Zariyat 60 Ayet 26. Cüz الذاريات
51

Zariyat

— Tozutup Savuran
60 Ayet 26. Cüz
الذاريات
51
Zariyat
60 Ayet
الذاريات
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالذَّارِيَاتِ ذَرْواًۙ ١
Vez zâriyâti zerven.
Esip savuran¹ (rüzgâr)lara, 1 Zariyat; kırıp ufalayan, savuran, toz duman edip götüren kuvvetler demektir. Bunlar; toprağı savuran rüzgârlar, volkanlar, barut ve dinamit gibi şiddetli patlayıcı olan her şey olabilir. Yukarıdaki, “rüzgâr” açıklaması, Hz. Ali’den rivâyet olunan (İbnu Kesir) açıklama dikkate alınarak yapılmıştır. Bu kelime, “doğurgan kadın” anlamına da gelmektedir.— M. Türk
51:1
2
فَالْحَامِلَاتِ وِقْراًۙ ٢
Fel hâmilâti vıkren.
Ağır yük taşıyan¹ (bulut)lara, 1 Veya gebe kadınlara...— M. Türk
51:2
3
فَالْجَارِيَاتِ يُسْراًۙ ٣
Fel câriyâti yusren.
Kolayca akıp giden¹ (gemi)lere, 1 Bu ifâdeden, bugün seri bir şekilde hareket ederek akıp giden tren, otomobil, gemi ve uçak gibi vasıtalar da anlaşılabilir.— M. Türk
51:3
4
فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْراًۙ ٤
Fel mukassimâti, emren.
İş(ler)i taksim eden (melek)lere¹ yemin olsun ki,² 1 Yani bütün bunları varacakları yerlere yetiştirmek için Allah’ın emrini taksim eden, Cebrail, Mikail, İsrâfil ve Ölüm Melekleri gibi meleklere… 2 Yukarıdaki ayetlerde sıfatlar zikredilmiş fakat mevsuflar (nitelenenler) zikredilmemiştir. Parantez içerisinde ifade edilen kelimeler, ya o sıfatlara uygun olan kelimelerdir ya da o konudaki rivayetlere dayanan kelimelerdir. Tabii ki en doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
51:4
5
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ ٥
İnnemâ tûadûne le sâdikûn.
O size vâdedilenler, kesinlikle doğrudur.— M. Türk
51:5
6
وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِـعٌۜ ٦
Ve inned dîne le vâkıu(vâkıun).
Şüphesiz hesap ve cezâ günü, mutlaka olacaktır.— M. Türk
51:6
7
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ ٧
Ves semâi zâtil hubuki.
Yollar ve yörüngelerle donatılmış¹ göğe, yemin olsun ki, 1 Hubük: Habîke ve hibak’ın çoğuludur. Habîke: dikkatle, sağlam ve sanatlı, yol yol dokunmuş güzel kumaş demektir. Hibak ise: rüzgârın deniz veya kumda meydana getirdiği yol demektir.— M. Türk
51:7
8
اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ ٨
İnnekum le fî kavlin muhtelifin.
Siz gerçekten çok çelişkili sözler söylüyorsunuz.¹ 1 Yani; “gökleri ve yeri yaratan, Allah” der sonra da tutar başkalarına taparsınız, Peygambere; “büyücü, şair, mecnun” gibi çelişkili sözler söylersiniz. Bir taraftan âhireti inkâr eder, bir taraftan da bize şefâat ederler diye putlara taparsınız.— M. Türk
51:8
9
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ ٩
Yû’feku anhu men ufik(ufike).
İnkâr eden, ancak kendisini aldatır.— M. Türk
51:9
10
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ ٠١
Kutilel harrâsûne.
10,11. Kahrolsun o, şuursuzca cehalet bataklığında yüzen yalancılar!¹ 1 Harras: Yani soyut olarak kendi zan ve tahminlerine göre atan, fikir namına kendi hevalarını ileri süren, kendilerini Allah ve Rasulünün yanındaymış zannedip ona göre yorum yapan yalancılar demektir.— M. Türk
51:10
11
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ ١١
Ellezîne hum fî gamretin sâhûne.
10,11. Kahrolsun o, şuursuzca cehalet bataklığında yüzen yalancılar!¹ 1 Harras: Yani soyut olarak kendi zan ve tahminlerine göre atan, fikir namına kendi hevalarını ileri süren, kendilerini Allah ve Rasulünün yanındaymış zannedip ona göre yorum yapan yalancılar demektir.— M. Türk
51:11
12
يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ٢١
Yes’elûne eyyâne yevmud dîn(dîni).
Onlar bir de: “Hesap ve cezâ günü ne zamanmış?” diye soruyorlar!— M. Türk
51:12
13
يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ ٣١
Yevme hum alen nâri yuftenûne.
O gün, onların cehennemde azap görecekleri gündür.¹ 1 Fitne: Altın ve gümüş gibi bir madeni iyisini kötüsünden ayırt etmek için ateşe sokmak demektir. Mecâzen, sıkıntıya sokmak, imtihan etmek, azdırmak, anlamlarında da kullanılır. Bu âyetle (En’am: 128) arasında bağlantı kuran Muhammed Esed ve bazı müfessirler cehennemin ebedî olmayacağı görüşünü ortaya atmışlarsa da (Hûd:107-108) de cennet ve cehennem hayatı için aynı ifâdeler kullanılmıştır. Ayrıca (En’am: 128) de zâten cehennem hayatının ebedîliği ifâde edilmektedir. Ancak sonundaki “Allah aksini dilemedikçe” istisnası, “Allah neyi dilerse ancak onun olacağının” ifâdesidir.— M. Türk
51:13
14
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ٤١
Zûkû fitnetekum, hâzellezî kuntum bihî testa’cilûn(testa’cilûne).
(O gün) onlara: “Hemen gelmesini isteyip durduğunuz azabınızı tadın bakalım.” denilir.— M. Türk
51:14
15
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٥١
İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnin.
15,16. Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini, hak edip alanlar olarak, kesinlikle cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce (Allah’ı) görüyormuş gibi ibâdet eden kimselerdi.— M. Türk
51:15
16
اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ ٦١
Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn(muhsinîne).
15,16. Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini, hak edip alanlar olarak, kesinlikle cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce (Allah’ı) görüyormuş gibi ibâdet eden kimselerdi.— M. Türk
51:16
17
كَانُوا قَل۪يلاً مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ٧١
Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn(yehceûne).
17,18. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyurlar,¹ seher vakitlerinde de (Allah’tan) bağışlanma dilerlerdi. 1 Hucu’: “az uyku ve bilhassa gece uykusu demektir.” Buradaki (مَا) zaid, mevsule veya masdariyye olabilir. Yukarıdaki tercüme (مَا) mevsule, (قَل۪يلًا) ise mahzuf mutlak mef’ul’den bedel olarak tercüme edilmiştir. (مَا) Nafiye olarak alınırsa ayetin anlamı: “Ba’zı geceler biraz bile uyumaz, gecenin tamamını ihya ederlerdi” olursa da yukarıdaki tercüme daha zâhirdir.— M. Türk
51:17
18
وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ٨١
Ve bil eshârihum yestağfirûne.
17,18. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyurlar,¹ seher vakitlerinde de (Allah’tan) bağışlanma dilerlerdi. 1 Hucu’: “az uyku ve bilhassa gece uykusu demektir.” Buradaki (مَا) zaid, mevsule veya masdariyye olabilir. Yukarıdaki tercüme (مَا) mevsule, (قَل۪يلًا) ise mahzuf mutlak mef’ul’den bedel olarak tercüme edilmiştir. (مَا) Nafiye olarak alınırsa ayetin anlamı: “Ba’zı geceler biraz bile uyumaz, gecenin tamamını ihya ederlerdi” olursa da yukarıdaki tercüme daha zâhirdir.— M. Türk
51:18
19
وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ٩١
Ve fî emvâlihim hakkun lis sâili vel mahrûmi.
Onların mallarında da isteyen ve isteyemeyen yoksullar için bir hak vardır.¹ 1 Yani onlar, sadakalarını ve zekâtlarını verirlerdi.— M. Türk
51:19
20
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ ٠٢
Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne.
20,21. Gerçekten inanmak isteyenler için yeryüzünde de kendinizde de nice işaretler, vardır. Hâlâ (bu gerçekleri) görmeyecek misiniz?— M. Türk
51:20
21
وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ١٢
Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn(tubsirûne).
20,21. Gerçekten inanmak isteyenler için yeryüzünde de kendinizde de nice işaretler, vardır. Hâlâ (bu gerçekleri) görmeyecek misiniz?— M. Türk
51:21
22
وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ٢٢
Ve fîs semâi rızkukum ve mâ tûadûn(tûadûne).
Sizin rızkınız da size vâdedilen her şey de göktedir.— M. Türk
51:22
23
فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ ٣٢
Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn(tentıkûne).
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, (size vâdedilenler) sizin kendi aranızda konuştuklarınız kadar gerçektir.— M. Türk
51:23
24
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ ٤٢
Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukremîn(mukremîne).
Sana İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi geldi mi?— M. Türk
51:24
25
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٥٢
İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâm(selâmun), kavmun munkerûn(munkerûne).
(Bir zamanlar melekler, İbrahim’in) yanına girince ona: “Allah’ın selâmı üzerine olsun” dediler. O da: “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun”¹ dedi ve (içinden): “Bunlar yabancı bir topluluk!” diye geçirdi. 1 “Selâmen” demek, (نُسَلِّمُ سَلَامًا عَلَيْكَ) terkîbinden muhaffeftir. Yani mahzuf fiilin mutlak mef’ulüdür. “Sana selâm verir, selâmet dileriz” demektir. “Selamün” (سَلَامٌ) ise (عَلَيْكُمْ سَلَامٌ) “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun” demektir.— M. Türk
51:25
26
فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ٦٢
Fe râga ilâ ehlihî fe câe bi iclin semînin.
26,27. Hemen sezdirmeden eşinin yanına gidip çok geçmeden semiz bir buzağı (eti) getirdi ve önlerine koyarak “yemez misiniz?” dedi.— M. Türk
51:26
27
فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ ٧٢
Fe karrebehû ileyhim kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).
26,27. Hemen sezdirmeden eşinin yanına gidip çok geçmeden semiz bir buzağı (eti) getirdi ve önlerine koyarak “yemez misiniz?” dedi.— M. Türk
51:27
28
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٨٢
Fe evcese minhum hîfeh(hîfeten), kâlû lâ tehaf, ve beşşerûhu bi gulâmin alîm(alîmin).
Derken onlardan korkmaya başladı. Onlar da “korkma” dediler ve ona, bilgin bir erkek çocuk müjdelediler.— M. Türk
51:28
29
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ٩٢
Fe akbeletimreetuhu fî sarretin fe sakket vechehâ ve kâlet acûzun akîmun.
(Bunun üzerine) karısı çığlıklar atarak döndü, elini yüzüne kapatıp: “Kısır bir kocakarı (çocuk mu doğurur)? dedi.— M. Türk
51:29
30
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٠٣
Kâlû kezâliki kâle rabbuk(rabbuki), innehu huvel hakîmul alîmu.
Onlar da: “Orası öyle ama senin Rabbin, böyle buyurdu. Çünkü O bilenin, hüküm (ve hikmet) sahibi olanın tâ kendisidir.” dediler.— M. Türk
51:30
Yükleniyor...
Zariyat
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle