Kalem 52 Ayet 29. Cüz القلم
68

Kalem

— Kalem
52 Ayet 29. Cüz
القلم
68
Kalem
52 Ayet
القلم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ١
Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).
Nûn.¹ O bildiğin² kalem’e³ ve onunla yaza gelen ve yazmaya devam edecek olan⁴ (meleklere)⁵ yemin olsun. 1 (ن) “nun” kelime olarak her ne kadar; “büyük balık, mürekkep hokkası, kılıcın ağzı” anlamlarına gelirse de burada kelime olarak yazılmadığı için, hurûf’ül-mukattaa’dan kabul edilerek tercüme edilmemiştir. 2 Kalem kelimesi ma’rife (belirli) olduğu için bu ilave yapılmıştır. 3 Bu kalemle ilgili pek çok görüş ortaya konmuşsa da esasen bu kalem ya “insan kalemi” yani insanların kullandığı kalem ya da “levh-i mahfuzun yazıldığı “yüce kalem” anlamında olabilir. En doğrusunu Allah bilir. 4 (يَسْطُرُونَ) muzari olduğu ve muzari de devamlılık, şimdiki ve gelecek zaman ifâde ettiği için tercüme bu şekilde yapılmıştır. 5 Bu ilave, kalem tekil, (يَسْطُرُونَ) fiili çoğul olduğu ve öznenin de akil ve çoğul olması gerektiği için yapılmıştır. Ama kalemle ilgili farklı görüşlere göre bu fiilin öznesinin “insan” olma ihtimali de vardır. Bazı tefsirlerde bu fiilin öznesinin “insanlar”, bazılarında da “melekler” denilmesi bundan dolayıdır.— M. Türk
68:1
2
مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ ٢
Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin).
(Ey Muhammed!) Rabbinin nîmeti sayesinde sen, mecnun¹ değilsin.² 1 Mecnun: Cünûn sözlükte “örtünmek, gizlenmek; aklını kaybetmek” anlamına gelir. Bu durumdaki kişiye de “mecnun” (deli) denir. Kur’ân-ı Kerîm’de, peygamberlerin davetinden ve özellikle Hz. Muhammed (s.a.v)’in tevhide yaptığı çağrıdan rahatsız olanların onlara yönelttikleri iftiraların başında onlara mecnun denmesi geldiği belirtilir. Kur’ân-ı Kerîm’de on bir âyette “mecnun” kelimesi kullanılmıştır. Mecnun kelimesi her ne kadar çoğunlukla “deli” diye tercüme edilmişse de bu, anlamı tam karşılamamaktadır. Kelimenin esas anlamı “cinlenmiş” demektir. Bu sebeple de tercüme edilmemiştir. 2 Bu âyet “(Ey Muhammed!) Rabbinin nîmetlerine yemin olsun ki sen, mecnun değilsin.” şeklinde tercüme edilebilir.— M. Türk
68:2
3
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍۚ ٣
Ve inne leke le ecren gayre memnûn(memnûnin).
Şüphesiz sana, bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.¹ 1 Bu ayet, “Şüphesiz sana, hiç kimsenin minnetini çekmeden sırf Allah’ın lütfu ve yardımı olan bir mükâfat vardır” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
68:3
4
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ٤
Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).
Ve sen, kesinlikle çok büyük bir ahlâk¹ üzeresin. 1 Ahlâk: Huylar, seciyeler, mizaçlar, anlamında bir kavramdır. (خَلَقَ) kökünden gelir. Aynı kökten gelen “halk”, gözle görülebilen sûret, şekil ve durumlara; “hulk” ise, gönülle anlaşılabilen kuvvetlere ait olmuştur. Çoğulu “huluk” ve “ahlâk” gelir. Fakat dilimizde ahlâk kelimesinin de “evlat” kelimesi gibi tekil anlamda kullanılması yaygın hale gelmiştir. Ahlâk, aslında “insanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülüklerden uzak yani güzel huylu olmasıdır”. Çirkin huylulara “ahlâksız” denir. Bununla beraber yatkınlık ve maharet esas olduğundan iyilik veya kötülüğü alışkanlık haline getirmiş olmasına göre “iyi ahlâk” ve “kötü ahlâk”, “güzel ahlâklı” ve “çirkin ahlâklı” diye bir ayırım da yapılır. “İslâm ahlâkı” Kur’an-ı Kerîm’e dayanır ve her yönüyle Cenâb-ı Allah tarafından vahiy yoluyla belirlenmiş bir davranışlar manzumesidir. Hz. Peygamber (s.a.v): “Ben ahlâkî prensipleri tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur. (İbnu Hanbel) Aynı şekilde Rasulullah’ın bütün hadisleri insanların birbirlerine karşı daha iyi davranmaları konusunda birer emir mahiyetinde olup, Müslümanlara görevler yüklemektedir. Dolayısıyla İslâm’ın getirdiği ahlâk anlayışı her şeyden önce bir görev ahlâkıdır. İslâm’da “Emr-i Bilmaruf ve Nehy-i Anilmünker” prensibi insanların ahlâkını daima iyiye doğru yönlendirmek içindir. İslâm’da ahlâkı iman’dan ayırmak mümkün değildir. Zira bütün Kur’anî emirlere boyun eğmek imanın gereğidir. Bu emirlere uymakla da en üstün ahlâkî değerler elde edilir. Rasulullah (s.a.v): “Müminlerin iman açısından en mükemmel olanı, ahlâkı en iyi olanıdır” buyurmuştur. (Buhârî) Bu duruma göre ahlâkî açıdan mükemmel bir anlayış ve davranışa sahip olmayan kişi, iman açısından da kemâle ermiş olamaz.— M. Türk
68:4
5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ ٥
Fe se tubsıru ve yubsırûn(yubsırûne).
5,6. Kimin mecnun olduğunu, yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.— M. Türk
68:5
6
بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ٦
Bi eyyikumul meftûn(meftûnu).
5,6. Kimin mecnun olduğunu, yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.— M. Türk
68:6
7
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٧
İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).
Senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını kesinlikle daha iyi bilir, kimin de dosdoğru yolda olduğunu çok daha iyi bilir.— M. Türk
68:7
8
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ ٨
Fe lâ tutııl mukezzibîn(mukezzibîne).
O halde sakın yalancılara itaat etme.— M. Türk
68:8
9
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ٩
Veddû lev tudhinu fe yudhinûn(yudhinûne).
Onlar senin (onlara) yağcılık yapmanı, böylece kendilerinin de (sana) yağcılık yapmalarını arzu ediyorlar.— M. Türk
68:9
10
وَلَا تُطِـعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ ٠١
Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn(mehînin).
10,11,12,13. (Ey Muhammed!) Şu boş yere yemin eden, aşağılık, (herkesi) kötüleyip duran, boşboğazlık yapan, iyilik düşmanı, saldırgan, günâhkâr, saygısız, sonra bir de soysuzların¹ hiçbirine itaat etme. ² 1 Zenîm: “zeneme” den türetilmiştir. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpeye benzer yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan asılı bırakılan her tarafa sallanıp duran sarkıntıya denir. Dilimizde o koyun veya keçiye “küpeli” denildiği gibi Arapça’da da “zenîm” denilir. Burada istiâre olarak Türkçe’deki, “dalkavuk, kulağı yirik, kulağı kesik yahut kulağı küpeli” sözlerindeki mecazî mânâyı andırır. İbnu Cerir’in açıklandığı gibi tefsirciler İbnu Abbas’tan edilen rivayete göre bu kelime mecazen: “Nesebi şüpheli, nesebi başkasının nesebine katılmış, soysuz, kötülükle tanınmış, damgalı kâfir, zalim, aşağılık, fena huylu…” anlamlarına gelir. 2 Bazı müfessirler, bunlarla belirli bir şahsın kastedilip edilmediğini araştırmışlarsa da; bu özellikleri taşıyan her şahsın kastedildiği, baştaki (كُلَّ) ifâdesinden açıkça anlaşılmaktadır.— M. Türk
68:10
11
هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ ١١
Hemmâzin meşşâin bi nemîm(nemîmin).
10,11,12,13. (Ey Muhammed!) Şu boş yere yemin eden, aşağılık, (herkesi) kötüleyip duran, boşboğazlık yapan, iyilik düşmanı, saldırgan, günâhkâr, saygısız, sonra bir de soysuzların¹ hiçbirine itaat etme. ² 1 Zenîm: “zeneme” den türetilmiştir. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpeye benzer yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan asılı bırakılan her tarafa sallanıp duran sarkıntıya denir. Dilimizde o koyun veya keçiye “küpeli” denildiği gibi Arapça’da da “zenîm” denilir. Burada istiâre olarak Türkçe’deki, “dalkavuk, kulağı yirik, kulağı kesik yahut kulağı küpeli” sözlerindeki mecazî mânâyı andırır. İbnu Cerir’in açıklandığı gibi tefsirciler İbnu Abbas’tan edilen rivayete göre bu kelime mecazen: “Nesebi şüpheli, nesebi başkasının nesebine katılmış, soysuz, kötülükle tanınmış, damgalı kâfir, zalim, aşağılık, fena huylu…” anlamlarına gelir. 2 Bazı müfessirler, bunlarla belirli bir şahsın kastedilip edilmediğini araştırmışlarsa da; bu özellikleri taşıyan her şahsın kastedildiği, baştaki (كُلَّ) ifâdesinden açıkça anlaşılmaktadır.— M. Türk
68:11
12
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ٢١
Mennâın lil hayri mu’tedin esîm(esîmin).
10,11,12,13. (Ey Muhammed!) Şu boş yere yemin eden, aşağılık, (herkesi) kötüleyip duran, boşboğazlık yapan, iyilik düşmanı, saldırgan, günâhkâr, saygısız, sonra bir de soysuzların¹ hiçbirine itaat etme. ² 1 Zenîm: “zeneme” den türetilmiştir. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpeye benzer yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan asılı bırakılan her tarafa sallanıp duran sarkıntıya denir. Dilimizde o koyun veya keçiye “küpeli” denildiği gibi Arapça’da da “zenîm” denilir. Burada istiâre olarak Türkçe’deki, “dalkavuk, kulağı yirik, kulağı kesik yahut kulağı küpeli” sözlerindeki mecazî mânâyı andırır. İbnu Cerir’in açıklandığı gibi tefsirciler İbnu Abbas’tan edilen rivayete göre bu kelime mecazen: “Nesebi şüpheli, nesebi başkasının nesebine katılmış, soysuz, kötülükle tanınmış, damgalı kâfir, zalim, aşağılık, fena huylu…” anlamlarına gelir. 2 Bazı müfessirler, bunlarla belirli bir şahsın kastedilip edilmediğini araştırmışlarsa da; bu özellikleri taşıyan her şahsın kastedildiği, baştaki (كُلَّ) ifâdesinden açıkça anlaşılmaktadır.— M. Türk
68:12
13
عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ ٣١
Utullin ba’de zâlike zenîm(zenîmin).
10,11,12,13. (Ey Muhammed!) Şu boş yere yemin eden, aşağılık, (herkesi) kötüleyip duran, boşboğazlık yapan, iyilik düşmanı, saldırgan, günâhkâr, saygısız, sonra bir de soysuzların¹ hiçbirine itaat etme. ² 1 Zenîm: “zeneme” den türetilmiştir. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpeye benzer yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan asılı bırakılan her tarafa sallanıp duran sarkıntıya denir. Dilimizde o koyun veya keçiye “küpeli” denildiği gibi Arapça’da da “zenîm” denilir. Burada istiâre olarak Türkçe’deki, “dalkavuk, kulağı yirik, kulağı kesik yahut kulağı küpeli” sözlerindeki mecazî mânâyı andırır. İbnu Cerir’in açıklandığı gibi tefsirciler İbnu Abbas’tan edilen rivayete göre bu kelime mecazen: “Nesebi şüpheli, nesebi başkasının nesebine katılmış, soysuz, kötülükle tanınmış, damgalı kâfir, zalim, aşağılık, fena huylu…” anlamlarına gelir. 2 Bazı müfessirler, bunlarla belirli bir şahsın kastedilip edilmediğini araştırmışlarsa da; bu özellikleri taşıyan her şahsın kastedildiği, baştaki (كُلَّ) ifâdesinden açıkça anlaşılmaktadır.— M. Türk
68:13
14
اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ ٤١
En kâne zâ mâlin ve benîn(benîne).
14,15. (Bir de) o,¹ servete ve oğullara sahip olduğu için kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyene (itaat etme.) 1 Bu şahıs; Ahnes b. Şüreyk veya Esved b. Abdi Yeğus olabilir. (Es bâb-ı Nüzûl-Suyûtî)— M. Türk
68:14
15
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥١
İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîrul evvelîn(evvelîne).
14,15. (Bir de) o,¹ servete ve oğullara sahip olduğu için kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyene (itaat etme.) 1 Bu şahıs; Ahnes b. Şüreyk veya Esved b. Abdi Yeğus olabilir. (Es bâb-ı Nüzûl-Suyûtî)— M. Türk
68:15
16
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ٦١
Se nesimuhu alel hurtûm(hurtûmi).
Yakında Biz, onun burnunu sürteceğiz.¹ 1 Bu ayet, kelime anlamıyla, “yakında biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız” diye tercüme edilebilir. Mealdeki anlam, mecâzîdir. Yukarıdaki tercüme, bunun Türkçedeki en yakın mecazi anlamı olan “burnunu sürtmek” tabiri ile yapılmıştır. Burada “burun” yerine “hortum” tabir edilmesi “kibir ve gurur” fiiline işarettir. “Burnu büyümek” gibi kibir ve gururdan kinayedir. Sonra hortum fil ve domuz burunlarında kullanıldığı ve yüze, buruna damga ve dağ, en çirkin şeyler olduğu için bu tabirde büyük bir alçaltma vardır. Onun için Rasulullah hayvanatın bile yüzlerinden damgalanmasını yasaklamıştır ve yapana lanet etmiştir. Yüzde burun, en önde olduğu için en göze batan, ilk sakınılması lâzım gelen ve şeref nişanesi sayılan ve ondan dolayı en muhterem secde mevzii olan bir uzuvdur. Hâsılı hortumunu dağlamak ve damgalamak, “burnunu kırmak” ve “burnunu sürtmek” tabirlerimize uygun düşmektedir.— M. Türk
68:16
17
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ٧١
İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbel cenneh(cenneti), iz aksemûle yasri munnehâ musbihîn(musbihîne).
