يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ(ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh(kerihtumûhu), vettekullâh(vettekullâhe), innallâhe tevvâbun rahîm(rahîmun).
Ey îman edenler, zandan¹ çok kaçının; zîrâ zannın bir kısmı günâhtır.² Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın.³ Kiminiz de kiminizin gıybetini⁴ yapmasın. Sizden biriniz hiç ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? (Bak, nasıl da) tiksindiniz. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.
1 Zan: Kelime olarak, sanmak ve tahmin etmek demektir. Terim olarak ise, bir kimse hakkında hiçbir bilgi ve delil bulunmayan bir şeyi doğruymuş gibi kötülükle töhmet altına alarak söylemektir. Bu ayette Rabbimiz: “Ey îman edenler, zandan çok kaçının; zîrâ zannın bir kısmı günâhtır…” buyurmaktadır. Âyetin bu bölümü, “Ey îman edenler, zannın pek çoğundan kaçının” diye tercüme edilebilirse de; bazı zanlardan sakınmamayı ifade ettiği için çok da doğru olmayabilir. Peygamber (s.a.v) de: “Zandan sakının. Şüphesiz zan sözün en yalan olanıdır.” buyurmuştur. Buraya kadarı kişilerle ilgili olan zandır. Bir de; Allah’ın dinini ucuza satma yolunda yapılan ve; “bana göre …” diye başlayan zanlar vardır ki bu zanlar daha da tehlikelidir. Zira Rabbimiz: “Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Hâlbuki zan, Hak’tan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Muhakkak ki, onların ne yaptıklarını Allah çok iyi bilir.” (Yunus: 36) buyurmaktadır. Bk. (Âlu İmran: 188) 2 Bu bölüm, “Ey îman edenler, zannın pek çoğundan kaçının zîrâ zannın bir kısmı günâhtır.” diye de tercüme edilebilir. İsm: Sonunda üzerine ceza gereken günahtır. Çünkü zan, ihtimal üzere bir hüküm olduğundan bir kısmı hakka hiç isabet etmez. Etmeyince de başkasının hakkı olan hususta o şahsın aleyhine hüküm, bühtan, iftira ve vebal oluşur. Zannın bazısı günah olunca da böyle bir vebal ve zarara düşmemek için çekinmek ve hangi çeşit zandan olduğunu düşünmek üzere onun birçoğundan sakınmak lâzım gelir. Yasaklanan çirkinliklerden birçoğu da böyle zanlardan meydana gelir. Gerçi zannın hepsi günah değildir. Allah’a ve mü’minler’e “hüsn-i zann” gibi vâcib olan zann da vardır. Hüsn-i zann imandandır. Bazılarının ğaybî konulara taş atarak ortaya attıkları “nev zuhur” saçmalıklar buna girer. Burada ma’rife olarak (كَث۪يرَ الظَّنِّ) denilmeyip de nekra olarak (كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّ) buyurulmasının nüktesinde de Zemahşerî: “Bunun nekra gelmesi baziyyet manasını ifade etmek ve zanların içinde tayin olmaksızın genel olarak sakınılması vâcib olanlar bulunduğunu işaret eylemek içindir. Yani herkes hak ve bâtılı iyice araştırmadan zanna cüret etmesin, Allah’tan korksun. Eğer ma’rife getirilse idi zandan sakınma emri az bir zanna değil çok olan zanna sıfat imiş ve sakınılması gereken zan çoklukla muttasıf olan zan olup az olan zanna ruhsat var imiş gibi anlaşılabilirdi. Binâenaleyh bilinmeyen bir adama hüsn-i zan, vâcib olmasa bile sû-i zan da câiz olmaz. Lâkin fasıklığı ile tanınan kimselere sü-i zan haram olmaz” demiştir. 3 Tecessüs: Hastalığı sağlığı anlamak için nabız yoklamak, dikkat ve gayretle haber araştırmak anlamlarına gelir. Terim anlamı ise bir kimsenin ayıbını araştırmak, casusluk yapmak demektir. Yani mü’minlerin eksikliklerini bulacağız, açık delil ve işaretler elde ederek zan veya yakîn meydana getireceğiz diye casus gibi inceden inceye yoklayıp araştırmayın da görünene bakın, Allah’ın örttüğünü örtün. Bir hadîs-i şerifte: “Müslümanların ayıplarını araştırmayın. Zira her kim Müslümanların ayıplarını araştırırsa, Allah da onun ayıbını takip eder, nihâyet evinin içinde bile onu rezil-rüsva eyler” buyurulmuştur. Rivayet olunur ki: Hz. Ömer Medine’de geceleyin gezerdi. Bir gece bir evde şarkı söyleyen bir adamın sesini işitince, duvardan atlayarak içeri girdi. Baktı ki yanında bir kadın bir de şarap var. Adama: “Ey Allah’ın düşmanı! Sen günah işleyeceksin de Allah senin günahını örtecek mi sandın?” dedi. Adam: “Sen de acele etme, ey mü’min-lerin emiri! Ben bir günah yaptım ise, sen üç hususta günah işledin. Allah, tecessüs etmeyin buyurdu, sen tecessüs ettin. Allah, evlere kapılarından girin dedi, sen duvardan atladın. Allah, evlere izin alarak ve selam vererek girin dedi, sen benim evime izinsiz girdin” deyince Hz. Ömer: “Şimdi ben seni affedersem sen de beni affeder misin?” dedi. O da: “Evet” dedi. Bundan sonra Hz. Ömer o adamı o halde bırakarak evden çıktı gitti. 4 Gıybet: Bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı bir şey söylemektir. Peygamber (s.a.v) “gıybet kardeşini hoşlanmayacağı bir şey ile anmandır. Eğer söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun, yoksa ona iftira etmiş olursun” buyurdu. (Neseî, Tirmizî, Müslim, Ebû Dâvud) Ancak; kötülüğe engel olmak, sakındırmak ve tarif için o şahsı küçümseyici olmamak şartıyla fiskını ve zulmünü anarak arkasından konuşmak gıybet olmaz. Gıybet üç çeşittir. 1. Gıybet edip de, “ben gıybet etmiyorum onda olanı söylüyorum” demektir. Bu, kesinlikle haramı helâl saymak olduğu için küfürdür. 2. Gıybet edip gıybetin başkalarına ulaşmasıdır. Bu günahtır, helalleşmedikçe tövbe ile kurtulunamaz. Çünkü kul hakkı teallûk etmiştir. 3. Sahibine ulaşmayan gıybettir. Bu hem kendisine ve hem gıybet ettiği kimseye istiğfar ederek tövbe etmekle affolunabilir.— M. Türk