وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥٢
Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Onların içerisinden bir kısmı, seni dinler (gibi yaparlar) fakat Biz onların kalplerine, o (âyetleri) hakkıyla kavrayıp anlamalarını engelleyen bir kapalılık,¹ kulaklarına da bir ağırlık verdik. Bu yüzden o kâfirler senden ne kadar mûcize görürlerse görsünler, inanmadıkları gibi senin yanına geldiklerinde de: “Bu Kur’an, kesinlikle eskilerin masallarından² başka bir şey değildir.” diyerek seninle tartışırlar.
1 Ekinne: Kimsenin bilmediği garib bilinmeyen ve kat kat örtüler demektir. 2 Esatir: (سَطَرَ) fiilinden türetilmiştir. (سَطْر) çoğulu, sütûr, sütûr’un çoğulu estâr, estârın çoğulu da esatîr’dır. Razî ve İbnu Abbas, (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) “esatîr’ül-evvelîn”i: “evvelkilerin satırlara dökerek yazdıkları şeyler” diye tefsir etmişlerdir. Bazıları da esatirin; hurafeler, batıl, uydurma, saçma, masal demek olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu, tefsir değil, manadır. Latince “isturya, istuvar, historie” kelimeleri de her ne kadar “tarih” diye tercüme edilmekte ise de “esatir” kelimesiyle alâkalıdır. Esatir, öncekilerin yazdıkları şeyler, hurafeler, uydurma masallar, destanlar demektir. Yunanlılar buna “Mitoloji” derler. Yunanlılar, masallar, tarihî efsaneler yazmayı bir edebi sanat addetmişler ve bu suretle birçok tanrı ve eski kahraman hikâyeleri yazmışlardır. Bunları da bilginin kaynağı saymışlar, tarih, felsefe ve ilk dinler bunlardan çıkmıştır, demişlerdir. Birçokları da tarihin, felsefenin, ilmin, dinin birer masal demek olduğu vehmine kapılarak yeni yeni masallar uydurmakla yeni tarihler, yeni felsefeler, yeni dinler, ilimler icat olunabileceği vehmine düşmüşler. Dinin, hakkın bir hakikati olduğunu, ilkel din dediklerinin bile bir hak dinin bozulan bir şekli olduğunu anlamamışlardır. Hatta bunu Darwin nazariyesinin bıraktığı yerden alarak dinlerde de tekâmül olduğu yalanına çevirmişlerdir. Bunlar hak ve batılı ayırt etmeyerek tüm dinlere (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) “esatır’ül-evvelîn” ve “hurafeler” dermişlerdir. İşte bu âyet bize gösteriyor ki; “Kur’an, kesinlikle eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyen kâfirler de bunlardan ve bunların pirlerindendir. Kâfirler böyle demekle; “Kur’an ilâhî, bir kitap değil, bunun kaynağı eskiden yazılmış olan kitaplardır, Muhammed bunu eski kitaplardan yazdırıyor. Öyleyse bu bir mûcize olmayıp, boş satırlardan, hurafelerden ve masallardan ibarettir.” demek istiyorlar. Bu günkü kâfirlerin de İslâm’a karşı yegâne sözleri; hurafe demekten başka bir şey değildir. Hatta bazıları da: “bu dine hurafeler karışmış bunları ıslah etmeli” diyerek dindarlık kisvesi altında, dinsizlik yapmaktadırlar. (Özetle-Elmalılı) Bk. (Enfal: 31, Nahl: 24, Furkan: 5, Neml: 68, Ahkaf:17, Kalem:15, Mutaffifin:13,Mü’minûn: 83)— M. Türk