Gaşiye 26 Ayet 30. Cüz الغاشية
88

Gaşiye

— Kuşatan
26 Ayet 30. Cüz
الغاشية
88
Gaşiye
26 Ayet
الغاشية
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ ١
Hel etâke hadîsul gâşiyeh(gâşiyeti).
(Ey Muhammed!) Sana o, her şeyi kuşatacak olan (kıyamet)’in¹ haberi geldi mi? 1 Ğâşiye: Aslında örtmek, sarmak kökünden “etken sıfat fiil” (ism-i fail) olarak; “bir şeyi her taraftan sarıp bürüyen salgın, sargın, kaplayan şey” demektir. At eyerinin örtüsüne, kalp zarına, insanı veya hayvanı içinden saran derde ve kâbus gibi her taraftan saran salgın, kuşatıcı belaya da “gâşiye” denir ki; “Şimdi bunlar, kendilerine Allah’ın azabından bir kuşatmanın gelmesinden veya hiç haberleri yokken kıyametin ansızın gelivermesinden, güven içerisindeler mi?” (Yusuf: 107) âyetinde bu mânâyadır. Bu mânâdan alınarak “harf-i tarif” ile kıyametin isimlerinden olarak kullanılmıştır. Çünkü kıyamet günü, birden bire şiddetiyle halkı saracak ve ondaki dehşet verici olaylar herkesi bürüyecektir. Bazıları da (İbrahim: 50.) ayete göre ğaşiye’nin, cehennemliklerin yüzlerini saracak olan ateştir ve “saran ateş” mânâsınadır demişlerdir.— M. Türk
88:1
2
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ ٢
Vucûhun yevmeizin hâşiah(hâşiatun).
O gün kimi yüzler¹ zillete düşmüştür. 1 Buradaki “kimi” ilavesi (وُجُوهٌ) kelimesinin nekra olmasından dolayıdır. Zira o gün tüm yüzler zillete düşmeyecektir.— M. Türk
88:2
3
عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ ٣
Âmiletun nâsıbeh(nâsıbetun).
3,4. Çünkü onlar (dünyada) boşu boşuna zahmet çekip yorulmuşlar ve (sonunda) kızışmış bir ateşe girmişlerdir.¹ 1 Zîrâ bunlar; Dünyada çalışmamış, amel etmemiş değiller; Rahipler vari çalışmışlar, ibâdet etmişler, iyi yapıyoruz diye küfre hizmet etmişler, boşuna zahmet ve sıkıntı çekmişler, sonunda yaptıkları boşa gidip cehenneme girmişlerdir. Bunların durumu (Kehf: 103-106.) ayetlerinde çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. “(Ey Muhammed!): ‘Size (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?’ de. Onlar, kendilerinin iyi iş yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini, O’na kavuşmayı inkâr eden ve (dünyada iyi diye) yaptıkları (âhirette) boşa giden kimselerdir. Artık kıyamet günü Biz, kendilerini hesaba çekerek bile, onlara değer vermeyeceğiz. Onların kâfir olmalarının, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alaya almalarının cezâsı, işte bu cehennemdir.”— M. Türk
88:3
4
تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ ٤
Teslâ nâren hâmiyeh(hâmiyeten).
3,4. Çünkü onlar (dünyada) boşu boşuna zahmet çekip yorulmuşlar ve (sonunda) kızışmış bir ateşe girmişlerdir.¹ 1 Zîrâ bunlar; Dünyada çalışmamış, amel etmemiş değiller; Rahipler vari çalışmışlar, ibâdet etmişler, iyi yapıyoruz diye küfre hizmet etmişler, boşuna zahmet ve sıkıntı çekmişler, sonunda yaptıkları boşa gidip cehenneme girmişlerdir. Bunların durumu (Kehf: 103-106.) ayetlerinde çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. “(Ey Muhammed!): ‘Size (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?’ de. Onlar, kendilerinin iyi iş yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini, O’na kavuşmayı inkâr eden ve (dünyada iyi diye) yaptıkları (âhirette) boşa giden kimselerdir. Artık kıyamet günü Biz, kendilerini hesaba çekerek bile, onlara değer vermeyeceğiz. Onların kâfir olmalarının, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alaya almalarının cezâsı, işte bu cehennemdir.”— M. Türk
88:4
5
تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ ٥
Tuskâ min aynin âniyeh(âniyetin).
Onlara orada kaynar su pınarından içirilir.— M. Türk
88:5
6
لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ ٦
Leyse lehum taâmun illâ min darî’(darîın).
6,7. Onların orada, asla beslemeyen ve doyurmayan, kuru ve zehir gibi bir dikenden¹ başka, yiyecekleri de olmayacaktır. 1 (ضَر۪يعٌ), “mudarriun”, manasına, “yenilmesindeki sertliği, acılığı, yakıcılığı ile onları zillete ve alçalmaya mecbur eden bir şeyden başka bir yiyecek” yok demektir. Araplar arasında “dari”, “şibrık” denilen zehirli bir bitkidir ki kuruduğu zaman Hicazlılar buna dari’ derler. Dari’ kötü bir otlaktır ki, üzerinde yayılan hayvan ne yağ bağlar, ne et. Demek ki Arapçada darî’, insanın değil hayvanın bile yemesi mümkün olmayan dikenli, sert, yumuşak olsa da gayet fena kokulu, zehirli dikene ve bitkiye denir. Şu halde burada bu bitkinin herhangi bir özelliği değil, yenilip yutulma ihtimali olmayan elem verici bir şey olma niteliği kastedilmiştir.— M. Türk
88:6
7
لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ ٧
Lâ yusminu ve lâ yugnî min cû’(cûın).
6,7. Onların orada, asla beslemeyen ve doyurmayan, kuru ve zehir gibi bir dikenden¹ başka, yiyecekleri de olmayacaktır. 1 (ضَر۪يعٌ), “mudarriun”, manasına, “yenilmesindeki sertliği, acılığı, yakıcılığı ile onları zillete ve alçalmaya mecbur eden bir şeyden başka bir yiyecek” yok demektir. Araplar arasında “dari”, “şibrık” denilen zehirli bir bitkidir ki kuruduğu zaman Hicazlılar buna dari’ derler. Dari’ kötü bir otlaktır ki, üzerinde yayılan hayvan ne yağ bağlar, ne et. Demek ki Arapçada darî’, insanın değil hayvanın bile yemesi mümkün olmayan dikenli, sert, yumuşak olsa da gayet fena kokulu, zehirli dikene ve bitkiye denir. Şu halde burada bu bitkinin herhangi bir özelliği değil, yenilip yutulma ihtimali olmayan elem verici bir şey olma niteliği kastedilmiştir.— M. Türk
88:7
8
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ ٨
Vucûhun yevmeizin nâımeh(nâımetun).
O gün kimi yüzler de son derece mutludur.¹ 1 Nâime: Hoşluk ve yumuşaklık manasına “nüûmet”ten türetilmiş olup: “hoş” yani "Yüzlerinde nimetin neşesi görülen, nimet ve mutluluk eseri olan neşe yahut “nimet”ten türetildiği düşünülürse; nimete konmuş, nimet içinde manalarında iki şekilde tefsir olunmuştur ki, birisi netice, birisi sebep, ikisi de mutluluğu ifade eder.— M. Türk
88:8
9
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ ٩
Li sa’yihâ râdiyeh(râdiyetun).
9,10,11. Onlar da yaptıklarından memnun bir halde, içerisinde asla boş söz¹ işitilmeyen, harika bir cennettedirler. 1 Lâğıye: “Boş söz” veya “boş şeyle meşgul olan topluluk” yahut lüzumsuzluk mânâsına “akibet” gibi mastardır. Lâğıye, geçersiz kılınması ve düşürülmesi gerekli olan, önem verilecek bir faydası olmayan, boş, manasız, saçma şeylere denir. “Lâğıye söz” ise, özellikle hata ve sövme gibi “fâhiş söz” demektir. Bk. (Nebe’: 35)— M. Türk
88:9
10
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ ٠١
Fî cennetin âliyeh(âliyetun).
9,10,11. Onlar da yaptıklarından memnun bir halde, içerisinde asla boş söz¹ işitilmeyen, harika bir cennettedirler. 1 Lâğıye: “Boş söz” veya “boş şeyle meşgul olan topluluk” yahut lüzumsuzluk mânâsına “akibet” gibi mastardır. Lâğıye, geçersiz kılınması ve düşürülmesi gerekli olan, önem verilecek bir faydası olmayan, boş, manasız, saçma şeylere denir. “Lâğıye söz” ise, özellikle hata ve sövme gibi “fâhiş söz” demektir. Bk. (Nebe’: 35)— M. Türk
88:10
11
لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ ١١
Lâ tesmeu fîhâ lâgıyeh(lâgıyeten).
9,10,11. Onlar da yaptıklarından memnun bir halde, içerisinde asla boş söz¹ işitilmeyen, harika bir cennettedirler. 1 Lâğıye: “Boş söz” veya “boş şeyle meşgul olan topluluk” yahut lüzumsuzluk mânâsına “akibet” gibi mastardır. Lâğıye, geçersiz kılınması ve düşürülmesi gerekli olan, önem verilecek bir faydası olmayan, boş, manasız, saçma şeylere denir. “Lâğıye söz” ise, özellikle hata ve sövme gibi “fâhiş söz” demektir. Bk. (Nebe’: 35)— M. Türk
88:11
12
ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ ٢١
Fîhâ aynun câriyeh(câriyetun).
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.— M. Türk
88:12
13
ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ ٣١
Fîhâ sururun merfûah(merfûatun).
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.— M. Türk
88:13
14
وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ ٤١
Ve ekvabun mevdûah(mevdûatun).
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.— M. Türk
88:14
15
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ ٥١
Ve nemârıku masfûfeh(masfûfetun).
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.— M. Türk
88:15
16
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ ٦١
Ve zerâbiyyu mebsûseh(mebsûsetun).
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.— M. Türk
88:16
17
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠ ٧١
E fe lâ yanzurûne ilel ibili keyfe hulikat.
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?¹ 1 Burada Yaratıcının kudretine dikkat çekilirken ilk önce devenin ileri sürülmesi insana acayip gelirse de bu acayiplikte kastedilen mânâya isabet açısından “bera’at-i istihlal” gibi bir bediî sanat vardır. Zira maksat, bakılmaya alışılmış ve pek olağan gibi görünen şeylerin bile yaratılış niceliğinin enteresan şeylerle dolu bulunduğunu duyurmaktır. Deve yaratılışının gerçekten enteresanlığı ile beraber Arapların en yakından gözlerine çarpması gerektiği düşünülürse, bunun yaratılışının âlemi seyretmek için ilk bakılacak yer edinilmesi en uygun harekettir. Bu sayılan deveye ondan göğe, ondan dağlara, onlardan yerdeki şeylere bakmak da, bütün âleme bakma manasını taşır. Bazıları buradaki “ibil” kelimesine mecazen “yağmur yüklü bulut” anlamı vermişlerse de bu kelime bulut değil bulut çeşitlerinden birine verilen bir isimdir.— M. Türk
88:17
18
وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠ ٨١
Ve iles semâi keyfe rufiat.
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?¹ 1 Burada Yaratıcının kudretine dikkat çekilirken ilk önce devenin ileri sürülmesi insana acayip gelirse de bu acayiplikte kastedilen mânâya isabet açısından “bera’at-i istihlal” gibi bir bediî sanat vardır. Zira maksat, bakılmaya alışılmış ve pek olağan gibi görünen şeylerin bile yaratılış niceliğinin enteresan şeylerle dolu bulunduğunu duyurmaktır. Deve yaratılışının gerçekten enteresanlığı ile beraber Arapların en yakından gözlerine çarpması gerektiği düşünülürse, bunun yaratılışının âlemi seyretmek için ilk bakılacak yer edinilmesi en uygun harekettir. Bu sayılan deveye ondan göğe, ondan dağlara, onlardan yerdeki şeylere bakmak da, bütün âleme bakma manasını taşır. Bazıları buradaki “ibil” kelimesine mecazen “yağmur yüklü bulut” anlamı vermişlerse de bu kelime bulut değil bulut çeşitlerinden birine verilen bir isimdir.— M. Türk
88:18
19
وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠ ٩١
Ve ilel cibâli keyfe nusıbet.
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?¹ 1 Burada Yaratıcının kudretine dikkat çekilirken ilk önce devenin ileri sürülmesi insana acayip gelirse de bu acayiplikte kastedilen mânâya isabet açısından “bera’at-i istihlal” gibi bir bediî sanat vardır. Zira maksat, bakılmaya alışılmış ve pek olağan gibi görünen şeylerin bile yaratılış niceliğinin enteresan şeylerle dolu bulunduğunu duyurmaktır. Deve yaratılışının gerçekten enteresanlığı ile beraber Arapların en yakından gözlerine çarpması gerektiği düşünülürse, bunun yaratılışının âlemi seyretmek için ilk bakılacak yer edinilmesi en uygun harekettir. Bu sayılan deveye ondan göğe, ondan dağlara, onlardan yerdeki şeylere bakmak da, bütün âleme bakma manasını taşır. Bazıları buradaki “ibil” kelimesine mecazen “yağmur yüklü bulut” anlamı vermişlerse de bu kelime bulut değil bulut çeşitlerinden birine verilen bir isimdir.— M. Türk
88:19
20
وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠ ٠٢
Ve ilel ardı keyfe sutıhat.
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?¹ 1 Burada Yaratıcının kudretine dikkat çekilirken ilk önce devenin ileri sürülmesi insana acayip gelirse de bu acayiplikte kastedilen mânâya isabet açısından “bera’at-i istihlal” gibi bir bediî sanat vardır. Zira maksat, bakılmaya alışılmış ve pek olağan gibi görünen şeylerin bile yaratılış niceliğinin enteresan şeylerle dolu bulunduğunu duyurmaktır. Deve yaratılışının gerçekten enteresanlığı ile beraber Arapların en yakından gözlerine çarpması gerektiği düşünülürse, bunun yaratılışının âlemi seyretmek için ilk bakılacak yer edinilmesi en uygun harekettir. Bu sayılan deveye ondan göğe, ondan dağlara, onlardan yerdeki şeylere bakmak da, bütün âleme bakma manasını taşır. Bazıları buradaki “ibil” kelimesine mecazen “yağmur yüklü bulut” anlamı vermişlerse de bu kelime bulut değil bulut çeşitlerinden birine verilen bir isimdir.— M. Türk
88:20
21
فَذَكِّرْ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ ١٢
Fezekkir innemâ ente muzekkir(muzekkirun).
21,22. (Ey Muhammed!) Sen öğüt ver. Zîrâ senin görevin, sadece öğüt vermektir. Çünkü sen, onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.— M. Türk
88:21
22
لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ ٢٢
Leste aleyhim bi musaytır(musaytırın).
21,22. (Ey Muhammed!) Sen öğüt ver. Zîrâ senin görevin, sadece öğüt vermektir. Çünkü sen, onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.— M. Türk
88:22
23
اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ ٣٢
İllâ men tevellâ ve kefer(kefere).
23,24. Ancak kim de (haktan) yüz çevirir ve kâfir olursa, Allah onu en büyük azap ile cezâlandıracaktır.— M. Türk
88:23
24
فَيُعَذِّبُهُ اللّٰهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَۜ ٤٢
Fe yuazzibuhullâhul azâbel ekber(ekbere).
23,24. Ancak kim de (haktan) yüz çevirir ve kâfir olursa, Allah onu en büyük azap ile cezâlandıracaktır.— M. Türk
88:24
25
اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْۙ ٥٢
İnne ileynâ iyâbehum.
Onlar, (ne yaparlarsa yapsınlar) şüphesiz sonunda dönüp dolaşıp Bize gelecekler.— M. Türk
88:25
26
ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ ٦٢
Summe inne aleynâ hisâbehum.
Sonra da Bize mutlaka hesap verecekler.— M. Türk
88:26
Gaşiye
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle