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir.⁶ (Bu miras paylaşımı ölenin) vasiyeti yerine getirildikten ve borçları ödendikten, sonra yapılır.⁷ Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz.⁸ İşte bütün bunlar, Allah tarafından belirlenmiş (miras payları)dır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Yani erkeğe kadının payının, iki katını emreder. Mirastan erkeğin iki, kadının bir pay almasının pek çok hikmeti, çeşitli eserlerde yer almışsa da âyetin sonunda, “bu hisselerin Allah tarafından belirlenmiş miras payları” olduğu ifâde edilmektedir. Bu sebeple yapılan yorumlara saygı duyulmakla beraber, bunların şahsi yorumlar olduğunu unutmamak gerekir. Sonuçta Allah, böyle uygun görmüş demek, en doğrusudur. Her şeyin en doğrusunu da O bilir. 2 Ölenin oğlu olmayıp da kızları, birden fazlaysa mirasın 2/3’ünü kendi aralarında eşit olarak paylaşırlar. Kızların hisseleri, kaç tane olurlarsa olsunlar 2/3’ü geçemez. Erkekler ve erkek kardeşleriyle beraber bulunan kızlar, asabe oldukları için mirastan kalanı alırlar ve aralarında ikili birli taksim ederler. 3 Ölenin oğlu olmayıp bir kızı bulunursa onun mirastan payı 1/2’dir. Eğer başka varis yoksa kalanı red yoluyla yine bu bir kızı alır. 4 Ana ve baba asla mirastan men edilemez. Bu durumda ananın payı 1/6, babanın payı 1/6 olmak üzere ikisinin birden çocuklarının mallarında 1/3 hisseleri sabittir. 5 Aynı durumda baba, asabe olur ve kalanı alır. 6 Kardeşler, vâris olsun veya olmasın durum değişmez. Yani annenin hissesi 1/6 olur. 7 Bir kimse ölünce malından önce teçhiz ve tekfin işlemleri yapılır, borçları ödenir. Sonra vasiyetleri yerine getirilir. Bu vasiyet, vârislere olamaz. Vârislerin dışındakilere de malının üçte birinden fazla olamaz. Kalan mal da varisler arasında usulüne uygun şekilde taksim edilir. 8 Yani bunların hangisinin Dünya ve âhirette size daha faydalı olacağını siz bilemezsiniz. Onun için vârislerinizi birbirine tercih ederek, Allah’ın emrinin dışına çıkmayın. Vârislerinize vasiyet ederek, aralarında adaletsizlik yapmayın.— M. Türk
4:11
12
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ ٢١
Ve lekum nısfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veled(veledun), fe in kâne lehunne veledun fe lekumur rubuu mimmâ terakne min ba’di vasıyyetin yûsîne bihâ ev deyn(deynin). Ve lehunner rubuu mimmâ teraktum in lem yekun lekum veled(veledun), fe in kâne lekum veledun fe lehunnes sumunu mimmâ teraktum min ba’di vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn(deynin). Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten ev imraetun ve lehû ahun ev uhtun fe li kulli vâhidin min humâs sudus(sudusu), fe in kânû eksera min zâlike fe hum şurakâu fîs sulusi min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin gayra mudârr(mudârrin), vasıyyeten minallâh(minallâhi). Vallâhu alîmun halîm(halîmun).
Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuklarınız yoksa vasiyetleriniz yerine getirildikten ve borçlarınız ödendikten sonra, bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır.¹ Şâyet çocuklarınız varsa o zaman mirasın sekizde biri hanımlarınızındır.² Miras bırakan erkek veya kadının, çocukları ana ve babası olmayıp³ bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, (ölenin) vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, Allah tarafından bir emir olarak her birinin hissesi altıda birdir. Eğer (bu kardeşler) birden fazla iseler, üçte bir hisseye aralarında zarara uğratılmaksızın ortaktırlar.⁴ Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir ve halîmdir.⁵ 1 Erkeklerin eşleri birden fazla bile olsa tümünün mirastan payı, tek eş gibi düşünülür ve bu âyette belirtilen hisseleri kendi aralarında eşit olarak paylaşırlar. Yani eşlerin hisselerinin tamamı 1/4 veya 1/8’i geçemez. 2 Eşinizin çocuklarının sizden, sizin çocuklarınızın da eşinizden olması şart değildir. Yani bu çocuklar, sizin başka eşinizden veya eşinizin sizden önceki eşinden olabilir. Ayrıca bu âyet (Bakara: 240) da belirtilen, “hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanların, eşleri için bir senelik yetecek kadar mal vasiyet etmeleri” hükmünü kaldırmıştır. 3 Kelâle: Baba, anne ve çocukların dışındaki akrabalık demektir. Çocuğu, annesi ve babası bulunmayan murise (miras bırakan) de ölüye nispetle çocuk, anne ve baba konumunda bulunmayan vârise de kelâle denilir. 4 Bu kardeşler ana bir kardeşlerdir. Bunlar, ölenin çocukları, oğlun... çocukları, babası ve babasının… babası bulunmaz ve ana bir kardeş bir tane olursa terekenin 1/6 alır. (Ana bir kardeşlerin erkek veya kadın olması fark etmez.) Ölenin çocukları, oğlun... çocukları, babası ve babasının… babası bulunmaz ve ana bir kardeşler birden fazla olursa terekenin 1/3’ünü alırlar. (Bunlar üçte bir hisseyi aralarında kız erkek ayrımı yapmadan eşit olarak paylaşırlar.) Ölenin çocukları, oğlun... çocukları, babası ve babasının… babası bulunursa mirastan pay alamazlar. Diğer kardeşlerle ilgili hükümler ileride gelecektir. 5 Halîm: Hiddetten uzak, yumuşak huylu ve son derece sabırlı demektir.— M. Türk
4:12
13
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٣١
Tilke hudûdullâh(hudûdullâhi). Ve men yutııllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ. Ve zâlikel fevzul azîm(azîmu).
İşte bütün bu (hükümler,) Allah’ın koyduğu kurallardır.¹ (Şunu iyi bilin ki) kim, Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, zemîninden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere sokar. İşte en büyük kurtuluş budur. 1 Bunlar ve diğer ayetlerde belirlenen varisler, farz olan pay sahipleridir. Bunlar; hisseleri Allah’ın (c.c) Kitabında veya Rasûlullah’ın (s.a.v) sünnetinde takdir edilmiş olan pay sahipleridir. Terekenin taksiminden evvel bunların hisseleri verilir. Efendimiz (s.a.v): “Farz olan hisseleri sahiplerine verin. Artan kısım ön sıradaki erkek asabenindir.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim, Tirmizî,)— M. Türk
4:13
14
وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟ ٤١
Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu da içerisinde sonsuz kalacağı cehenneme koyar. Ona orada, rezil edici bir azap vardır.— M. Türk
4:14
15
وَالّٰت۪ي يَأْت۪ينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَٓائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَب۪يلاً ٥١
Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ(sebîlen).
Kadınlarınızdan fuhuş¹ yapanlara karşı içinizden hemen² dört şâhit getirin. Eğer onlar şâhitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah kendileri hakkında başka bir yol gösterinceye kadar, evlerde hapsedin.³ 1 Fahşâ, Fâhişe: Haddini aşmış, pek çirkin, aşırı edepsizlik, arzu ve istek, zina, adam öldürmek, hırsızlık gibi her türlü günâhlar, Allah’ın yasakladığı aşırı çirkinlikler ve arzular demektir. El-fâhişe olarak, zinâ anlamında kullanılır. Buna göre zinaya ve zina edene fâhişe adı verilmektedir. Ayrıca fâhişe kelimesinin namuslarını satan zâniye kadınlar hakkında da kullanıldığı bilinmektedir. Nisâ:19. ayette, fahşâ ve fâhişe kelimesi, zinadan kinaye olarak kullanılmıştır. Hakîkate ve normal ölçülere uymayan her işe de fâhiş denilir. Bu kelime, “insanlar arasında yayılan kötülük ve fuhşiyât" anlamında da kullanılmıştır. 2 Bu olayın arkasından, zaman aşımına uğramadan derhal dört adet şâhit getirin. Buradaki zaman aşımı; şehirlerde bir ay, köylerde dört veya altı aydır. 3 Âyetin ilk kısmındaki, “dört şâhit getirme” hükmü devam etmiş, son bölümdeki “ölünceye kadar evlerde hapis” hükmüne ise (Nur: 4.) âyetle açıklama getirilmiştir. Yani âyetin ikinci bölümündeki hüküm, nesh edilmiştir.— M. Türk
4:15
16
وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَاۚ فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَـوَّاباً رَح۪يماً ٦١
Vellezâni ye’tiyânihâ minkum fe âzûhumâ, fe in tâbâ ve aslehâ fe a’rıdû anhumâ. İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Sizden o (fuhşu) yapan her iki tarafa¹ da eziyet edin. Eğer onlar, tevbe edip kendilerini düzeltirlerse (onlara eziyet etmekten) vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir. 1 Buradaki (وَاللَّذَانِ) kelimesinin hem ikil, hem de müzekker olmasından dolayı, müfessirler arasında farklı yorumlar yapılmıştır. Bir kısmı, önceki âyetin kadınlar, bu âyetin de erkekler için ayrı bir hüküm belirlediğini, Mücahid ve Isfahani gibi bir kısmı da âyetin zahirini esas alarak, erkekler arası sapık ilişkiler için hüküm belirlediğini ifâde etmişlerdir. Arapçada genel kullanıldığı zaman müzekkerin müennesleri de kapsadığı esas alınırsa bu izah pek de uygun düşmemektedir. Elmalılı: “önce kadınlar hakkında ömür boyu hapis emredilmiş, bu âyet daha sonra indirilerek, ömür boyu hapsi neshetmiş ve daha sonra da Nur 4. âyetle burada mücmel olan ta’zir cezâsı beyan olunarak had cezâsı getirilmiştir.” demiştir.— M. Türk
4:16
17
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً ٧١
İnnemât tevbetu alâllâhi lillezîne ya’melûnes sûe bi cehâletin summe yetûbûne min karîbin fe ulâike yetûbullâhu aleyhim. Ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
Allah’ın kabul edeceğini vâdettiği tevbe, ancak, bilmeyerek günâh işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir.¹ İşte Allah sadece bunların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Bu âyete göre tevbede esas olan, günâhın kasıtla değil bilmeyerek işlenmesi ve hemen arkasından bir an önce tevbe edilmesidir. Bundan sonraki âyetten de anlaşılacağı gibi, bu tevbenin ölümden önce olması gerekir. Ancak ölümün ne zaman geleceği bilinemeyeceğinden dolayı tevbe’nin bir an önce yapılması, en doğru olanıdır. Konuyla ilgili olarak Bk. (En’am: 12-54, A’raf: 156 ve dipnotu, Tevbe: 104, Tâ Hâ: 82, Nur: 31, Şura: 25, Tahrim: 8)— M. Türk
4:17
18
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٨١
Ve leysetit tevbetu lillezîne ya’melûnes seyyiât(seyyiâti), hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu kâle innî tubtul’âne ve lâllezîne yemûtûne ve hum kuffâr(kuffârun). Ulâike a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Yoksa günâh işleyip de kendilerine ölüm gelip çatınca, “ben şimdi tevbe ettim.” diyenler, bir de kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur. İşte bunlara Biz âhirette acıklı bir azap hazırladık.— M. Türk
4:18
19
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً ٩١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yahıllu lekum en terisûn nisâe kerhâ(kerhen). Ve lâ ta’dulûhunne li tezhebû bi ba’dı mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi fâhışetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve âşirûhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ(kesîran).
Ey îman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helal değildir.¹ Açık bir hayâsızlık yapmaları dışında verdiğiniz (mihirden) bir kısmını geri almak için onlara baskı yap(ıp boşanmaya zorla)mayın.² Onlarla iyi geçinin. Şunu iyi bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah fazlasıyla hayır takdir etmiş olabilir. 1 Âyetin bu bölümü: “Ey îman edenler! Kadınları miras yoluyla zorla almanız size helâl değildir.” şeklinde de tercüme edilebilir. Cahiliye döneminde; bir adam vârisi olduğu yakınlarından biri öldüğü zaman, eşinin veya çadırının üzerine elbisesini atıp, “malına vâris olduğum gibi karısına da vâris olacağım” der ve o kadına sahip olurdu. Dilerse onu başkası ile evlendirir, dilerse evlendirmez, kendi de evlenmez, böylece malına sahip olurdu. Yine cahiliye döneminde bazı erkekler, hoşlanmadıkları ama malları bulunan eşlerini, sadece miraslarına konmak amacıyla ölünceye kadar boşamazlardı. Bu âyet, bu kötü geleneği ortadan kaldırmıştır. 2 Bir hayâsızlığı ispat edilerek kocası tarafından boşanan kadına, mihri verilmez. Bu âyette; sadece mihrini vermemek için kadınların suçsuz yere bu duruma düşürülmemesi emredilmektedir.— M. Türk
4:19
20
وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً ٠٢
Ve in eradtumustibdâle zevcin mekâne zevcin, ve âteytum ihdâhunne kıntâren fe lâ te’huzû minhu şey’â(şey’en). E te’huzûnehu buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).
Eğer bir eşi boşayıp da yerine başka bir eşle evlenmek isterseniz onlardan birisine yüklü bir miktarda¹ mihir vermiş bile olsanız, o verdiğiniz (maldan) hiç bir şeyi geri almayın. O kadına iftira atarak ve apaçık bir günâha girerek verdiğinizi geri almak hiç olur mu? 1 Bu ifâdeden kadına verilecek mihrin üst sınırının açık olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Peygamberimiz, bu miktarın fazla tutulmamasını tavsiye etmiş, hattâ uygulamalarında bir demir yüksüğü veya Kur’an’dan bazı âyetleri bile mihir olarak kabul buyurmuşlar ve bunu tavsiye etmişlerdir. Hz. Ömer (r.a) mihir için bir sınır koymaya kalkınca, Müslüman bir kadın: “Ey Ömer! Allah veriyor, sen alıyor musun!” dedi ve bu âyeti okudu. Hz. Ömer, bunun üzerine: “bu kadın isabet etti, Ömer hata etti.” dedi. (Kurtubî)— M. Türk
4:20
21
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً ١٢
Ve keyfe te’huzûnehu ve kad efdâ ba’dukum ilâ ba’dın ve ehazne minkum mîsâkan galîzâ(galîzan).
Siz (daha önce) birbirinizle içli dışlı olduğunuz ve onlar, sizden sağlam bir teminat¹ almış olduğu halde onu, (böyle bir yolla) nasıl geri alabilirsiniz? 1 Bu teminat; Allah’ın emri ve Peygamberin sünneti üzere yapılan nikâh sözleşmesidir.— M. Türk
4:21
22
وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟ ٢٢
Ve lâ tenkihû mâ nekaha âbâukum minen nisâi, illâ mâ kad selef(selefe). İnnehu kâne fâhışeten ve maktâ(maktan). Ve sâe sebîlâ(sebîlen).
(Cahiliye döneminde) olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla sakın evlenmeyin.¹ Şüphesiz bu, pek çirkin, çok iğrenç ve son derece kötü bir gelenektir. 1 Cahiliye döneminde erkekler, babalarının boşadığı veya babaları ölünce dul kalan eşleri ile evlenirlerdi. Bu âyete göre; babaların gerek nikâhlı, gerekse nikâhsız olarak beraber oldukları kadınları, oğullarının veya torunlarının nikâhlamaları yasaklanmıştır. Nikâh kelimesi, lügatte evlenmek anlamına geldiği gibi “birbirine girmek” ve “kucağa çekmek” anlamına da geldiğinden; babaların nikâhsız ilişki kurdukları kadınlarla oğullarının nikâhlanmaları da buna dâhildir.— M. Türk
4:22
23
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ ٣٢
Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum, ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe). İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ(rahîmen).
(Ey îman edenler!) Size; anneleriniz,¹ kızlarınız,² kız kardeşleriniz,³ halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz,⁴ karılarınızın anneleri ve kendileri ile gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olan gözetiminiz altındaki üvey kızlarınız, haram kılındı. Eğer onların anneleri ile gerdeğe girmemişseniz (onlarla evlenmenizde) size bir günâh yoktur. Kendi soyunuzdan olan öz oğullarınızın eşleri⁵ ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birden nikâhlamanız⁶ da size haramdır. Ancak cahiliye döneminde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir. 1 Analarınıza; babanızın ve ananızın anaları ve onların da anaları dâhildir. Çünkü “ana” ifâdesi çoğul olarak kullanılmıştır. 2 Kızlarınıza; oğullarınızın ve kızlarınızın kızları olan torunlarınız ve torunlarınızın torunları da dâhildir. 3 Kız kardeşlerin; ana-baba bir, baba bir veya ana bir olmaları fark etmez. 4 Sütanneler ve sütkız kardeşler haram olunca buna kıyasla; sütbabalar, sütkızlar, süthalalar, sütteyzeler, sütkardeşler ve kızları da buna dâhildir. Zîrâ Peygamberimiz: “Soydan haram olanların hepsi, emzirmeden dolayı da haram olur.” buyurmuştur. (Kurtubî) 5 Buna bütün torunların eşleri de dâhildir. 6 Burada ölçü; biri erkek farz edildiği takdirde diğerine nikâhı câiz olmayan iki kadının, bir nikâh altında bulunmaları haramdır. (Bir kızla halasının, teyzesinin, erkek ve kız kardeşinin kızlarının aynı erkekle bir arada nikâhlanmaları haramdır.) Ancak, bunlardan birisi ölür veya eşinden boşanırsa, diğeriyle aynı erkek daha sonra evlenebilir. Bunun dışında daha önce zikredilenlerin haramlığı ebedîdir.— M. Türk
4:23
24
وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً ٤٢
Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn(musâfihîne). Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah(farîdaten). Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah(farîdati). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Savaş esiri olarak elinize geçmiş cariyeler dışında,¹ evli kadınlarla evlenmeniz Allah’ın bir emri olarak size haramdır.² Bunların dışında kalan kadınlarla iffetli olarak, zina etmeksizin³ mihirlerini vererek nikâhlanmanız size helâl kılındı. Bu kadınlardan nikâh ile faydalanmanıza karşılık kendilerine aranızda kararlaştırılmış olan mihirlerini, hakları olarak verin. Daha önce belirlenen mihri eşinizle anlaşarak yeni bir miktara bağlamanızda da bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Buradaki istisna, İslâm uğruna cihad amacı ile yapılan savaşlarda esir alınmış cariyeler ile ilgilidir. Bu kadınlar, kendi yurtlarında evli bile olsalar, yurtları ile ilişkileri kesilince oradaki kâfir kocaları ile de nikâhları biter. Hamile olmadıklarının anlaşılması için bir defa âdet görmeleri yeterlidir. Bundan sonra bu kadınlarla nikâhlanmak helâl olur. 2 Bu bölüm, “meşru yollarla evli bulunduğunuz eşlerinizdışında, evli kadınlarla evlenmeniz Allah’ın bir emri olarak size haramdır.” diye tercüme edilebilir. 3 Sefeh: Esasen kan ve su karışımı sıvıları döküp akıtmak demektir. “Müsafehe” ise; sadece suyunu boşaltmak, yani sadece keyfini yetirmek anlamını ifâde eder. Bundan dolayı da zinaya “sifah” denilir. Yukarıda zikredildiği gibi kadınların helâl kılınmasından asıl maksat, nikâh ve nesli çoğaltmaktır. Yoksa sadece şehveti gidermek maksadıyla nikâh caiz değildir. Bu maksat da gizli veya aşikâr olabilir. Gizli olup da bu niyet yalnız kalpte kalırsa nikâh zahiren sahih olsa da diyaneten helâl olmaz. Fakat müt’a nikâhı gibi zahirde de ifade edilirse veya bir müddet ile sınırlanırsa nikâh hem diyaneten hem de hükmen fasit olur. Bu ayetten bir çeşit zina demek olan, müt’a nikâhının haram olduğu anlaşılmaktadır.— M. Türk
4:24
25
وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ مِنْكُمْ طَوْلاً اَنْ يَنْكِـحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِكُمْۜ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍۚ فَاِذَٓا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْۜ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٥٢
Ve men lem yestetı’ minkum tavlen en yenkıhal muhsanâtil mu’minâti fe min mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mu’minât(mu’minâti). Vallâhu a’lemu bi îmânikum. Ba’dukum min ba’d(ba’dın), fenkihûhunne bi izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrehunne bil ma’rûfi muhsanâtin gayra musâfihâtin ve lâ muttehızâti ahdân(ahdânin), fe izâ uhsinne fe in eteyne bi fâhışetin fe aleyhinne nısfu mâ alâl muhsanâti minel azâb(azâbi). Zâlike li men haşiyel anete minkum. Ve en tasbirû hayrun lekum. Vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
(Ey îman edenler!) Sizden îmanlı hür kadınlarla evlenmeye malî durumu elverişli olmayanlar ellerinizin altındaki Müslüman cariyelerinizle evlensinler. Sizin îmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Zâten siz¹ hepiniz, birbirinizle aynısınız. Onların namuslu olanları, zinadan uzak duranları ve gizli dost tutmayanları ile sahiplerinin iznini alarak ve uygun şekilde mihirlerini vererek evlenin. Eğer onlar, evlendikten sonra zina yapacak olurlarsa onların cezâları hür kadınlara verilecek cezânın yarısıdır.² Bu hükümler, içinizden günâh işlemekten korkanlara tanınan bir imkândır. Yok, eğer sabrederseniz bu sizin için daha hayırlıdır.³ Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir. 1 Bir Müslümanın hür bir eşi yoksa veya hür bir kadınla evlenmeye gücü yetmiyorsa Müslüman bir cariye ile nikâhlansın. Zira bunun masrafı azdır. Mü’min bir cariye ile evlenmeyi bir zül olarak görmesin. Yani; Müslüman olduktan sonra, ha hür olmuşsunuz, ha köle olmuşsunuz fark etmez. Onlarla evlenmek bir erkek için zül değil, esas zül, iffetsizliktir. Cariyeler ancak sahiplerinin izni ile mihirleri veya nafakaları kendilerine ma’ruf vechile güzelce verilerek nikâh edilir. 2 Ahdân, “haden”in çoğuludur ve gizli dost tutmak demektir. Cahiliyye döneminde iki çeşit zina vardı. Birisi umuma açık olanı, diğeri de birini dost tutarak hususî bir surette gizlice zina etmek idi. Ve bunlar çoğunlukla cariyelerle yapılırdı. İslam’da bunların ikisi de yasaklanmıştır. Binaenaleyh cariyeler zina yaparlarsa onlara hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı vacib olur. 3 Cariyelerle evlenmek, ancak evlenemeyip de zina korkusu bulunanlar içindir. Bu korku olmadığı takdirde cariyelerle evlenmek, mendub bile değildir. Zîrâ bu hür ve iffetli kadınlara zarar vermesi yönünden sıkıntılıdır. Bunun için Hz. Ömer: “cariye ile evlenen her hangi bir hür, hürriyetinin yarısını zayi etmiş olur” demiştir.— M. Türk
4:25
26
يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٦٢
Yurîdullâhu li yubeyyine lekum ve yehdîyekum sunenellezîne min kablikum ve yetûbe aleykum. Vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah size (helâl ile haramı) açıkça bildirmek, sizi sizden önceki iyilerin yollarına iletmek ve günâhlarınızı bağışlamak istiyor. Çünkü Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm (ve hikmet) sahibi olandır.— M. Türk
4:26
27
وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلاً عَظ۪يماً ٧٢
Vallâhu yurîdu en yetûbe aleykum ve yurîdullezîne yettebiûneş şehevâti en temîlû meylen azîmâ(azîmen).
(Ey îman edenler!) Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek isterken, nefislerinin aşırı arzuları peşinden koşanlar ise sizin tamamen yoldan çıkmanızı istiyorlar.— M. Türk
4:27
28
يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً ٨٢
Yurîdullâhu en yuhaffife ankum, ve hulikal insânu daîfâ(daîfen).
İnsan zayıf yaratılmış olduğu için Allah, sizin ağır sorumluluklarınızı (böylece) hafifletmek istiyor.— M. Türk
4:28
29
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً ٩٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ te’kulû emvâlekum beynekum bil bâtılı, illâ en tekûne ticâraten an terâdın minkum, ve lâ taktulû enfusekum. İnnallâhe kâne bikum rahîmâ(rahîmen).
Ey îman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yolarla¹ değil,² karşılıklı anlaşmaya dayalı (meşru) ticaret yolu ile yiyin. Birbirinizin canına kıymayın.³ Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. 1 Yani; hırsızlık, gasp, kumar, faiz, israf ve her türlü gayr-ı meşru yollarla yemeyin. 2 Bu istisna edatından önce zikredilen bâtıl işler, “müstesna minh’e” mana itibariyle dâhil olmayacağı için bu istisna, munkatı’ istisna olarak kabul edilmiş ve tercüme bu şekilde yapılmıştır. Zîrâ munkatı’ istisna kasr ifâde etmeyeceğinden tercümeyi; “mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeniz haram, fakat kendi rızanızla yaptığınız ticaret dinen bâtıl bile olsa helaldir.” diye anlamamak gerekir. 3 Âyetin bu bölümü, şu şekillerde anlaşılabilir: 1- Kasten intihar ederek kendinizi öldürmeyin. 2- Hind fakirlerinin yaptığı gibi Allah’a kulluğu zühtte arayıp, züht’ü de rûhbanlık zannederek nefislerinizi ezmeyin. 3- Ticareti takvaya ters görerek, kendinizi fakirleştirmeyin. 4- Ticaret yapacağım diye kendinizi tehlikeye atmayın. 5- Birbirinizi hiç bir şekilde öldürmeyin. 6- Hıristiyan ve diğer rûhbanlar gibi, nefislerinizi öldürmeyin ve bunu bir ibâdet zannetmeyin. (Özetle-Elmalılı) Bu ayet burada dururken sufi ekollerinde nefislerini öldürmeye çalışanlar ne yaptıklarının farkındalar mı acaba?— M. Türk
4:29
30
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٠٣
Ve men yef’al zâlike udvânen ve zulmen fe sevfe nuslîhi nârâ(nâran). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Kim, düşmanlık ve zulüm yolu ile bu (haram kılınan şeyleri) yaparsa, (bilsin ki) Biz, ileride onu Cehennem ateşine atacağız. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.— M. Türk
4:30
Yükleniyor...
Nisa
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle