Saffat 182 Ayet 23. Cüz الصافات
37

Saffat

— Saf Tutanlar
182 Ayet 23. Cüz
الصافات
37
Saffat
182 Ayet
الصافات
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالصَّٓافَّاتِ صَفاًّۙ ١
Ves sâffati saffâ(saffen).
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir. 1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.— M. Türk
37:1
2
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراًۙ ٢
Fez zâcirâti zecrâ(zecran).
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir. 1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.— M. Türk
37:2
3
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراًۙ ٣
Fet tâliyâti zikrâ(zikran).
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir. 1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.— M. Türk
37:3
4
اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ ٤
İnne ilâhekum le vâhıd(vâhıdun).
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir. 1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.— M. Türk
37:4
5
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ ٥
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık(meşârıkı).
(O aynı zamanda) hem göklerin, hem yerin, hem de ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olduğu gibi doğuların¹ da Rabbi’dir. 1 Burada doğu’nun çoğul kullanılması; güneşin her gün aynı yerden doğmadığı anlamına geldiği gibi, Allah’ın kitabının okundukça, gönüllere güneş gibi doğacağına da bir işaret olabilir.— M. Türk
37:5
6
اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْـكَوَاكِبِۙ ٦
İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib(kevâkibi).
Şüphesiz Biz, dünya göğünü yıldızların güzelliğiyle süsledik.— M. Türk
37:6
7
وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ٧
Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid(mâridin).
Ve onu her türlü azgın şeytanın¹ şerrinden tamamen koruduk. 1 Buradaki şeytanı, iblis gibi şeytan şeklinde anlamak mümkünse de haktan uzak, tüm şeytanlıklara sahip şahıslar, olarak anlamak da mümkündür. Bu şahıs, hükmî şahsiyet de olabilir.— M. Türk
37:7
8
لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَأِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ ٨
Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ ve yukzefûne minkulli cânib(cânibin).
8,9. O (şeytanlar) yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler¹ ve onlar, her yönden kovularak uzaklaştırılırlar. Bir de onlar için bitmeyen azap vardır. 1 Yani onlar melekleri dinleyemez, Peygamberler gibi vahiy alamazlar, miraca çıkamazlar.— M. Türk
37:8
9
دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ٩
Duhûran ve lehum azâbun vâsib(vâsibun).
8,9. O (şeytanlar) yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler¹ ve onlar, her yönden kovularak uzaklaştırılırlar. Bir de onlar için bitmeyen azap vardır. 1 Yani onlar melekleri dinleyemez, Peygamberler gibi vahiy alamazlar, miraca çıkamazlar.— M. Türk
37:9
10
اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ٠١
İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu şihâbun sâkib(sâkibun).
Ancak söz hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. ¹ 1 Şihâb: Ateş alevi demektir. Parıltılarından dolayı yıldızlara ve süngüye de şihâb denilir. Özellikle gökyüzünde yıldız kayıyor gibi görünen parıltıya da “şihâb” denilmiştir. Yukarıdaki âyetler; semavî olarak vahyolunan Kur’an’a ve Hz. Muhammed (a.s)’a yapılabilecek şeytanlıkların ve Peygambere karşı rekabete kalkışıp din uydurmağa çalışan dinsizlerin uğrayacakları maddî ve manevî hezimet ve perişanlıklarını temsili olarak anlatmaktır. 8. âyette “İlahi haberlerin”, 7. âyette de “semanın” korunacağı ifâdelerinden aralarında bir teşbih düşünülebilir. Buna göre; İlahi mesaj olan Kur’an “sema” gibidir, “yıldızlar ve burçlar” gibi âyet ve surelerle süslenmiştir. Ve bu Kur’an her tür şeytan ve şeytanî fikirlerden korunmuştur. Bu şeytanlar ona normal bir şekilde bakamazlar ve ondan istifâde edemezler. Olsa olsa göz ucuyla bakar, yalan yanlış bilgilerle şeytanlık yapmak isterler. Bunları da şihâb gibi “nebiler, âlimler” yok eder veya âhirette cehennem onları yakar. Bk. (Hicr: 17-18)— M. Türk
37:10
11
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ ١١
Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halaknâ, innâ halaknâhum min tînin lâzib(lâzibin).
(Ey Muhammed!) Kâfirlere: “Kendilerini (âhirette tekrar) yaratmamızın, yarattıklarımızın tamamını yaratmaktan daha mı zor?” olduğunu sor. Doğrusu Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.— M. Türk
37:11
12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ ٢١
Bel acibte ve yesharûn(yesharûne).
Fakat sen (buna) hayran kalırken, onlar alay ediyorlar.— M. Türk
37:12
13
وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ ٣١
Ve izâ zukkirû lâ yezkurûn(yezkurûne).
Ve uyarıldıklarında da hiç düşünmüyorlar.— M. Türk
37:13
14
وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ ٤١
Ve izâ raev âyeten yesteshırûn(yesteshırûne).
Bir mûcize gördüklerinde alay ediyorlar.— M. Türk
37:14
15
وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ٥١
Ve kâlû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.— M. Türk
37:15
16
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ٦١
E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn(meb’ûsûne).
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.— M. Türk
37:16
17
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ ٧١
E ve âbâunel evvelûn(evvelûne).
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.— M. Türk
37:17
18
قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ٨١
Kul neam ve entum dâhırûn(dâhırûne).
(Sen de onlara): “Evet hem de rezil bir durumda.” de.— M. Türk
37:18
19
فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ٩١
Fe innemâ hiye zecretun vâhıdetun fe izâ hum yenzurûn(yenzurûne).
O (dirilme,) korkunç bir çığlıktan ibarettir ve o anda, onlar baka kalırlar.— M. Türk
37:19
20
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ ٠٢
Ve kâlû yâ veylenâ hâzâ yevmud dîn(dîni).
Ve: “Yazıklar olsun bize! Bu, hesap günüdür.” derler.— M. Türk
37:20
21
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ ١٢
Hâzâ yevmul faslillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
(O gün onlara): “İşte bu, sizin yalanlayıp durduğunuz (Müslüman’ı kâfirden) ayırt etme günüdür.” (denilir.)— M. Türk
37:21
22
اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ ٢٢
Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn(ya’budûne).
22,23. (Ve Allah): “Toplayın şu zâlimleri, aynı yoldaki kafadarlarını¹ ve Allah’tan başka taptıklarını! Onları hemen cehennemin yoluna sürün!” 1 Eşleriyle yani; puta tapanı puta tapanla, yıldıza tapanı yıldıza tapanla, zalimi zalimle, efendisini tabisiyle yahut şeytanları ve şeytanlaşanları şeytanlarıyla…— M. Türk
37:22
23
مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ ٣٢
Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi).
22,23. (Ve Allah): “Toplayın şu zâlimleri, aynı yoldaki kafadarlarını¹ ve Allah’tan başka taptıklarını! Onları hemen cehennemin yoluna sürün!” 1 Eşleriyle yani; puta tapanı puta tapanla, yıldıza tapanı yıldıza tapanla, zalimi zalimle, efendisini tabisiyle yahut şeytanları ve şeytanlaşanları şeytanlarıyla…— M. Türk
37:23
24
وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ ٤٢
Vakıfûhum innehum mes’ûlûn(mes’ûlûne).
“Ve hesaba çekilmeleri için onları orada bekletin!” buyurur.— M. Türk
37:24
25
مَا لَـكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٥٢
Mâ lekum lâ tenâsarûn(tenâsarûne).
(Bir de onlara): “Size ne oldu da birbirinizle (dünyadaki gibi) yardımlaşmıyorsunuz?” (denilir.)— M. Türk
37:25
26
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٦٢
Bel humul yevme musteslimûn(musteslimûne).
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”¹ diyecekler. 1 Arapçada “sağdan gelmek” mecâzen; “sûret-i haktan görünmek, faydalı tavsiyede bulunmak ve bâtılı hak gibi göstermek için süslemek” anlamlarında kullanıldığından yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. Yani onlar birbirlerine girecekler. Dünyada doğruymuş gibi söyledikleri yalanları birbirlerinin yüzlerine vuracaklar.— M. Türk
37:26
27
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٧٢
Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”¹ diyecekler. 1 Arapçada “sağdan gelmek” mecâzen; “sûret-i haktan görünmek, faydalı tavsiyede bulunmak ve bâtılı hak gibi göstermek için süslemek” anlamlarında kullanıldığından yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. Yani onlar birbirlerine girecekler. Dünyada doğruymuş gibi söyledikleri yalanları birbirlerinin yüzlerine vuracaklar.— M. Türk
37:27
28
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ٨٢
Kâlû innekum kuntum te’tûnenâ anil yemîn(yemîni).
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”¹ diyecekler. 1 Arapçada “sağdan gelmek” mecâzen; “sûret-i haktan görünmek, faydalı tavsiyede bulunmak ve bâtılı hak gibi göstermek için süslemek” anlamlarında kullanıldığından yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. Yani onlar birbirlerine girecekler. Dünyada doğruymuş gibi söyledikleri yalanları birbirlerinin yüzlerine vuracaklar.— M. Türk
37:28
29
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ٩٢
Kâlû bel lem tekûnû mû’minîn(mû’minîne).
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. ¹ 1 Genelde insanları suret-i haktan görünerek kandıranlar suçlanır ve kınanır. Bunlara aldananlara da zavallılar gözüyle bakılır. Esasen ana suçlular, bunlara aldanan, üç kuruşluk dünya menfaati veya ahirette kavuşacaklarını umdukları şefaat ve torpiller uğruna yardakçılık yaparak bunlara fırsat verenlerdir. Yukarıdaki ayetler bunların ahirette ne hale geleceklerini veciz bir şekilde açıklamaktadır.— M. Türk
37:29
30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْماً طَاغ۪ينَ ٠٣
Ve mâ kâne lenâ aleykum min sultân(sultânin), bel kuntum kavmen tâgîn(tâgîne).
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. ¹ 1 Genelde insanları suret-i haktan görünerek kandıranlar suçlanır ve kınanır. Bunlara aldananlara da zavallılar gözüyle bakılır. Esasen ana suçlular, bunlara aldanan, üç kuruşluk dünya menfaati veya ahirette kavuşacaklarını umdukları şefaat ve torpiller uğruna yardakçılık yaparak bunlara fırsat verenlerdir. Yukarıdaki ayetler bunların ahirette ne hale geleceklerini veciz bir şekilde açıklamaktadır.— M. Türk
37:30
Yükleniyor...
Saffat
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle