قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعاً وَاَنَابَ ۩ ٤٢
Kâle lekad zalemeke bi suâli na’cetike ilâ niâcih(niâcihî), ve inne kesîren minel huletâi le yebgî ba’duhum alâ ba’dın illellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve kalîlun mâ hum, ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festagfere rabbehu ve harre râkian ve enâb(enâbe). (SECDE ÂYETİ)
(Dâvût): “Bu adam senin bir koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle sana kesinlikle zulmetmiştir. Doğrusu, çok az olmasına rağmen gerçekten (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışında, ortak iş yapanların¹ çoğu, genellikle birbirlerinin hakkına tecavüz ederler” dedi. Ve Dâvût o anda gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi anladı, Rabbinden af diledi, eğilerek yere kapandı² ve (Allah’a) gönülden yöneldi.³
1 Huleta’yı, bir toplumda yaşayan insanlar, kardeşler ve dostlar şeklinde anlamak da mümkündür. 2 Buradaki, “rükû etti” ifâdesini müfessirlerin büyük çoğunluğu, “secde etti” şeklinde anlamışlardır. İfadenin orijinalinden hareketle İmam Ebû Hanife, namazda ve namaz dışında bu âyeti işiten bir kimsenin secde yerine rükû edebileceği kanaatindedir. 3 Dâvut (a.s) bazı tefsirlerin Yahûdî kaynaklarından rivâyet ettikleri gibi; bu yargı işinde taraflardan birini dinlemeyerek hata falan işlememiştir. Hz. Dâvut imtihan edildiğini anlayınca, imtihanı kazandığı için kendisine lütufta bulunan Rabbine secde etmiştir ki bir Peygambere de bu yakışır. Hattâ Hz. Ali, “her kim Dâvut olayını hikâyecilerin anlattığı şekilde anlatırsa ona yüz altmış değnek vururum.” buyurmuştur. (Elmalılı)— M. Türk