Biz bunları da (vaktiyle) bahçe sahiplerini denediğimiz gibi deneyeceğiz. Hani onlar, bir sabah erkenden bahçeyi mutlaka devşireceklerine dâir yemin etmişlerdi.— M. Türk
68:17
18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ ٨١
Ve lâ yestesnûn(yestesnûne).
(Ve bu konuda) hiç bir istisna¹ da yapmıyorlardı. 1 Yani; “inşaallah, Allah izin verirse, sağ salim sabaha çıkarsak”, gibi bir şart koymuyorlardı.— M. Türk
68:18
19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ٩١
Fe tâfe aleyhâ tâifun min rabbike ve hum nâimûn(nâimûne).
Fakat onlar uyuyorlarken Rabbin tarafından bir afet, o (bahçeyi) kuşatıverdi.— M. Türk
68:19
20
فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ٠٢
Fe asbahat kes sarîm(sarîmi).
Ve o (bahçe) kapkara kesiliverdi.¹ 1 Sarîm: Tamamen kesilmiş veya kesik demektir. Meyvesi kesilmiş bağa, hasılatı biçilmiş tarlaya, geceden bir bölüme, hiç bir şey bitirmeyen kumluk bir yere de “sarîm” denilir. Burada birinci mana olabilirse de sonraki manalardan biriyle o bağın meyvesinin değil kendisinin kökünden kesilip yanmış, kül gibi kararmış olduğu rivayet edilmiştir. (Elmalılı)— M. Türk
68:20
21
فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ١٢
Fe tenâdev musbihîn(musbihîne).
21,22. Sabahleyin de birbirlerine: “Eğer ürününüzü devşirecekseniz erken davranın.” diye seslendiler— M. Türk
68:21
22
اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ٢٢
Enıgdû alâ harsikum in kuntum sârımîn(sârımîne).
21,22. Sabahleyin de birbirlerine: “Eğer ürününüzü devşirecekseniz erken davranın.” diye seslendiler— M. Türk
68:22
23
فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ٣٢
Fentalekû ve hum yetehâfetûn(yetehâfetûne).
23,24. Derken, kendi aralarında: “Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın!” diye fısıldaşarak (bahçelerine) gittiler.— M. Türk
68:23
24
اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ٤٢
En lâ yedhulennehel yevme aleykum miskîn(miskînun).
23,24. Derken, kendi aralarında: “Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın!” diye fısıldaşarak (bahçelerine) gittiler.— M. Türk
68:24
25
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ٥٢
Ve gadev alâ hardin kâdirîn(kâdirîne).
(Sanki yoksulları) engellemeğe güçleri yetecekmiş gibi, erkenden gittiler.— M. Türk
68:25
26
فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ٦٢
Fe lemmâ reevhâ kâlû innâ le dâllûn(dâllûne).
26,27. Ama o (bahçeyi o halde) görünce (önce): “Biz herhalde yanlış gelmişiz” dediler. (Sonra da): “Hayır, biz tam tersine (bütün servetimizden) yoksun bırakıldık.” dediler.— M. Türk
68:26
27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٧٢
Bel nahnu mahrûmûn(mahrûmûne).
26,27. Ama o (bahçeyi o halde) görünce (önce): “Biz herhalde yanlış gelmişiz” dediler. (Sonra da): “Hayır, biz tam tersine (bütün servetimizden) yoksun bırakıldık.” dediler.— M. Türk
68:27
28
قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَـكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٨٢
Kâle evsatuhum e lem ekul lekum levlâ tusebbihûn(tusebbihûne).
(İçlerinden) aklı başında olan birisi: “Ben size (Allah’ı) anmanız gerekmez miydi? dememiş miydim?” dedi.— M. Türk
68:28
29
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٩٢
Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
(En sonunda): “Ey Rabbimiz! Sen ne kadar da yücesin! Gerçekten bizler zâlimlerden olduk.” dediler.— M. Türk
68:29
30
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ٠٣
Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn(yetelâvemûne).
Hemen birbirlerini kınamağa başladılar.— M. Türk
68:30
Yükleniyor...
Kalem
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle